|
Şubat 2008'de World Bank'ın (Dünya Bankası) İslam âlemindeki eğitimi analize ettiği araştırmasının sonucu açıklandı. Dünya Bankası'nın Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da eğitim reformuyla alakalı raporunda Arap dünyasının diğer bölgelerin gerisinde kaldığı ve işsizlikle mücadele edebilmesi için acilen reformların yapılması gerektiği, sonucuna varıldı. Afrika'daki işsizliğin ortalama 14% olduğu bildiriliyor. Bu oran, Saharan'ın alt kısımları haricinde, dünyadaki diğer bölgelere nazaran, en yüksek orandır. Filistin bölgesinde işsizlik oranı yaklaşık 26%. Raporda katkısı olan, Dünya Bankası'ndan emekli memur Marwan Muasher; "Eğitim reformu ve ekonomik reform el ele yürür" diyor. Özellikle bu bölgede aşırı genç nüfusun olduğunun altını çizdi. "Gençlerin çok olduğu bir bölgede, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde, Arap âleminde 100'lerce yakın yeni iş imkânları oluşturulması lazım. Şayet bu iş imkânlarını oluşturmak istiyorsak işe eğitimden başlamamız gerek." Ocak ayında açıklanan, Tunus temelli, Arab League Educational Cultural and Scientific Organisation araştırmasında, Arap âlemindeki yaklaşık 300 milyon nüfusun 30% okuma yazması olmadığı saptanıldı. Müslüman âlemin günümüzde bilime ve teknolojiye herhangi önemli bir katkısı olmadı. Müslümanların liderleri tahtlarını hayatları boyunca korumaya ve ailelerine miras bırakmaya çabalarken, halkı fakirlik içerisinde bırakıp, halkın ihtiyaçlarına ve eğitimine yeterince ilgi göstermemektedir. Müslüman halklar kasvet ve anarşi içerisinde yaşamaya mecbur bırakılmaktadırlar. Rapor, geçen kırk yıl içerisinde, bu bölgede gayrisafi yurtiçi hâsılanın (GSYİH) sadece 5% ve devlet bütçesinin 20% eğitime yatırıldığını onaylıyor. Körfez ülkeleri ve Mısır gibi bazı ülkelerde bazı gelişmeler gözlemlendi. Birçok çocuk zorunlu eğitimden faydalandı ve resmi eğitimlerini idame ettirebilme olanağı bulmuşlardır. Bu ülkelerde eğitim önceye nazaran düzelme gösterdi. Bu bölgenin tamamı beyin gücü birikimini en iyi şekilde değerlendirememiştir. Özellikle mezunlar arasında işsizlik oranı çok yüksektir. Eğitimli işgücünün büyük kısmı devlet kurumlarında resmi memur olarak görev yapmaktadır. Bölgedeki beyin gücü birikimi ve ekonomik büyüme, gelir dağılımı, fakirliğin azalması arasındaki bağın zayıf olması hiçte şaşırtıcı bir durum değildir. Müslüman liderlerin entelektüel bakımdan iflas ettikleri katidir! İslam âlemini kalkındıracak hiç bir hedefleri yoktur. Hatta uyguladıkları politikalar sayesinde İslam âlemindeki birçok problemlere yenilerinin eklenmesine sebep olmaktadırlar. Suudi Arabistan'daki kraliyet ailesi, her yıl alışverişe ve yurt dışı gezilerine milyonlar harcamaktadır. Mısır'da Hüsnü Mübarek'in sarayların inşasına yaptığı harcamalar halkına yaptığı harcamalardan daha fazladır. Ürdün ise halkın refahından çok, yenilenebilen enerjiye harcamalar yapmaktadır. Müslüman liderler için eğitim bir öncelik değildir. Sonuç olarak Ümmetin çok az sayıdaki nitelikli insan gücü İslam âleminde değil, daha çok yurt dışında yer almaktadır. Yurt dışındaki eğitim müfredatı ise doğal olarak Batı'nın seküler değerleriyle paralellik göstermektedir. Özellikle Amerika ve İngiltere'nin, kendilerinin dış siyasetlerine ve hâkimiyetlerine katkıda bulunup diğer uluslara taşıyacak nitelikli personele ihtiyaçları var. Batı'da eğitim gören Müslümanlar ise Batı müfredatının etkisi altında kalmaktadırlar (maalesef). Batı'da çalışanlar ise Batı'nın kendi hedefleri için kullanılmaktadırlar (maalesef). Tarihte, İslam âlemindeki eğitim çok yüksek seviyedeydi, Müslümanlar bilim ve teknolojiye muazzam katkılarda bulunmuştu. İlk olarak Abbasiler, İslam âleminde eğitimi resmileştirmişlerdi. Böylelikle tarihçilerin İslam'ın altın çağı olarak kabul edilen, çağ başlamış oldu. O çağda, bilimsel alanda önemli gelişmeler görüldü. Hulefa'nın mescidleri bilim adamlarını, şairleri, doktorları ve filozofları çekmekteydi. Akide, renk, ırk ve kavim farklılıklarına rağmen ilim hiç bir engel olmaksızın, ilerlemiş ve gelişmişti. Camiler, Hilafet'in temel eğitim kurumları olarak hizmet vermekteydiler. İlim için talep artınca, medreseler oluşmaya başladı. Bu dönemden önce eğitim, camilerde resmi olamayan bir şekilde veriliyordu. Tarihimizin ilk dönemlerinde, insanlar ilim aradıkları zaman, ilim sahibi bazı Müslümanların, şeyhlerin etrafına toplanırlardı. Bu şeyhler meclislerde düzenli, dini eğitim celseleri düzenlemeye başlamışlardı. Medreselerin oluşumunun ardından camialar (üniversiteler) oluştu. Guinness dünya rekorlar kitabı, Camia't el-Karawiyyin'i (Karawiyyin üniversitesini) dünyadaki en eski üniversitesi olarak tanıdı. Fas'taki bu üniversite 859 yılında kurulmuştu. (1) 10. asırda Mısır'ın başkenti Kahire'de kurulan El-Ezher üniversitesi, doktora (master) diplomaları dahil olmak üzere, çok geniş akademik diploma seçenekleri sunuyordu. Avrupalılar İslam'ın eğitim modelini taklit etmeye çabaladılar. Hatta birçok benzerlikler günümüzde halen mevcuttur. Mesela üniversitelerde kullanılan kürsü (chair) terimi Arapçadan gelmiştir. Alimin (öğretmenin) üzerine oturup, öğrencilere ders verdiği sandalye anlamına gelmektedir. Latincedeki modern doktora terimi ders verebilme yetkisi anlamına gelmektedir. Bu terim Avrupa'ya aktarılmadan önce oluşmuştu. Doktora doğrudan "İcazat et tadris" teriminin, tercümesidir. Ders verme yetkisi bir alim tarafından verilirdi. Bir alim tarafından eğitilen, ardından bir problemi fetva çıkarma yoluyla çözdükten sonra, alimlerin oluşturduğu bir jüri heyeti önünde, fetvasını savunabilen öğrenciye, alimlerin rıza göstermeleriyle, "alimlik" vasfı verilirdi. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Doktora belgesi alabilmek için tez hazırlanır, komisyona sunulup savunulur ve kabul edilirse doktora belgesi verilir. Hatta günümüzün modern mezuniyet törenleri dahi İslam'i mezuniyet törenleriyle benzerlik sergilemektedir. Mesela mezuniyet törenlerinde giyilen cübbeler, Cubba'tül fakih ismini taşır ve bir alime "icazat" takdim edilirken, kendisine Cubbe'tül fakih verilirdi. Aynı zamanda Hilafet, ilk kamu ve psikiyatri hastanesini, ilk kamu kütüphanesini, akademik dereceler sunan ilk üniversiteleri, araştırma enstitüsü olan ilk astronomi observatuarını oluşturmuştu. Diploma dağıtan ilk üniversite Bimaristan tıp üniversitesi-hastanesiydi. 9. Asırda tıp okuyan ve doktor olabilme niteliklerine sahip, tıp öğrencilerine, doktorluk diplomaları veriliyordu. Sir John Bagot Glubb şöyle yazıyor: "Mamun zamanında tıp okulları Bağdat'ta aşırı derecede aktifti. İlk ücretsiz kamu hastanesi Harun er Reşid'in halifeliği zamanında Bağdat'ta açılmıştı. Sistem genişlediğinde, doktorlar ve cerrahlar, tıp öğrencilerine konferanslar vermeleri ve doktorluk yapabilme niteliklerine sahip öğrencilere diplomalar vermeleri için tayin edildiler. Mısır'daki ilk hastane MÖ 872'de açıldı. Ardından İspanya'dan Mağrip'e, Fars'a kadar, kamu hastaneleri birden devletin her yerinde hızla açılmaya başladı." İslam devletinde doktorlar kapı kapı dolaşıp, birin hasta olup olmadığına bakıyorlardı. Hasta olanları tedavi etmeye çalışıyorlardı. Bu mümkün olmazsa hastaneye sevk ediyorlardı. Ve bütün bunları tamamıyla bedava yapıyorlardı. Aynı zamanda medreseler ilk hukuk okullarıydı. Birçok kişi İngiltere'deki "İnns of Court" olarak tanınan hukuk okullarının, İslam hukuku ve fıkıh öğretilen medreselerden alındığı, iddia ediyorlar. (2) İslam'daki eğitim sisteminin temeli, insanlara İslam kültürünü verip sağlam bir iman oluşturmaktır ki; böylelikle İslami kültürü alan kişi bunu tüm dünyaya taşıyabilsin. İslam, Müslümanlara sadece kelime-i şahadeti getirmeyi değil, aynı zamanda İslam'ı okumayı ve öğrenmeyi farz kılmıştır. Geçmişte Müslümanlar İslam'ı, İslam kültürünü, derin, tam bir dikkatle ve berrak bir bakışla incelediler, araştırdılar, elde ettiler. Bu bilgi onların ufuklarını genişletti. Zihniyetlerini zenginleştirdi ve buda onları diğer insanlara öğretmenler kıldı. Müslümanlar geçmişte çok başarılı olmuşlardı. Çünkü onları motive eden tek faktör İslam'dı. Ve onlar bu faktörü, İslam'ı hayatlarının merkezine koydular. Sonuç itibarıyla zamanlarının süper gücü olmuşlardı. Teknoloji, eğitim ve bilime büyük katkılarda bulunmuşlardı. İslam alemi için tek kalkınma yolu tarihinden ders almak ve onlardan önceki Müslümanların idrak ettiklerini, idrak etmektedir. Başarı ve zafer ancak ve ancak İslam'dadır. وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ "Bunu Allah size yalnızca bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Zafer, yalnız güçlü, hikmet sahibi Allah'tandır." (Ali İmran: 126) وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ "... Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz." (Bakara: 189) --------------------- 1. Guinness Book Of Records, Published 1998, ISBN 0-5535-7895-2, P. 242 2. Makdisi , John A. (June 1999), "The İslamic origins of common law", North Carolina Law Review 77 (5): 1635-1739 |