|
Ziyâretin içeriğine geçmeden önce zamanlamasına ve ziyâret öncesi gerçekleşen tavırlara göz atmak gerekmektedir. Erdoğan, ziyâretini gerçekleştirmeden birtakım ön hazırlıklar yaptı. Bunlar temaslar ve peşkeşler şeklinde tezâhür etti. Temaslara gelince;
Erdoğan, önce dört yardımcısını, sonra kendi ifadesiyle “Başbakan’ın ziyâretine zemin hazırlamak” üzere Ocak ayında Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü, Mart ayında da Adâlet Bakanı Cemil Çiçek’i yahudi varlığını ziyârete gönderdi. Haziran’da da Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı gönderecektir. Kendisi de Ocak ayında Davos’ta ve Şubat ayında Şarm-uş Şeyh toplantısında İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom ile ve Mart ayında da Madrid’de İsrail Başbakan yardımcısı Şimon Peres ile bizzat görüştü. Tüm bunlar, Erdoğan’ın sözleri ve tavırları ile yahudileri incitmesinden ötürü, onların gönüllerini almaya ve Erdoğan’ın ziyâreti için onları ikna etmeye yönelik ziyâretler ve temaslar idi. Bununla da yetinmeyen Erdoğan, ziyâretinden önce yahudilere bazı jestlerde bulunarak yahudilerin Allah tarafından mühürlenmiş kalplerini yumuşatmak istedi. Bu jestlerin en bâriz olanları şunlardı; - Şubat ayında Ankara’ya gelen İsrail Genelkurmay Başkanı Moşe Yalon’un, Türkiye Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile görüşmesi sırasında ilk kararı alınan istihbârat amaçlı casus uçaklarının satın alınmasına ilişkin 200 milyon dolarlık anlaşma 18 Nisan’da imzalandı. Oysa bunların alım ihâlesi geçen yıl yapılmış ve sonra “öz kaynaklar ile üretmek mümkündür” denilerek vazgeçilmişti. Peki, şimdi öz kaynaklara ne oldu da söz konusu ihâle yeniden yahudilere verildi? - Bir yıldır ara verilmiş olan 170 adet M60 tankının yaklaşık 700 milyon dolarlık modernizasyon projesi de 27 Nisan’da imzalanan anlaşma ile yeniden başlatıldı. - Yine 27 Nisan’da TOBB [Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği] tarafından “Türkiye-İsrail-Filistin Ekonomik İşbirliği için Ankara Platformu”nun birincisi düzenlendi ve Türkiye ile İsrail’in ticâret odalarından ve Filistin’den bazı temsilciler katıldı. Toplantıda her üçü arasındaki ticârî ve ekonomik işbirliği alanları tespit edilerek ön-çalışmalar hazırlandı. Böylece Erdoğan’ın ziyâreti sırasında yahudileri memnun etmek için ikram edeceği finansal jestlerin çerçevesi çizilmiş oldu. Bu platformun ikinci toplantısı da Haziran ayında Doğu Kudüs’te toplanacak ve ziyâret sonrasındaki gelişmeler değerlendirmeye alınacaktır. Diğer taraftan hiç utanmadan, başörtüsünü moda olduğu için taktığını söylediği kızının mezuniyet törenine katılmak üzere Haziran’da gideceği Amerika’da görüşmek istediği George Bush’un kendisine yaklaşık iki aydır, “Önce İsrail’e git, ilişkileri ısındır” gerekçesiyle randevu vermemesi de onu âcilen İsrail ziyâretini gerçekleştirmeye zorladı. Hatta Müslüman Türkiye halkının kendisinden şiddetle nefret edeceğini bile bile ve yakın çevresinin “yanlış zamanda yanlış bir ziyâret” şeklindeki uyarılarına karşın yahudi varlığına koştu. Ziyaretten önce İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom bir açıklamasında “Bizim işlerimize karışma!” diyerek tehdit ettiği, bir başka açıklamasında da “Filistin konusunda hiçbir devlet bize ne yapacağımızı söyleyemez” diyerek hor gördüğü halde dahi ısrarla gitti. Erdoğan’ın 2 milyar dolar olduğunu iddia ettiği ama gerçekte sadece savunma alanında 1.4 milyar doları bulan ve toplamda 3 milyar doları geçen ticâret hacmini geliştirmek ve 1996’da hâin askerî anlaşmaların imzalanmasıyla başlatılan “stratejik ortaklık” ilişkisini genişletmek üzere siyâsî, askerî, savunma, istihbârat, ekonomik, enerji, turizm ve ticâri alanlarda olmak üzere birçok anlaşma imzalanıp çalışmalar başlatıldı. Meselâ; - 1997’de imzalanan Serbest Ticâret Anlaşması’nın devamı niteliğindeki Türkiye-İsrail Sanayi Araştırma ve Geliştirme İşbirliği Anlaşması. - Ortak Savunma anlaşmaları ve gizli olanlar hariç, ek olarak 17 ortak askerî proje çalışması. Bu maksatla Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün iki gün daha yahudi varlığında kalması kararlaştırıldı. - Anti-terör sistemleri çalışması ve terörizme karşı ortak mücâdele kararı. Bu kapsamda, karşılıklı personel değişimi ve ortak tatbikat kararı. Erdoğan ile Şaron arasında doğru iletişim sağlamak ve istihbârat alışverişini yoğunlaştırmak üzere özel telefon hattı çekilmesine ilişkin anlaşma. - “Arrow 2” ve “Popeye 2” Füzeleri Anlaşması. Üç insansız hava araç sistemi, 10 gizli takip donanımı ve yer kontrol istasyonları içeren İstihbârat Sistemi Anlaşması. Yaklaşık 500 milyon dolarlık, 30 adet olduğu iddia edilen ama gerçekte 48 adet olan F4 Phantom savaş uçağının Modernizasyonu Anlaşması. - Daha önce Enerji Bakanı Hilmi Güler’in gizlice yaptığı İsrail ziyâreti sırasında ele alınan Manavgat Şelâlesi’nin mülkiyetiyle beraber satılması meselesi ile birlikte, özellikle Rusya üzerinden gelen akım dâhil olmak üzere petrol, doğalgaz ve elektrik nakliyatını içeren Enerji Koridoru kurulması. - 300.000’i bulan arsız, hayâsız, kepaze yahudi turist sayısının daha da artırılmasına yönelik işbirliği çalışması. - Yahudilerin harap ettiği Ğazze’nin Türk firmalar tarafından yeniden inşa edilmesini de içeren inşaat sözleşmeleri. - Ayrıca Şaron’un Erdoğan ile görüşmesinden sonra sarf ettiği “Çok acayip şeyler duydum” cümlesinin içeriğinde gizli bulunan, Ümmetin bilmeyip de Allah’ın bildiği daha niceleri!.. Bununla da yetinmeyen Erdoğan, güyâ yahudi şapkası kippayı takmamakla övündüğü halde, yahudilerin soykırım müzesine gidip oradaki ayine iştirak etti, hahamın duasına katıldı. Duygulu anlar yaşadı. Üzüntüsünü yazıya geçirdi. O kadar ki bir de Burak Duvarın’na (Ağlama Duvarı’na) gidip ağlamadığı kaldı! Gider gitmez Türkiye’nin barış sürecine önem verdiğini, arabulucu olmaya hazır olduğunu söylemeye başladı. Türkiye’yi “barıştırıcı”, “uzlaştırıcı” ve “arabulucu” olarak tanımladı ve şöyle dedi: “Biz bunun için yaratılmışız.” Oysa ziyâreti esnasında yahudi çeteleri Filistin’in Müslüman evlatlarıyla çatışıyordu. Böylece, geçen yıl “devlet terörü” diyerek çıkıştığı İsrail’in devlet terörünü “resmen” tanımış, onaylamış ve desteklemiş oluyordu. Abdullah Gül’ün ziyareti sırasında ortak askeri tatbikat yapma kararı bile alınmıştı! Zâten Abdullah Gül de “barış ve arabuluculuk” maksadıyla yaptığını iddia ettiği ve barış için uygun bir fırsat ortamı oluştuğunu iddia ettiği Ocak ayındaki ziyâreti esnasında yaşları 11-17 arasında olan 9 Müslüman Filistinli genç, yahudiler tarafından katledilmişti. Fakat şu da var ki; İsrail ile iyi ve yüksek düzeyde ilişkiler kurmak aslında hem AKP, hem de hükümet programında yer alıyordu. Hatta o kadar ki İsrail’e yakın çevreler arasında Türkiye-İsrail ilişkileri kaba bir tabirle “metres alâkası” şeklinde tanımlıyordu. Üstelik henüz ziyâretini tamamlamamış iken, Şaron ile görüşmesinden hemen sonra kendisiyle görüşeceği İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom, İsrail Radyosu’na yaptığı açıklamada “Türkiye’nin arabuluculuk teklifini reddediyoruz.” diyerek onu henüz oradayken onu tersliyordu. Yahudi Cumhurbaşkanı Katzav ile görüşmesinde, “Bölgede barışı arıyoruz, onun için buradayız. Ortadoğu’da huzuru sağlamak elinizde” deyince yahudi de “Haklısınız ama, rahat durdurmuyorlar” diyerek Filistinlileri suçluyordu. O ise buna hiçbir cevap veremiyor, hatta Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer’in kendisini Türkiye’ye çağıran dâvetini iletiyordu. Daha da kötüsü Şaron Erdoğan’ı bilmezden, tanımazdan geliyordu. Erdoğan olduğu düşüncesiyle onun taifesinden biriyle tokalaşıp onunla birlikte yürümeye başlıyor, sonra birisi gelip de kendisini uyararak yanındakinin Erdoğan olmadığını söyleyince, bu defa Erdoğan’ın yanına gidip onunla tokalaşıyordu. Erdoğan da ona icâbet edip yanında boynu bükük yürüyordu! Yine de sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıp bozuntuya vermiyordu. Oysa yahudi kâtil, açıkça onu aşağılıyor, göz göre göre alay ediyor, önceki yıl randevu vermemesinin intikamını kıs kıs gülerek alıyordu! Yine de Erdoğan, “Sizi en yakın zamanda Türkiye’de görmek istiyorum.” diyerek Şaron’u Türkiye’ye dâvet ediyordu! Bunlardan daha da utanç verici olan şeye gelince; Erdoğan ve arkadaşları, Allah’ın emri olan başörtüsünü takmış olan hanımlarını alıp yahudilerin pis koltuklarında oturtuyor, Müslümanların namusu olan o başörtülü kadınları mel’un yahudilerle tokalaştırıyorlardı! Erdoğan, sırf Allah’ın emrine icâbet ederek başlarını örten Müslümanların hanımları, okullara ve üniversitelere girebilmek için başlarını açmaya zorladığı, başlarını açmayı reddederek Allah’ın emrine itaat eden binlerce iffetli Müslüman hanımı eğitim haklarından mahrum ettiği yetmemiş anlaşılan. Sonra Erdoğan ve tâifesi, yahudi varlığında 30 saat kaldıktan sonra 3 saatliğine İsrâ’ ve Mi’râc toprağına varınca da Allah ve Rasulü’nün düşmanlarının koruması altına girdi. O korumasına güvendiği yahudiler; mâsum çocukları katleden, kadınları dul bırakan, korkaklık ve alçaklık ile damgalanmış, Mekke ve Medîne ile birlikte Müslümanların mukaddes üç mekânından biri olan Kudüs’ü işgâl edip talan etmiş, hatta Allah’ın peygamberlerini bile katletmiş âdi ve lanetlenmiş bir kavimdir. İşte Erdoğan, Müslümanların mukaddes mekânlarını kirletmeden önce o mel’un yahudiler; Erdoğan’ın güvenliğini sağlamak ve hak sözü işitmesini engellemek üzere mü’min gençlerden yirmiden fazlasını gözaltına aldı. Geçen yıl aynı şekilde gelen Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed el-Mâhir de mü’min gençlerin hışmına uğramış ve ölüm spazmı geçirmişti. Ocak ayında gelen Abdullah Gül de aynı âkıbete uğramasın diye yahudi güvenlik çeteleri yine o mü’min gençlerden birçoğunu önlem olarak gözaltına almıştı. Tâ ki Ümmeti çaresiz ve yardımsız bırakan, orduları kışlalarına zincirleyen, Allah ve Rasulü’nün düşmanlarıyla tokalaşıp Ümmetin geleceği ve servetleri üzerinde pazarlıklar yapan, küfre kapılarını ardına kadar açıp tüm imkânları onlar için seferber eden, onların cürümlerine suskun kaldıkları gibi ses çıkaranları da zindanlara atan bu yöneticiler; âkıbetlerinin bu dünyada ve Âhirette nasıl olacağını hiç işitmesinler. Genel hatlarıyla Erdoğan’ın ziyâreti ve arka plânı işte böyledir. Tüm bunlardan sonra kısa sonuçlar halinde hatırlamak gerekirse; 1- Türkiye’nin İsrail ile olan ilişkileri ve bağları AKP Hükümetinin kontrol edemeyeceği, engelleyemeyeği ve yok edemeyeceği kadar güçlü ve köklüdür. 2- Bununla birlikte AKP Hükümeti’ni, İsrail’e karşı soğukluk politikasıyla mesâfeli davranmaya sevk eden Amerika’dır ve bu, İsrail’in Türkiye arenasında kendi çıkarlarını ön plânda tutarak Amerika’nın rahatsız olduğu girişim ve tavırlarda bulunmasından kaynaklanmaktadır. 3- Soğukluk politikasını sona erdiren husus; İsrail’in Türkiye sahasında Amerika lehine hareket etmesini sağlayacak jestlerin ve ayrıcalıkların verilmesiyle ikna olacağına dâir kanaatin Amerika ve AKP ileri gelenleri nezdinde güçlenmesi ve buna mukâbil İsrail’den bu yönde sinyaller alınmış olmasıdır. 4- Ziyâretin zamanlaması ise, Amerika’da Kasım 2004’te yapılan başkanlık seçimlerinde Bush’un ikinci kez seçilmesinden sonra, Ortadoğu’da barış adı altında Yol Haritası Plânı’nın ve buna paralel olarak Türkiye’nin model ülke olmasının öngörüldüğü Büyük Ortadoğu Projesi’nin uygulanmasına yönelik eğilimlerin baş göstermesinden sonra, Amerika’nın AKP Hükümeti’ne İsrail ile olan ilişkileri derhal kuvvetlendirme tâlimatı vermiş olmasıdır. Üstelik Türkiye halkının şiddetli nefret edip tiksineceğini, hatta önümüzdeki seçimlerde ciddi oy kaybına uğrayacağını bile bile!… 5- Erdoğan’ın imzalayıp peşkeş olarak sunduğu anlaşmaların, özellikle savunma ve güvenlik alanlarında yapılan çalışmaların Amerika’nın ileri dönem plânları ile doğrudan alâkası vardır. Nitekim proje aşamasındaki Arrow II Anti-Balistik Füze Programı, Amerika’nın Türkiye, İsrail, Ürdün, Mısır ve muhtemelen Irak’ı dâhil edeceği Füze Kalkanı Projesi’nin bir parçasıdır. Çünkü füze sistemleri konusunda, Amerika ve İsrail başı çekmektedir. Üstelik yapılan stratejik işbirliği ve karşılıklı anlaşmaların tamamına yakını, 1996 Anlaşmalarının geliştirilmiş yeni versiyonu yada onların devamı niteliğindedir. Bu da 1996 Anlaşmalarını yaptıran İngilizlere karşı bir manevra olarak algılanabilecektir. 6- Erdoğan’ın bunca zillet, rezâlet ve ihânetlere rağmen, politik olarak ve yörüngesinde seyrettiği Amerika açısından oldukça başarılı bir ziyâret gerçekleştirdiği söylenebilir. Zîra ziyâret sırasında İsrail’den alınan sözler ve vaatler yerine gelirse, -ki bu durumda İsrail, Türkiye’de İngilizleri terk edip Amerika’ya yanaşacaktır- Amerika, kendisini rahatsız eden önemli bir engelden kurtulmuş, hatta güçlü bir desteğe kavuşmuş olacaktır. Fakat yahudilerin ikiyüzlü ve dönek karakterleri gözönünde bulundurulduğunda, pek de sağlıklı bir alış-veriş yapılmadığı, yahudinin bunca peşkeş ile kesinlikle tatmin olmayacağı, daha fazla verilmediği an veya daha fazlasını veren çıktığı an, gerisin geriye dönüp kendisine koşanları yarı yolda bırakacağı daha kesindir! Bu kadar utanç verici, yürek parçalayıcı, içler acısı vakıadan sonra; fedâkâr, cefâkâr, vefâkâr ihlaslı sâdık mü’minler rahatlayıp ferahlasınlar, azimlerini ve sebatlarını artırsınlar, Allah’a ve Rasulü’ne düşmanlık besleyip İslam Ümmeti’ne ihânet ederek yahudilerin yanlarına koşanlar da ibret alıp dehşete kapılsınlar diye Buhârî’de geçen Ebu Hureyre’nin rivâyet ettiği Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem]’in şu yüreklere su serpen mübârek müjdesini hatırlatmakta şüphesiz hayır vardır: Muhakkak ki Müslümanlar ile Yahudiler topyekün savaşmadıkça Kıyâmet kopmayacaktır. O savaşta öyle olacak ki Müslümanlar (taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayarak) Yahudileri öldüreceklerdir. Öyle ki Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da taş veya ağaç; “Ey Müslüman, Ey Allah'ın kulu, şu arkamdaki Yahudidir, hemen gel de öldür onu!” diye haber verecektir. Sadece Ğarkad Ağacı müstesna. Çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır. |