Müslümanların zihninde yanlış anlaşılan birçok kavramlar olduğu gibi, ecel konusu da yanlış anlaşılmıştır. Birçok insan ölüm sebebini gerçeğinden kopararak bu konuda yanlışa düşmüşlerdir.
Mesela; kişinin trafik kazası, zehirlenmesi, bıçağın batması veya şiddetli bir hastalığa yakalanmasını ölüme sebep olduğunu düşünmektedir. Oysaki bu ve buna benzer örnekler ölümün sebepleri değil, ancak ölüm hallerinden birer hallerdir. Velev ki kişi trafik kazasında ölse dahi bu kaza olayı ölmesine bir sebep değildir. Çünkü sebep kesin neticeye götürür. Yani ölümün sebebi trafik kazası olsa idi eğer, o halde her trafik kazası geçiren kişilerin ölmesi gerekirdi. Oysa vakıaya baktığımız vakit, her trafik kazası geçirenin, ölmediklerine şahit olmaktayız. İşte, bu örnekler dahi hayatın sona ermesine sebep olmadığını göstermektedir. Ölümün bir tek sebebi vardır ki, oda Allah Subhanehu ve Teâlâ'nın takdir ettiği ecelin sona ermesidir. Kişi daha doğmadan Allah'u Teâlâ onun ne zaman öleceğini yazar. (İnsanoğlunun ölümcül olması kaderdir lakin ölüm anı -tarihi- ise başına kazadır.) Rabbimiz birçok ayetinde, ecelin ancak Kendisinin dilemesiyle gelebileceğini buyurmaktadır: ‘‘Yazılı bir ecele bağlı olarak Allah'ın izni olmadan hiçbir nefis ölecek değildir.'' (Ali İmran 145) ‘‘Hâlbuki öldüren de dirilten de Allah'u Teâlâ'dır.'' (Ali İmran 156) ‘‘Her Ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince, ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler.'' (Araf 34) Bu sübutu kat'i (gelişi kesin) ve delaleti kat'i (anlamı tek, manası kesin) ayetlerde açıkça anlaşıldığı gibi ölümün tek sebebi vardır ki oda; insanoğlunu hayattan kopartan ecelin sona ermesidir. Hayatın sona ermesini yani ecelin tarihini belirleyende Allah'u Teâlâ'dır. Dirilten ve öldüren ancak O'dur. Buna bu şekilde iman etmek farzdır. Bunun aksine iman etmek ise küfürdür. Günümüzde birçok Müslümanlar dirilten ve öldürenin Allah'u Teâlâ olduğunu söyleseler de, rızık konusundaki gibi ecel konusunda da tam olarak iman edilmediği, sadece dilleriyle sarfettikleri bir sözden ibaret olduğu görülmektedir. Örneğin: Yakınlarından biri trafik kazasında öldüğünde ‘gitmeseydi, o arabaya binmeseydi ölmezdi' gibi laflar edilir. Oysa o kişi arabayla trafiğe çıkmasaydı dahi ölecekti. Çünkü Allah'u Teâlâ'nın o kişi için tayin ettiği ecel gelmişti. O sağlam kalelere saklansaydı veya en güvenir yer olarak bilinen evinde otursaydı da zaten Azrail onu bulup canını alacaktı. İnsanın eceli geldiğinde sağlık durumu iyide olsa, sıcacık yatağında uzanıyor da olsa (tayin edilen ölüm vakti geldiğinde) bir saniye dahi geçirmeden ölecektir. Yüce Rabbimiz Nisa sürenin 78. ve Cuma sürenin 8. ayetlerinde buyuruyor ki; ‘‘Nerede olursanız olun, ölüm size yetişir. İster ise sarp ve sağlam kalelerin içerisinde olsanız bile'' (Nisa 78) ‘‘De ki; kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm size ulaşacaktır.'' (Cuma 8) Halk arasında ‘ölümden döndü' diye sık sık kullanılan bir söz vardır. Örneğin; biri dövülmesi sonucunda vücudunda çok sayıda kırık tespit edilse veya trafik kazasında geçirip, hurda olan arabasından sağlam çıksa hemen ‘ölümden döndü', ‘şans eseri kurtuldu' denilir. Başta İslam'da şans diye bir kavram yoktur. Ayrıca bu durumdaki kişilerin ölmemesinin sebebi ecel vakitlerinin henüz gelmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Eceli gelseydi can acıtmayan bir tokatla da olsa mutlaka ölecekti. Bununla ilgili Halid İbn Velid güzel bir örnektir. O ki, birçok savaşa katılıp, Cihad meydanlarından savaştığı, vücuduna birçok ok isabet ettiği halde savaş alanında değil, yatağında ölmüştür. Ölmeden önce şunları söylemiştir: ‘Şu, şu savaşlara katıldım. Organlarımda ok ve kılıç yarası almayan yanım yok. Ama bakın ben yatağımda ölüyorum. Korkakların gözü aydın olsun.' Birde günümüzde yaşanmış bir olaydan örnek verelim: Bir genç okul arkadaşlarıyla birlikte bir yere seyahat edecekti. Genç uçağı kaçırır. O üzüntüyle eve gelip koltuğa oturur. Tv'de bir uçağın düştüğü, içindeki yolcuların ise öldüğü haberi yayınlanır. Düşen uçak kendisinin yetişemediği, arkadaşlarının içinde bulunduğu uçaktır. Genç; ‘daha iyi ki ben gitmemişim herkes öldü' demeden oda oracıkta ölür. Görüldüğü üzere ölmek için illaki o düşen uçakta da olmak gerekmiyormuş! Bununla bağlantılı birde Rabbimizin ayetini okuyalım: ‘‘Ey iman edenler! Yeryüzünde sefere veya savaşa giden kardeşlerine; ‘Eğer yanımızda olsalardı ne ölürlerdi nede öldürürlerdi' diyen kafirler gibi olmayın.. Hâlbuki Allah diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görür.'' (Ali İmran 156) Her insan -Müslüman veya kâfir olsun- ölümün hak olduğunu inkâr etmezler. Bir gün mutlaka öleceklerini bilirler. Buna rağmen bir çok kafir bilim adamı ölümsüz olmak için veya en azından ölümü geciktirmek, insan ömrünü uzatmak için araştırmalara girmişlerdir. Ama buna bir çözüm elbette bulamamışlardır. Yeryüzünde bulunan bütün insanlar bir araya gelseler dahi, değil insanı ölümsüzleştirmek, ecelini bir saniye dahi ertelemeye güçleri yetmiyecektir. Rabbimiz buyuruyor ki; ‘‘Yeryüzünde her şey sonludur.'' (Rahman 26) ‘‘Senden önce hiçbir insanı edebi kılmadık.'' (Enbiya 34) Her insan mutlaka ama mutlaka ölecektir. Ecelden bugüne kadar hiç bir canlı kurtulmuş değildir. Hatta Sahabelerin bakmaya kıyamadıkları, yanına vardıklarında ayrılamadıkları, bizlerin onu görmeden sevdiğimiz, yoluna canımızı vermek istediğimiz, birçok Mü'minin ve Sahabelerin yoluna canını feda ettiği, Peygamber Efendimiz Sallalahu Aleyhi ve Sellem'i dahi ecel gelip bulmuştur. O bir Rasul ve Nebi olduğu halde ölümsüz olmamıştır. Çünkü oda bir insandı. Ve her insana ecelin vakti yazılmıştır. Birçok insanın yanıldığı noktalardan birisi de ölümü geciktirmek için sağlıklı bir yaşamı öne sürmeleridir. Hâlbuki meseleye azıcık derin baksalar ölümü geciktirme diye bir realitenin olmadığını göreceklerdir. Şöyle ki; ölümü geciktirmek için spor yapan insanlar; onlar ki, çok küçük yaşta spora başladıkları ve çok sağlıklı oldukları halde beyin kanaması yada aniden bir kalp krizi geçirip ölmektedirler. Demek ki sağlıklı olmakta eceli tarihini değiştirmiyor! Hiçbir şey veya hiçbir kimse ecelin tarihini degiştiremez. Allah'u Teâlâ kişi için hangi vakti belirlemişse o kişi, o vakitte canını verecektir. Rabbimizin Nisa 78. ve Cuma 8. ayetlerinde buyurduğu gibi hiç bir canlı ölümden kaçamayacaktır. Bununla bağlantılı olarak; bir sahabe savaştan kaçıp bir sığınaga gizlenir. Önüne bir okun düştüğünü görür ve oku yerinden çıkartmak istediğinde biraz zorlanır. Çıkartığında görür ki ok toprağın altındaki yılanın başına isabet ederek yılanı öldürmüştü. Sahabe