|
"Siz insanların iyiliği için çıkarılmış en hayırlı Ümmetsiniz; iyiliği emreden kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız." (Ali imran 110) Ümmeti Muhammed, AllahU Teala tarafından insanlık içerisinden çıkartıp, yüceltmiştir. "Allah, sizlerden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslam'ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vaadetti..." (Nur 55) Bu Ümmete otorite ve zafer garanti edilmiştir. "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasul'ün de size şahit olması için sizi vasat (mutedil bir millet) ümmet kıldık." (Bakara 143) Ayette geçen vasat kelimesi; hayırlı ve udul anlamına gelmektedir. Udul ise; farzları yerine getiren ve günahlardan sakınan, anlamına gelmektedir. Bu özellikler ise sadece Müslüman Ümmete aittir. İslam Ümmeti hayırlı ve dürüst olduğu için insanoğluna şahit tutulmuştur. Muazzam potansiyele sahip bu Ümmet, insanlık içerisinden çıakrılmış en hayırlı Ümmet olmuştur. Müslümanlar çeşitli ülkelerde, hatta küfrün başkentlerinde dahi, Hilafet arzularını dile getirmek için toplanmaktadırlar. Tıpkı 1400 yıl önce Sahabelerin Erkam'ın evinde toplandıkları gibi! O zamanlarda, binlerce insanın küfrün tam kalbinde, Allah'ın dinin yeryüzünde tekrar hakim olması için, çağrıda bulunacaklarını, kim tahmin edebilirdi? İşte, bu Ümmetin potansiyeli budur! O Ümmet ki; dünya nufüsünün çeğreğini oluşturmaktadır. O Ümmet ki; tüm stratejik bölgelere ve muazzam doğal kaynaklara sahiptir. Allahu Teala'nın bu Ümmete belirlediği konum, laik gördüğü pozisyon işte budur. Fakat günümüzde Ümmet hak ettiği pozisyonda ve Allah'ın farz kıldığı konumda değildir. Kaptalist devletlerin çıkar kavgaları sürekli Müslümanların topraklarında yapılmaktadır. En vahşi savaşların tam ortasında Müslümanlar durmaktadırlar. Sefaletin en zorunu, topraklarındaki tüm zengin kaynaklara rağmen, çeken yine Müslüm Ümmettir. Ortalıkta başsız ve sahipsiz, kalkansız ve korumasız kalan yine Müslüman Ümmettir. Evet, kelimenin tam manasıyla korumasızdır Müslümanlar. 2 Eylül 2001'de meydana gelen uluslararası krizi hatırlayalım. Batan Endonezya gemisinden kurtarılıp, Tampa adlı Norveç gemisinde, Christmas adası açıklarında, çoğunluğu Müslüman mülteciler mahsur kalmışlardı. Yardımcıları, koruyucuları, yiyecek ve giyecek verenleri yoktu. İnsanları taşımak için dizayn edilmemiş bir gemide, gittikleri yönü dahi belirleyemeyen, 450 insan. Çoğu Afganlı, bir kısmı Pakistanlı, büyük çoğunluğu Müslüman 450 kişi... Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: "Müminler ancak kardeştirler." (Hucurat 10) Ve o gemideki Müslümanlar kesinlikle kardeşlerimizdirler. Siyasiler bu uluslararası krizin nasıl çözülmesi gerektiğini ve mültecilerin sorumluluklarını kimlerin yükleneceğini tartışırken, bizim kardeşlerimiz, perişan halde, o gemide tutuldular. Gemi Endonezya'dan çıkmıştı. Sorumluluğu Endonezya'mı üstlenecekti? Yoksa Avustralya'mı mültecilerin sorumluluklarını yüklenecekti? Nede olsa Avustralya'ya gidiyordu gemi. Yoksa Norveç mi sorumluydu? Gemi Norveç gemisiydi. Yoksa Afganistan mı, bunlar benim vatandaşım diyerek, mültecilere sahip çıkacaktı? Yoksa tüm medeniyetlerin anası olduğunu iddia eden Amerika mı? Veya tüm demokrasilerin anası olduğunu iddia eden İngiltere'mi? Yoksa Müslüman liderler, bunlar bizim din kardeşlerimiz deyip, Müslümanlara kucakmı açacaklardı? Evet, Müslümanlar ortada kalmışlardı ve koruyucularıda yoktu! Geçtiğimiz günlerde yine böyle acı verici bir olay yaşanmıştı. Bu ayın başında (1.4.2008) ajanslara Müslüman mültecilerle ilgili yine bir haber düşmüştü. Somali'den Yemen'e gitmeye çalışan 53 kaçak göçmen, Yemen açıklarında boğularak hayatını kaybetmişti. Yemenli bir yetkili, kaptanın, Yemen'in Abyan vilayeti açıklarında gemideki 145 kaçak göçmenden denize atlayıp kıyıya yüzmelerini istediğini söyledi. Yetkili, 53 Somalilinin boğulduğu olayda, 92 kişinin kurtarılarak mülteci kamplarına yerleştirildiğini söyledi. Geçen hafta da yine benzer şekilde 75 Somalili boğularak can vermişti. Çoğu Afrikalı kaçak göçmen, Yemen'i Orta Doğu ve Batı ülkelerine geçebilmek için çıkış kapısı olarak görüyor ve bu ülkeye ulaşmaya çalışıyor. Evet, örnekleri çoğaltmak maalesef mümkün! Müslümanlar, kaynaklar, nüfus, tarih, akide bakımından en üstün olmalarına rağmen, günümüzde içerisinde bulundukları durum maalesef işte budur. Müslümanların liderleri saraylarında saltanat sürerlerken, Müslümanlar dünyada mülteciler olarak gezinmektedirler. Tam bu noktada birde küffara bakın! Irkcılığın yanlışlığından ve insan haklarından bahseden konferanslar düzenlemektedirler. Nereye bakarsanız bakın, İslam Ümmetinin mülteci olduğunu göreceksiniz. Keşmir, Balkanlar, Afganistan, Afrika, Filistin,.. Filistin'de koskoca şehirler mülteci kamplarıdırlar. Neden kâfirler bizim ülkerelimize mülteciler olarak gelmiyorlar? Neden Müslümanlar, biz baskıya maruz kalıyoruz deyip, kâfirlere sığınıyorlar? Müslümanların liderleri, Batı'yı ülkerlerine getirebilmek için turizmi geliştirecek çalışmalar yapıyorlar. Ülkelerini cazip hale getirmeye çalışıyorlar. Fakat müslümanlar, kendi ülkelerini terk edebilmek için en ufak fırsatları dahi değerlendiriyorlar. Müslümanlar, kimsenin adını dahi duymadıkları bir adada çakılıp kalma riski olmasına rağmen, ülkelerini neden terk ediyorlar? Bunun iki sebebi vardır. Birincisi; Müslüman âleminde sağlam bir yönetim sistemi mevcut değildir. Zulüm ve baskı hat safhadadır. Sağlık ve eğitim sistemi içler acısıdır. Paran olursa sağlık hizmeti görürsün, paran olursa okursun. Okuduktan sonrada, diplomanıza uygun, iş bulabilme ihtimale çok düşüktür. Sonuçta devlet yeni iş imkânları doğuracak çalışmalarda bulunmamaktadır. Hatta İslam âleminde bir Müslüman'ın günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmesi dahi inanılmaz şekilde zorlaştırılmıştır. Ülkelerindeki tüm zengin kaynaklara rağmen bir ekmeğe muhtaç yaşayan kardeşerlimiz var. İslam ülkelerindeki bütün bu problemler, bir yönetim sistemin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Müslümanların Batı'ya gitmek istemeleri işte bu yüzdendir. Hastalandıklarında hiç değilse kendilerine bakanların olacağını söylemektedirler. Çözüm ise İslam topraklarını terk etmekte değil, insan fıtratına uygun olan tek sistem, İslam sistemini ülkelerinde hâkim kılmaktadır. Müslümanlar tek adil ve mükemmel sisteme sahiptirler. Ve bu sistem, daha kuruluşunun üzerinden 200 yıl geçmeden çökmeye başlayan Amerikan sistemi gibi, kısa tarihli değildir. Bu sistem 1400 yıl boyunca dünyanın gidişhatını belirlemiştir. Sebeplerden birincisi budur. İkincisi ise; şimdiki liderlerin Resulullah Sallahu Aleyhi Ve Sellem'in yönettiği gibi yönetmeyip, Resulullah Salllahu Aleyhi Ve Sellem'in liderliği gibi liderlik sergilemediklerinden dolayıdır. Resulullah Sallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmaktadır: "Siz çobansınız, herkes elinin altındakınden mesuldur, imam çobandır." Başka bir hadiste Peygamber Efendimiz Resulullah Sallahu Aleyhi Ve Sellem'in şöyle buyuruyor: "Halife kalkandır, arkasında savaşılır, korunulur." Şuanki Müslüman liderler çoban değil birer kurtturlar! Müslüman liderler kendi halklarından çok daha farklı yaşamlar sürmektedirler. Lüks içerisinde yaşamaktadırlar. Dubai'de bir hotel inşa edilmiştir. Hotelin zemini mavi mermerdendir. Mavi mermer ise dünyada sadece iki dağda bulunmaktadır. Birleşik Arap Emirliği'nin emiri ise, mavi mermerin sadece kendi ülkesinde ait olmasını sağlamak için, iki dağıda satın almıştır. O dağları satın aldığı para ise Ümmetin parasıdır! Bu hain liderler Ümmetin işlerini gütmemektedir aksine Ümmetin parasıyla saraylar yaptırıp dağlar satınalmaktadırlar. Ümmetin geçmişteki hali böylemiydi? İslam tarihi, Müslümanların aynı zamanda kafirlerin hatta hayvanların dahi işlerini güden liderlerle doludur. Resulullah Salllahu Aleyhi Ve Sellem Medine'de İslam devletini ilan etmesinin hemen akabinde fakirlerle ilgilenmişti. Günümüzde dahi, Resulullah Salllahu Aleyhi Ve Sellem'in mescidine gittiğiniz zaman fakir insanlara (ehli sufaya )ayrılmış bir kısım göreceksiniz. İslam devleti bu fakirlere yiyecek, giyecek veriyor ve başlarını sokacak bir çatı sağlıyordu. Sahabeler açlıktan karınlarına taş bağlamışlardı. Peygamber Efendimize (sav) gelip şikayette bulunuyorlardı. Rasul (sav) elbisesini kaldırdı ve açlıktan karnına bağladığı iki taşı gösterdi. İşte, İslam'ın ilk devlet reisi böyle idi! Halkı açsa kendiside açtı. Halkı toksa kendiside tokdu. Ömer (ra) bir gün beytül malı temizlerken, bir köşede bir dirhem buldu. Ardından ağlamaya başladı. Yanında bulunan sahabeler neden ağladığını sordular Emir-el Mü'minun'a. Ömer (ra) şöyle söyledi: "Ebu Bekir günün sonunda, hesap defterlerinin kayıtlarını incelediğinde, bir dirhem eksik çıktığını görmüştü. Bir türlü o bir dirhemin nereye gittiğini bulamıyordu. Sırf bu bir dirhem için sabahlara kadar ağlıyor, uyumuyordu. Allah bana bu bir dirhemin hesabını soracak. Ben bunun hesabını nasıl vereceğim diye düşünüyordu." Ömer bin AbdulAziz (ra), Ümmetin ihtiyacının olup olmadığını öğrenebilmek için, bir gün bir pazar yerine bir kese altın koydu. İnsanlar kesenin içerisinde altın olduğunu görebilsinler diye, Ömer (ra) kesin ağzını iyice açtı ve bir kenara çekilip, olacakları izlemeye başladı. Kesenin yanında insanlar gelip geçiyordu da, tek bir altın dahi almıyorlardı. Bir müddet sonra bir adam geldi ve keseden birtane altın aldı. Hemen Ömer (ra) adamın yanına gelip, adama neden sadece bir altın aldığını sordu. Adam : "İhtiyacım sadece bu kadar," dedi. İşte İslam'ın halifeleri böylelerdi! Kendi ceplerini ve prestijlerini değil, tebaalarının ihtiyaçlarını düşünmekteydiler. İşte İslam Ümmet'i böyle asildi! İslam dini insanlara asalet kazandırmıştı. İslam onlara şeref getirmişti. Mülteci proplemine karşı bakışımız nasıl olmalıdır? Müslümanlar günümüzde dünyanın her yerinde aşağılanıyor, küçük düşürülüyor. Sebep Müslümanların koruyucularının, sahiplerinin olmamasıdır. Allahu Teala'nın emrettiği gibi, Müslümanlar için tek devlet Hilafet'tir ve tek koruyucu ise bir Halifedir. Ümmet akıl almaz bir hal içerisindedir. Ümmet güvenlik ve sukunet için Batı'ya koşmaktadır. Halbuki geçmişte kafirler halifeyi, kendi ülkelerini gelip feth etmesi için davet ederlerdi. Allah (cc), baskıya maruz kalan bir kişinin, İslam devletinden yardım istediğinde, Halife'nin bu yardımı yapmasını farz kılmıştır. Peki mülteciler Batı'ya geldiklerinde onları nasıl bir toplum bekliyor? Birincisi: mültecilere yük gözüyle bakılmaktadır. Bu ise kafirlerin sahip oldukları hayata bakışlarından kaynaklanmaktadır. Onlar için hayatın tek anlamı, en üst seviyede zevk alabilmek en üst seviyede, her türlü menfaati elde edebilmektir. Yurt dışından gelen mültecilerin, kendi işlerini ellerinden aldıkları kanısındadırlar. Dolayısıyla mületcilerin ülkelerinde var olmaları, menfaatlarını ters düşmektedir. Bu yüzdende bazı bazı Müslümanlara yapılan saldırılar şaşırtıcı ve ani değil, bilakis beklenilen kaptalist, menfaatci tepkilerdir. İkincisi: Batı laikliği (din ve devletin ayrılması) benimsemiştir. İnsanları dinlerinden uzaklaştırmaktadır. Üstelik batı toplumu, heva ve hevesin hayatın merkezi olduğu özgürlüklerle, hooliganizmle, vs. özdeşleştirilmiş bir toplumdur. Böyle bir toplumun Müslümanlara ne gibi bir hayrı dokunabilir?! Artık Ümmetin duyguları ve çağrıları birdir, Hilafet! Artık Ümmet İslam'ın sadece, mimarisi, vs. incelenebilen tarihi bir medeniyet değil insanlar için tek doğru yol, kurtuluş olduğunu göremektedir, Elhamdulillah! Allah'ın vaad ettiği zafer Allah'ın izniyle yakındır! Allah (cc) bizlere, biran evvel, tekar koruyucu kalkanımızı nasip etsin! Bu gerçekleştiğinde, Hilafet tekrar kurulduğunda ise kafirler İslam devletine güvenlik ve sukünet için koşacaklardır. Çünkü o zaman, küfür ve İslam yani zülüm ve adalet arasındaki fark inkar edilemeyecek kadar bir netlikte belirecektir. Bu durumda Ümmet'in en önemli görevi Allah'ın dinini yeryüzünde hakim kılmaktır. Bu mukaddes gayenin önündeki tek engel ise Müslümanların hain liderleridir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: "Cihadın en üstünü, zalim idareci karşısında hakkı söylemektir." Bu hain liderleri bir an evvel defetmek gerekmektedir. Bunun yapabilmek ise köklü bir iman, cesaret, sabır ve sebat ister! Hizb-ut Tahrir ise 1953'ten bu yana, Allah'ın ipine sımsıkı sarılarak, Allah'ın gösterdiği yoldan sapmadan, kınayıcının kınamasından korkmadan yoluna devam etmektedir. İslam alemindeki hain liderlerin, hain planlarını deşifre etmektedir. Kaddafi, Allah ona lanet etsin, Sünnetin İslam'dan bir parça olduğunu izah etmek için kendisiyle görüşmeye gelen 13 kişiyi, Allah makamların firdevs cenneti etsin, şehit etmişti. Bazısını idam etmiş, bir kişiyide ailesinin önünde, bir arabanın arkasında, çölün kızgın kumlarında sürüyerek, şehit etmişti. İşte, Ümmet'ten istenen budur. Ümmet'ten istenen davalarına sadakat göstermeleridir. Ki böylelikle biran evvel bir halife nasb edip Hilafet'i tekrar kurabilsinler. O hilafet ki kurulduğu ilk günden itibaren tüm uluslararası kanunları reddedip Allah'ın kanunlarını tam tamına uygulayacaktır. Ümmeti koruyacak hatta zulüme maruz kalan herkesi kanadı altına alacaktır. İdealimiz; Allah'ın (cc) rızası, hedefimiz ise; şan şeref değil, Ümmetin kurtuluşudur. Allah yardımcımız olsun! Esma Sıddık |