Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esma Sıddık arrow Afrika tarihinde İslam'ın kökleri
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

9/104 Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Nafi'den rivayet edildiğine göre: Ömer bana dedi ki; Rasul (s.a.v)'i şöyle derken işittim: "Kim Allah'a itaatten elini çekerse kıyamet günü kendisi için hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkar." (Müslim: H. No: 1851)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Afrika tarihinde İslam'ın kökleri Yazdır E-Posta
Esma Sıddık
21 Nisan 2008 Pazartesi

Afrika'nın İslam tarihi zengindir ve çok eskiye dayanmaktadır. Meşhur tarihçi İbn Haldun, İfrikiya isminin, Yemen kralı İfrikos bin Kays bin Saifi'nin adından alındığı, söylemiştir.

El Bakri, İfrikiya'nın doğu sınırının Barga (İtalya) ve batı sınırının ise Tangier (Fas) olduğu kanısında idi. Günümüzde İfrikiya veya Afrika denildiğinde, Araplar veya Arap olmayanlar, tüm Afrika kıtasını kast etmektedirler.

İslam 7. asırda Afrika'ya girdi. 632 yılında, Muhammed Mustafa (sav)'in vefatının ardından Halife Ebu Bekir es Sıddık (ra), İslam'ı Arap yarımadasının dışına taşımaya başladı. 2 yıl sonra Ebu Bekir (ra) vefat edince, onun bu görevini Ömer bin Hattab (ra) devraldı. 636 yılında İslam Kudüs'e, Şam'a ve Antioch'a (Antakya) girmişti. 651 yılında, tüm Basra körfezinde Hilafet bayrağı dalgalanmakta idi. İslam aynı zamanda Afrika'nın batısına doğruda ilerlemekte idi. 646 yılında Hilafet, Mısır'a kadar genişledi ve İslam kuzey Afrika'da hızlıca yayılmaya başladı.

En büyük Afrika'n şehirleri ve kraliyetleri, çöl ve savana (düz çayırlık alan) bölgesi olan, Sahara'nın güneyinde, Sahel'de bulunmaktaydı. Bu şehirler ve kraliyetler, 750 M.S. oluşmaya başlamışlardı. Çünkü Afrika'nın kuzeyinden geçen ticaret yolları üzerlerindeki merkezleri oluşturmaktaydılar. 14. asırda bu büyük Sahelian kraliyetleri, İslam'a girdiler. Daha da önemlisi, İslami ilim merkezleri oldular.

İslam'ın Afrika'ya kazandırdığı bir kaç önemli, kültürel, alışkanlıklar vardır.

Bunlardan birincisi okur-yazarlıktır. Kushitiler ve Nubiansların, Nil nehri bölgesindeki kraliyetlerinin ve Mısır'ın çok eskiye dayanan, "yazı" yazma gelenekleri vardı. Etiyopyalılar ise bu geleneği Afrika'nın güneyinde yaşayan Sami halklarla olan bağlarından elde etmişlerdi. Fakat bu yazı sistemleri Afrika'nın genelinde yayılmamıştır. Yüce Kitab'ın dini İslam ise, ulaştığı her yerde okumayı ve yazmayı yaygınlaştırmıştır.

İslam'a girdikten sonra Afrikalılar iki farklı lisan kullanmaktaydılar: Yerel lisanları ve Arapça. Yazılı metinlerde sadece Arapça lisanı kullanılıyordu. Fakat bu, Afrikalıların kendi lisanlarını yazmakta da Arapça alfabesini kullanmaya başlamalarıyla, giderek değişti. Günümüzde, Afrika'n lisanlarında kullanılan en yaygın alfabe, Arapça alfabesidir.

Okur-yazarlıkla birlikte, İslam, resmi eğitim sistemini de getirdi. Kuzey Afrika ve Sahel'de, bu sistemler ve müesseseler, Afrika'n düşünce ve biliminde çok büyük ilerlemeler kaydedilmesine neden oldu. Hatta Timbuktu şehrinde, dünyanın en büyük üniversitesi vardı.

Kuzey ve Doğu Afrika'da İslam'ın etkisi, 1924'de Osmanlının yıkılışına kadar devam etti. Hilafet ilga edildikten sonra, Afrika'yı ele geçiren sömürgeci Avrupalılar, bu kıtadaki tüm ilerlemeleri, maalesef durdurdular. Asırlar içerisinde Afrika'da, kazanılan, kaydedilen, hayatın bir çok alanlarındaki ilerlemeler, Avrupalıların elleriyle yerle bir edildi.

Afrika'yı günümüzde elinde tutan savaş ve fakirlik illeti, Osmanlı devletinin yıkılışından önce başlamıştı. Çünkü 1924'den çok önce, Hilafet kan kaybetmeye, zayıflamaya başlamıştı.   

Afrika kalkanını, Hilafet'i yitirdikten sonra sahipsiz kaldı. Altın tepsi içerisinde kafir çıyanlara sunuldu. Etrafını sarmış olan açgözlü çıyanlar bir bir tepsideki pastaya ellerini uzatmaya başladılar. İlk olarak Belçika adına Henry Stanley Kongo nehri vadisini sahiplendi. Ardından Fransa Cezayir'i işgal etti ve Suez kanalını inşa etti. Suez kanalını kontrolü altına alabilmek için İngiltere Mısır'ı işgal etti. Çünkü gemilerinin rotası için bu kanal çok önemli idi. Yani kafir çıyanlar zaman zaman birbirlerine de diş göstermekteydiler. İngiltere Mısır'la birlikte Sudan'a kontrolü elegeçirdi. Fransa Tunus ve Fas'ı sömürgeleştirmeye başladı. İtalya Libya'yı aldı. İngiltere Boer'larla savaştı ve mağlup etti. Böylelikle Güney Afrika'nın zengin kaynaklarının hakimiyetini eline geçirmiş oldu. Cecil Rhodes, Kimberly elmas alanları sayesinde zengin olmuştu. O zamanlarda, tüm dünyadaki elmasların 90% üretmekteydi. 1900'lü yılların başlarına gelindiğinde ise Afrika'nın büyük kısmı Avrupalı sömürgeciler tarafından işgal edilmişti.

Günümüzde siyasi güçler yeniden düzenlendi. Avrupa uluslarının etkisi azaldı ve hakimiyet el değiştirdi. Artık dünyadaki "hakim süpergüç" Amerika oldu. Dünya kaynakları da el değiştirdi fakat hedefler değişmedi!

Kapitalizm dünyada hakim ideoloji olarak kaldığı sürece, toplumlar arasındaki alakalar sadece menfaat üzerine kurulmaya devam edecektir. Dünya zenginliklerini elde edebilmek için yapılan merhametsiz savaşlar, durmayacaktır, bitmeyecektir. Hilafet'in gücü azalmaya başlayıp, çöküntüye uğradıktan ve uluslararası arenadan kaybolduğundan beri, dünyanın hali hiç değişmemiştir. Hilafet yıkıldığından beri hiç bir şey değişmemiştir. Kapitalizm dünyayı bambaşka bir karenin içerisinde portreleştirmiştir. Meydan boş kaldı ve korkak çıyanlar ortalıklarda sanki aslanlarmışçasına dolaşmaktadırlar.

Kapitalist ulusların Afrika'da ki menfaatleri genel olarak ihracat ürünleri, elmaslar ve diğer madenler idi. Petrolün keşfi ve artan petrol üretimi ve tüketimi, meseleye başka bir boyut kazandırmıştır. Orta Doğu'dan petrol temininin devamı tehlikeye girmiştir. Bölgede istikrarsızlık hakimdir. Çünkü  "siyasal İslam" son zamanlarda bu bölgenin muhtelif yerlerinde patlak vermektedir, hatta hızla yayılmaktadır. Bu yüzden kapitalist sömürgeciler yeni petrol kaynakları aramaktadırlar. Petrol yatakları ve "siyasal İslam" arasında denge oluşturmaya çalışılmaktadırlar.

Afrika'da ise durum böyle değildir. Bu yüzden artık Afrika daha da önemlidir. Ve daha fazla çıyanların dikkatlerini üzerine çekmektedir. 

Yeni Gine devleti, ABD ordusu tarafından AfriCom'un (Afrika Birleşik Savaş Kumandanlığı) oluşturulmasına izin vermişti. Bu önemli olay dikkatlerden kaçmamıştı. Londra, The Times 29.7.2002'de bu önemli olayı manşetine taşımıştı: "ABD, Afrika'ya ham petrolün tapasını açması için baskı yapıyor." 

Times, ABD (Afrika ilişkileri) sekreteri olan Walter Kansteiner'le röportaj yapmış, Walter Times'e şunları anlatmıştı: "Afrika'n petrolü ABD için ulusal stratejik önem (menfaat) taşımaktadır ve biz ilerledikçe petrolün önemi artacak ve daha da önemli olacaktır."