ölümden kaçamayacağını anlayarak; ‘Ecel bu toprağın altındaki yılanı bulmuşsa mutlaka benide bulacaktır. Mademki bir gün öleceğim neden bu Allah için olmasın' deyip tekrar savaş meydanına koşmuştur. Müslümanlarda zihinlerinde mefhum olaması gereken ecel ve rızık kavramları ne yazıkki bugün kopartılmış durumdadır. Müslümanlar rızık ve ecel konusunda İslam'i bir bakışa sahip olmadıkları için zalim idareciler onları açlık ve ölüm ile korkutmaktadır. Çünkü zalimler İslam'ın yeryüzüne hakim olmasını razı olmazlar. Allah'u Teala'ya değil, kendilerine boyun bükmesini isterler. Bu yüzden Müslümanları işyerlerinden atma ve hapse girme, işkence görme veya idam edilme konusunda tehdit ederler. İslam'i bir bakış açısına sahip olan Müslümanları bu tehditler asla korkutmamalı. Aksine onlar davaları için iştende çıkartılsalar, hapsede atılsalar bu ancak onların imanlarını kuvvetlendirir. Rızkından bir şey kaybetmedikleri gibi ecelide uzatmış olmazlar. Ama rızık ve ecel konusunda İslam'i bir bakış açısına sahip olmayanların durumu böyle değildir. Onlar ecel ve rızkın Allah'u Tealadan geldiği hususunda tam bir mefhuma sahip olmadıkları için en ufak bir tehdite dahi ‘öldürülürüz, aç kalırız' diye düşünerek Allah'ın emir ve neyhlerinden çabucak vazgeçebiliyorlar. Müslümanlarda bu iki konu mefhum halinde olmadığı sürece İslam'a bağlanıp, Allah'u Tealanın emrettiği şekilde yaşayamazlar. Çünkü mefhum amellere yön veren fikirlerdir. Bu mefhumlardan kopartılmamızdan dolayı bir gün mutlaka öleceğimizi bildiğimiz halde maalesef ölümü unuttuk. Birileri veya herhangi bir olay ölümü bizlere hatırlattığında bunun üzerine tefekkür etmek dahi istemiyoruz. Hatta ölümden korkar olduk. Oysa ki, bu düşünce kafirlerin Müslümanların zihnine sinsice empoze ettikleri düşünceleridir. Halbuki Müslüman değil, ancak kafir ölümden korkar ve asla ölmek istemez. Bunu bize Rabbimiz bildirmektedir: ‘‘Onlar (yahudiler) yaptıklarından dolayı ölümü asla temenni etmezler. Allah zalimleri çok iyi bilir. De ki, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulaçaktır. Sonrada görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.'' (Cuma 7-8) ‘‘Muhakkak ki, sen onları (yahudileri) yaşamaya karşı insanların en harisi bulursun. Müşriklerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa ki, yaşatılması hiç bir kimseyi azaptan uzaklaştırılmaz. Allah onların yapmakta olduklarını birer birer görür.'' (Bakara 96) Şu bir hakikattir ki, ölümden korkan insan herşeyden hatta gölgesinden dahi korkar. Evde yanlız kalmaya bile çekinir. Çünkü onlar ölüm için bir hazırlık yapmamışlardır. Ama ölümden korkmayan, Allah'tan başka kimseden korkmaz. Herşeyin ancak Allah'ın dilemesiyle olduğunu bilir ve buda onu cesaretlendirir. Allah'ın Rasulu Sallallahi aleyhi ve Sellem buyuruyor: ‘‘Ölümü en fazla ananlar ve ölüm için en fazla hazırlık yapanlardır. İşte onlar akıllıların ta kendileridir. Onlar dünyanın şerefini ve ahiretin kerametini elde etmişlerdir'' (İbn Mace) Bütün insanların ileriye yönelik planları vardır. Birçok Müslüman İslam'ı yaşamayı ilerideki zamanlarına erteler. ‘yarın namaza başlarım', ‘şu tarihte örtünürüm', ‘şu, şu durumumda İslam davası için çalışırım' diye diye Müslümanlarda acilen yapması gereken amelleri erteleme hastalığı oluşmuştur. el-Buhârî, Âişe r.a'dan onun şöyle dediğini rivayet etti: (Allah ilk muhâcir kadınlara merhamet etsin. Zira Allah Te'alâ: ‘Himarlarını (örtülerini) omuzları üzerine vursunlar...' Ayetini indirdiğinde onlar peştemallerini yırtarak onunla örtündüler.) Yani eve gidelimde örtünürüz dahi demeden duydukları yerde hemen icap ettiler. Bir dakika dahi ertelemedediler. Günümüze döndüğümüzde tablo içler acısı. Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi, üzerimize farz olan amelleri dahi erteler olduk. Oysaki daha bizler bu hedeflerimize varmadan tayin edilen ölüm bizleri bulacaktır. Bu konuda Rasulullah; ‘Kişi ameline kavuşmadan ecel gelip onu bulur' diye buyurmaktadır. Bunu bide Enes radıyallahu anh rivayetinden görelim: ‘‘Rasulullah Aleyhissalatu vessellam yere bir çizgi çizdi ve: ‘Bu insani temsil eder' buyurdu. Sonra yanına ikinci bir çizgi daha çizerek; ‘Bu da ecelini temsil eder' buyurdu. Ondan daha uzağa bir çizği daha çizdikten sonra; ‘Bu da amelidir' dedi ve ilave etti: ‘İşte insan daha böyle iken (yani ameline kavuşmadan) ona daha yakın olan (eceli) ansızım geliverir.'' (Buhari) Ayrıca kavramamız gereken bir şey daha var ki oda; ölümün gelmesiyle herşeyin bitmiyor olmasıdır. Ecel, insanın sonu olan bir hayattan göçüp, sonsuz olan bir hayata geçmesinin ilk adımıdır. Ölüm bir yok oluş değil, ahiret hayatına başlanğıçtır ve asıl hayatta orasıdır. Çünkü orda ölüm yoktur. Rabbimiz Ankebut sürenin 64, Ali İmran 185. ayetlerin mealinde şöyle buyurmaktadır: ‘‘Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalamadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.'' (Ankebut 64) ‘‘Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatma metaından başka bir şey değildir.'' (Ali İmran 185) Mademki, Ahiret hayatı sonsuz olan bir hayatın başlanğıcı ise, o halde hangi hal üzerine öleceğimiz önemlidir. Ahiret hayatında yanlızca Cennet değil cehennemde vardır. İnsan öldüğü zaman da ya cennete ya da cehenneme girer. O halde bizlerin cennet hayatı için hazırlık yapmamız gerekiyor. Buda ancak Allah'u Teâlâ'yı razı etme yolundan geçebilir. Ve bunun nasıl olacağınıda Rabbimiz kehf süresi 110. ayetin mealinde şöyle haber vermektedir: ‘‘Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, salih amel yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.'' Her halükarda ölüm gelip bizleri bulacaktır. Madem bir gün öleceğiz, o halde bu ölümün Allah yolunda olması için neden temenni edip, Allah'ın emir ve neyhleri doğrultusunda yaşamayalım? Rabbimiz ancak O'nun yolunda ölmeyi hayırlı ölüm olarak kabul etmektedir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor: ‘‘Muhammedin nefsi elinde olana yemin olsun ki, Allah yolunda ölüm, Allah'a isyan içinde bir yaşamdan hayırlıdır.'' (Abu Naim) Yarın çok geç olmadan bizlerin bugünden harakete geçip, salih amel işlememiz gerekmektedir. Salih amelde ahiret hayatında değil ancak dünya hayatında işlenir. Yarın çok geç olabilir! Allah Subhanehu ve Teala salih amellerde geçikip, bu şekilde huzuruna çıkanların durumunu Secde süresinin 12. ayetin mealinde şöyle bildirmektedir: ‘‘O günahkarların, Rableri huzurunda başları öne eğik halde: ‘Rabbimiz gördük, duyduk. Şimdi bizi dünyaya geri gönderde salih amel işleyelim. Artık kesin olarak inandık.' diyecekleri zamanı bir görsen.'' Asrısaadete baktığımızda sahabelerin bu konudaki durumları