|
Başörtüsü gündeme geldi geleli her kesim bunun hakkında konuşuyor. İslam'la alakası olanda konuşuyor, olmayanda. Aslında başörtüsü ile başlatılan tartışmaların getirildiği noktaya baktığımızda karşımıza farklı temaların ve maksatların çıktığını görüyoruz:
- Dikkat edilirse başörtüsünü Müslümanlar tartışmıyor laik kesim ve savunucuları tartışıyor. Müslümanların başörtüsü sorunu diye bir sorunu yok ki tartışsın... Müslümanlar Başörtüsünün Şer'i yönünü de tartışmıyor. Onların Kur'an ve Sünnet hakkında şüpheleri yok. Ancak onlar üzerindeki baskıları nasıl kaldırabilir ve bu sistem altında nasıl olurda başörtümüzü takabiliriz çıkmazları vardır. İşte bu noktada önlerine özgürlükler fikri konuyor. Onlara bir alan gösteriliyor ve bu dar alanda kontrollü şekilde tutularak, yasalara bağlılıkları artırılmaya, sevmedikleri şeyleri sevdirilmeye çalışılıyor. Böylece sistem meseleyi İslamileştirmekten uzaklaştırıp laiklik içerisinde eritmeyi planlıyor. Ayrıca Müslümanların gafletinden faydalanarak bu sistem içerisinde arayışa yönlendiriliyorlar. Üzücü olan da budur. Müslümanlar meselelerini özgürlükler noktasında değerlendirip bu alanda devletin önlerine koyduğu açık alana yönelip meselelerinin orada çözüleceğine inanmalarıdır. İnandırılmak istenen ise laikliğin çözüm kaynağı olarak kabullenilmesidir. - Başörtüsünü tartışan ve üzerine üzerine giden iki kesim var. Bunlardan biri muhalefet, diğeri hükümet kanadı. Bunlarında aslında başörtüsü ile uzaktan yakından alakaları yok. Fakat her iki kesiminde asıl sorunu laikliktir. Dikkat edilirse her iki kesim de başörtüsünün İslamiliği konusunu tartışmıyor. Başörtüsü konusu altında laikliğin işlerliği konu ediliyor. Muhalif kanat İslam'a hakarette pervasızca ileri gidiyor, zırvalıyor, saçmalıyor, kafirlerin yaptıklarından daha fazlasını yapıyor, Müslümanların onurlarını kıracak hakaretler yapıyor, Kur'an'dan ve Sünnetten Başörtüsü ile alakalı emirleri çıkartıyor (sanki -haşa- vahiy almışçasına), yorumlar yapıyor, meydanlarda kadının örtüsünü indiriyor(!) çarşaflar sahnelerde yerlere atılıp çiğneniyor... (Bu cürümler hakkında hiçbir hukuki işlem devreye girmiyor.) Arkasından müşriklerin çığlıkları gibi çığlılıkları yankılanıyor; Laiklik elden gidiyor... Aslında laikliğin Başörtüsü ile elden gittiği falan yok. Laiklik anayasada korunma altına alınmış devrim ilkeleri arasındadır. Karşıt kesimde (hükümette olanların) laikliğin tartışma konusu yapılmadığı da açık. Yani hükümettekiler de laikliği tartışmıyor. Buradan anlaşılan; çökmekte ve kokuşmakta olan laikliğin korunması ve topluma yerleştirilmesi için oyun oynanmaktadır. Bu oyunun figüranı ise muhalefet (Baykal, ulusalcı kesim) ve hükümettir (Tayyip Erdoğan, Bahçeli...). Muhalefet (başta Baykal) başörtüsünü laiklik meselesi haline getirip hükümeti suçlamaktadır. Yani halkı çözüm için hükümete (Tayyip Erdoğan'a) yönlendirmektedir. Halk çözümü Baykal'da değil Erdoğan'da aramaktadır. Düşünün; hangi parti taban kaybetmek ve halktan uzaklaşmak ister. Baykal siyasi hayatına mal olacak bu amelleri niye yapsın ki? Baykal ve yandaşları için siyasi hayatından daha çok laik devletin bekası önemlidir. - Hükümet kanadı ve destekçilerine gelince; Başörtüsü gündeme geldikçe laikliğe daha çok vurgu verildiği görülmekte. Başörtüsünün koruma altında olduğundan değil laikliğin koruma altında olduğu konusu ısrarla vurgulanmakta. Laikliğin teminatı olduklarını ifade ederken de Baykal gibi İslam'a saldırmaktan geri durmamaktadırlar. Devlet bu hükümeti iki husus için kullanmaktadır. İlki; milli bütünlüğü sağlamak, ikincisi; devrim ilkelerini (cumhuriyet, laiklik, demokrasiyi) bu hükümetle halka benimsetmektir. Dundan dolayı bu hükümet, Müslümanlara laikliği benimsettirecek, aşıyı incitmeden yapacak şahıslarla donatılmıştır. Baykal'ın elinde sunulacak laikliliğin Müslümanlarca benimsenmeyeceği gayet iyi bilinmektedir. Fakat Müslüman kesimden gelen, hanımları kapalı olan Tayyip ve Abdullah Gül gibilerinin elinden Müslüman halka sunulması ise daha farklıdır. Devlet bunu bildiği için Müslümanları, kendi içlerinden çıkartıp makamlara oturttuğu bu kişilerin ağzından akıtacağı laiklik zehrini halka benimsetmek istiyor. Ki uygulanan icraatlarda bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Başbakanından tutun Diyanet işlerine varana kadar bütün kadro bu işle meşguldür. İşte onların verdikleri zehirli demeçlerden bazıları: Başbakan Erdoğan şunları söyledi: "Demokrasinin ve toplumsal barışın teminatlarından biri olan laiklik, iki boyutlu bir kavramdır. Laikliğin birinci boyutu, devletin din kurallarına göre yapılandırılmamasıdır. Bu, standartlaştırılmış, üniter, parçalı olmayan bir hukuk düzenini gerektirir. Laikliğin ikinci boyutuysa devletin bütün dini inançlar karşısında tarafsız, eşit mesafede bulunması, bireylerin din ve inanç alanındaki özgürlüklerini teminat altına almasıdır. Anayasa'nın 2. maddenin gerekçesinde laikliğin içeriği ve tanımı için şöyle denmektedir: Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. Bu özellikleriyle laiklik ilkesi, Cumhuriyet'imizin temel ve birleştirici bir niteliğidir. Atatürk'ün milli mücadeleden başlayarak yaptığı doğru tercihler ve bu tercihlerin ifadesi olan kavramlar, üzerinde özenle durulması gereken, milletimiz tarafından içselleştirilmiş, birleştirici kavramlardır. Bu kavramları 'toplumsal ihtilaf' alanları haline getirmekten hep birlikte özenle kaçınmamız gerektiğine inanıyorum. Bunun için öncelikle bu kavram ve ilkelerin lafızları kadar ruhlarını da benimseyip korumamız gerekmektedir. Anayasa'mızda da ifade edildiği şekliyle, insan haklarına dayalı, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet'imizin temel nitelikleri arasında bir öncelik sıralamasına gitmek, fikri değerlendirmelerimizi yanlış bir mecraya sürükleyecektir. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187425) Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin; Şahin, görevlerinin, tüm vatandaşların rejime ve onun temel niteliklerine bakışının olumlu hale gelmesini sağlamak olduğunu dile getirdi. "Hepimizin en önemli görevi, rejimimizi nasıl daha güçlü hale getirebiliriz, onun temel ilkeleri ki, onlardan biri olan laikliği nasıl güçlendirebiliriz? Vatandaşın, 'sorunum' dediği hiçbir probleme yöneticiler sessiz kalamaz. Mutlaka onlarla ilgilenmek durumundadır. Ancak bunu yaparken tabii ki Anayasal çerçevede hareket edecektir. Cumhuriyetin temel niteliklerini zedelememeye özen gösterecektir. Şahin, laiklik ilkesinin, toplumsal birlik ve bütünlüğün en önemli teminatlarından biri olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Onu hassasiyetle korumalıyız. Yalnız onu dar kalıplar arasına hapsetmemeliyiz, onu çağdaş anlamda yorumlamalıyız. Çünkü laiklik, devletin bir karakteridir. http://www.haber90.com/news_detail.php?id=7077&uniq_id=1203214589 Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu; Laikliğin bir siyasi rejim olarak, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olduğunu belirten Bardakoğlu, ''21. yüzyılda Türkiye laikliği çok olumlu meyveler verecektir, buna yürekten inanıyorum. Türkiye laikliği hem İslam dünyası için, hem Batı için çok önemli kazanımlar verecek güçtedir ve böyle bir potansiyele sahiptir. Pozitif bir model olarak görüyorum. Yeter ki laikliği uygularken, laikliği anlarken, onu dinin karşıtı ve din dışı bir ideoloji haline getirmeyelim'' diye konuştu. http://www.nethaber.com/Haber/53889/Diyanet-Isleri-Baskani-TURKIYE-LAIKLIGI Dikkat edilirse muhalefet, hükümet ve diğer kurumlar laiklik meselesine takılmıştır. Bu da şunu gösteriyor ki; Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar cumhuriyetin ve ilkelerinin (başta laikliğin) ümmet tarafından benimsenmediğidir. Yani, ortada aslında başörtüsü değil bir rejim meselesi vardır. Düzen, hala Müslümanların laikliği benimsediği noktasında emin değildir. Geçen seksen küsur sene de ümmet de ölçü olarak laikliği kabul etmiş değildir. Dolayısıyla laik devlet Tayyip Erdoğan'la Müslümanların zihinlerine yumuşak geçit yapmak istiyor. Çünkü laiklik düşüncesi Müslümanlarda hala bir sorun olmaya devam etmektedir. Bu demektir ki; rejim kendisini emniyette hissetmemektedir ve rejim sorunu vardır. Günlerdir yapılan tartışmalar da bunu doğrulamaktadır. Rejim laikliğe takılmışken Müslümanların bu noktada başörtüsüne takılıp kalmasının bir manası yoktur. Müslümanlar laikliğin küfür sistemi olduğu hususunda birleşmeli ve bu sistemi yıkıp onu ayakta tutanları yargılamalıdır. Bu ümmetin başına bela ve musibetler bu laik, demokrat rejimlerden gelmiştir. Müslümanlar, hatta İslam Devleti tebaasından olan gayri Müslimler 1400 yıl boyunca başörtüsü problemi yaşamamıştır. Bu mesele laikliğin, demokrasinin, cumhuriyetin Müslümanların hayatına girmesiyle başlamıştır. Bu hükümet, başörtüsünü konuşurken laikliği daha da pekiştiriyor, Allah'ın yasasını görmemezlikten geliyor. Başörtüsünü konuşurken Allah'ın yasası diyerek değil özgürlükler altında ele alıyor. İslam'ın hiçbir meselesi küfür yasalarının teminatına muhtaç değildir ve de karıştırılamaz. Allahu Teala şöyle buyurdu; "Hakkı batıl ile karıştırmayın, bilerek hakkı gizlemeyin." (Bakara: 42) Müslüman kimi seveceğini, kime dayanacağını, neye saygı duyacağını iyi bilmelidir. Küfrü, zulmü, fıskı, münkeri sevmek-benimsemek İslam'la bağdaştırılamaz. Bunların ehlini yani kâfirleri, zalimleri, fasıkları, mücrimleri sevmek, kucaklamak da Müslümanlar için mümkün olamaz. Sen sevsen de onların sevmeyeceği ortadadır! Onlar seni asla sevmez!... Nitekim Allahu Teâla bu hususta şöyle buyuruyor: "İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde ve siz (Allah'ın) Kitabı'nın tamamına inandığınız halde onları seveceksiniz." (Ali İmran: 119) Her meselede olduğu gibi bu meselenin de köklü çözümü İslam'ın yeniden hayata hakim olmasıdır. Yani Hilafetin yeniden ikamesidir. O an başörtüsü sorunu da biter, laiklik meselesi de. Müslümanlara düşen vazife; İslam'ı kendilerine ölçü alıp İslam dışı bütün fikirlere (her kimden gelirse gelsin) kapılarını kapatmalarıdır. Böylece Baykal'ın da Tayyip'in de yapmak istedikleri fesat ve fitnenin önüne geçilmiş olur. Bataklığın membaı olan laiklik, demokrasi, cumhuriyetin direkleri yıkılır. Unutmayalım ki; biz bunları değiştirmez isek izzetin kokusunu dahi alamayız. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurdu: "Bir kavim nefislerindekini değiştirmedikçe Allah o kavmin halini değiştirmez.'' (Rad 11) Mahmud Gıtal 19.02.2008 |