|
İslam bir ideolojidir. Her ideoloji gibi İslam'ında bir hayat tasviri vardır. İslam'ın hayat tasviri diğer ideolojilerden çok farklıdır. İslam'ın hayata bakışı fasit olmaktan uzak, berrak ve kalbe huzur vericidir. İnsanoğlu Allah'a kulluk etmesi için yaratılmıştır. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ "Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat süresi 56. ayet) İnsanoğlunun dünyadaki tek görevi Allah'ı (cc) razı edebilmektir. Müslümanın hayata bakışı budur. Müslüman hayatı, sadece ve sadece Allah rızası için yaşar. Şuan dünyadaki hakim sistemin, kapitalizmin ise çok daha farklı bir hayat tasviri vardır. Kendisini benimseyen insanları hayvanlardanda aşağı seviyeye düşüren kapitalizme göre hayat, zevklerin en üst seviyesini tadabilmek için bir fırsattır. İnsanlar sadece zevklerini tatmin edebilmek için yaşarlar. Yani kapitalizmin hayata bakışı kısaca hedonizm (zevkperestlik) olarak isimlendirilir. Günümüzde insanlığın büyük bir kısmının aynı problemle boğuşmaktadır. Yoksulluk... İslam yoksulluk problemine, diğer ideolojilere ve sözde gelişmiş ülkelere nazaran, çok farklı bir açıdan bakmaktadır. Aynı zamanda İslam, bünyesinde fakirlik problemini çözecek bir dizi hükümler bulundurmaktadır. İslam yoksulluğu, bir kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayamaması olarak tanımlamıştır. Temel ihtiyaçların ise yiyecek, giyecek ve barınak, olarak belirtmiştir. Bu noktada İslam kapitalizmle büyük farklılıklar göstermektedir. İslam ve kapitalizmin hayata bakış açısı tamamen birbirinden farklı olduğu için, problemlere çözümleride doğal olarak farklıdır. Hayata bakışı fasit olan bir sistem, temelden çürüktür. Kapitalizm ise bu çürük nizamlardan biridir. Dolayısıyla insanoğlunun boğuştuğu problemlere sağlıklı çözümler getiremeyeceği, gün gibi ortadadır. Kapitalizmin ekonomik sistemi, ihtiyaçlarının sınırsızlığı ve servetlerin sınırlılığından meydana gelen problemleri çözmek temeli üzerine kurulmuştur. Kapitalizm fakirliği, yeterli ve sabit gelirin eksikliği olarak tanımlamıştır. Kapitalizm fakirliği GSMH (gayri safi milli hasıla) ve halkın ihtiyaçları arasındaki bağla, ölçmektedir. Bu şu anlama gelmektedir: İngiltere'de, lüks olan şeylerin karşılanmaması fakirlik sayılmakta, Sudan'da ise aksine fakirlik sayılmamaktadır. Yani kapitalizmin tanımına göre, teoride, fakir olan bir kişinin ekonomik hali, GSMH değiştikce değişmesi gerekmektedir. Ama realitede ise fakir olan birey için değişen hiç birşey olmaz. GSMH artsada halkın içerisinde bulunduğu fakirlik hali değişmez, bilakis devam eder. Can alıcı nokta ise, böylesine yanlış bir temele dayanarak hükümetlerin sağlıklı politikalar yapmalarının mümkün olmamasıdır. İslam, eğitim ve güvenliğide bir ihtiyaç olarak nitelendirmektedir. Eğitim fırsatlarını sunmak ve güvenliği sağlamak, günümüzde maalesef bulunmayan fakat Allah (cc) vaad ettiği İslam devletinin, öncelikli görevlerindendir. Temel ihtiyaçlar ne kadar çok olursa olsun, hepsini temin etmek Allah'ın (cc), Hilafet devletine yüklediği farzlandandır. Politikası gereği, İslam devleti tüm ihtiyaçların karşılanmasını sağlar. İslam mülkiyeti üçe ayırmıştır: devlet, kamu ve şahsi mülkiyet. Toplum için zaruri olan her türlü ihtiyaç, kamu mülkü olarak belirlenmiştir. Kamu mülkü, tüm halkın üzerinde hak sahibi olduğu mülkiyettir. Bu noktada devletin görevi ise, halkın kamu mülkiyetinden faydalanabilmesi için olanaklar sunmak ve bu olanakları sağlayacak çalışmaları koordine etmektir. Devletin kamu malından elde ettiği gelir, tekrar halkın ihtiyaçlarına harcanır. Kamu mülkiyeti meselesinin şerri delili ise şu hadistir: Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: الْمُسْلِمُونَ شُرَكَاءُ فِي ثَلاثٍ فِي الْكَلا وَالْمَاءِ وَالنَّارِ "Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: su, mera ve ateş." (Ebu Davud, Kitabu'l-Buyu', 3016; İbni Mace, Kitabu'l-Ahkâm, 2463) Bu hadisten toplumun zaruri ihtiyaçlarının kamu malı olduğu, delili çıkmaktadır. Hadiste sadece üç şey belirtilmektedir. Fakat bu üç şeyi kıyas yoluyla genişletmek mümkün. Su kaynakları, yakacak odun ormanları, petrol yatakları, elektrik santralleri, otoyollar, ırmaklar, denizler, göller, kamu kanalları, körfezler, boğazlar, barajlar, vs. kamu mülkiyetidirler ve şerra şahıslar tarafından sahiplenilemezler yani satın alınamazlar. Toplum için zaruri olamayan mülkerlin, şahıslar tarafından satın alınmasına İslam cevaz vermektedir. Bu çözüm emsalsiz bir sonuç doğuracaktır. Halkın temel gereksinimleri temin edilecek, halk tekel veya yüksek fiyatların insafına terk edilmeyecektir. Yakın gelecek için devletin ihtiyaçları karşılayabilecek geliri olduğu takdirde, halkı vergilendirmeye gidilmeyecektir. İslam'ın sutünlarından olan zekat daimidir fakat bir vergi değildir. Daha çok belirli sınıf insanlar için bir garantidir. Yani artık bir ölümden birde vergiden kaçılmaz sözü, İslam devletinin kurulmasıyla tarihe karışacaktır. Fakirlik meselesi sadece üretimle alakalı değil, daha çok piyasadaki tarım ürünlerinin dağıtımıyla alakalıdır. Piyasa kuvvetleri bunun gerçekleşmesini temin edeceklerdir. Tarım ürünlerinin adaletli dağıtımını sağlayabilmek için Hilafet'in, Şeriata dayanan, çeşitli politikalar gütmesi gerekmektedir. Mesela işlenmemiş, sahipsiz bir araziyi bir kişi işlediği zaman, o arazi o kişinin mülkü olur. Bu Peygamber Efendimizin (sav) bir hadisinde belirtilmektedir. Muhammed-ul Emin şöyle buyurmaktadır: "Her kim sahibi olmayan bir araziyi işlerse, o kişi o araziyi hak etmiş olur." Bu kanun İslam aleminde ki coğrafi görünümü kökünden değiştirecektir. Arap aleminin büyük kısmı, verimli topraklar ve bu toprakları sulayacak bereketli sulardan, oluşmaktadır. Fakat bu topraklar kullanılmamaktadır. Hatta terkedilmiştir. Çünkü insanların büyük çoğunluğu, büyük şehirlerde ikamet etmeyi tercih etmektedirler. Verimli topraklar şuan ıssız bölgeleri oluşturmaktadırlar. Bir kişinin kendi zaruri ihtiyaçlarını giderememesi ve ailesinden kendisine yardım edebilecek, maddi olarak durumu iyi olan, bir kişi bulunmadığı takdirde, Hilafet bu kişinin sorumluluğunu yüklenir. Bu İslam'ın şerri hükümlerinden biridir. İslam maddi sıkıntıda olanlara yardım niteliğinde, aylık belli bir ücret temin etmekle destek olmaktan çok, maddi ihtiyaçlarını kendi elleriyle tedarik edebilmelerini sağlamayı, benimsemektedir. Bu yüzden ziraat tarlaları, devletin tarımsal ihtiyaçlarını sağlamaya yardımcı olmaları için, ihtiyaçlarını temin edemeyen insanlara verilir. Ziraat siyaseti Hilafet'in ziraat siyaseti şu üç hususu içerir: 1. Tarımsal mahsullerin üretimini arttırmak, modern mekanizmaları ve tarımsal teknikleri geliştirmek, 2. Pamuk, yün ve ipek gibi kumaşların üretimini arttırmak, bunlar ithalata başvurmaya gerektirmeden, hazır bulundurulması gereken temel ihtiyaçlardır, 3. Yurt dışında piyasası olan malların (tekstil veya narenciye gibi meyveler olsun) üretimini arttırmak. Hilafet'in, bilhassa ıspatlanmış uzmanlıkları olan, çiftcilerine devlet desteği vermesi gerekmektedir. Böylelikle onlar geliştirdikleri bu melekelerini, özellikle çiftcilik metotlarındaki teknikleri, bu becerileri olmayan diğer Müslümanlara aktarabilsinler. Mesela Türk çiftciler dünyanın en becerikli çiftcilerindendirler. Pakistanlı çifciler ise teknolojik alanda en büyük ilerlemeyi kayd etmiş olan çiftcilerdirler. Söz konusu devlet desteği, geniş ziraat tarlaları vermek veya doğrudan finansal teşvik tahsis etmek şeklinde olabilir. Hilafet piyasaya, pazarlardaki malların satıcısı, tarım ürünlerinin alıcısı olarak girmeli. Böylelikle tarımsal üretim tanzim edilir ve tarım üreticileri fluktasyon ve iklim koşullarının aksi tesirlerinden korunmuş olurlar. Hilafet, ekili alanlardaki mahsüllerin kalitesini ve oluşabilecek fazla üretimi, daha az önem taşıyan tarımsal sektörlerde kullanabilmek amacıyla, denetlemeli. Hilafet, genel tarım politikasına gerektiği kadar çok parayı yatırmaya, iki sebepten dolayı, öncelik tanımalı. Birincisi; ziraat bilhassa Hilafet'in ilk dönemlerinde çok büyük önem taşıyacaktır. Sadece savunma sanayi, petrol ve gaz sanayisinin büyütülüp geliştirilmesi sürekli gündemde tutulmalı. İkincisi ziraat en büyük iş kaynaklarından olacaktır inşaallah. Bu şekilde iş imkanları oluşturulabilecek ve ülke zenginlikleri daha fazla ekonomi içerisinde deveran edecektir. İşte bu zihniyetle Hilafet, geliştirilen en yeni mekanizmalara ve tarım tekniklerine yatırım yapmalı. Bu mevzuda göze çarpan örneklerden biri Kuzey Kore'dir. Kuzey Kore'nin ikinci dünya savaşından sonra, komunist çizgilere dayanan, üç aşamada geliştirdiği, sağlam ziraat siyaseti vardır. Kuzey Kore makinelerini ABD ve AB piyasalarına ihraç etmek istediğinde, devletlerin ideolojik güvensizlik duyduklarından dolayı, bu pazarların kapılarını kendisine kapatıldığını düşünüyor. İnşaallah İslam devleti kurulduğunda uygun ticaret koşulları oluşturulacaktır. Böylelikle Kuzey Kore'nin ziraat makinelerini satın alabileceğiz ve aynı zamanda onların ziraat tekniklerindende faydalanabileceğiz. Servetlerin, zenginliğin dağıtımı İslam aleminin yoksulluk içerisinde olmasının altında yatan sebep ülke zenginliklerinin dağıtılmasını, gerekirse şiddetle, sınırlayan fasit kapitalist fikirlerinin uygulanmasıdır. Hilafet kurulur kurulmaz, anında kapitalist sisteminin izlerini tamamıyla silecek ve İslam'ın bütünün uygulayacaktır. İslam sistemi dikkatle incelendiğinde yoksulluğun ortadan kalkacağını açık ve net olarak görebiliriz. İslam'ın gelir vergisi veya KDV veya sosyal sigortalar veya özel tüketim vergileri, vesaire gibi mefhumları yoktur. İslam gelire değil, mal varlığına verginin uygulandığını altını çizmektedir. Bunun ekonomideki etkisi çok büyüktür. Mesela İngiltere'de ki ortalama bir maaş 24.000 sterlindir. Bu oranın 33% sigortalara ve vergilere harcanmaktadır. Bunun yanısıra yol vergisi, belediye vergisi gibi dolaylı vergilerle toplam vergi yükü, yukarıda belirtilen gelirin yaklaşık 40-50% oluşturmaktadır. Bu, İngiltere'de yaşayan bir kişinin 10.000-12.000 sterlin kadar vergiye ödediği, daha doğrusu kaybettiği, anlamına gelmektedir. Hilafet'te mal varlığı vergisi 2,5%. Bu, bir yıl içerisinde ortalama 10.000 sterlinin cepte kalacağı anlamına gelmektedir. Bu durumda iki veya üç kişi birlikte rahatlıkla bir ticaret antlaşması yapabilir ve böylelikle ekonomide talep edilen bazı ürünleri sağlayabilirler veya kendileri üretebilirler. Bu şekilde yeni iş imkanlarıda oluşmuş olur. Faizlerinde tamamıyla yürürlükten kaldırılacağını bir düşünün. Kapitalist ekonomisinde, yatırım kararlarından tüketim kararlarına, tasarruf kararlarından maaş ödemelerine kadar, her ekonomik model, hatta ev satın almak dahi, faiz üzerine kurulmuştur. Bunun sonucu, bu çarpık düzen içerisinde, harcama ve yatırım yapmak aşırı derecede zor hale gelmiştir. Mesela orta halli bir kişi bir ev satın aldığında mortgage kapanına saplanır ve orada mahsur kalır. Faiz oranlarının yüksekliğinden dolayı, 25-30 yıl boyunca fahiş fiyatlar geri ödemek zorunda kalır. Bunun yanısıra araba ve lüks eşya kredileri, halkın net gelirini kemirmektedir. Vergiler ve kredi borçlerı ödendikten sonra, halkın elinde azda olsa yine bir miktar para kalır. Bu noktada farklı bir problem zuhur eder. Fazla kazanç getirmeyeceğini düşünerekten insanlar ellerinde kalan parayla yatırım yapmamaktadırlar. Parayı banka hesaplarında bıraktıklarında, kazanacakları faiz birikimi daha risksizdir. Boş yere riske girmenin bir anlamının olmadığını düşünmektedirler. Nede olsa ticaret her zaman risk taşımaktadır. Başka değişle, faiz yatırımı kısıtlamakta ve ulusal zenginliğin dağılımını engellemektedir. Kamu mülkü düzenlemesinin yanı sıra İslam, ulusal zenginliğin sürekli deveran etmesini sağlamak için, bir dizi hükümler getirmiştir. Mal stoklayanlar cezalandırılmakta ve bazı durumlarda vergiye tabii tutulmaktadırlar. Bu çok önemli bir mevzudur. Mesela parayı ‘stoklamak' ve faizin birikmesi için bir banka hesabında tutmak, aslında parayı tedavülden almaktır.
İslam'ın arazi vergilendirme sistemide vardır: haraç. Bu vergi arazinin kalitesine göre hesaplanır. Bir diğer vergilendirme, araziden çıkan mahsulden alınan vergidir. Bu vergiye öşür adı verilir. Üç yıldan fazla kullanılmayan bir araziye İslam devletinin el koymasına Şeriat cevaz vermektedir. Üçüncü Dünya topraklarından giden sömürgecilerden kalan arazilere, varis olan bazı ailelerin tekelliliğini bu hüküm kıracaktır. İslam harcamaya teşvik eder, faizi yasaklar ve stoklamayı cezalandırır veya vergilendirir. Faizin olmaması paranın banka hesabında birikmesi için bırakılmasının teşvik edilmemesi anlamına gelmektedir. Sadece belli miktar para bir yıldan fazla tutulursa vergilendirilir. Gelirler vergilendirilmediğinden, kredi veya sigortalara harcanmadığından net gelirin büyük kısmı serbest kalır. Bunun sonucu değişik alanlara rahatlıkla yatırım yapılabilir. Tabiiki buda yeni iş imkanları oluşturur ve ekonomideki talepler karşılanmış olur. Hisseler, vs İslam'da olmadığı için İslam devletinde sadece emtiaya yatırım yapılabilir ki bu da ekonominin sürekli ulusal zenginlikler üretmesi anlamına gelir. Bunlar, Hilafet'in Müslümanları fakirliğin içerisinden çekip çıkarması için, takip etmesi gerek genel siyasi adımlardır. Hilafet halkının yoksulluk problemini çözdükten sonra bu sistemin, İMF, Dünya Bankası ve ABD'nin şart koştukları koşullardan dolayı yoksulluk içerisinde yaşamak zorunda bırakılan, Latin Amerikan ve Afrikan ülkelere sunluması gerekir. Bu sistem aynı zamanda konferanslarla, vs küresel gündemin bir parçası haline getirilir. İslam alemi verimli topraklar, sular ve madenlerle berekentlendirilmiştir. Allah'ın bu lutufları doğru ideoloji ve bu ideolojiden doğan doğru politikalar vasıtasıyla, İslam aleminde ki fakirlik problemi çözülebilir. Şunu iyi anlamak gerekir ki fakirliğin çözümü, sırf tarımsal ürünlerin üretiminde değil aynı zamanda ulusal zenginliğin dağıtımında, yatmaktadır. Bu hususda Türkiye çok iyi bir örnektir. 70 milyon nufuslu ülkenin 20% yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. 2007'nin mart ayına baktığımız zaman Türkiye'nin fındık, incir, kayısı, kiraz, ayva ve nar üretiminde dünya birincisi olduğunu görürüz. Karpuz, salatalık ve nohut üretiminde dünya ikincisi, domates, patlıcan, yeşil biber ve mercimek üretiminde dünya üçüncüsü, soğan ve zeytin üretiminde dünya dördüncüsü, şeker pancarı üretiminde dünya beşincisi, tütün, çay ve elma üretiminde dünya altıncısı, pamuk ve arpa üretiminde dünya yedincisi, badem üretiminde dünya sekizincisi, buğday, çavdar ve greypfurt üretiminde dünya dokuzuncusu ve liman üretiminde dünya onuncusu olduğunu göremekteyiz. Butün bunlara rağmen Türkiye halkı fakirlikten muzdariptir. Bu problemlerin çözümü ise sadece İslam'da ve çözme kuvveti ise İslam devletindedir. Peygamber Efendimizin (sav) buyurduğu gibi, Hilafet tekrar kurulduğunda toprak Allah (cc) tarafından canlandırılacak, daha bereketli hale getirilecek, bulutlar yağmurlarını daha fazla yağdıracak. Allah'ın (cc) yardımı her türlü şekilde zuhur edecek inşaallah! |