Anasayfa arrow Yazarlar arrow Abdullah İmamoğlu arrow Kur'ân-ı Kerîm'e Hakaret Faciası İslâm Ümmeti'ne Şöyle Haykırmaktadır;
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

33/67-68 "Rabbimiz! Biz yöneticilerimize ve büyüklerimize itaat etmiştik, fakat onlar bizi yoldan saptırdılar." "Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver, onları büyük bir lanete uğrat" derler.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"İmam (Halife) bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur." Buhari, 2737; Müslim, 3428; Nesei, 4125; Ahmed b. Hanbel, 10359
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kur'ân-ı Kerîm'e Hakaret Faciası İslâm Ümmeti'ne Şöyle Haykırmaktadır; Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
08 Aralık 2007 Cumartesi
"İSLÂM'IN VE MÜSLÜMANLARIN KORUYUCUSU OLAN HİLÂFET'İ KURUNUZ!!!" 

Bilindiği üzere Kur'ân-ı Kerîm İslâm Dini'nin temel kaynaklarındandır. Asırlardır Kur'ân-ı Kerîm, Müslümanları zulümatlardan çıkaran kandil olmuş, tarih boyunca Müslümanlar Kur'ân-ı Kerîm'in Nuru ile aydınlanmışlardır. Kur'ân-ı Azîmuşşân Müslümanların kendisinden beslendikleri, kendisiyle hayat buldukları rahmet ve hayat membaı olmuştur. Kelâmullah olan Kur'ân-ı Kerîm Müslümanların hayatlarında karşılaştıkları ve karşılaşacakları problemlerin çözümüne kaynaklık etmiştir. Allahu Teâlâ Kur'ân'ı bize şöyle  tarif ediyor:

الْحَمِيدِ الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ

"Elif, Lâm, Ra. Bu Kur'an, insanları Rabblerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarasın, üstün iradeli ve övgüye lâyık Allah'ın yoluna iletesin diye sana indirilmiş bir kitaptır."[1]

Allah'ın Rasûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bu ayeti şerh eder mahiyette Ali (r.a)'ın rivayet ettiği bir hadîsi şerifinde Kur'ân'ı şöyle tarif ediyor:

"Haberiniz olsun ki, bir fitne çıkacaktır. Ben hemen sordum; bundan kurtuluş yolu nedir ey Allah'ın Rasulü? Buyurdu ki: Allah'ın Kitabına tabii olmaktır. Onda:

Sizden önceki milletlerin ahvali ile ilgili haber. Sizden sonraki durum ile ilgili haber, O hak ile batılı ayırt edendir. O boş ve gayesiz bir söz değildir. Kim akılsızlık edip ona inanmaz ve onunla amel etmezse Allah onu helak eder. Kim onun dışında hidayet ararsa Allah onu saptırır.

O Allah'ın sağlam ipidir. O hikmetli olan zikirdir. O dosdoğru yoldur. Ona uyan hevalara sapmaz, diller karışmaz. Alimler ona doymazlar. Onun tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez.

İnsanı hayrete düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez. O öyle bir kitaptır ki cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar:

‘Bizi hiç duyulmadık doğruya götüren bir Kur'an dinledik ve ona iman ettik.'[2]

Kim ondan haber getirirse doğruyu söyler. Kim onunla amel ederse ecir alır. Kim onunla hüküm verirse adeletle hüküm vermiş olur. Kim ona çağırırsa dosdoğru yola çağırmış olur." [3]

Görüldüğü gibi bu âyet ve hadis bizlere, Kur'ân-ı Kerîm'in işlevini ve değerini haber vermektedir. Kur'ân-ı Kerîm'in işlevini ve değerini kavrayabilmek için İslâm Ümmeti'nin tarih boyunca nasıl yaşadıklarına bakmak yeterli olacaktır.

Asırlardır İslâm Ümmeti Allah'ın razı olduğu hayırlı Ümmet, vasat Ümmet, şâhid Ümmet, iyiliği emreden kötülükten nehyeden/alıkoyan dâvet ehli Ümmet olarak hayatını ikame etmiştir. Yine tarih boyunca İslâm Ümmeti Kur'an'dan aldığı besinle, hayat oksijeniyle Allah'ın razı olduğu izzet ve şeref dolu bir hayat sürdürmüştür. Doğru anlayarak hayata geçirdikleri Kur'an-ı Kerîm öyle bir kitaptır ki nefisler O'nunla hayat bulur, kalpler O'nunla mutmain olur. O, insanları Rablerinin izniyle karanlıklardan nura çıkarır, aziz ve hamd edilen sırata götürür. O'nunla konuşan doğru konuşur, O'nunla amel eden kurtuluşa erer. O'nunla hükmeden adaletli olur. O'nunla yöneten rahmetle yönetir ve O'na davet eden sırat-i müstakime doğru hidayete kavuşturulur.

O, Müslüman ve herhangi bir yolcunun azığıdır, daveti yüklenenin de desteği ve dayanağıdır. Kalpler onunla imâr edilir, bilekler onunla bilenir. Onu taşıyan kimse sabit dağlar gibi olur, O Allah yolunda iken dünya onun yanında küçüldükçe küçülür. Hep hakkı söyler ve Allah hakkında kınayıcının kınamasından kesinlikle korkmaz. Kilosunun hafifliğinden dolayı, rüzgarın kendisini sürüklediği kimse O'nunla Allah katında Uhud dağından daha ağır basar. Çünkü o Kur'an okumakta, dilini onunla ıslatmakta ve parmak uçları onu müşahede etmektedir.

Kur'ân-ı Kerîm'in, Müslümanlar için bir hayat membaı olduğu âşikardır. Yine Kur'ân-ı Kerîm ve İslâm'ın mukadderatları Müslümanlar için çok ama çok değerlidir. Müslümanların namuslarıdır onlar... Allah'ın Müslümanlara verdiği birer emânettir onlar... Üzülerek ifade ediyoruz ki, Müslümanların kalkanı olan Hilâfet'in kaldırılmasından buyana bu emanetler ve değerler korunamaz olmuştur. Maalesef günümüzde Müslümanların başta Kur'ân-ı Kerîm olmak üzere bütün değerlerine, mukadderatlarına hakaretler yapılmaktadır. İslâm'ın tertemiz değerlerine, kâfirler necis dilleriyle ve elleriyle saldırmaktadırlar. İşte son günlerde Hollanda'da -güya fikir özgürlüğü adı altında- meydana gelen ve öncülüğünü kâfirlerin üstlendiği Kur'ân-ı Kerîm'e ve Müslümanların değerlerine hakaret ve saldırı faciası...!!!!

Kerim Kardeşlerim!

Müslümanlara ait değerleri, Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in bizzat mübarek şahsını, Nuru'yla Müslümanların aydınlandıkları, kendisiyle hayat buldukları İslâm'ın temel kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm'i kafirler, necis elleriyle kirletmeye, karalamaya çalışmaktadırlar. Bu yolda âzami gayret sarf etmektedirler ve sarf edeceklerdir de... Bunu Allahu Teâlâ şu âyetiyle bildirmektedir:

 إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ

"İnkâr edenler, Allâh yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra da bu harcama onlar için yürek acısı olacak, arkasından da yenilgiye uğrayacaklardır."[4] Başka bir âyeti'nde ise şöyle buyurmaktadır:

 يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

"Onlar, Allah'ın Nuru'nu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi Nuru'nu tamamlayıcıdır; kâfirler istemese bile." [5]

Tarih boyunca Müslümanların değerlerini ve emanetlerini koruyan İslâm'ın kalkanı Halîfe olmuştur. Heybet ve İslâm'ın izzetiyle kılıcını kuşanmış olan Halîfe, İslâm Ümmet'ini her türlü saldırılardan korumuştur, İslâm'ın emanetlerine ve değerlerine dil uzattırmamıştır. Çünkü Müslümanların arkasında korunduğu ve savaştığı kalkanın adıdır Hilâfet.

Müslümanların değerlerini koruyan, emanetlerine sahip çıkan, Muttakî İmamlardan örnek vermek istiyorum. Bunlardan birisi; Muttakîlerin İmâmı Hz Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in dönemindendir, diğeri ise Osmanlı Hilâfet Devleti'nin son dönemlerinde Müslümanların Halîfesi olan Abdulhamîd Rahimehullah dönemindendir. Özetle örnekler şöyledir:

1- Hz Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in döneminden bir örnek:

Yahudiler, Rasül Aleyhissalâtü ve s'Selâm döneminde (Medîne) Müslümanlara eziyetler etmeye başlamışlardı. O eziyetlerden biri de şu idi: Araplardan bir kadın, Kaynuka Yahudilerinin çarşısına beraberlerinde zinet eşyası olduğu halde gelip onları satmak için bir Yahudi kuyumcunun yanına oturmuştu. Bir Yahudi gelip o kadının haberi olmadan gizlice arkasından eteğini sırtına bir dikenle tutturdu. Kadın kalkınca edeb yerleri gözüktü. Yahudiler, kahkaha atarak güldüler. Kadın feryat ederek bağırdı. Bunun üzerine Müslümanlardan bir adam, kuyumcu Yahudinin üzerine saldırdı. Ve onu öldürdü. Yahudiler de o Müslüman'a hiddetlenip onu öldürdüler. O Müslüman'ın yakınları, Yahudilere karşı diğer Müslümanlardan yardım istedi. Müslümanlar, Yahudiler üzerine hücum ettiler. Böylece Müslümanlarla Yahudiler arasında niza (çekişme) vâki oldu. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Yahudilerden Müslümanlara eziyet etmekten ellerini çekmelerini istedi. Fakat onlar, Rasûlüllah'ın bu sözüne ve uyarılarına hiç kulak vermediler ve kendi bildiklerini yapmaya devam ettiler. Bunun üzerine Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlarla beraber çıkıp Kaynuka oğullarını şiddetli bir şekilde muhasara ettiler. Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bu yaptıkları cürüme karşın onları, Medîne'den sürmekle cezalandırdı.

Görüyorsunuz değil mi Müslümanlar? Fazla söze hâcet yok; bir kadının namusuna yapılan saldırıyı Aleyhissalâtü ve s'Selâm nasıl cezalandırmış...

2- Osmanlı Hilâfet Devleti'nin son dönemlerinde (hasta adam diye niteledikleri son dönemler) Müslümanların Halîfesi olan Abdulhamîd Rahimehullah döneminden bir örnek kısa şöyledir:

Osmanlı Hilâfet Devleti'nin Halîfesi olan Abdulhamîd Rahimehullah döneminde Fransa'da Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e hakaret içeren bir tiyatro oynatılmak istenir. Bunun hazırlıkları sürüp giderken, bu yapılması planlanan cürüm'ü Halîfe Abdulhamîd Rahimehullah duyar. Hiç beklemeden ve tereddüt etmeden Fransa Devleti'ne şu mektubu salar. Mektupta şu kısacık cümle geçmektedir: "Bu mektup elinize geçtiğinde eğer ki Rasullah'a hakarete, bu büyük cürüme son vermezseniz İslâm Ordusu'nun atlarının ayak nal seslerini Paris sokaklarında işitin"!!

Aman Ya Rabbî bu ne güzel bir Halîfe, bu ne güzel bir komutan, bu ne güzel bir Ordu'dur!

Bu mektubun ardından Fransa İslâm'ın Halifesinden ve ordusundan korktuğu ve çekindiği için bu cürüme başlamadan son vermiştir.

Ya bugün, değerli kardeşlerim, Ya bugün!

Tecavüzlerin haddi hesabı yok, Müslümanların değerlerine sahip çıkan yok, Kur'ân-ı Kerîm'e hakaret edenlere bunun hesabın soracak hayırlı bir Halîfe yok, Müslümanların mukadderatlarını hiçe sayan ise çok, inim inim inleyen Müslümanların haddi, hesabı yok...

       Peki, bu münkeri ortadan kaldıracak Halîfe yoksa eğer, bizim münkerlere karşı duruşumuz nasıl olmalıdır? Hele ki bu münker Allah'ın kelâmı, Rahmet kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm'e, Rasullah'ın mübârek zâtına ve Müslümanların değerlerine yapılan bir hakâretse bizim tutumuz bu münkere karşı ne olmalıdır?

       Bir Müslüman, hangi şartlarda olursa olsun işlenen mükere suskun kalması, işlenen münkere tepki göstermemesi ve vurdum duymaz olması, düşünülemez ve câiz de değildir.

Bakın bir hadîs-i şerif'te Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hiç bir istisna kılmadan, şahısın münkeri görmesi ve müşâhede etmesi halinde, münkere karşı çıkılmasını, o münkerin ortadan kalkması için gayret edilmesini farz kılmıştır. Ebû Sâid el-Hurî Radiyallâhu Anhu'n rivâyet ettiği bir hadiste Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

سمعتُ رسُولَ اللّهِ يقُولُ: مَنْ رأى مِنْكُمْ مُنْكراً فلْيُغيرْهُ بيدِه، فإن لم يستطعْ فبلسانهِ، فإن لم يستطعْ فبقَلْبِهِ، وذلك أضْعَفُ ا"يمانِ

Zira ben Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem 'in şöyle söylediğini işittim:

"Sizden kim bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı îmân'ın en zayıf mertebesidir."[6]

Kerim Kardeşlerim!

Şüphesiz ki iyiliği emretmek, münkerden nehy etmek Mü'minlerin vasfıdır, Hayırlı Ümmet olmanın vasfıdır. Bakın Allahu Teâlâ mü'minleri tarif ediyor:

    وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَـئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliğe emreder, münkerden (kötülükten) sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir." [7]

Değerli Kardeşlerim!

Kafirlerin yapmış oldukları başta Kur'an'a olmak üzere, Müslümanların değerlerine ve emanetlerine hakaret içeren münkere, tepkisiz kalamayarak îmânımızın gereğini yapmalıyız, yapmalıyız ki Allah dualarımıza icâbet etsin, Allah'ın azabı bizlerden berî olsun.... Bakın bir hadiste Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem bunu nasıl beyân etmektedir:     

وعن حذيفة رَضِىَ اللّهُ عنهُ قال: قالَ رَسُولُ اللّه : وَالَّذِى بِيَدِهِ لَتأمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلَتَنْهَوُنَّ عن المنكرِ أو ليوشِكنّ اللّهُ أن يبعثَ عليكم عقاباً منه ثم تدْعونهُ فلا يستجيبُ لكمْ

Huzeyfe Radiyallâhu Anhu anlatıyor: Resûlullah buyurdular ki:

"Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a kasem olsun ki, ya ma'rufu (iyiliği) emreder ve münkerden (kötülükten) yasaklarsınız veya Allah'ın katından umumî bir belâ göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez." [8]

O halde değerli kardeşlerim!

Şimdi gelişen olaylara basîretle bakıp, hakkı görmenin, hakka sarılmanın ve hakkı söylemenin zamanı gelmedi mi? Bu münkerlere hayır demenin vakti gelmedi mi?

Yeryüzünün en korkak mahlukları olan kafirler, Müslümanlara ve Müslümanların değerlerine saldırma ve hakaret etme cesaretini nereden almaktadırlar?

Kerim Kardeşlerim!

Bunlara artık bir son vermenin, bu fuhşiyatlara ve cürümlere dur demenin, İslâm Ümmeti'nin değerlerine sahip çıkacak ve izzetini iade edecek olan II.  Râşidî Hilâfet Devleti'ni ikâme etmenin vakti gelmedi mi?

Şüphesiz bu meselenin tedavisi ancak meselenin başlangıcındaki sorunun tedavi edilmesi ile olur.

Kardeşlerim,

Sizler; İslâm'ın kalkanı Hilâfet'i ikâme etmediğiniz sürece, sömürgeci kafirle, ne dininize, ne Nebiniz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e, ne de mukaddesatlarınıza ve namuslarınıza yönelik hakaret etmekten geri durmayacaklardır. Kim Allah Subhânehu ve Teâlâ‘nın dini'ni, kitabı'nı ve Rasûl Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'i kıskanıyorsa ciddi bir şekilde kolları sıvasın ve II. Râşidî Hilâfet Devleti'ni kurarak, İslâmî hayatı oluşturmak için çalışanlarla beraber çalışsın. Çünkü yalnız onunla, İslâm ve Müslümanlar izzet bulur. Yine yalnız onunla, din ve dünya korunur,

O halde değerli kardeşlerim,

Sizleri, Allah'ın hükümleriyle hükmedecek, Allah'ın Nur'unu hayata tekrar hakim kılacak, İslâm Risâleti'ni âleme dâvet ve cihad yoluyla taşıyacak olan II. Râşidî Hilâfet'in ikamesi için çalışmaya dâvet ediyoruz.

Tekrar izzetli, onurlu, haysiyetli bir yaşama kavuşmak isteyen, zulumatlardan Nur'a çıkmak isteyen, İslâm'ın değerlerini korumak ve bu değerlerle yaşamak isteyen Müslümanlara bir çağrı:

Gelin izzetimizi, onurumuzu, haysiyetimizi ve bütün değerlerimizi, emanetlerimizi bize geri iade edecek ve Kur'ân-ı Kerîm'i hayata hakim kılıp, insanlığı Kur'ân'nın nur'uyla aydınlatacak olan  II.Râşidî Hilâfet'i kurmak için hep birlikte çalışalım.

Dualarımızın sonu Allah'a hamddır...

 

Abdullah İmamoğlu



[1]  el-İbrâhîm (14), 1
[2]  el-Cîn (72), 1
[3] Tirmizi, Sevabu'l Kur'an, 14, 2908. 
[4] el-Enfâl (8), 36
[5] es-Saff (61) , 8
[6] Müslim
[7] et-Tevbe (9), 71 
[8] Tirmizi

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |