|
(1. Bölüm için tıklayınız) - 2 - - İşte, bu dönem içerisinde Türkiye'de bu yönde de sıkıntılar baş gösterdi. Batı, laikliğine dini (Hıristiyanlık) kılıfı geçirerek meselesini bir noktada çözmüş gözükebilir. Fakat İslam beldelerindeki kukla devletlerin bu meselenin çözümünde sıkıntı yaşayacakları, bundan dolayı da daha temkinli hareket edecekleri siyasetlerine yansıyacaktır. Türkiye ve Tunus gibi yerlerde laiklik jakoben/baskıcı bir şekilde yerleşmiştir. Bunun yanında ulusalcılık laiklikle içli-dışlı olmuştur. Bu ülkelerde laikliğin muhafazakârlaştırılması ulusalcılığında yıkımı demektir. Dolayısıyla ulusçuluk zarara uğratılmadan, jakoben laiklikte bir değişimin temel esaslarında toplumla konsensüs nasıl sağlanır onun arayışları gündem konusudur. Batı kendi değişimini yaşarken sömürgelerine de değişmelerini telkin etmekte ve önlerine uygun gördükleri düzeyde modeller sunmaktadır. Bu modellerden bir tanesi ılımlı İslam modelidir ki; bu da ABD patentlidir. Balkanlara yerleşen ABD Türkiye'nin bölgede etkileyici ülkelerden biri olduğunu görmekte, bu minvalde Türkiye'nin laik, demokrat ve Müslüman kimliğini göz önünde bulundurmaktadır. Bir savunma hattı olarak düşündüğü Türkiye için İslam beldelerine örnek olacak laik, demokrat bir ülke gözü ile bakarak ılımlı İslam modelini düşünmüştür. Böylece bu model diğer İslam beldelerine de taşınacak, bu yolla İslam beldelerindeki (kendi deyimlerine göre) İslam radikalizmi (!) önlenmiş olacaktır. Böylece İslami yükselişin önüne geçilecek, savunma hattı oluşturulacak, aynı anda da Türkiye için bir model ortaya konmuş olacaktı. Fakat bu Amerika'nın "küresel tehdit" algılaması çizgisinde planlanmış, ABD'nin dünya hegemonyasını öngören bir strateji içerikli olduğundan T.C. yöneticileri tarafından uygun karşılanmamıştır. Türkiye tarafından; Amerikan strateji etkisi altında kalan, Türkiye'ye dayatılmak istenen "ılımlı İslam modelinin" laiklik ve ulusalcılıktan geriye gidiş olarak algılandı. Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan laiklik ilkesi ile bir çatışmanın yaşanması korkusu saldı. Bunun yanında İslam aleminde Türkiye'ye karşı doğacak bir tepkiden de çekinildi. Bundan dolayıdır ki Amerika'dan veya diğer batı devletlerinden gelen "ılımlı İslam modeli" söylemlerine T.C. şiddetle karşı çıktı. Bu devletin siyasetçisi ve elit tabakasından olan kişiler bakın bu hususta ne demişler: "Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu söyleyen Orgeneral Özkök, "Ülkenin ılımlı İslam modeline götürülmesine ulusça karşı çıkılacaktır" dedi." (sabah.com.tr/2005/04/21) "BU terim beni hem çileden çıkarıyor, hem de Batı'da Türkiye için kullanıldığında ürkütüyor. Terimi duyunca çileden çıkıyorum, zira terimin hiçbir anlamı yok; ürküyorum zira terim Türkiye'ye hedeflerini değiştirmesini teklif ediyor. Cumhurbaşkanı'nın hem de hükümetin ana görevi, Türkiye'de liberal/sosyal demokrasiyi güçlendirmektir. Esas soru, İslam'ın ne kadar demokrasiye uyacağı değil, Müslümanların demokrasiyi ne kadar benimseyeceğidir." (Cüneyt ÜLSEVER -Hürriyet) "Hayır, burası bir ılımlı İslam devleti değil, hiçbir zaman da bir 'İslam devleti' olmayacak; çünkü laiklik ilkesinin ortadan kaldırılması mümkün değil. Ama buna karşılık laiklik uygulamalarını mutlaka tartışmalıyız." (İsmet Berkan -Radikal) AKP hükümeti ile muhafazakâr laikliğe geçiş için yapılan atılım gösteriyor ki Amerikan tipi bir muhafazakâr laikliği doğurmaktadır. T.C.'nin sahipleri ise böylesi bir yönelişten rahatsızdır. Onlar laikliğin bu şekilde kalmasından memnun olduklarını söylemiyorlar fakat laikliğin muhafazakârlaşmasını kendi elleri ile ve kendi güvendikleri kişilerle olmasını istemektedirler. Deniz Baykal'ın açıklaması buna işaret ediyor: "CHP lideri Baykal, 'Laikliğin güvencesi benim' diyen Başbakan Erdoğan'a yüklendi. 'Kediye ciğeri emanet ederim, sana laikliği emanet etmem' diyen Baykal, 'Bu kişiler bir süre önce 'Millet istemiyorsa laiklik olur mu, elbette kalkar' demediler mi?' diye sordu." (Radikal 6 Şubat 2008) AKP hükümeti ile işler bir yere kadar gelmiştir; halk yeniden devleti sevmeye ve Tayyip Erdoğan gibilerle iş yapılabileceğine inandırılmıştır. Bundan sonraki aşamada devlet sahipleri yeniden dizginleri ele alarak kendi istedikleri bir şekilde muhafazakâr bir laikliği düşünmeye başlamışlardır. Bu dönemde AKP için kapatılma davası açılmasının arkasında yatan etkenlerden bir tanesi budur. Çünkü AKP'de değişim isteği Amerikanvâri bir laikliği kapsamaktadır. Bilindiği gibi AKP değişimden sık sık söz etmektedir. Erdoğan, televizyonlardan 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında yaptığı açıklamada şunları diyordu: "Dünya büyük bir hızla değişirken Türkiye'nin yerinde sayması kabul edilemez. Hepimiz Türkiye'nin gelecekte bugünkünden çok daha güçlü, müreffeh ve aydınlık bir ülke olacağına inanıyoruz. Bu tarihi noktada dünya yeni değerlerle yeniden kurulurken, elbette bizler de bu dünyaya uyum sağlamanın arayışı içinde olacağız." (Akşam 2004/05/01) Aslında AKP'nin yönetime alınması ile Müslüman kesimin muhafazakârlaşacağı veya muhafazakârlaştırılacağı gösterilmek istenmiştir. Fakat yönetimde bu kesimi görmek laik kesime ağır gelmiştir. İslam'la hiçbir alakası olmayan bu değişimin dahi laikleri korkutmuş olduğunu görüyoruz. T.C. laikliğin tartışmaya açılmasından hoşnut değildir. Muhafazakârlık altında toplumun İslamlaşacağından korkmaktadır. Başörtüsü meselesinde devletin hassasiyetlerinin nasıl da kabardığını hepimiz müşahede ettik. Peki, T.C. değişimi nasıl gerçekleştirebilir? - Öyle gözüküyor ki; AKP veya AKP benzeri bir partinin tamamen İslami söylemlerden uzaklaşmış olması gerekliliği. AKP İslam ile hiçbir alakası olmadığını söylese de devlet sahiplerini inandıramamaktadır. Çünkü İslami duyarlılık halen AKP'de yer alan bazı kişilerden uzaklaşmış değildir. Toplantılarında, halkla kaynaşmalarında hala İslam geleneği (!) hakimdir. Yeni bir parti veya arındırılmış AKP ile yola devam edilebilir. - Muhafazakarlığın her konuyu tartışmaya açması engellenmelidir. Dil konusu, doğu bölgesi, bölünme, federalleşme vs... bunlar T.C.'nin altını oyacak konulardır. Bundan dolayı dünya ile bütünleşme altında bölünmüşlüğün tartışılmasını devlet sahipleri istememektedir. Ulusalcılık korunmalıdır. Bu koruma yüzeyde kaybolabilir ama derinde zeminini koruması gerekliliği vardır. Çünkü T.C.'nin varlığı ancak ulusçulukla devam ettirilebilir. - İslam ise devletin en çok korktuğu meselelerden bir tanesidir. Batı, laikliğinde Hıristiyanlığı kullanmakta bir beis görmeyebilir. Çünkü Hıristiyanlığın hayata yönelik, ilişkileri düzenleyen yapısı yoktur. Fakat T.C.'nin değişimde İslam'ı söz konusu etmesi büyük tehlike doğurabilir. Çünkü İslam'ın hayata yönelik, ilişkileri düzenleyen yapısı vardır. Bir de bu millet İslam'a meyillidir. İslami (!) kılıflarla donatılmış partilere daha çok oy verilmesi bunu gösteriyor. Ayrıca değişimden yana olanlar şöyle bir görüşü de serdediyorlar: "Laik rejim, kendisinden önce, kendisiyle çatıştığı bir dünya görüşüyle uzlaşamaz. Olsa olsa, kendisinden sonra gelecek yeni bir dünya görüşüne yerini terk edebilir." (Prof. Dr. Yasin Ceylan: ODTÜ Felsefe Bölümü 22/01/2008 Radikal) Dolayısı ile T.C. önü alınmaz bir yola girmek istemiyor. Bu değişimde İslam olacaksa; felsefik, hayata etki etmeyen, mistik, kaynaklarından uzaklaştırılmış, Mevlana, Bektaşi vb.lerin yer aldığı, laikliğe hiç dokunulmadan İslam'ın kendi içeride tartışmaya açılacağı bir İslam olmalıdır. Böylece T.C. laikliğine bir kılıf geçirilmiş olabilir. Dikkat edilirse AKP'nin kapatılmasından çok laikliğin geleceği tartışılmaktadır. Batı laikliği tartışırken Türkiye Devleti bundan uzak kalamaz. Şekillenmek için derin çalışmalar yapıldığı muhakkaktır. Önümüzdeki günlerde bu ya AKP ile yola devam diyerek kalınan yerden devam edilecek veya yeni bir parti ile jakoben laiklikten muhafazakar laikliğe geçiş yapılacaktır. Şu bir gerçektir ki; her ne yapılırsa yapılsın kesilen bu elbise bu ümmete uymayacaktır. İslam kendisi dışında asla başka bir nizamla uyuşmaya girmez. O kendi başına bir nizamdır. Bu ümmette er veya geç bu gerçeği görecek, o şekil değiştirip duran münafık tipli yapılanmaya birgün dur diyecektir. İslam ümmeti için tek köklü değişim vardır oda; yeniden İslam'a yönelip, İslam akidesinden neşet eden Şer'i hükümlere bağımlılık göstererek İslam devleti Hilafeti kurmaktır. - Son - |