Anasayfa arrow Yazarlar arrow Abdullah İmamoğlu arrow NEBEVÎ SÜNNET VE TEŞRÎ'DEKİ KONUMU
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

40/82 Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden daha çok, daha kuvvetli, yeryüzünde bıraktıkları eserler daha sağlam olan öncekilerin sonuçlarının nasıl olduğunu görmezler mi? Kazandıkları onlara bir fayda vermemiştir.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"İmam (Halife) bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur." Buhari, 2737; Müslim, 3428; Nesei, 4125; Ahmed b. Hanbel, 10359
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Yazdır E-Posta
Abdullah İmamoğlu
25 Mart 2008 Salı

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

NEBEVÎ SÜNNET VE TEŞRÎ'DEKİ KONUMU

Rabi'ul-Evvel ayı âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in doğumunun gerçekleştiği ve hatırlandığı aydır. Bu münasebetle Rasullah'ın Sünnet'i, bir ay boyunca Müslümanların gündemini teşkil etmektedir. Kutlu doğum ayı adı altında Sünnet ve Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayatı, konuşulan, yazılan ve anlatılan tek konu haline geldi adeta... Allahu Teâlâ Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

"Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." [1]

Allahu Teâlâ Hz. Muhammed Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'i insanlığa rahmet olarak göndermiş, rahmet kaynağı olarak tanıtmıştır bizlere... Hal böyle olunca Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayatına sahih bir zâviyeden bakmak, Hz. Peygamberin Sünnet'ini sahih bir şekilde kavramak zaruretten olmakatadır. Çünkü anlaşılmasını istediğimiz unsur/kaynak (sünnet-Rasullah'ın hayatı) okadar ehemmiyetli ki ihmali, yada yanlış anlaşılması iyi neticeler doğurmamaktadır.

Kimileri Hz. Peygamber'i sadece gül peygamberi olarak, kimileri ise hoşgörü, sevgi ve dost peygamberi olarak, kimileride hayatı sadece ahlakla donatılmış ve snırlandırılmış bir peygamber olarak tanıtmakmaktadır bizlere...

Şüphesiz ki Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e atfedilen bu sıfatlar kuvvetli nasslarla sabittir. Bu sıfatların hepsi Hz. Peygamber'e Allah tarafından bahşedilimiştir. Ve  Hz. Muhammed'e Ümmet olmakla şereflenen bizlerdende bu sıfatlara sahip olunması ve Rasülün örnek alınması talep edilmiştir.[2] O'na ittiba ve getirdiğine tâbi olmak îmanla ilşkilendirilerek risaletin bir parçası olan Sünnet'in önemine vurgu yapılmıştır.[3]

Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayatı, kendisinden bizlere kalan değer biçilmez mirastır şüphesiz... Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in Sünnet'ini bir kaç konuya sıkıştırıp koymak hiç doğru bir yaklaşım değildir. Buna benzer bir makaleyi geçen sene sizlerle paylaşmaya çalışmıştım. Lakin üzereinden bir sene geçmesine rağmen bir şeylerin değişmediğini bizzat müşahede etmiş olmam -belki aynı minvalde olsa bile- bu yazıyı yazmama vesile olmuştur. Daha bu ay içerisinde Rabi'ul-Evvel ayı münasebetiyle bir Üniversite'de düzenlenen konferansa iştirak ettim ve yine esefle Rasullah anlatılırken, Sünnet tarif edilirken Rasullah'ın hayatının bir kaç başlıkla sınırlandırıldığını gördüm.

Bu çalışmamızda Nebevî Sünnet'i anlamanın metodunu kaleme almayacağız. Yine Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in sîretini aktarmaya calışacağız bu yazımızda...  Genel hatlarıyla Sünnet kavramı ve Sünnet'in teşî'deki konumuu üzerine durmaya çalışacağız.

A. SÜNNET KAVRAMI

1. Sünnet'in Tarifi:

Sünnet lügatte; yol, hal, gidişat, takip edilen yol, yaşayış modeli, tabiat, şeriat, alışılmış yol manalarında kullanılmaktadır. Sünnet kelimesi /lafzı ise Kur'an'da ve Sünnet'te yukarıda verdiğimiz anlamda (yol, takip edilen) isti'mal edilmiştir (kullanılmıştır). Allahu Teâlâ ayetinde şöyle buyurmaktadır:

 سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا

"(Bu,) Allah'ın öteden beri sürüp gitmekte olan sünnetidir (âdetidir). Sen Allah'ın sünnetinde kesinlikle hiç bir değişiklik bulamazsın." [4]

Başka bir ayetinde yine Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

 وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا

"Allah'ın yasasında herhangi bir sapma (başkalaşma) göremezsin." [5]

Kur'ân-ı Kerîm'de buna benzer ayetleri örnek olarak çoğaltmak mümkün. Ama biz iki örnekle iktifa ediyoruz. Sünnet'te (hadiste) de aynı anlamda isti'mal edilmiştir. Bir Hadîs-i şerifte Rasül Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

 : قال رَسُول اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّم

       من سن في الإسلام سنة حسنة فله أجرها وأجر من عمل بها بعده من غير أن ينقص من أجورهم شيء، ومن سن في الإسلام سنة سيئة كان عليه وزرها ووزر من عمل بها من بعده من غير أن ينقص من أوزارهم شيء

"Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem : ‘Kim (insanları) doğru yola çağırırsa, kendisine uyanların sevabı kadar ona da sevap yazılır. Bu (kendisine) uyanların sevabından birşey eksiltmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa kendisine uyanların günahı kadar ona da günah yazılır. Bu (kendisine) uyanların günahından bir şey eksiltmez' buyurmuştur." [6] Hadislerde de buna benzer şekillerde kullanılmıştır.

Sünnet'in ıstılâhî anlamı ilim dallarına göre farklı şekillerde tarif edilmiştir. Muhaddislerin nezdinde kazanmış olduğu manâ/tarif şöyledir: "Söz, fiil, takrir, yaratılış, siret ve yaşayış, ahlâk, huy ile ilgili olarak Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e izafe edilen her şeydir." Başka bir ifadeyle; "Hükme ve amele esas teşkil etsin etmesin yaptıkları veya kaçındıklarıyla Allah Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayat tarzı ve yaşantısının bütünüdür." Usulculer'e göre Sünnet'in kazanmış olduğu manâ ise şöyledir: "(Kur'an-ı Kerîm'in haricinde) Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'den nakledilen/sadır olan söz, fiil ve takrirlerdir." Buna ilaveten fıkıhçılar bu yapılan tariflere ilave olarak Sünnet'i, "bid'at'ın zıttı" olarak tanımlamışlardır. Sünnet'in ıstılâhî tarifini ve anlamını bünyesinde taşıyan hadisler de mevcuttur. Yani Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın getirmiş olduğu hayat anlayışı ve risâletin bir parçası anlamında kullanılan Sünnet kavramı yine hadislerde geçmektedir. Bu meyanda konumuza ışık tutması bakımından aşağıdaki hadisleri örnek olarak vermek yerinde olacaktır:       

وَعَنْ العرباض بنِ ساريةَ رضِىَ اللّهُ عنهُ قال: ]صلّى بِنَا رسولُ اللّهِ  ذاتَ يَومٍ ثمّ أقبلَ علَيْنَا بِوجْهِهِ فَوَعظَنَا موْعِظَةً بَلِيغَةً ذَرَفتْ مِنْهَا العيونُ ووَجِلَتْ مِنْهَا القُلُوبُ، فقالَ رجُلٌ: يا رسُولَ اللّهِ كأنّ هذِهِ مَوْعِظَةُ مودِّعٍ فََماذَا تَعهَدُ إلَيْنَا؟ فقَالَ أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللّهِ تَعالَى وَالسّمعِ وَالطّاعةِ وإنْ كَانَ عبداً حبشيّاً فإنّهُ مَنْ يعشْ مِنْكُمْ بَعْدِى فسَيَرى اخْتِفاً كَثِيراً، فَعَلَيْكُمْ بِسُنّتِى وَسُنةِ الخلفاءِ الراشِدينَ المهدِيينَ تَمَسّكُوا بِهَا وَعَضُّوا عَلَيْهَا بالنواجذ، وإياكمْ ومحدَثاتِ ا‘مورِ فإنّ كلَّ محدَثةٍ بدعةٌ، وكلَّ بدعةٍ ضَلَةٌ[ أخرجه أبو داود والترمذى.ومعنى »عَضُّوا علَيْهَا بالنَواجِذ« أى تمسكوا بها كما يتمسكُ العاضُّ بِجَميعِ أضْراسِهِ .

İrbâz İbnu Sâriye (radıyallahu anh) dedi ki: Bir gün Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bize namaz kıldırdı. Sonra yüzünü cemaate çevirerek çok beliğ, çok mânidar bir vaazda bulundu. Öyle ki dinleyenlerin gözleri yaşla, kalpleri de heyecanla doldu. Cemaatten biri: "Ey Allah'ın Resûlü, sanki bu, bir veda konuşmasıdır, bize ne tavsiye ediyorsunuz?" dedi. "Size, buyurdu, Allah'a karşı takvada bulunmanızı, başınızda Habeşli bir köle olsa bile emirlerini dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Zira, sizden hayatta kalanlar benden sonra nice ihtilaflar görecek. Öyle ise size sünnetimi ve hidayet üzere olan Hülefâ-i Râşidîn'in sünnetini hatırlatırım, bunlara uyun ve dört elle sarılın. Sonradan çıkarılan şeylere karşı da son derece dikkatli ve uyanık olun. Zira (sünnette bulunana zıt olarak) her yeni çıkarılan şey bir bid'attır, her bid'at de dalalettir, sapıklıktır." [7]

Yine bu minvalde olan ve mezkur hadise benzer bir hadîs-i şerîf'te Hz Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

عن مالك أنهُ بلغَهُ أنّ النبى  قال: تركتُ فِيكُمْ أمرينِ لَنْ تَضِلُّوا ما تَمَسّكتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللّهِ تَعالَى، وَسُنّةَ رَسُولِه

İmam Malik'e ulaştığına göre, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şunu söylemiştir:"Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetce asla sapıtmayacaksınız: Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti." [8]

Hadislere bakıldığında Sünnet'e şer'î bir anlamın yüklendiği görülmektedir. Bu hadislerde zikredilen Sünnet kavramı yukarıda mezkur olunan hadis'te (ilk hadis) geçen Sünnet anlamından tamamen farklıdır. Dikkatle incelendiğinde burada kast edilen Sünnet Rasül Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in ortaya koyduğu hayat anlayışıdır. Yani Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'e vahy olunan Risâlet'tir. Kanâtimce bu konuda izah edilmeye muhtaç yön de burasıdır. İslâm Ümmet'inde Sünnet kavramı matlûp olunan şekilde bilinmemekte ve sadece bir yönüyle tarif edilmektedir.... Mendub, nafile, müstehab gibi... Öyleyse Sünnet kavramına sahih bir açıdan nazar etmek zaruretten olmaktadır.

Zikredilen hadislere bakıldığında Aleyhi's Salâtü ve's Selâm kendisinden sonra ki bir dönemde ihtilafların (fitnelerin) olacağını haber vermektedir. Sahabelerine'de -Allah kendilerinden  râzı olsun-  Kendisinin getirdiği Sünnet'e yani vahiy kaynaklı olan İslâm Risâleti'ne, hayat anlayışına sarılmayı emretmiştir ki bunlardan birisi Kur'ân-ı Kerîm diğeri ise Sünnettir. Yine Sahâbeler'e ihtilaflar ortamında dalâlete düşmelerini önleyecek olan, kendisiyle izzet bulacakları,  hayat kaynaklarına icabet etmeyi emr etmiştir. Çünkü Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın getirdiği, ittiba edilmesini isteği, Müslümanların kurtuluş reçetesi olan İslâm Risâleti'nin bir parçasıdır, Müslümanlar için bir hayat ölçüsüdür... Sünnet'i sadece mendublarla, nafilerle sınırlandırmak meseleye objektif bakılmadığını göstermektedir. Çünkü Sünnet Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın  Kur'an'la birlikte kalbine ilka olunan vahiydir, Risâlet'in bir parçasıdır. Bir hadiste Rasül Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bunu şu buyruğuyla teyid etmektedir:

 : أُوتِيتُ الْقُرْآنَ وَمِثْلَهُ مَعَهُ

"Bana Kur'an ve onunla beraber benzeri verildi (sünnet) verildi." [9]

Bu hadiste Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'a Kur'an'la birlikte  Risâlet'in bir parçası olan Sünnet'in verildiği net bir şekilde anlaşılmaktadır. Öyleyse Hz. Peygamber'den sâdır olmuş olanların (Risâlet kapsamına giren fiil, söz ve sukût) İslâm Dini'nin anlaşılmasında ve ahkamların oluşmasında temel etken olması, Sünnet kavramını sahih ve dakik bir şekilde izah edilmesini zarûri kılmaktadır. Sünnet kavramı, yukarıda da ifade edildiği gibi Müslümanların nezdinde doğru bir şekilde anlaşılmamış ve doğru yansedilmemiştir.

Bu konunun izahına Müslüman kardeşlerimizce benimsenmiş, hayatlarına kök salmış Sünnet anlayışından hareketle başlamak istiyorum. Günümüzde Sünnet kavramı hayattaki etkinliğini kaldıracak şekilde tarif edilmiş, içi boşaltılmış ve Sünnet'in alanı ciddi anlamda sınırlandırılımıştır. Böyle oluncada Sünnet'in Teşrî'de ki değeri zaafiyete uğramıştır. Müslümanlar nezdinde Sünnet kavramı/ıstılâhı, Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın yaptığı ve ümmetine yapmasını tavsiye ettiği fiil ve sözler olarak benimsenmiştir.  Bu filleri kulları Allah'a yaklaştıran filler olarak tarif etmişler, tarif etmekle de kalmayıp pratık hayatta bu düşünceyi etkili kılmak için azami gayret sarf etmişler ve bunun adına da Üsve-i Hasene (güzel örnek) demişlerdir. Yanlış olan Üsve-i Hasene olması ve bunu bu şekilde dillendirilmesi değil, yanlış olan Üsve-i Hasene'nin kaynağı olan Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayatına dakik ve doğru zâviyeden bakılmamasıdır veya tek bir açıdan bakılıp, diğer açıların ihmal edilmesidir... Nasıl bakılacağının usulünün/metodunun bilinmemesidir. Maalesef günümüzde Sünnet kavramı bir kaç başlıkla sınırlandırılmıştır. Bunlara bir kaç örnek verecek olursak; âdapta, ahlâkta, sevgide, hoşgörü ve insan ilşkilerinde Üsve-i Hasene yani Sünnet bu konular etrafında incelenerek Sünnet kavramının alanı daraltılmıştır. Bu ve buna benzer konular. Bizim bu konuların yazılmasına, konuşulmasına veya yayınlanmasına bir itirazımız sözkonusu değildir. İtiraz ettiğimiz nokta Rasül Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'ın hayatının bir kaç başlıkla sınırlandırılyor olması ve sadece onların Sünnet kavramı altında incelenip güzel olarak gösterilmesidir.Yine itiraz ettiğimiz nokta Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın  hayatına yani sireti'ne ve Rasullahın risalet anlayışından bahseden naslara sahih bir nazarla bakılmıyor olmasıdır. Bilinmelidir ki Sünnet kavramı mendublarla, nafilelerle sınırlandırılamaz... Sünnet; -Risâlet kapsamına giren- Rasül Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın ortaya koyduğu hayat anlayışıdır.. Müslümanların amellerini düzenleyen Şer'î Hükümlerin kaynağıdır. Allahu Teâlâ ayetine şu şekilde beyan etmektedir.

 لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا 

"And olsun ki; Rasulullah sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." [10] Başka bir ayette Allu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا

"Rasûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının" [11]

Rasül Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın güzel örnekliğinin, kendisinin getirdikleri ve sakındırdıklarının odaklaştığı kaynak Sünnet'in takendisidir. Risâlet kapsamına giren Sünnet yeri geldiği zaman bir meseleyi farz olarak vaz etmiştir, yeri geldiği zaman bir meselenin hükmünü haram kılmıştır, yeri geldiğinde ise mübah, mekruh ve mendub olarak vaz etmiştir. Sünnet kavramı incelenmeye çalışılırken ilk öncelikle bize rivayet yoluyla ulaşan naslarda fiilin, kavlin/sözün, ve ikrârın/sukûtun Risâlet kapsamında olup olmadığı tespit edilir. Bunu tespit ettikten sonra hükmün keyfiyetini bildiren talebin kesinliğine ve talebin kesin olup olmadığını tayin eden karîneye bakılır. Sünnet kavramı bu yönüyle kavranılmasını iktiza eder. Aksi taktirde kaçınılmaz bir şekilde Sünnet'in Teşri'deki konumu daraltılmış olur. Sünnet'in Teşri'de kaynak oluşunu örneklerle izah etmeye çalışalım.

B. SÜNNETİN TEŞRÎ'DEKİ KONUMU

1- Sünnet'in bir meseleyi farz kılması:

Sünnet'in (Risâlet kapsamına giren Hz. Peygamber'in fiil,söz ve sukûtu'nun) her hangi bir meseleyi farz kıldığına bir örnek. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem nübüvvetle görevlendirildiği ilk günden itibaren Allah Celle Celâluhû'nun Rasul'üne gösterdiği şekilde İslâm Dâvetini taşımaya başladı. Aleyhi's Salâtü ve's Selâm Allahu Teâlâ'nın emri gereği Mekke toplumuna hakim olmuş değerlere kafalarını çatlatırcasına çatıyordu. Yine Mekke toplumuna hakim olmuş yozlaşmış yapıya, hayat anlayışına ve fikirlere çatıyor, kınayıcnın kınamasına aldırmadan Allah'tan aldığı vahyi haykırarak sonraki nesillere gerçek anlamda örneklik sergiliyordu. Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bu ilâhi hedefe -Allah'ın dininin yeryüzüne hakim olması- vahyin gösterdiği bu yüceler yücesi gayeye, basiret sahibi kitlesiyle ilerliyor ve sonucu nereye varırsa varsın Hakkı haykırıyorlardı. İşte dâvetin dönemlerinden biriside Kuvvet ehlinden nusret talep etmektir. Yüce Peygamber panayırlara çıkıyor İslâm'ı insanlara arz ediyrodu. Ve bunu çok ama çok zor şartlarda yerine getiriyor, hangi zulumle karşılşırsa karşılaşsın dâvet metodundan vazgeçmiyordu. İbn. Hişam siretinde şöyle nakleder:  İbni İshak dedi ki; Rasullah'ın amcası Ebî-Tâlip henüz hayatta iken ona zarar veremiyorlardı, ne zamanki Ebî-Tâlip öldü Kureyş ehli Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e eza vermeye başladı. Ve Rasûl  Sallallâhu Aleyhi ve Sellem sakiflilerle kuvvet bulmak ve nusret aramak içinTaife gitti. Aleyhi's Salâtü ve's Selâm Allah'ın kendisiyle gönderdiği İslâm Dini'ni onlardan kabul etmelrini istedi. Dâveti onlara ilettikten sonra bu davete icâbet etmediler. Köleleriyle ve sefihleriyle Hz. Peygamber'i yuhladılar, protesto ettiler ve daha da önemlisi Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem eziyetlere mâruz kalmıştır.

Yine İbni İshak dedi ki; bana Zuhrî anlatmıştır ki, Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem geldi ve onları Allah'a dâvet ederek kendisini onlara arz etti. Beyhara bin Firâs isminde birisi Rasûlullah'a dedik; Biz senin yönetimin üzerine bey'at etsek sonrada Allah seni, sana muhâlefet edenlere karşı muzaffer kılsa, senden sonra yönetim bize ait olur mu (yönetime biz geçermiyiz)? Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem: " Emir Allah'ındır o emirliği(yönetimi) dilediğine verir" dedikten sonra adam dedi ki; Allah sana zafer verdiği zaman, bizden başkasına ait olacak olan emirli (yönetim) için  araplara karşı kendimiz heder mi edelim?? Bizim senin davana ihtiyacımız yoktur." diyerek Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ı çok kötü bir şekilde red ettiler.

Biz bu konuya ikişkin iki hadisle iktifâ ediyoruz. Hadislerden anlaşıldığı üzere Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem  kabilelere İslâm'ı arz ediyor ve kendilerinden bu Dinin ikâmesi için nusret talebinde bulunuyordu. Aleyhi's Salâtü ve's Selâm dâvet metodundan neticelerinin çok zor olacağını bildiği halde vaz geçmiyor, neticesi nereye varırsa varsın vahyin gösterdiği ilâhi hedefe Rabbine sığınarak ilerliyordu....  probaganda, ambargo, hatta mübarek bedenine işkence ve eziyet... Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem söylediği şu mubarek söz herşeyi izah etmeye yetmez mi aslında? İbn-u Hibbân Sahîhinde Enes'ten rivayetle Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

"Allah uğrunda öyle eziyetler'e maruz bırakıldım'ki hiç biriniz bu eziyetlere maruz bırakılmamıştır." [12]

Dâvet taşırken Aleyhi's Salâtü ve's Selâm'ın takip ettiği bu metod Risâletin bir parçasıdır. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in bu dâvet metodundan neticesi nereye varırsa varsın vazgeçmemesi, davasında müthiş eziyetlere, işkencelere ve sıkıntılara rağmen sabretmesi, metodundan taviz vermemesi bu fiilin talebinin kesin  olduğuna karinedir, Şâ'ri'nin kesin talebi ise farzdır. Ve Müslümanların bu çok elzem bir fiili Sünnet'e duyarsız kalmaları veya mendup olarak görmeleri sahih bir nazariyye değildir.

2- Sünnet'in bir meseleyi haram kılması:

Şa'ri'nin bir parçası olan Sünnet bazı meseleleride haram kılmıştır. Buna ilişkin bir örnek; ehli eşek etlerinin yenmesinin haram kılınması ve bunun Sünnet tarafından yapılmış/teşr'î edilmiş olması... Bunun delili Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in şu buyruğudur:

عن أنس بن مالك رضى الله تعالى عنه أن رسول الله صلى الله عليه وسلم جاءه جاء فقال أكلت الحمر ثم جاءه جاء فقال أكلت الحمر ثم جاءه جاء فقال أفنيت الحمر فأمر مناديا فنادى في الناس إن الله ورسوله ينهيانكم عن لحوم الحمر الأهلية فإنها رجس فأكفئت القدور وإنها لتفور باللحم

Enes bin Mâlik'ten Rasullah'a bir gelen geldi ve dedi ki;

- ‘Eşek yenildi' dedi. Bundan sonra gelen bir gelen daha geldi ve o da; ‘Eşekler yenildi' dedi.

Sonra bir gelici daha geldi de; ‘Eşekler tüketildi' dedi. Bunun üzerine Rasullah bir nidâcıya emretti, o da insanlar için de;

- ‘Şüphesiz Allah ve Rasülü sizleri ehli eşeklerin etlerinden nehyediyorlar. Çünkü eşek eti pistir!' diye nida etti. Bu nidanın akabinde tencereler ters çevrilip döküldü, halbuki tencereler etlerle kaynayıp duruyordu.[13]

Bu hadîs-i şerif'te Allah'ın Rasûlü bir eşyanın hükmünün haram olduğunu beyân ediyor, yani ehli eşek eti yemeyi vahyin bir parşası olan Hz Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem haram kılıyor. Bu melseeye ilişkin misal/örnek çok olmakla beraber biz bir tanesi ile iktifa ediyoruz.

3- Sünnet'in bir meseleyi mübah kılması:

Mübahlık, Şer'î hükümlerdendir. Çünkü o Şâri'nin hitabıdır. Bu nedenle de mübahlığın tespiti için onunla ilgili Şâri'nin hitabının gelmiş olması kaçınılmazdır.

Yukarıda da geçtiği üzere Şâri'nin bir parçası olan Sünnet, bir mesleyi mübah kılma selahiyetine sahiptir. Buna örnek olarak, önceden kabir ziyaretlerini nehy eden Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, yine kendisi bu hükmü nesh ederek, yeni hükmü beyan etmiştir. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

  كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ فَزُورُوهَا

"Sizi kabir ziyaretinden men etmiştim. Artık kabirleri ziyaret ediniz." [14]

4- Sünnet'in bir meseleyi  mendub kılması:

Kulu Allah'a yaklaştıran, kesin talep olmamakla beraber tercih beyan eden karineyle gelmiş olan hüküm türüne mendub denmektedir. Kulu Allahu Teâlâ'ya yaklaştıran, ecir kazanmasına vesile olan  ama terk edildiği zaman da günahı olmayan amellerdir. Buna misal olarak  Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in cemaatle namaz kılmayı tavsiye etmesini verebiliriz. Hadiste cemaatle namazı eda etmenin ecrinin ve mükafatının daha çok olduğu beyan edilmektedir.  Cemaatle namazı eda etmeye ilişkin talep kesin değildir. Talebin kesin olmadığına karîne ise cemaatle namaz kılmayanlara Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in süküt ettiğini beyan eden delillerdir:

 قالَ رَسولُ اللّه : صََةُ الجَمَاعَةِ أفْضَلُ مِنْ صََةِ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وَعِشْرِينَ دَرَجَ

"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ‘Cemaatle kılınan namaz, ayrı kılınan  namazdan yirmiyedi derece üstündür'." [15]

5- Sünnet'in bir meseleyi mekruh kılması:

Belirtmekte mutlak fayda vardır ki, Rasüllâh'tan mekruh ve haram fiil sadır olmaz. Risâletin bir parçası olan hadisler/sünnet -ki bu ancak söz ve sukut ile mümkündür-, yerine göre bazı meseleleri mekruh olarak tayin etmiştir. Kesin talep olmaksızın terk edilmesinin taleb edildiği hükümlerdir. Fiilin terki ile alakalı Şâri'nin hitabı kesin bir talep değilse, o mekruhtur. Mekruh; "terk edeni Şer'an övülen, yapanı ise Şer'an kınanmayan husustur" şeklinde tarif edilmiştir.[16]

Rasulullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şu sözü gibi: إِذَا تَوَضَّأَ أَحَدُكُمْ ثُمَّ خَرَجَ عَامِدًا إِلَى الصَّلاةِ فَلا يُشَبِّكُ بَيْنَ أَصَابِعِهِ    "Sizden birisi abdest alıp namaza niyetlenerek çıktığında parmaklarını birbirine kenetlemesin." [17]

Görüldüğü üzere Sünnet sadece mendub ve nafile ibadetleri kapsayan amellerle  sınırlı kalmamıştır. Sünnet/hadisler Risâletin parçasını teşkil ederek, farklı hükümler vaz etmiştir. Yeri geldiği zaman bir mesleyi haram kılmış, yeri geldiğinde mübah kılmıştır.

Netice olarak Sünnet'in, hayatımıza yön veren nizama kaynaklık ediyor olması, amellerimize ölçü olması Rasullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in hayatını ve Sünnet'ini doğru anlamayı zarûri kılmaktadır. Rabi'ul-Evvel ayının Nebevî Sünnet'i sahih bir şekilde anlamaya ve Kur'an'ın tanıttığı peygamberi kavramaya vesile olması, Yine bu mübarek ayın Kur'an ve Sünnet'i hayata hâkim kılacak II. Râşidî Hilâfet Devleti'nin kurulmasına vesile olması niyazıyla....

 وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ

"Biz seni âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik." [18]

 

 


[1] el-Enbiya (21), 107

[2] "And olsun ki; Rasulullah sizin için Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (el-Ahzab, 21)

[3] "Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar." (en-Nisâ,  65)

De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki; Allah da sizi sevsin..." (el-Âli- Imrân , 31)

[4] el-Fetih (48), 23

[5] el-Fâtır (35), 43 

[6] Sahîh Muslim, Zekat kitabı, 1017  

[7] Tirmizî, İlim, 16, (2678); Ebu Dâvud, Sünne, 6, (4607); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/330-331.

[8] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları, 2/328.

[9] Sünen-i Ebû Dâvud Tercüme ve Şerhi, 15, 354.

[10] el-Ahzâb (33), 21

[11] el-Haşr (59), 7

[12] İbn Hibbân

[13] Buhâri, kitâbu'z- zebâih ve ‘s-Sayd, 12, 5599.

[14] Ahmed b. Hanbel, B. Müs. Ensâr, 21974

[15] Buhârî, Ezân, 30

[16] Takiyyuddin en-Nebhani ,İslâm Şahsiyeti III, şerî hükümler bahsi.

[17] Daremi, K. Salât, 1368

[18] el-Enbiya (21), 107

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |