Anasayfa arrow Haber - Yorum arrow JAKOBEN LAİKLİKTEN LİBERAL LAİKLİĞE...
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama
.::ALINTI::.
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
 
Dünya üç devrimi birden yaşıyor
Henry A. Kissinger | 08.04
 
Kill a Hundred Turks and Rest (İngilizce)
Uri Avnery | 10.03
 
Afganistan'daki NATO Soykırımı
Ali Khan | 07.03
 
ABD-Rusya-Türkiye'nin Avrasya Satrancı
Mehmet S. Erol | 10.02
 
Hilafet'in Yardımseverliğine Bir Örnek
khilafah.com | 04.01
 
CIA'nın Butto Hamlesinin Analizi
Alper Tan | 03.01
 
Irak Petrolü ve Efsane Projeler
Bilgay Duman | 30.12
 
Radikal İslamla asker parantezi!
Hasan Cemal | 29.12
 
Beşerî Anayasaların Aklen ve Şer'an Bir Kıymeti Yoktur!
Süleyman Uğurlu | 12.12
 
Çadırdaki 'şeytan' nasıl 'melek' oldu?
İsmail Yaşa | 12.12
 
Türkiye'de petrol var mı? (2)
Yiğit Bulut | 11.12
 
Türkiye'de petrol var mı?
Yiğit Bulut | 10.12
 
YAŞ'zedeleri kim arayacak?
A İhsan Karahasanoğlu | 03.12
 
Annapolis'e Arap akını
| 25.11
 
Hilafet kaldırıldı ve Batı sevindi
Muharrem Coşkun | 02.11
 
Savaş Geliyor, Yakıtı da Araplar
| 09.08
 
İSLÂM'DA LİDERLİK
Waleed Cabbara | 06.06
 
El-Fil Suresi Ve ABD
Waleed Cabbara | 16.05
 
Dünün Mısır firavunu, bugünün Amerikan Bush'u
Waleed Cabbara | 27.04
 
'Sezer bir projeydi'
| 11.04
 
Yeni Amerikan yüzyılı çabuk bitti
Remzi Barut | 10.04
 
Çanakkale Mahşerinde Osmanlı'nın Son Destanı
Nasip Akbaba | 08.04
 
Çanakkale'yi Kimseciklere Kaptırmayın!
Süleyman Uğurlu | 07.04
 
Yeni Osmanlıcılık Söylemi, Başkanlık Sistemin Dolgu Malzemesi mi?!
Metin Aydoğan | 07.04
 
İran Yahudileri
Serdar Kuru | 07.04
 
Araplar kayırmacılığa teslim
Muhammed H. Fadlallah | 06.04
 
'İsrail'in Yumuşaması Göstermelik'
Peter Philipp | 03.04
JAKOBEN LAİKLİKTEN LİBERAL LAİKLİĞE... Yazdır E-Posta
Mahmud Gıtal
24 Nisan 2008 Perşembe


T.C. kabuk değiştiriyor!

Irak operasyonu, AKP için Cumhuriyet savcılığı tarafından açılan kapatma davası, Ergenekon, Aydınlık Dergisi, Ulus TV, Cumhuriyet Gazetesi baskını... ve neredeyse her gün yeni yeni tutuklamalar, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin kısa ziyareti...

Bu fırtına içerisinde herkesin kafası öyle karıştı ki; neyi nereye koyacağı konusunda bir şaşkınlık yaşandı ve yaşanıyor. Bu olayların seyrini ve perde arkası yapılanmayı anlayabilmek için asılları ele alma gereği duyduk. Çünkü hızlı gelişen siyasi hareketlenmenin ve olayların toplamını ele aldığımızda devletin asıllarda tadilat yaptığını görürüz. Hatta sadece Türkiye'de değil dünyada bir değişime doğru gidişi müşahede ediyoruz.

T.C.'nin hassasiyetleri veya günümüzde öne çıkan kırmızıçizgiler nelerdir dendiğinde şu üç temel esasla karşılaşırız:

1- Laiklik ve laikliğe zeval gelmesi,

2- Bölünme korkusu ve bölünmeyi tetikleyen unsurlar,

3- İslam'a ve İslam'ın siyasallaşmasına tahammülsüzlük.

Son dönemler bütün gelişmeleri topladığımızda bu üç noktada düğümlendiğini görüyoruz.

Laikliğin korunması:

Eğer hatırlanacak olursa AKP'nin iktidara taşınmasından sonra laiklik üzerinde önce medyada daha sonrada fiiliyatta değişimler yaşanmaya başlandı. Laikliğin millete uygunluğu bütün medya yolu ve konferanslarda işlendi. Buna gerek duyulmasının nedeni ise dünyadaki global/küresel değişimdir.

Dünyada sertlik yanlısı yönetimlerin yerini liberal, muhafazakâr yönetimler almaya başlamıştır. Katı yönetimlerin azaldığı bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti de jakoben/tepeden inmeci, baskıcı laiklikten liberal laikliğe geçiş yapmaktadır.

Laikliğin beşiği olan Fransa, jakoben (tepeden inmeci, ihtilalci. Bir takım şeylerin zor kullanılarak gerçekleştirilebileceğine inanmış dolayısı ile tebaasını çok da umursamayan, onların görüş, öneri veya fikirlerini alma gereği duymadan onlar hakkından karar alıp uygulayan modellere verilir genelde bu isim) laik geleneğini geçtiğimiz yıllarda çeşitli değişimler ile delmişti.

 Bir gün Papa'yı ziyaret eden, onun önünde ihtiramla eğilen Sarkozy, Papa'ya "Cumhuriyet, Dinler ve Ümit" isimli kitabını imzalarken tam da bizim sancılandığımız bir konuda ezber bozan laflar etmeye başlamıştır.

"Laikliğin, Fransa'yı Hıristiyan köklerinden ayırmaya gücü yoktur. Bunu yapmaya kalkıştı. Yapmaması gerekirdi. Tarihinin dinî, manevi ve ahlâki mirasını görmezden gelen bir milletin kendi kültürüne karşı suç işlediğini düşünüyorum. Kökü çekip atmak, millî kimliğin çimentosunu zayıflatmaktır.

Sonra "Cumhuriyet'in din kaynaklı ahlâka da ihtiyaç duyduğu"na dikkat çekmiş, "Sonsuzluk arzusunu karşılayan bir ümide dayanmayan laik ahlâkın, her zaman tükenme veya radikalleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu"nu söylemiştir. Ve "İlahi bağlardan yoksun bir ahlâkın tarihî tesadüflere ve kolaycılığa daha açık olduğu"nu ifade emiştir." http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=29266&yorum_id=25557

Bu doğrultuda Fransız Le Monde gazetesi, Türkiye'ye atfen şu yorumu geçmişti: Laiklik gösterilerinin, yine de "beklenmedik bir coşku" ortaya çıkardığını yazan gazete, "bunu iyi hisseden" AK Parti'nin ilk seçim mitinglerini bu yüzden dolayı bayrakların altında yaptığına dikkat çekti. AK Parti'nin farklı akımlarından oluştuğu ve bunlardan birisinin "İslamcı" olduğu belirtilen makalede, buna mukabil parti yöneticilerinin provokasyona gelmediği ve laikleri korkutan yerel kadrolarını ılımlaştırdıkları kaydedilerek "Bunu hiç kimse, onlardan daha iyi yapamaz, özellikle de ordu ve bunu (ordunun) üst hiyerarşisi de biliyor." http://forumneuro/.com/archive/index.php/t-228425.html

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı İlhan Selçuk, liberallerle AKP'nin ittifakını irdeledi.

Bir süreden beri ‘liberaller' sözcüğü havada uçuşuyor... Ortada parti marti yok... Politikacı molitikacı da yok.. Ne var?.. Büyük medya gruplarına yan gelmiş köşeciler ya da üniversitelere postu sermiş"seçkinciler" var... Garip bir liberalizm havası basılıyordu... http://www.gercekgundem.com/index.php?p=115575

Devletin yeniden yapılanması noktasında Mehmet Ağar'ın tespitlerine bakıyoruz:

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar: Devlet mekanizmasının yapılanması içeriye göre değil, dışarıdan gelen tehditlere göre olmalı? Doğru bir gözlem.. Bizce Türkiye de laiklik milletin tümüyle benimsediği iyi bir yapılanmadır. Ama laiklik bir baskı unsuru değildir. Tersine devletin bütün inanç gruplarına karşı eşit mesafede olmasını öngören bir anlayışın adıdır. Laik devlet, hem inanana hem inanmayana karşı, yani herkese karşı eşit mesafede olan devlet demektir. 5/18/2007 http://www.bugun.com.tr/

- Dünyada değişimin esintileri:

İnsan fıtratına ters düşen Kapitalist sistem dünyayı yaşanmaz bir hale getirmiştir. Laiklik, demokrasi artık dünya insanları tarafından doyurucu bulunmamaktadır. İnsanların alakaları teknolojiden kaynaklanmaz. Teknoloji insanların hayatlarını kolaylaştırmak için vardır. Ama alakalarını düzenleyen nizam değildir. Batı bu hakikati yeni keşfetmiş durumdadır.

Batının bu girdabına benzer bir durumu zamanında Osmanlı Hilafet devleti de yaşamıştı. Osmanlı Hilafet devleti İslam Nizamının bir parçası olan cihadı şiar edinip hızla ilerleyerek Viyana kapısına dayanmıştı. Fakat unuttuğu bir şey vardı; o da gerisinde kalan toplumu İslami fikir ve düşüncelerle beslemeyi ihmal etmişti. Yani cihadla uğraşırken toplum nizamını anlamaktan uzaklaşmış ve büyük bir boşluk doğmuştu. Fikri seviye oldukça düşmüş toplumu birbirine bağlayan ölçüler kaybolmaya başlamıştı. Akabinde hızlı bir çöküş dönemi yaşandı.

Batı da buna benzer bir sarsıntı içerisindedir. Teknolojinin getirdiği sarhoşluk batı toplumlarını nizamlarını anlamaktan uzaklaştırmıştır. Toplumlarda laiklik ve demokrasi kaybolmaya yüz tutmuştur. Yönetimlerin ve düşünürlerinin ellerinde kalan demokrasi ve laiklik toplumların meselelerini çözmekte etkisini yitirmiştir. Batı bu dönem içerisinde yeni bir fikri reform yapamazsa bu hızlı çöküntünün önünü alamayacaktır. Bunu batıdan gelen çığlıklardan anlıyoruz. Vatikan da bu gerçeği görmüş olmalı ki ABD ziyaretinde Papa 16. Benedict şu açıklamayı yaptı:

"Avrupa'da sanki Tanrı yokmuş gibi hayatımızın her alanından dini çıkarmak için adımlar atılıyor. Bunun adına da laiklik deniyor. Bu çok tehlikeli ve din karşıtı bir laiklik anlayışıdır. Buna karşı var gücümüzle savaş vermek zorundayız. Amerikan tarzı laiklik bu konuda anahtar olabilir.  

Papa, laiklik ve materyalizmin modern dünyanın en önemli tehditleri olduğunu savunarak, "Eğer bunları pasif bir şekilde kabul edersek o zaman Tanrı'dan uzaklaşırız. Amerika'da öyle bir laiklik anlayışı var ki, "laik devlet" herkesin özgür bir şekilde inanmasına ve her türlü ibadeti yerine getirmesine olanak tanıyor" dedi." (Vatan 18.04.2008)

Evet, dinin ön plana çıkacağı fakat nasıl bir açılım getireceği belli olmayan bir arayışın izleri batıda yavaş yavaş seslendirilmeye başlandı. Bu da gösteriyor ki kapitalizmi ayakta tutacak laikliğe, demokrasiye yeni bir kılıf bulmak gerekmektedir. Aslında bununun sesleri doksanlı yılların başlarında; İspanyada toplanan batı mütefekkirleri tarafından yeni din arayışları ile başlangıç almıştı.

Batı bu değişime normal bir geçiş yapmayacaktır. Her değişimin sancılı olduğu, ya savaşlar veya krizlerle sağlandığı bilinmektedir. Bu krizler ya içte yaşanır veya düşman keşfedilerek değişimin gerekliliği topluma dikte ettirilir.  Bu noktada batının kendisine düşman ürettiğini ve bunu halklarına kabullendirme çabasında olduğunu batıdaki gelişmelerden anlıyoruz. Henry A. Kissinger bu noktaya parmak basarak İslam'ın ABD ve Batı için tehlike oluşturduğunu makalesinde dile getiriyor:

"Dünya çapında eş zamanlı yürüyen üç devrimden nasıl yeni bir uluslar arası düzen damıtılabilir? Söz konusu devrimleri şöyle sıralamak mümkün: Avrupa'daki geleneksel devlet sisteminin dönüşümü; egemenliğin tarihsel kavramlarına yönelik radikal İslamcı meydan okuma; uluslar arası ilişkilerin odak noktasının Atlantik'ten Pasifik ve Hint Okyanusları'na kayması." (Henry A. Kissinger: Eski ABD dışişleri bakanı, 7 Nisan 2008, Radikal- Bu makalenin İslamdevleti.org'ta mevcuttur.)