Nijerya'nın 35 yıldır petrol ihracat etmesi, halkının yaşam standartlarının yükseltmemiştir. Petrol kaynakları zenginliğine rağmen, Nijerya'da kişi başına düşen gelir, günde bir dolardır. Yaşam standartları ise, diğer Afrika ülkelerindeki standartların ortalamasına nazaran en düşük seviyededir. Nijerya, çok zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen, düşük yaşam standartları olan, büyüme oranı çok yavaş ilerleyen, sık sık zıt gruplar arasında çatışmaların yaşandığı Afrika ülkelerinin en meşhurudur. "İş ortakları" kaynak fakirleri olmalarına rağmen, ne tuhaftır ki, çok rahat bir yaşam sürmektedirler.

İslam ülkelerinde ki gelişme, büyüme ve petrol, doğal kaynaklar bereketi arasındaki alaka artık "kaynak laneti" olarak bilinmektedir. Kaynakların Müslümanlara hiç bir faydasının dokunmaması sağlanmaktadır. Ve her yeni kaynağın bulunmasında çıyanlar Müslümanların başlarına toplamaktadırlar.

1970'den buyana, petrolsüz ve kaynak fakiri ülkeler, petrollü ve kaynak zengini ülkelerden tam dört kere daha hızlı büyümüşlerdir. 

Günümüzde dünya petrol rezervlerinin çok önemli bir kısmı, Afrika topraklarının altında bulunmaktadır.  Kapitalist uluslar, Afrika toprakları ve denizlerinde yaptıkları keşif ve sondaj çalışmalarıyla, hazırlık yapmaktadırlar. Büyük şirketler, Afrika devlet yetkililerine büyük rüşvetler vermektedirler. ABD'nin Barış Sağlama (Peace Keeping forces)  birliklerine yaptığı askeri masraflar büyük artış göstermektedir.  Amerika Afrika'ya başbakanlık gezileri düzenlemektedir. Bu geziler vasıtasıyla petrol ihracatçılarıyla müttefikliğini garantiye almaya çabalamaktadır.

Batılı petrol şirketleri ve Afrika hükümetleri, aynı tip kapitalizm modeli için bir araya gelmektedir. Petrolden kazandıkları zenginlikler sadece kendi aralarında deveran etmektedir. Afrika halkını fakir bırakmaktadırlar. Hatta Afrika halkının daha da fakirleştiği çeşitli organizasyonlar tarafından araştırılmış, kanıtlanılmış ve dünyaya sunulmuştur.

Tüm zenginliklere rağmen Afrika halkı fakirleşmeye devam edecektir. Her ne madeni zenginlik keşfedilirse edilsin, kapitalizm hakim olduğu sürece, Afrika fakirlikten, sömürgeden kurtulamayacaktır. Çünkü etrafındaki çıyanları def edecek güce, kalkana, Halifeye sahip değildirler.

Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الإمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

"Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur" (Müslim K.  İmara Bab 10 H.  No:  1842)

Bütün bu haksızlıkların İslam'da yeri yoktur. Hilafet sistemi ülkeleri, halkları, ve yönetimlerini birbiriyle meczeder. Devlet içerisinde sükuneti sağlar.

İslam'ın sunduğu ekonomik sistem Afrika'nın zenginliklerini eşit şekilde, Afrika'nın halkına dağıtmayı gerekmektedir. Zenginliklerin sadece belli kişiler ve kurumlar arasında dönüp durması, İslam'da şiddetle yasaklanmıştır. İslam devletinde, toplumda adaletli dağıtılımın engellenmesi, çok ciddi yaptırımlarla önlenecektir. İslam devletinde yöneticilerin tek işleri, Allah'ın emriyle yönetmek ve halkın refahını sağlamaktır. Bunların böyle olmasını Allah (cc) emretmektedir.

İslam Afrika'da maddi menfaatler elde etme hedefi ile yayılmadı. Hedef tekti, İslam mesajını ve kutsal değerlerini, insanoğlunun kendi kurtuluşu için, yaymak...  

Günümüzde ABD, Avrupa ve Çin'in Afrika'nın müthiş petrol ve maden kaynaklarına gözlerini dikmiş olmaları, adaletle yönetecek Raşidi Hilafet'in biran evvel geri gelmesinin ne kadar önemli ve acil olduğunu, göstermektedir.

Esma Sıddık

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |