|
"Kim İslam'dan başka bir din ararsa o din ondan asla kabul edilmeyecektir. O kimse ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır." (Ali İmran 85) 1. Zihniyeti ve nefsiyeti İslam olan, 2. Zihniyeti salt İslam olan, 3. Nefsiyeti İslam olanlar, 4. Zihniyeti ve nefsiyeti İslam olmayanlar. 1. Zihniyeti ve nefsiyeti İslam olan herkes cennet ehlindendir. Cennete cehenneme uğramadan/girmeden cennete girecek olanlar zihniyet olarak İslam-ideolojisini benimsemiş ve bu ideolojiye göre zihniyetini şekillendiren, düşünen ve İslam akidesinin hayat öncesi ve hayat hakkında ve hayat sonrası hakkında ortaya koyduğu fikirleri savunan, insanları bu fikirlere davet eden/tebliğ eden, karşılaştığı her fikri İslam akidesinin/ideolojisinin süzgecinden geçirip, İslami fikirleri ortaya koyan zihniyet ile meyillerinde hayat nizamı olan İslam'ın hükümlerinin/kanunlarının şeklini ortaya çıkartan yani kendisinde var olan dinamik enerjiyi/içgüdülerini ve uzvi fizyolojik/ihtiyaçlarını İslam'a göre tanzim eden ve mutmain olan, bu zihniyetin ve nefsiyetin oluşumu ile cehenneme uğramadan cennete girmesine vesile olan İslam şahsiyetinin oluşumundan dolayıdır. Yaşadığı alanlarda da Şer-i hükmü esas alıp ALLAH'ın hükmüne göre de amel edendir. ALLAH bu kuluna da mümin vasfını yükleyerek onun cennet ehli olduğunu Kur'anda bizlere zikretmektedir. ALLAH kuranda mümin kulunun özelliğini şöyle tasvir ediyor: "Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır." (Hucurat 15) İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. (Nisa 13) "Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur." (Tevbe 72) ALLAH Kur'anda cennetlik kulunun tasvirini de salih amel olarak zikreder, imandan sonra gelen amelin de salih amel olduğunu vurgular: "İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar." (Bakara 82) "İnanıp güzel işler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardır." (Nisa 173) "Gerçekten iman edip salih ameller işleyenlerin ise konakları Firdevs cennetleridir." (Kehf 107) "...ALLAH iman edip salih amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir." (Fetih 29) "Erkek veya kadın her kim mümin olarak salih ameller işlerse işte onlar cennete girerler ve kendilerine hurma çekirdeğinin çukurcuğu kadar zulmedilmez." (Nisa 124) 2. Zihniyeti salt İslam olan herkes de cehennemden sonra cennet ehlindendir. İnsanların yaratılış gayesini ALLAH bizlere Kur'anda şöyle ifade eder: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat 56) "O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstündür, bağışlayandır." (Mülk 2) Doğrusu biz insanı imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık." (İnsan 2) Bu ayetlere göre yaratılış keyfiyetimizin ibadet ve salih amel olduğunu ALLAH vurgular. İbadet ve salih amel etmeden önce gelen ise imandır. İman olmadan salih amelin kişiyi kurtaracağını söylemek son derece yanlıştır. Zira amelin imansız kabul edilemeyeceği açıktır. Yine zihniyeti salt İslam akidesi olan da direk cennete giremez. Çünkü bu ALLAH'ın adaletine ve sünnetine ters düşer. İman eden bir kişi İslam ideolojisini benimsemiş zihniyet ebedi cehennemde yanmaktan kurtulmuştur. Bunun delili ise yine Kur'andır. Çünkü Kur'anda ebedi cehennemde yanacak olanları ALLAH zikretmektedir. ALLAH kendisine rasul ve nebilerine, kitaplarına, meleklerine, cennete ve cehenneme, öldükten sonra dirilmeye, İslam akidesinin hayat hakkında ortaya koyduğu nizamlara inanan kullarını ebedi cehennemde yakacak diye bir nas kuranda geçmemiştir. Ama günahkâr kullarının ise cezasını çekeceğini ALLAH bize bildirmektedir: "Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir." (Ta ha 74) "O gün günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün. Onların gömlekleri katrandandır ve yüzlerini de ateş bürümektedir." (İbrahim 49-50) "Kim zerre kadar hayır işlese onu görecektir. Her kim zere kadar şer işlemisse onu görecektir." (Zilzal 7-8) "Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur." (Nisa 136) Zihniyeti İslam olan ve büyük günahları ile ölen, ameli doğru düzgün olmayan ve tövbe etmeden ölen cehennemden sonra cennete girecek olanlardır. 3 Nefsiyeti İslam olan ama Zihniyeti İslam olmayanlar cehennem ehlindendir. Akide bir fikrin doğruluğu noktasındaki istenilen tasdiktir. Şer-i hüküm ise kulların fiilleri ile ilgili Şar'inin hitabıdır. İslam'da ameli içeren her fikrin tastiği istenir. Örneğin; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek hilafeti kurmak için çalışmak vs. Bunların hepsi birer ameli içeren fikirlerdir. Bu ameller gibi amellerin şar'i olan ALLAH'tan olduğu ve onun emri olduğunun tasdiği istenir. Namazın ya da diğer İslam'ın emrettiği amellerin ALLAH'tan olmadığını inkar eden kafir olur. Ama inkar etmeyen ve amelde etmeyen kafir değil günahkar olur. İslamda ameli içermeyen her fikir de akidevidir, kabul ister, red ister. Örneğin; İnsanların kendilerini yönetecek kanunları çıkartma hakkına insan mı yoksa ALLAH'mı sahip? Neyin helal ve neyin haram olduğunu belirleyen insan mı yoksa ALLAH'mı? Egemenlik halkınmıdır yoksa ALLAH'ın mıdır? Laiklik İslam'dan mıdır? Milliyetçilik İslam'dan mıdır? Demokrasi İslam'dan mıdır? Atatürk putunun önünde saygı duruşu durulur mu? Kafirlerin akideleri olan fikirler alınır mı? Kafirler Hz. Muhammedin ümmetini öldürürken onlara lojistik destek ve onları dost ve asker yollayabilir miyiz? Kafirlerin ideolojisi olan kapitalizmi alabilir miyiz? Şeriata küfür, Kur'ana hakaret, Efendimizi aşağılayanlara karşı ılımlı mı olmalıyız? ALLAH'a ve Resulüne savaş açanlara ve Kur'anı hayattan kaldıranlara oy vermeli miyiz? İslam yönetim nizamı olan hilafete zorba yönetim diyenleri alkışlamalı mıyız? ALLAH'ın kulu olan bir insana ibadet, ondan yardım, onu rabb, onu ilah, onu ondan daha çok sevebilir miyiz? İnsan özgür müdür? Erkekle kadın eşit midir vs. Bu gibi fikirlerin hepsi akidevidir. Çünkü ret ya da kabul ister. İslam'ın getirdiği bir şeye, ortaya koyduğu bir fikre iman etmenin ilk yolu zihniyet ve kalbin mutmain olmasıdır ki iman etmiş olsun. Nefsiyeti İslam olanlar namaz kılanlar, oruç tutanlar, hacca gidenler aynı anda laik, milliyetçi, demokrat vs. olamaz. Çünkü akidesi ile tezat oluşturur. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onlar o kimselerdir ki, dünya hayatında yaptıkları boşa gitmiştir. Üstelik kendilerinin muhakkak iyi yaptıklarını zannederler." (Kehf 104) "Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar. Allah'a ortak koşan, muhakkak ki, derin bir sapıklığa düşmüştür." (Nisa 116 4 - Zihniyeti ve Nefsiyeti İslam ideolojisi olmayan herkes ebedi cehennem ehlindendir. ALLAH'u Teala cehennemde ebedi kalacak olanları bize Kur'anda zikretmektedir. Kafirler; İslam'ı inkar eden, nimete nankörlük eden, uzak kalan, kaçınan, örtenlerdir. Münafıklar; İslam'a aklen ve kalben tasdik etmeyen/inanmayan ama inandığını söyleyen ve Müslümanları kandıranlardır. Müşrikler; ALLAH'a ortak kosan / şirk koşanlardır. Ehli kitaptan olanlar; yahudiler ve Hıristiyanlardır. Zındıklar; ALLAH'a ve ahirete inanmayanlar, dinsizler, münkirler, mülhidlerdir. Mürdetler; Müslüman olduktan sonra İslam'dan dönüp başka bir dine giren veya dinsizliği tercik edenlerdir. Mecusiler; ateşe tapan, nur ile zulmeti iki hayır ve şer kaynağı olarak kabul eden müşrikler topluluğudur. Ateistler; hiç bir ilah kabul etmeyenlerdir. Putperestler; insanların ALLAH'u Teala'ya yapmaları gereken ibadet, göstermeleri gereken saygı, sevgi ve korkuyu O'nun dışında her hangi bir mahlûku mabut kabul ederek ona yönelenlerdir. Fasıklar; ALLAH'ın emirlerine aykırı davrananlar, günahkar, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık haline getirenlerdir. Zalimler; bir kimsenin hakkını zorla elinden alanlar, haksızlık yapanlar, merhametsiz ve gaddar olanlardır. Fasıklar ve zalimler akidevi noktada bir bozukluk yoksa ebedi cehennemde kalmazlar. Bunlar ikinci kısma girerler. "Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz." (Enbiya 98) Buraya kadar olan açıklamalardan sonra İslam yönetim nizamı olan Hilafeti konu edineceğim inşaAllah. 1- Hilafet nedir ne anlama gelir? 2- Hilafetin ikamesi için verilen süre, 3- Hilafetin kurulması için çalışmayan Müslümanlar, 4- Hilafetin getirisi. 1-Hilafetin lügat manası; birinin yerine geçmek, arkasından gelmek ve temsil etmektir. Bir fıkıh terimi olarak hilafet; İslam toplumunun ve devletinin başkanlığını ifade etmektir. Aynı manada imaret ve imamet terimleri de kullanılmaktadır. İmametin lügat manası; İmamlık, namazda cemaati idare eden, halifelik, Emir.ül müminin olmaktır. Buraya kadar olan açıklamalardan anlaşılan ise; İslam şeriatının hükümlerinin hakim kılınıp İslam davetinin tüm insanlığa taşınması için yeryüzündeki tüm Müslümanların önderliğidir. Bu anlamda imametle hilafet özdeş kavramlardır. Sahih hadislerde de her iki kelime aynı anlamda kullanılmışlardır. Kur'an ve Sünnete ait hiç bir metinde imamet ve Hilafet birbirine zıt anlamlarda geçmemiştir. Bu nedenle imamet ve hilafet kelimelerini birbirine tercih noktasında bir zorlamaya da gerek yoktur. Önemli olan kelimeler değil içerikleridir. Hilafet demek; İslam yönetim nizamı demektir. 2-Hilafetin tekrar ikame edilmesi için her bir Müslüman'a verilen süre 2 gece 3 gündüzdür. Bilindiği gibi 1918 de fiili olarak, 1924 yılında da İngilizler ve onların müttefikleri ve hain ajanlarından olan Kemal Atatürk, hain arkadaşı olan İnönü elleriyle Allah'ın Resulünün ve ümmetin yönetim nizamı olan hilafet kaldırıldı. Ne gariptir ki; savaşmış olduğu düşmanlarının akidelerini, yönetim ve nizamlarını alıp İslam Akidesi ve yönetim nizamı olmayan ve İslam'a göre küfür ve şirk olan laiklik, demokrasi ve cumhuriyeti alarak, Ümmeti Muhammedi bu küfür nizamları ile 1924 yılından bu güne kadar bu nizamlara göre koyun gibi güdüyorlar. Yine ne gariptir ki; her sene cumhuriyetin kutlamaları yapılır TC. tarafından. Hâlbuki böyle bir kutlamayı yapma şerefine İngilizler daha laiktir. Çünkü hilafeti yıkan ve cumhuriyeti kuran onlardır. Bu onların bayramıdır. Ama nedense onlar öyle bir bayram yapmaz. Peki, sizlere ne oluyor ey Müslümanlar. ALLAH'ın ve Resulünün yönetim nizamı olan HİLAFET kaldırıldı diye mi kutlamalar yapıyorsunuz? Evet, insanlar arasından ALLAh'u Teala tarafından seçilerek en hayırlı ümmet vasfını alan, Hz. Muhammedin ümmetinden olan her mümine Hilafetin ikamesi için dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tanınan süre 2 gece ve 3 gündüzdür. Bunun delili ise İcma-ul Sahabedir. Çünkü alemlere rahmet olarak gönderilen, ALLAH'ın Resulü ve Nebisi olan Hz. Muhammed (sav) Efendimiz Rabbimize kavuştuğu an bazı sahabeler Efendimiz ile ilgilenirken bazıları da İslam yönetim nizamı olan Hilafetin temsilcisi, Halifenin ikamesi için uğraşıyorlardı. Bu uğraş ise tam 2 gece ve 3 gündüz sürdükten sonra Hz. Ebu Bekir (ra.)'ya Halife olarak beyat edildikten sonra, halifenin varlığı ile Efendimizin tertemiz cesedini toprağa verdiler. (ALLAH toprağını nur üstüne nurlandırsın.) Bugün ise, Hilafetin yıkılışı üzerinden geçen tam 84 yıl ve 2 ay geçmiştir ki hala bir liderimiz ve devletimiz yoktur. Yeryüzündeki bütün Müslümanları Hilafetin kurulması için Hizb-ut tahrirle çalışmaya davet ediyorum. 3- Hilafetin kurulması için çalışmayan her bir Müslüman'ın ölümü cahiliye ölümü olduğunu Rasulullah Efendimiz haber vermektedir. "Kim Allah'a itaatten elini çekerse, Kıyamet gününde lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allahu Teala'yla karşılaşacaktır. Kim de boynunda Halife ye biat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür." (Müslim k. imare h. no 1851) Allah'u Teala'nın göndermiş olduğu risaletinin amacı o risalete göre yasamak, o risaletin içindeki hükümleri tatbik etmek ve yaşatmaktır. Bu risaletin uygulanma ve tatbik etme keyfiyeti ise, bizzat devletin ve devletin yönetim nizamı olan hilafetin temsilcisi olan halifenin varlığı ile söz konusudur ve onun tarafından gerçekleşir. Çünkü İslam'daki hükümleri tatbik ettiren, uygulatan gücü Allah, Halifeye vermiştir. Ama İslam devleti ve onun akidesinin yönetiliş şekli olan hilafet ve hilafetin uygulayıcısı olan halife yoksa Allah'u Teala bunların tekrar kurulması yetkisini her bir Müslüman' vermiştir. Bugün ise İslam devleti hilafet ve halife yoktur. Bunları ikame etmek için çalışmayan her bir Müslüman'ın ölümü cahiliye ölümü olduğunu Rasulullah bize haber vermektedir. Kimler çalışıyor ise bu günahtan ve böyle bir ölümden kurtulmuş oluyor inşallah. Din Allah ile kul ve kullar arasındaki münasebetleri tanzim eden nizamlardır. Yani Allah'u Teala'nın insanlara göndermiş olduğu hayat öncesi, hayat ve hayat sonrası hakkındaki hükümlerdir. İdeoloji, fikir ve metottan oluşan nizamların, kendisinden (akideden) çıkan, akla dayalı olandır -hayat öncesi hakkında, hayat ve hayat sonrası hakkında külli bir fikir/nizamın çıkmasıdır-. Bu tanımlardan sonra İslam'ın bir hayat nizamı, hayatın her alanına geldiğini görürüz. Çünkü akidesinden hayat öncesi, hayat ve hayat sonrası hakkında nizamların fışkırdığı apaçık ortadadır. Bu risaletin ve ideolojinin hayatın öncesi ve sonrasında ve hayatın her hangi alanlarda hükmünün olduğunu şöyle azda olsa bir sıralamakta fayda olduğunu düşünüyorum. İslam akidesinden hayatın her alanına fışkıran ve kapsayan hükümlerin yeri, Bireyin kendisi ile ilgili hükümler, ailesi ve komşuları ile ilişkilerindeki hükümler, Toplumla ilgili hükümler ve toplumun kendi aralarındaki olan ilişkilerindeki hükümler, kadın ve erkeğin arasındaki ilişkilerdeki hükümler, Evlilik akdi, boşanma, nafaka, miras, bunlar hakkındaki hükümler, Çiftlerin yaşam ve aralarındaki ilişkilerdeki hükümler, İbadetlerle, yiyeceklerle, içeceklerle, giyeceklerle ilgili hükümler ve terk edilen farzlara, yapılan haramlara verilecek ceza ile ilgili hükümler, Her çeşit cinayetler, kumar, fuhuş, faiz ve uyuşturucu ile ilgili hükümler, Her çeşit ahlaksızlık ve insana yapılan hakaretlerle ilgili hükümler, Devletin akide, hayat öncesi, hayat ve hayat sonrası hakkındaki hükümler vs... İşte, bu hükümlerin hepsi İslam'da mevcuttur. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için İslam devletinin olması farz oluyor. TC. devleti veya diğer devletler sıraladığımız hayatın her alanındaki nizamları tagut ve insan merkezlidir. hiç bir nizamı İslam akidesinden neşet etmemiştir. Çünkü akideleri laiktir. İlahi merkezli olmayan devletin yönetimi, hayatın her alanındaki nizamları ise, insan merkezli olur ve insanların yönetiliş şeklide insan merkezli olmuş olur. İlahi merkezli olan devletin yönetimi hayatın her alanında nizamları ise Şer'i hüküm olur ve insanların yönetiliş şekli hilafet olmuş olur. 4- İslam yönetim nizamı olan Hilafetin uygulanmasından ortaya çıkacak ameller, hikmetler ve getirileri nelerdir? Hilafetin getirisi; ALLAH ve onun Resulünün hoşnutluğunu kazanmak, Hilafetin getirisi; ALLAH'ın şeriatının hepsinin tatbik edilmesi, Hilafetin getirisi; İslam'ın yeryüzüne cihad yoluyla yayılması ve tebliğ edilmesi, Hilafetin getirisi; Kur'anın evren üzerinde tek hakim, tek sulta, tek güç, tek egemen olması, Hilafetin getirisi; kafirlerin Müslümanlar üzerindeki egemenliğinin sona ermesi ve Müslümanların kafirlere egemen olması, Hilafetin getirisi; kafirler tarafından işgal edilmiş Müslüman ülkelerin tekrar geri alınması, Hilafetin getirisi; küfür nizamlarının sona ermesi, Hilafetin getirisi; Hilafetin kaldırılmasından beri Müslümanlara yapılan zulümlerin hesabının sorulması, Hilafetin getirisi; yahudi varlığının egemenliği ve onlar gibi olanların tarihe gömülmesi, Hilafetin getirisi; dünyada yaşayan bütün Müslümanların Hilafet çatısı altında toplanması/birleşmesi vb... Hilafetin uygulanması ile doğacak fiilleri ve hikmetleri azda olsa sıraladıktan sonra bunların hiç birinin hayali olmadığını şu örneği vererek gerçekleşeceğini idrak edebiliriz: Bir Müslüman oruç tuttuğunda ihlaslı bir şekilde ondan doğacak olan takvayı azda olsa idrak edebiliriz. Kaldı ki Rasullah'ın metodu üzere uygulanacak olan Raşid-i Hilafetten doğacak olan fiilleri ve hikmetleri sizler düşünün. "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Rasul'e ve sizden olan ulül-emre itaat edin." (Nisa 59 Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Sizden kim bir münker (kötülük) görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle onun kötülüğünü söylesin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle ona buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.'' (Müslim, İman, 78; Tirmizî Fiten. 1I- Nesaî iman 17 İbn Mâce, Fiten, 20). "Siz, insanlar için çıkartılmış hayırlı bir Ümmetsiniz. Marufu olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz.'' (Al-i İmran 110) "ALLAH müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. ALLAH yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu Tevrat'ta da İncil'de de, Kur'an'da da ALLAH'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. ALLAH'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır. O halde yaptığınız alış-veriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun ve işte o büyük kurtuluş budur." (Tevbe 111) Hasan |