çok farklıydı. İslam'i bir bakış açısına sahib oldukları için ölüm onları korkutmuyordu. Aksine onlar, ölüme Sevgiliye kavuşmak olarak bakıyorlardı. Ecelin Allah'u Teala'dan olduğunu şüphesiz iman ettikleri için de öldürülmek onları korkutmuyordu. Onlar şehitlik mertebesine ulaşmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Bir sahabe Rasulullah'ın yanına gelerek; ‘Ya Rasulullah! Ben (cihatta) mücadele esnasında ölürsem ne olacak?' diye sordu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle cevapladı: ‘‘Allah yolunda mücadele ederken ölürsen, şehit olup cennete en yüksek mevkiye gideceksin.'' Bunu duyan sahabe elindeki yemekte olduğu hurmayı atarak ‘şehitliğe, Allah yolunda ölüme geç kalmayayım' diyerek Allah yolunda savaşmaya koştu. Sahabeler savaştan diri olarak döndüklerinde Allah yolunda ölemedikleri için çok üzülüyorlardı. Hatta Müslümanlar onlara; ‘Üzülmeyin, İnşaAllah gelecek sefere şehit olursunuz' diye teselli veriyorlardı. Ve savaşta şehit düşenlerin yakınlarına giderekte ailelerini tebrik ediyorlardı. İşte, dünya hayatı bir imtihan yeridir. Bazı zaman olur ki, sabredip etmediğinin denemesi için insanlara eziyet edilir, Rabbine güvenin olup olmadığının yoklanması için yardım gecikir, şükrün derecesi için rızık artırılır veya kısılır, hastalık ve sağlık hep imtihan içindir. Ama akibet her zaman kesindir. Allah'u Teala bizleri, İslam'ı hakkıyla anlayıp, salih amel işleyen kulları zümresine ilhak eylesin. ‘‘O, gökleri ve yeri altı günde yaran, sonra Arş'ın üzerine istiva edendir. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.'' (Hadid 4) Değerli Kardeşlerim; Bu dünyaya imtihan edilmek için gönderilmiş olduğumuzu unutmayalım. Sevdiklerimizi ahiret hayatına kadar bir daha görmemek üzere kaybedebiliriz. Bu en çok sevdiğimiz çoçuklarımız, anne babamız veya eşlerimiz olabilir. Bu konuda yapmamız gereken tek şey ecelin Allah'tan olduğuna iman edip sabretmektir. Nasıl ki, rızkın Allah'u Teala'dan olduğuna iman edip rızkımızı sevinerek alıyorsak, ecelinde Allah'tan olduğuna iman edip buna razı olmamız gerekiyor. Sevdiklerimizi kaybetmemiz bizi sevindirmeye bilir. Hatta Allah'ın Habibi dahi torunları öldüğü zaman ağlamıştı ama asla isyan etmemiştir. Üzülmesinin tek sebebide onları Ahirete kadar göremeyecek olmasındandı. Rabbimiz şöyle buyuruyor: ‘‘Yoksa, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden sabredenleri ortaya çıkartmadan cennette gireceğinizi mi sandınız?'' (Ali İmran 142) Yine Rabbimiz Lokman sürenin 34. ayetin mealinde insanın nerde ne zaman öleceğini bilemeyeceğini bildirmektedir ve şöyle buyurmaktadır: ‘‘Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini bilemez.'' (Lokman 34) Buraya kadar açıkladığımız akli ve nakli ispatlarda görüldüğü üzere hiç bir canlı eceleni erteleyemeyeceği gibi bir gün mutlaka ölecektir. O halde, ne zaman, nerde ve hangi halde öleceğimizin hesabını yapmayalım. Hayrlı bir ölüm için Rabbimizi razı adecek amellerde bulunalım. Rabbimin adına yemin ederim ki, yarın çok geç olabilir. Yarın hesab gününde Rabbimizin huzuruna boynu bükük çıkanlardan ve Rabbimiz bizi dünyaya geri gönder de salih amellerde bulunalım diyenlerden olmayalım! Rabbim, hepimize hayırlı bir ölüm nasib etmesi için hayırlı, salih amellerde bulunanlardan eylesin. -Amin- Bacınız Sümeyye Avcı |