Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -5
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

19/49 İbrahim onları Allah'tan başka taptıklarıyla başbaşa bırakıp çekilince ona İshak ve Yakup'u bahsettik ve her birini peygamber yaptık.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Tevbe kabul edildiği sürece hicret durmaz. Güneş batıdan doğasıya kadar tevbe makbul olacaktır." Ahmed b. Hanbel, Aşaratü’l Mbeşşirîn, 1581
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -5 Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
09 Aralık 2007 Pazar

Bölüm 5

5-Silahlı kuvvetlerin tekelcilikle ilgili kontrolü:

Hilafet askeri bir rejim değildir. Ordunun komutanı halifedir. Genelkurmay başkanını tayin eden odur. Her tugaya bir emir ve her fırkaya/tümene bir komutan tayin eden odur. (İslam Devletinin Cihazları s. 110)

İslam Devletinde kumandanlar, askerler törensel, özel karşılamalar veya özel günler için yetiştirilip tayın edilmiş değildirler. Ayrıca asker bugün Türkiye ve Pakistan gibi yerlerde olduğu gibi devlet üstü veya devlete alternatif bir değildir. Hatta bu gibi yerlerde güçler ayrılığı denen bir durum vardır. Bazı yerlerde polis-asker ayrılığı bazı yerlerde hükümet-asker ayrılığı göze çarpar. Ordular bağımsız hareket eder ve bazen darbeler gerçekleştirir. Siyasi konularda hükümetlerle yan yana oturup karar belirleyici olur (aynen Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulunda olduğu gibi). Bugünkü deyimi ile "ordu siyasallaştırılmaz". İslam devletinde böylesi bir güç dağılımına asla izin verilmez.

Ordu doğrudan halifeye bağlıdır ve ordunun başkomutanı halifedir. Halifenin ordu komutanlığına birini tayın ederek kendisinin şekli bir vaziyette kalması caiz değildir. Ordunun görevi ise İslam mesajını bütün dünyaya taşımaktır. Bununda esasi yolu cihadtır. Bu nedenle ordunun işi hem cihad yapmak hem de askeri eğitim vermektir. Zira cihad talebi askeri eğitimi de kapsamaktadır. Allahu Teala şöyle buyuruyor:

"Onlarla savaşın!"  (Enfal 39)

"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın!" (Enfal 60)

Asker teknik konularda eğitildiği gibi İslam kültürü ve cihadla alakalı konularda da eğitilir. Halifeye siyasi konularda müdahil olamaz ve kamu işlerinde, siyasette etkin olmaya çalışmaz. İç ve dış siyasette görüşte bulunsa dahi karar verme mekanizması halifedir. Askerler onun verdiği emre itaat eder. Teknik konular ise askere (uzmanına) bırakılır.

Halife orduyu kendi şahsı adına kullanma yetkisine sahip değildir. Yani ordu halifenin tekelinde değildir. Ordu ancak şer'i hükümler doğrultusunda Halifenin emri altında olur. Dönem dönem yanlış uygulamaların olması onu nas haline dönüştürmez. Eğer ki halife orduyu kendi menfaatleri doğrultusunda kullanarak iş yaptırıyor ve ümmete zulmediyorsa Mezalim kadısına şikayet edilir. Gereken ne ise Mezalim kadısı meseleye bakar.

İslam devleti polisiye bir devlette değildir. Halife ne orduyu arkasına alır (yani güçler ayrılığına giderek bir kesimden kuvvet bulmaya yönelmesi) ne de polise dayanmıştır. Hilafet polis devleti değildir. İşkence yapmak, gözaltına almak, keyfi tutuklamalar yapmak ve keyfi hapse atmak yasaktır.

İslam'ın emirlerinin yerine getirilmesinde Allah'a itaat ve takva önceliklidir. İslam'a olan bağlılık polis gücü ile değil iman gücü ile beslenir. Müslümanlar Allahu Teala'nın emir ve yasaklarına imanlarının gereği olduğundan dolayı uyarlar.  Takvada yarışmaya koşarlar.

Batıda ve şuan İslam beldelerinde her köşeye yerleştirilmiş kameralar denetimi altında suç ve suçlu arama yoluna gidilmez. Gizli kameralarla insanların mahremleri araştırılmaz, telefonları dinlenilmez. Bu şekilde suçu engelleme batının nizamının bozukluğundan ve halkına güvensizliğinden kaynaklanır. Menfaatin ölçü olduğu toplumlarda suçu engellemek kolay değildir. Bu gibi yerlerde yasalar da, güçte (polis) menfaatlerini gözeterek hareket eder. Amerika ve Avrupa'da olduğu gibi. 

Şer'i hükümlerin esas alındığı Hilafet sisteminde herkesi birbirine bağlayan İslam ruhu suç orantısını en aşağı noktalara çekecektir. İslam ruhu Allah'a daha çok yaklaşmayı ve O'na itaatte kusur etmemeyi öğretir. Bundan dolayı günümüzdeki gibi bir durum İslam devletinde asla olmaz. Suç işlenmez demiyoruz. Çünkü insan suç işlemeye her zaman meyillidir. Fakat İslam Devleti suçun oluşumunu yol açan münkerlere yol vermez. Tarihte bir dönem kadıların işsiz kaldıkları söylenir.

Bu yüzden İslam Devletinde yasalara itaatsizlik edenlerin tutuklanması, mahkumiyeti ve cezalandırılması en son caydırıcılık olarak görülür.

Bir kişinin suçu ortaya çıkmadıkça o kişi suçlanmaz, suçlanmak için yalancı şahidler kullanılmaz, suçu üzerine yıkmak için zoraki belgeler imzalattırılmaz. Mahkemelere ve kadılar üzerinde, davanın görülme sürecinde asker ve polis etkisi asla uygulanmaz. Ancak şahidler veya suçlunun itirafı ile suç ortaya çıkmış olur ve şeriatın gösterdiği ceza uygulanır. 

Allah'ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle dedi:

 "Şahit davacıya, yemin de münkire (davalıya) aittir." (Tirmizi, 1341; Beyhaki, 8/123.)

Başka bir ha­diste peygamberimiz kendisine gelen bir davacıya; "Şahidin var mı?" di­ye sorunca, davacı, hayır, demiş. Bunun üzerine peygamberimiz:  "Dava­lıya yemin vardır" diye buyurmuştur." (Müslim, 1308.) 

İşkence kesinlikle yasaktır. Hilafet'te isterse fayda getirsin asla işkenceye yer verilmez. Amerika'nın, İsrail varlığının ve diğer birçok devletlerin yaptıkları işkenceler alçaklığın ifadesidir. Bütün dünya bunların işkencelerine lanet etmekte ve kınamaktadır. Guantamonu, Ebu Garip'teki işkenceler, İsrail varlığının 12 bin Filistinliye yaptığı zulüm dünyanın gözleri önünde olmaktadır.

İslam devleti bugünkü devletlerin düştüğü bu konuma asla düşmez, onda adalet nişanesi vardır.

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Allah size halk arasında hükm ettiğiniz zaman adaletle hükmetmeyi emrediyor." (Nisa: 4/58)

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle buyurdu:

"Allah dünyada insanlara işkence edenlere kıyamet günü büyük ceza verir." (Müslim)     

Totaliter yönetimlerin başka bir özelliği daha vardır. İster özel olsun isterse genel olsun her alanda baskı oluşturan kontrol sistemini çalıştırır. Evlerin kontrolü, caddelerin kontrolü, özel hayatın kontrolü, inanç üzerinde kontrol vb. Bu ya kişilerin peşine takılan istihbarat veya gizli kameralar... Kişiler hayatlarında sürekli bir kontrolün olduğu vehminden kurtulamazlar. Hatta öylesi bir hava oluşur ki; ‘acaba biri beni şikayet etti mi, ya polis gördüyse veya kamera ile görüntüm alındı ise...'  gibi düşüncelerden insanlar kurtulamaz ve huzurlu bir yaşam sergileyemez.

Daha önce bahsetmiştik; Hilafetin İslamı yaşamada benimsediği minimal bir bakışı var.  Bu cümleyi başıboşluk anlamında sarfetmek istemiyoruz. İslam devleti hilafette oturmuş bir yerleşik yapı vardır. Devlet umumun meselelerini idare etmek için şer'i yasaları zorunlu benimser. Genel hayatta İslam'ın hükümleri hakimdir, ondan başkasının uygulamasına asla müsaade edilmez. Kişisel hayatta ibadetle ilgili yasalar benimsemez. Çünkü İslam devletinde zımmilerde vardır.  Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Dinde (inanmak için) zorlama yoktur." (Bakara 256)

İslam devletinde zımmiler (İslam devleti vatandaşı olupta kafir olanlar için kullanılır) bazı hususlarda serbest bırakılır. Onlarda akideleri bakımından herhangi bir fiil, velev ki bu fiil bizde akideler bakımından olmazsa dahi, hakkında onlara itiraz etmeyiz ve onları inandıklarına göre serbest bırakırız. İçki içmesi gibi, evlenmesi gibi, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem'in üzerinde onları ikrar ettiği/sükut ettiği herhangi bir fiilde de onlara itiraz etmeyiz.  Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem, Yahudilerin ve Hıristiyanların içki içmelerini kabul etti, onları evlenmeleri, boşanmalarını kendi kuralları üzerinde de kabul etti. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem'in ikrar etmesi (sükutla onları o halde kabul etmesi) genel delile bir tahsisidir. (Mukaddime Madde 7 s.13) İnanç, zekat ve cihadı ayrı tutar. Kafirlerden cihada gitmeleri talep edilmez. Çünkü cihad, küfürlerinden dolayı kafirlerle savaştır. Zımmide kafirdir.

Günümüzde yaşanan ve batılıların körüklediği, Sunni-Şia gibi mezhepçiliği, bölünmüşlüğü asla kabul etmez. Toplumda böyle bir ayrışıma yol açacak her türlü hareket engellenir.

 Hilafette herhangi birisinin evi gözetlenmez ve rahatsız edilmez. Ev kişinin namusu gibidir. Özel hayatın gizliliğine müdahale yasaklanmıştır. Allahu Teala bu konuda şöyle buyurdu:

"Ey inananlar, zandan çok sakının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli şeylerini araştırmayın; biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemeği sever mi? İşte bundan iğrendiniz. O halde Allah'tan korkun, şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir." (Hucurat 12)

Azatlısı Sevban'a göre, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle buyurmuşlardır: "Sen evin içine bir kez göz attıktan sonra, giriş için izin istemenin ne anlamı kalır?" (Ebu Davud)

Hz. Huzeyl bin Şurahbil'in rivayetine göre, bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i görmeye gelir ve tam kapının önünde dururken giriş izni ister. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem ona şunu söyler:

"Kenarda dur, izin isteme hükmündeki amaç evin içine göz atmayı önlemektir" (Ebu Davud)

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hizmetçisi Hz. Enes'in anlattığına göre; "bir adam dışardan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in odasına bakar. Bu sırada Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem elinde bir ok vardır ve bu okuyla sanki onu karnına saplayacakmış gibi adamın üstüne yürür." (Ebu Davud)

Abdullah İbn Abbas Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle dediğini rivayet ediyor:

"Kim izni olmadan kardeşinin mektubuna bakarsa, ateşe bakmış olur." (Ebu Davud) .

Müslim ve Buhari'nin rivayet ettikleri bir hadiste Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur:

"Eğer bir kimse senin evini dikizler ve sen de taşla onun gözünü yaralarsan, bunun hiçbir günahı yoktur." Bir başka hadiste ise şöyle buyurulur: "Evlerini dikizleyen bir adamın gözünü yaralayan ev halkına ceza yoktur."

İmam Şafiî bu hükmü olduğu gibi almış ve bu şekilde davranan bir adamın gözünün patlatılabileceğine izin vermiştir.

Ayet ve hadislerde görüldüğü gibi gözetlemek ve gizliliği araştırmak yasaklanmıştır. Delillerde gözetlemenin yasaklığı geneldir. Bunun kapsamına kişiler girdiği gibi guruplar, yöneticiler, idareciler ve zımmileri de girer.               

Bu yüzden Hilafet sisteminde Müslüman veya zımmi vatandaşları hakkında gözetlemek için izin verilmez. Ancak başka bir devletin İslam devleti vatandaşlarından birini çıkarları için kullandığı kanıtlanırsa o kişi takibe alınır. Burada ümmetin maslahatı gözetilir. İslam devletinin kafir ülkelere karşı gözetleme veya istihbaratta bulması ise caizdir. (Bakınız: İslam'da Yönetim Sistemi s.388)

Bugün Amerikanın gözetleme konusunda dünyayı nasıl baskı altında tuttuğu hepinizin malumudur. Her ülkede oluşturduğu gizli sorgulama yerleri ve istihbaratlar arası işbirliği çerçevesinde dünyada güven bırakmamıştır. Batı sistemini uygulayan her ülkede aynı şekilde insanları sıkı kontrol ve gözetlemeye tabi tuttuğu bilinmektedir. Avrupa'da yabancıların fişlenmesi, Suriye'de halkın istihbarata meyillendirilmesi ve ödüllendirilmesi bunlardan sadece birkaç örnektir. 

devam edecek...

-------------------------

HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -4 24.11.'07
HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -III 08.11.'07
HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -II- 01.11.'07
HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR 30.10.'07

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |