|
-2 - Hilafet (Pazartesi 24 mart 1924)
Türkiye'nin 1914'de itilaf devletlerine karşı girdiği savaşta en çok korkulan silahı; cihad. Cihad ilan etme gücü Hilafet makamındadır. Görevi gereği Halife düğmeye bastı. Çok birşey olmadı. Cihad, İngiliz Müslümanları ve Fransız Kuzey Afrika birliklerini merkezi güçlere karşı savaşmaktan alıkoyamadı, Arapların bağımsızlıklarını ilan edip Filistin'de İngilizler'in müttefikleri olarak savaşmalarını da engelleyemedi. Cihad patlamayan bir bomba, bir kabuk olduğunu gösterdi. Fakat Ankara'daki Büyük Millet Meclisi Hilafet'i ilga edip Halife Abdul Mecid'i İsviçre'ye sürgüne gönderince bu "patlamayan kabuk" bir bomba olduğunu gösterdi. Patlamanın yankıları halen Hırıstıyan alemi ve aynı zamanda Müslüman dünyasında yankılanmaktadır. Geçen hafta Türkiye'de Mustafa Kemal Paşa Hilafet'in bundan böyle Türkiye parlementosu tarafından temsil edileceğini ilan etti. Londra hemen Kemal'i 220,000,000 Müslümanın başına Sultan olarak geçebilmeyi arzulamakla suçladı. Tahttan indirilmiş Halife Abdul Mecid İsviçre, Territet'de ki sığınma yerinden tüm dünyadaki Müslümanlara seslendi. Kendisinin sürgün edildiğini göz önünde bulundurarak, başlarındaki liderleri vasıtasıyla Hilafet'i ne yapacaklarını belirlemeye teşvik etti. Şöyle dedi: "Benim tahttan indirilmem ve Hilafet'in ilga edilmesi Kutsala saygısızlıktır ve geçersizdir." Mussolini hükümetinin, Abdul Mecid'i İtalya'da veya İtalya'nın Afrika'daki bir sömürgesinde ikamet etmesi için davet ettiği, söyleniyor. Abdul Mecid Halife olarak ilan edilir ve bu teklifi kabul ederse, bu İtalyanlara ikinci bir Vatikan manevi gücünü verecek, Avrupa'nın katolikleri ve Afrika'nın Müslümanları arasında Akdeniz pozisyonunu sağlamlaştıracak ve sömürgesi Trablusgarp'taki kavgacı Senussi tarikatıyla alakalarını doğrudan avantaja dönüştürecektir. ... ... Hicaz Kralı Hüseyin İbn Ali'yi hızlı bir hareketle Hilafet için ilk talip olarak ilan etmekdeki tek karlı olan tarafın İngiliz imparatorluğu olduğu genel olarak hissedilmektedir. İki kutsal şehir Mekke ve Medine'nin bulunduğu Hicaz krallığının sahibi Kral Hüseyin kendisine Hicaz Arapları, Ürdün ve Filistin'in büyük Müftüsü tarafından arzedilen Halifelik makamını geçen hafta kabul etti. Bir repotajda, bu hareketinin sonuçlarıyla alakalı melankoli ve önsezisini gösterdi. Hüseyin: "Ben Halifeliği elde edebilmek için çabalamadım, arzulamadım. Bana zorla verildi. Heryerden bana geliyorlar ve diyorlar ki: ‘İslam'ın korunması için bir Halife'sinin olması şarttır ve Hilafet yok olmamalı. Sen bunu yapabilecek tek ehil prenssin. Sen muazzam bir mescidin ve Arap devletinin bağımsız hükümdarısın. Kutsal şehirler senin sorumluluğun altında. Sen Kureyş kabilesindensin. Senin ortodoksluğun ve ateşli imanın hiç şüphe götürmez. Sen Arapların Arabısın! " dedi. "Şayet bunu kabul etmeseydim görevimi başaramamış olurdum ve halkım benden yüz çevirirdi. Hicaz, Ürdün ve Filistin Arapları beni Halife olarak ilan ettiler. Geriye kalan Müslüman dünyasının ne yapacağını bilmiyorum. Mısır kralının veya Afganistan emirinin veya Fas sultanının kendilerini Halife olarak ilan edecekleri söylentisini duyuyorum. Benim pozisyonum çok kritik." Afganistan. İngiliz Müslümanların, ne Türk parlementosundan ne de İngiliz koruması altında birini Halifeliğinden hoşnut olmayacakları Londra'dan bildirildi. İngiliz hükümetine verilen özel bilgiye göre 70,000,000 Hindistanlı Müslüman kral Hüseyin'i kabul etmeyi reddetmektedirler. Bu reddiye ürkütücüdür çünkü, şayet kral Hüseyin İngilizler tarafından destekleniyorsa, Hindistan Müslümanlarının, gittikçe artan seviyede bir anti İngiliz olan, Afganistan emirinin adaylığını desteklemeleri tehlikesi mevcuttur. Tercüme: Esma Sıddık |