|
İslam tarihinin önemli siyasi antlaşmalarından biri de Hudeybiye antlaşmasıdır. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kureyş'in müşrik olan önderleriyle Hudeybiye antlaşmasını yapmıştı. Siret kitaplarını incelediğimiz zaman bazı sahabelerin bu antlaşmadan rahatsızlık duyduklarını ve antlaşmanın şartlarını tek taraflı bulduklarını görmekteyiz. Yüzeysel olarak bakıldığında bu antlaşma bir kapitülasyondu (!). Çünkü Kureyş'ten herkim Müslüman olur liderinin/velisinin izni olmaksızın, Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gelip sığınırsa, Mekke'ye geri gönderilecek, yani düşmana teslim edilecekti. Fakat Medine sakinlerinden bir kişi dininden dönüp Kureyş'e sığındığında ise Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geri iade edilmeyecekti. Ömer Radiyallahu Anha bu antlaşmanın İslam'ı küçülttüğünü düşünmekteydi. Ömer b. Hattab, Ebu Bekir'e gelip; "Muhakkak ki biz, dinimizde zillete düşmeyiz" dedi. Ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i bu şartlar üzerine ittifak yapmamaya ikna etmek için Ebu Bekir Radiyallahu Anha'yı alıp Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına götürmeye çalıştı. Fakat o ikna olmadı. Sonra Ömer Radiyallahu Anha tek başına gitti Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e. Bu antlaşmadan hoşnut olmadığını anlattı. Onun bu konuşması Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sabrını ve azmini değiştirmedi. Ve Ömer Radiyallahu Anha'ya dedi ki; "Ben Allah'ın kulu ve O'nun Resulüyüm. Elbette ve asla O'nun emrine muhalefet etmem ve O beni pişman etmez." Mesaj çok netti. Kısa vadeli siyasi hedefler, AllahU Teala'nın emrini gölgeleyemezdi! Antlaşmanın şartlarından biri, kabilelere Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in veya Kureyş'in himayesi altına girme seçeneği sunmaktaydı. Arablardan kim Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tarafına geçmek isterse geçebilecek ve kim de Kureyş'in tarafına geçmek isterse geçebilecekti. Huzaç kabilesi Allahu Teala'nın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in himayesini seçmişti. Beni Bekr ise Kureyş tarafını seçmişti. Bu iki kabile ileride antlaşmayı bozacaklardı. Bundan sonra bir müddet sulh dönemi oldu. Bu dönem içerisinde iki tarafta öncelikli işleri, ticaretleriyle uğraşabilme imkanı buldular. Kureyş tam manasıyla ticaretine öncelik tanıdı. Hedefi, Müslümanlara karşı yaptığı savaşlarda kaybettiklerini kazanmaktı. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise bu dönem içerisinde, İslam davetini taşımak olan Peygamberlik misyonunu, devam ettirdi. Aynı zamanda yeni yeni büyüyen İslam devletinin güvenliğini ve pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyordu. Bu zaman sarfı içerisinde Müslümanların davranışları sonucu Mekke'nin önde gelen şahsiyetleri tek tek İslam'ı kabul etmeye başladılar. Halid bin Velid, Amr ibn-el As ve Kabe'nin bekçisi Osman bin Talha. Bunların yanı sıra Mekke'den daha birçok kişi Müslüman olmuştu. Müslümanlar gün geçtikçe güçlenmekteydiler. Kureyş saflarını korku ve zayıflık sessizce girip kalplerine yerleşmekteydi. Bir hayli zayiat vererek Mu'te'den geri dönen Müslümanların durumunu gören Kureyş, Müslümanların iyice zayıfladıklarını zannederek Benî Bekr (Bekr Oğulları) kabilesini Huzac kabilesinin üzerine saldırttı. Onlara silah yardımı yaptı. Onlardan bir kaç kişiyi de öldürdü. Huzac kabilesi Mekke'den kaçtı. Amr b. Salim Medine'ye hareket etti. Durumu Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e anlattı ve kendisinden yardım istedi. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem; "Ey Amr, yardım olunmuş bulunuyorsun" dedi. Kureyş sulhu bozmuştu. Ahdin kuralların ihlal etmişti. Allah'ın Elçisi Mekke otoritesinin Kureyş'in elinden zorla çekip alınmasına, Mekke'nin fethine karar verdi. İslam devletinin antlaşmasını bozmanın karşılığı sadece Mekke'nin fethi olabilirdi! Kureyş hemen hatasını anladı. Çok pişmandı, korkuya kapılmıştı. Hatasının kaçınılmaz sonuçlarının neler getireceğini bilmekteydi. Bu yüzden antlaşmayı feshetmek istemiyordu. Antlaşmayı uzatmak ve ahdi sabitleştirmek için Medine'ye bir elçi göndermeye karar verdi. Ebu Süfyan'ı Medine'ye elçi olarak gönderdi. Ebu Süfyan Medine'ye varınca Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile görüşmeden evvel kızı Ümmü Habibe'nin yanına gitti. Ümmü Habibe Peygamber Efendimiz'in hanımıydı. Ebu Süfyan kızının evine girdi ve Rasulallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in döşeğine oturmak istedi. Ümmü Habibe hemen kalkıp döşeği aldı, durdu ve kaldırdı. Ebu Süfyan, babasını mı döşeğe tercih ettiği için yoksa döşeği mi babasına tercih ettiği için onu dürdüğünü sorunca, Ummu Habibe'nin cevabı şu oldu: "O, Allah Resulü'nün döşeğidir. Sen ise necis/pis bir müşriksin. Senin onun üzerinde oturmanı istemiyorum." dedi. Ebu Süfyan; "Ey kızım, vallahi benden sonra sana şer dokunmuş bulunuyor" deyip öfkeli olarak kızının evinden çıktıktan sonra antlaşma ve müddetin uzatılması için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile görüştü. Ebu Süfyan Resul'ü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Hudeybiye antlaşmasının uzatılması gerektiği hususunda ikna etmeye çabaladı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona hiç bir cevap vermedi. Ebu Süfyan'a (Mekke İslam otoritesi altına girince Müslüman oldu) hak ettiği şekilde davranılmıştı. Kureyş'in ellerinde kan vardı ve kesinlikle isteği kabul edilmeyecekti! Ebu Süfyan'nın ümidi tükenmekteydi. Ebu Bekir Radiyallahu Anha'ya gitti. Kendi namına Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'le konuşması için ona yalvardı. Ebu Bekir Radiyallahu Anha aracılık teklifini reddetti. Artık Ebu Süfyan'nın içi iyiden iyiye korkuyla dolmuştu. Ebu Süfyan artık çaresiz bir adamdı ve ümitsizliğe düşmüştü. Ümitsizliğinin gözlerinde oluşturduğu bulanıklıktan dolayı Ömer Radiyallahu Anha'nın kendisine yardım edebileceğini düşündü. Çok yanlış düşünmüştü! Ömer ibn Hattap Radiyallahu Anha Ebu Süfyan'ın bu isteğine çok hiddetli bir şekilde şöyle cevap verdi: "Sen beni Allah Resulü ve senin aranda aracı kılmak istiyorsun ha!? Vallahi tek bir karıncam dahi olsa seninle savaşırdım!" Son ümidi Ali bin Ebu Talip Radiyallahu Anha'yı ikna edebilmekti. Ali Radiyallahu Anha evinde, hanımı Fatıma'nın yanında idi. Ebu Süfyan Ali Radiyallahu Anha'dan aracı olmasını istedi. Ali Radiyallahu Anha Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği bir karardan hiç bir kimsenin kendisini caydıramayacağını, anlattı. Ebu Süfyan bu sefer Fatıma'ya döndü ve oğlu Hasan'ı kendi himayesine alacağını söyledi. Yardım istedi. Fatıma; "Allah Rasulüne karşı kimse himaye edemez" dedi. Evet, sahabeler Ebu Süfyan'ı böyle karşılamışlardı. Ayaklarının altına kırmızı halılar sermemişlerdi. Aksine ona öyle cevaplar vermişlerdi ki Ebu Süfyan'a dünya dar gelmişti. Kureyş Müslümanların zayiatlarından dolayı zayıfladığını düşünüp, himayeleri altındaki bir kavmi silahlandırmış ve Resul'ün himayesi altında olan bir kavme, saldırtmışlardı. Sulh antlaşmasını bozmuşlardı. Evet, sahabeler Müslümanların ve İslam'ın apaçık düşmanı olan birine kırmızı halılar sermemişler, üst düzey protokol ve çiçeklerle karşılamamışlardı. Siretten sunduğumuz bu kısa olayın benzerleri günümüzde vuku bulmaktadır. Dick Cheyney kısa bir zaman önce Orta Doğu gezisine çıkmıştı. Daha bir çok kafir lider gibi, Dick Cheyney'den önce, George W. Bush'da bir Orta Doğu gezisi düzenlemişti. Ve her biri, İslam aleminin hain liderleri tarafından büyük bir hoşnutlukla karşılandılar. Filistin başbakanı Muhammed Abbas, Mısır başbakanı Hüsnü Mübarek, Suud kralı Abdullah ve daha niceleri! Bu liderler, savaş kışkırtıcısı Bush ve Bush gibileri kahramanlarmışçasına karşılamışlar, tüm şatafatasıyla üst düzey protokoller düzenlemişlerdi. Ümmete, Haçlı Bush ve yönetiminin binlerce cana mâl olmuş, hayatta kalanlarınsa perişan, zavallı bir hayat yaşamalarına sebep olmuş, Irak'ın vahşice işgalinden, sorumlu olduklarını hatırlatmamıza gerek yoktur herhalde! Masum canlara sebepsizce kıyan, Bush ve onun müttefikleri yüzlerce Iraklıyı Guantanamo'ya kapattılar, bir o kadarını da Ebu Garıp'te işkenceye tabii tuttular. Bush babasının yarım kalan işini bitirmek için kollarını sıvadı ve Müslüman ülkelerini işgal etmeyi sürdürdü. Kendi kriminal davranışlarından dolayı çevresinde sadece bir kaç destekçisi kalmıştır. Orta Doğu gezilerinde ise kalan son dostlarını, hain Müslüman liderleri, ziyarete gitmektedir. Dick Cheyney'i ve Bush'un ziyaretleri dostane değil, çıkardıkları savaşları şeytani bir zevkle daha yakından seyredebilmek içindir. İktidarda oldukları son 7 yılda yaptıkları her şey bunları kanıtlamaktadır. Afganistan ve İrak örnekleri gibi! İslam alemindeki tiran liderler Bush'un daimi destekçileridirler. İsraillilerin Filistinlilere karşı kullandıkları silahlar Amerika tarafından temin edilmektedir. Amerika İsrail'in tarihteki en büyük destekçisi olabilmeyi istemektedir. İsrail'in, taş duvarlarla sınırlandırılmış, Gazza ve Batı Şeria'yı "oluşturmakta ki" en büyük yardımcısı yine Amerika'dır. Müslümanlar, bu görünenlerin sadece pis ve zelil bir oyun olduğunu, arka planda daha farklı şeylerin döndüğünü bilmek zorundadırlar! Başlarında ki hain liderlerin birer kukla olduklarını bilmek zorundadırlar! İslam ülkelerine attıkları her adımda kirleten ve daha fazla sefalet ve çöküntüye uğratan bu kafir liderlerin girmelerine izin vermemelidirler! Onlara karşı ayaklanmak zorundadırlar! Onları kabul etmemelidirler! Zira Allah şöyle buyurmaktadır: "Allah, Müslümanlar üzerinde kafirlere asla yol vermez." (Nisa 141) Ümmet olduklarını tekrar hatırlayıp Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak zorundadırlar! Kurtuluşun sadece İslam ve İslam otoritesinde olduğunu, Allah'ın ipine sarılmakta olduğunu hatırlamak zorundadırlar! "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın." (Ali İmran 103) Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem de şöyle buyurmaktadır: "İslam yücedir, onun üstünde hiçbir şey yoktur." Esma Sıddık |