Batı, laikliğini dinle melezleştirerek yeni bir laiklik anlayışı ile çözebilme telaşındadır. Yani liberal laiklik şekillendirilerek batı toplumunun önüne konmak isteniyor. Bundan dolayı Papa ABD laikliğini çözüm olarak sunuyor.

- Onda din vardır; Evangilist inancı devlet kadrolarında hakimdir,

- Onda düşman vardır; İslam ve Müslümanlarla savaşı 11 Eylülden sonra daha açık bir şekilde yürütülmektedir.

- Onda laiklik ve demokrasi vardır; din devletin tekelinde, kurumlar laik, şahıslar dindar olabilir.

ABD'nin benimsediği bu tip laiklik Avrupa'da Fransa tarafından destek görmektedir. Avrupa'nın bu değişimde ABD'ye yaklaşımı tereddütlü olsa da (bu tereddüt Amerikanın dünyadaki sarsılan imajından dolayıdır) örnek alınması mümkündür. Ki bazı Avrupa ülkeleri bu yönde harekete geçmiş gözüküyor. Avrupa son günlerde Liberal Laikliği netleştirme ve halklarına sunma çalışma sürecindedir.

- İşte, bu dönem içerisinde Türkiye'de bu yönde de sıkıntılar baş gösterdi.

Batı, laikliğine dini (Hıristiyanlık) kılıfı geçirerek meselesini bir noktada çözmüş gözükebilir. Fakat İslam beldelerindeki kukla devletlerin bu meselenin çözümünde sıkıntı yaşayacakları, bundan dolayı da daha temkinli hareket edecekleri siyasetlerine yansıyacaktır. Türkiye ve Tunus gibi yerlerde laiklik jakoben/baskıcı bir şekilde yerleşmiştir. Bunun yanında ulusalcılık laiklikle içli-dışlı olmuştur. Bu ülkelerde laikliğin muhafazakârlaştırılması ulusalcılığında yıkımı demektir. Dolayısıyla ulusçuluk zarara uğratılmadan, jakoben laiklikte bir değişimin temel esaslarında toplumla konsensüs nasıl sağlanır onun arayışları gündem konusudur.

Batı kendi değişimini yaşarken sömürgelerine de değişmelerini telkin etmekte ve önlerine uygun gördükleri düzeyde modeller sunmaktadır.

Bu modellerden bir tanesi ılımlı İslam modelidir ki; bu da ABD patentlidir. Balkanlara yerleşen ABD Türkiye'nin bölgede etkileyici ülkelerden biri olduğunu görmekte, bu minvalde Türkiye'nin laik, demokrat ve Müslüman kimliğini göz önünde bulundurmaktadır. Bir savunma hattı olarak düşündüğü Türkiye için İslam beldelerine örnek olacak laik, demokrat bir ülke gözü ile bakarak ılımlı İslam modelini düşünmüştür. Böylece bu model diğer İslam beldelerine de taşınacak, bu yolla İslam beldelerindeki (kendi deyimlerine göre) İslam radikalizmi (!) önlenmiş olacaktır. Böylece İslami yükselişin önüne geçilecek, savunma hattı oluşturulacak, aynı anda da Türkiye için bir model ortaya konmuş olacaktı. Fakat bu Amerika'nın "küresel tehdit" algılaması çizgisinde planlanmış, ABD'nin dünya hegemonyasını öngören bir strateji içerikli olduğundan T.C. yöneticileri tarafından uygun karşılanmamıştır.

Türkiye tarafından; Amerikan strateji etkisi altında kalan, Türkiye'ye dayatılmak istenen "ılımlı İslam modelinin" laiklik ve ulusalcılıktan geriye gidiş olarak algılandı. Türkiye Cumhuriyeti'nin temelini oluşturan laiklik ilkesi ile bir çatışmanın yaşanması korkusu saldı. Bunun yanında İslam aleminde Türkiye'ye karşı doğacak bir tepkiden de çekinildi. Bundan dolayıdır ki Amerika'dan veya diğer batı devletlerinden gelen "ılımlı İslam modeli" söylemlerine T.C. şiddetle karşı çıktı.

Bu devletin siyasetçisi ve elit tabakasından olan kişiler bakın bu hususta ne demişler:

"Türkiye'nin laik bir ülke olduğunu söyleyen Orgeneral Özkök, "Ülkenin ılımlı İslam modeline götürülmesine ulusça karşı çıkılacaktır" dedi." (sabah.com.tr/2005/04/21)

"BU terim beni hem çileden çıkarıyor, hem de Batı'da Türkiye için kullanıldığında ürkütüyor. Terimi duyunca çileden çıkıyorum, zira terimin hiçbir anlamı yok; ürküyorum zira terim Türkiye'ye hedeflerini değiştirmesini teklif ediyor.

Cumhurbaşkanı'nın hem de hükümetin ana görevi, Türkiye'de liberal/sosyal demokrasiyi güçlendirmektir. Esas soru, İslam'ın ne kadar demokrasiye uyacağı değil, Müslümanların demokrasiyi ne kadar benimseyeceğidir." (Cüneyt ÜLSEVER -Hürriyet)

"Hayır, burası bir ılımlı İslam devleti değil, hiçbir zaman da bir 'İslam devleti' olmayacak; çünkü laiklik ilkesinin ortadan kaldırılması mümkün değil. Ama buna karşılık laiklik uygulamalarını mutlaka tartışmalıyız." (İsmet Berkan -Radikal)

AKP hükümeti ile muhafazakâr laikliğe geçiş için yapılan atılım gösteriyor ki Amerikan tipi bir muhafazakâr laikliği doğurmaktadır. T.C.'nin sahipleri ise böylesi bir yönelişten rahatsızdır. Onlar laikliğin bu şekilde kalmasından memnun olduklarını söylemiyorlar fakat laikliğin muhafazakârlaşmasını kendi elleri ile ve kendi güvendikleri kişilerle olmasını istemektedirler. Deniz Baykal'ın açıklaması buna işaret ediyor:

"CHP lideri Baykal, 'Laikliğin güvencesi benim' diyen Başbakan Erdoğan'a yüklendi. 'Kediye ciğeri emanet ederim, sana laikliği emanet etmem' diyen Baykal, 'Bu kişiler bir süre önce 'Millet istemiyorsa laiklik olur mu, elbette kalkar' demediler mi?' diye sordu." (Radikal 6 Şubat 2008)

AKP hükümeti ile işler bir yere kadar gelmiştir; halk yeniden devleti sevmeye ve Tayyip Erdoğan gibilerle iş yapılabileceğine inandırılmıştır. Bundan sonraki aşamada devlet sahipleri yeniden dizginleri ele alarak kendi istedikleri bir şekilde muhafazakâr bir laikliği düşünmeye başlamışlardır.

Bu dönemde AKP için kapatılma davası açılmasının arkasında yatan etkenlerden bir tanesi budur. Çünkü AKP'de değişim isteği Amerikanvâri bir laikliği kapsamaktadır. Bilindiği gibi AKP değişimden sık sık söz etmektedir. Erdoğan, televizyonlardan 'Ulusa Sesleniş' konuşmasında yaptığı açıklamada şunları diyordu:

"Dünya büyük bir hızla değişirken Türkiye'nin yerinde sayması kabul edilemez. Hepimiz Türkiye'nin gelecekte bugünkünden çok daha güçlü, müreffeh ve aydınlık bir ülke olacağına inanıyoruz. Bu tarihi noktada dünya yeni değerlerle yeniden kurulurken, elbette bizler de bu dünyaya uyum sağlamanın arayışı içinde olacağız." (Akşam 2004/05/01)

Aslında AKP'nin yönetime alınması ile Müslüman kesimin muhafazakârlaşacağı veya muhafazakârlaştırılacağı gösterilmek istenmiştir. Fakat yönetimde bu kesimi görmek laik kesime ağır gelmiştir.

İslam'la hiçbir alakası olmayan bu değişimin dahi laikleri korkutmuş olduğunu görüyoruz. T.C. laikliğin tartışmaya açılmasından hoşnut değildir. Muhafazakârlık altında toplumun İslamlaşacağından korkmaktadır. Başörtüsü meselesinde devletin hassasiyetlerinin nasıl da kabardığını hepimiz müşahede ettik.

Peki, T.C. değişimi nasıl gerçekleştirebilir?

- Öyle gözüküyor ki; AKP veya AKP benzeri bir partinin tamamen İslami söylemlerden uzaklaşmış olması gerekliliği. AKP İslam ile hiçbir alakası olmadığını söylese de devlet sahiplerini inandıramamaktadır. Çünkü İslami duyarlılık halen AKP'de yer alan bazı kişilerden uzaklaşmış değildir. Toplantılarında, halkla kaynaşmalarında hala İslam geleneği (!) hakimdir. Yeni bir parti veya arındırılmış AKP ile yola devam edilebilir.

- Muhafazakarlığın her konuyu tartışmaya açması engellenmelidir. Dil konusu, doğu bölgesi, bölünme, federalleşme vs... bunlar T.C.'nin altını oyacak konulardır. Bundan dolayı dünya ile bütünleşme altında bölünmüşlüğün tartışılmasını devlet sahipleri istememektedir. Ulusalcılık korunmalıdır. Bu koruma yüzeyde kaybolabilir ama derinde zeminini koruması gerekliliği vardır. Çünkü T.C.'nin varlığı ancak ulusçulukla devam ettirilebilir.

- İslam ise devletin en çok korktuğu meselelerden bir tanesidir.

Batı, laikliğinde Hıristiyanlığı kullanmakta bir beis görmeyebilir. Çünkü Hıristiyanlığın hayata yönelik, ilişkileri düzenleyen yapısı yoktur. Fakat T.C.'nin değişimde İslam'ı söz konusu etmesi büyük tehlike doğurabilir. Çünkü İslam'ın hayata yönelik, ilişkileri düzenleyen yapısı vardır. Bir de bu millet İslam'a meyillidir. İslami (!) kılıflarla donatılmış partilere daha çok oy verilmesi bunu gösteriyor. Ayrıca değişimden yana olanlar şöyle bir görüşü de serdediyorlar:

"Laik rejim, kendisinden önce, kendisiyle çatıştığı bir dünya görüşüyle uzlaşamaz. Olsa olsa, kendisinden sonra gelecek yeni bir dünya görüşüne yerini terk edebilir." (Prof. Dr. Yasin Ceylan: ODTÜ Felsefe Bölümü 22/01/2008 Radikal)

Dolayısı ile T.C. önü alınmaz bir yola girmek istemiyor. Bu değişimde İslam olacaksa; felsefik, hayata etki etmeyen, mistik, kaynaklarından uzaklaştırılmış, Mevlana, Bektaşi vb.lerin yer aldığı, laikliğe hiç dokunulmadan İslam'ın kendi içeride tartışmaya açılacağı bir İslam olmalıdır. Böylece T.C. laikliğine bir kılıf geçirilmiş olabilir.

Dikkat edilirse AKP'nin kapatılmasından çok laikliğin geleceği tartışılmaktadır. Batı laikliği tartışırken Türkiye Devleti bundan uzak kalamaz. Şekillenmek için derin çalışmalar yapıldığı muhakkaktır. Önümüzdeki günlerde bu ya AKP ile yola devam diyerek kalınan yerden devam edilecek veya yeni bir parti ile jakoben laiklikten muhafazakar laikliğe geçiş yapılacaktır.

Şu bir gerçektir ki; her ne yapılırsa yapılsın kesilen bu elbise bu ümmete uymayacaktır. İslam kendisi dışında asla başka bir nizamla uyuşmaya girmez. O kendi başına bir nizamdır. Bu ümmette er veya geç bu gerçeği görecek, o şekil değiştirip duran münafık tipli yapılanmaya birgün dur diyecektir.

İslam ümmeti için tek köklü değişim vardır oda; yeniden İslam'a yönelip, İslam akidesinden neşet eden Şer'i hükümlere bağımlılık göstererek İslam devleti Hilafeti kurmaktır.

< Önceki   Sonraki >
07 Ekim 2008 Salı
8 Şevval 1429

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: son 24 saatin ::.
.:: son 7 günün ::.
.:: son 30 günün ::.
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |