|
Bölüm 4 Hilafet devletinin hedefi hayaller üretmek değildir. Böyle bir yarışa ümmetini de sürüklemez. O İslam'ın şer'i hükümlerini uygulamakla yetinir. Allahu Teala bu nizamı insanlara gönderdi, meleklere değil. Bundan dolayı İslam devleti denilince suçun asla işlenmediği bir toplum beklentisine asla gidilmemelidir. Allah'ın Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu: "Canım elinde olan Allaha yemin ederim ki, eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip tevbe eden, Allahın da bağışladığı başka bir toplum getirirdi." (Müslim) Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem İslam'ın ilk uygulayıcısı ve yönetimin başıydı. O dönemde İslam devleti altında yaşayan münafıklar vardı. Zina yapan, hırsızlık yapan, katil olan kişiler vardı. Hülafa-i Raşidin döneminde de birçok problem, fitne ve isyan olmuştu. Hz. Ali dönemindeki tartışmalar ve fitneler meşhurdur. Bütün bunlara rağmen Hilafet sistemi vardı, Şeriat uygulandı ve meselelerin çözümünde sadece İslam söz sahibi idi. Hilafetin hayli veya hayal üreten devlet olmadığı buradan da anlaşılır. Nitekim uygulayan insandır. Gelecekte de Müslümanlar veya insanların hayali devlet düşüncesine kapılmaması için Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle uyardı: Müslim kendi Sahih'inde Huzeyfe'den Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem'in şöyle buyurduğunu nakleder: "Benden sonra öyle liderler iş başına gelecekler ki ne benim yolumda hareket edecekler ve ne de benim sünnetimi uygulayacaklar. Onların arasından öyle kişiler çıkacak ki kalpleri, insan bedenlerinde yer alan şeytanların kalpleri olacak." Ben, "Ya Resulullah! Bu gibi liderlerle karşılaşırsam benim görevim nedir?" diye sorunca Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Malını yağmalasa ve sırtına kırbaç vursa bile o lidere itaat et!" (Sahihi Müslim) Müslümanların hayatlarında ütopyanın yeri yoktur. Onlar hiçbir zaman hayattaki yarışlarını hayaller üzerine bina etmemiştir. Hitler'in düşüncesi, Lenin'in tek tip insanlık oluşturma düşünce gibi hayali düşünceler yoktur. İspanya'daki gibi Hıristiyan olmayanların öldürülmesine benzer bir yapılanmaya asla müsaade edilmemiştir. 1400 yıl boyunca, İslam'ın yönettiği yerlerde Müslüman olmayanların varlığı bilinmektedir. Onların ibadethanelerinin (kiliselerin) varlığı buna delildir. O insanlar asla Müslüman olmaları için zorlanmamışlardır. Urve bin ez-Zübeyr'in rivayetine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selem Yemen halkına şöyle bir mektup yazmıştı: "... Yahudi ve Hıristiyan olan kişi dininden dolayı işkence ve baskıya uğratılmayacaktır. Ancak onun cizye vermesi gerekecektir." (İslam'da Maliye Abdulkadim Zellum s. 84) İslam'dan başka hiçbir nizam ve yönetim yoktur ki insanlığı baskı ve zulüm altına almasın. Aynı anda insanlığı tek tip yapma ütopyası gayri İslami nizamların ilk işidir. Kapitalizm, egemen olmaya başladığı 18. yüzyıldan beridir, dünyayı bu tek tip yaşama ve düşünme tarzına zorlayarak ilerledi. İnsanları tek tip kentlere yığdı, tek tip üretim biçimine köle-işçi yaptı, tek tip işçi kıyafeti giydirdi, tek tip ücret ve mesai düzeni kurdu, tek tip gündelik yaşam kültürü dayattı. Avrupa'nın bin bir çeşit halkları, yüz yıl içinde tek tip birer kapitalist topluma dönüştüler. Sömürgecilik çağında ise bu tek tip, yoksul dünyaya dayatıldı. Modernlik, asrilik, çağdaşlık, uygarlık olarak batılı beyaz adamın görüntüsü empoze edildi. İnsanlığın bin bir çeşit kültürü, dili, yaşama tarzı, inanma biçimi, müziği, eğlencesi, mutfağı, takvimi, saati, sokağı, giderek tek tipleşmeye başladı. İletişim araçlarının gelişmesiyle birlikte, neredeyse tüm dünya, artık batılı beyaz adama benzemişti. İnsanlık kelimenin tam anlamıyla, tek bir şeyin dramatik nesnesine dönüşmüştü. Totaliter kitch (bayağı, sıradan), liberal faşizmdi artık. http://www.f27.parsimony.net/forum67368/messages/18271.htm Görüldüğü gibi tek tip anlayışı insanları kaosun içerisine sürüklemiştir. Mümkün olmayan bir iş için insanlar batının biçtiği kaftanı giymeye çalışıyorlar ve yönlendiriliyorlar. Evangalist'lerin eline teslim edilmiş yönetimlerle dünyayı şekillendirmeye kalkışıyorlar. ABD'nin nüfusu 300 milyon. Bu nüfusun 100 milyonu Evangelist. 1950'lerde dünyada sadece 4 milyon Evangelist vardı. Bu gün sayıları 500 milyonu aştı. Evangelizmin önlenemeyen yükselişi bu hızla devam ettiği taktirde yakın bir gelecekte Hıristiyan'ların tamamı bu yeni mezhebi kabul edecek. Evangelistler Müslümanları düşman olarak kabul ediyor ve onları yeryüzünden kazımayı amaçlıyorlar. Dünyanın tek süper gücü olan ABD'nin başkanlık koltuğunda da bir Evangelist oturuyor. 40 yaşına kadar bir alkolik olan George W. Bush Evangelist papazların telkinleriyle alkolü bırakmış ve yeniden hayata dönmüş biri olarak yaşamının her anında bu mezhebin öngördüğü şekilde yaşıyor planlarını, hedeflerini Evangelizme göre yapıyor. Evangelizm bugün beyaz sarayın gizli dini haline gelmiştir. Bush'u Afganistan'a yönelten, Irak'a saldırmasını teşvik edenlerde Evangelistlerdir. http://www.yusufiye.net/modules.php?name=News&file=article&sid=393 Bunların çizdiği yönde hareket etmeyen, uymayanlarsa baskı ve zulme maruz kalıyor. Batının ve onun öncülerinin insanlık üzerinde empoze/bastırıp durduğu bu yapılanma ütopya değil de nedir? 3- Terör sistemi, fiziksel veya psişik/ruhla ilgili olan, ruhi, ruhsal, psikolojik. Terör kelimesi ve kullanıldığı alanlara bakıldığında tek tarifin çıkmadığı gözükür. Bunun üzerine yeterli derecede izahlar getirilip uzmanlarınca vuzuha kavuşturma çalışmaları her ne kadar yapılsa da kelime bir o yana bir bu yana çekilerek herkesin kendi bakışı alanında sündürülüp durmaktadır. Elastiki bir kelime olup çıkmıştır. Fakat "terör sistemi veya törize olmuş devlet" üzerinden hareket edildiğinde ise sitemin, devlet varlığının belirli güçlerin, kitlelerin, kabilelerin veya bir şahsın elinde; halkın üzerinde güç kullanımını çıkarları doğrultusunda kullanması ifadesi çıkar. Devletin halkla bütünleştiği asli bir yapıdan çıkıp devletin halkına nazaran bir devlet olmasıdır. Böylece halkı baskısı altına alan devletin tebaası üzerinde kanun ve nizam gözetmeksizin yatırıma gitmesidir. Devlet baskısı her alanda hissedilir, tebea devletten korkar, bu korku altında cesaretini ve gücünü kaybeder. Devlet ve halk dokusu bozulur ve dengesizlik yerini terörize olmuş devletin eline bırakır. O devlet veya sistemden bahsedildiğinde kişilerin yüzlerinde korku dolu ifade kendisini gösteriverir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu tip devletlerin örneğine çok rastlanır. Timurlenk ve sistemi böyledir, Hitler ve sistemi böyledir, TC. sistemi ve yöneticileri böyledir, Bush'un Amerika'sı böyledir, İsrail varlığı böyledir vb. bu tip sistemler altında yaşayan halkın hem fiziki hem de ruhi yapısı bozulmuştur. Korkak, ürkek, önünü göremeyen, şaşkın halk yığınları bu sistemlerin ve yöneticilerinin estirdiği terörün ürünüdür. Dünya halkı Amerika'ya dehşet dolu bakışla yaklaşırken Amerikan halkı "terör için güvenlik" altında gününü korku ile geçirmektedir. Ruh sağlığının bozulduğu, psikoloji doktorlarının en yoğun olduğu ülkeler Amerika gibi yöneten ve yönetilen devletlerde mevcuttur. 4- Medya tekeli: Hilafet devletinin medya üzerinde tekeli yoktur. Yalnız askeri işler, askeri sanayiler, askeri sırlar, zafer veya yenilgiler hakkındaki haberler doğrudan Halife ile bağlantılı ve düzenlenme yoluna gidildikten sonra duyurulacağı kadarı ile duyurulma yoluna gidilir. Diğer haberlerse tahsis edilir ve onların murakabesi doğrudan olmaz. Medyanın araçları bu tür haberleri yayınlamak için herhangi bir izine ihtiyaç duymazlar. Bilindiği gibi medya işleri daveti taşımada önemli bir yer tutar. İslam davetini dünyaya duyurma, İslam devleti dışında kalan beldelerin İslam Devletine katılması için gerekli davetiyeler medya üzerinden de yürütülür. Medyanın bu alanda büyük katkısı vardır. Medya araçlarının ruhsatlandırılmaya ihtiyacı yoktur. Bilakis İslami Devlet'in tabiyetini taşıyan herkesin; görsel, işitsel veya yazılı herhangi bir Medya aracı kurmaya hakkı vardır. Kurulan medya aracının, Medya cihazının bilgilenmesi için "bilgilendirme ve haber verme"den başkasına ihtiyacı yoktur. Devlet ile doğrudan alakalı olan haberlerin yayınlanmasında -beyan ettiğimiz gibi- izne ihtiyacı vardır. Diğer haberleri ise önceden izin gerekmesizin yayınlayabilir. Bütün durumlarda, Medya araçlarının sahipleri, yayınladıkları her medya unsurundan sorumludurlar ve raiyenin fertlerinden herhangi bir fert gibi, herhangi bir şer'i ayrılıktan hesaba çekilirler. Şer'i naslar göz önünde bulundurularak çalışmalarına dikkat edilir. (İslam Devletinin Cihazları s. 188) Devletin güvenliğini ilgilendiren hususlar izin olmadan yayınlanmaz. İftira, şantaj, kişilerin uygunsuz şekilde fotomontajlanması, karalama, kışkırtma, ırkçılık, toplumun ahlakını bozacak yayınlar, sapık kültürlerin yayını, İslam harici dinsel inançların propagandası katiyetle yasaktır. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayıverirler. Hâlbuki onu, Resûl'e veya kendilerinden olan Uli'l Emre götürselerdi, onların aralarından istinbat edenler/işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi..." (Nisa 83) İslam devletinin işi iyiliği emretmek, kötülüğü ortadan kaldırmaktır. Medyanın işleri de bu doğrultuda yürür. İyiliği emredecek işler, kötülükten uzaklaştırıcı ve kalkmasına sevkedici yayınları üstlenir. Bu sınırların dışında medyanın Hilafet devleti içerisinde büyük önemi vardır. Devlet içerisinde de roller üslenebilir. Herhangi bir idarecinin zulmünü araştırma hakkı vardır. Hatta halifenin zulmünü dahi araştırmak ve bu konuda mezalim kadısına şikayet etmede etkindir. Devlet ve İslam toplumunu tehlikeye atacak herhangi bir konu hakkında uyarıcı mahiyette yayın hakkı vardır. Haksızlıkları neşretmede serbesttir. Bu çalışmasını herhangi bir korkuya kapılmadan, tutuklama korkusu olmadan, eziyete uğramaktan endişe etmeden yayınlayabilir. Batıda ise; basında hem ticari hem medyatik tekelcilik hakimdir. Devletlerin medya üzerindeki tekeli hemen hissedilir. Ticari tekelcilikse üç-beş kişinin tekelindedir. Medya üzerinden; reklamcılık, fuhuş, ahlaksızlık, faiz, bankacılık vb. bir çok işler yürütülür. Toplumu her türlü fesada uğratacak yayınlar engellenmez aksine devlet teşviki ile canlandırılır. İslam beldelerindeki medyalar tümü ile devlet tekelindedir. İslam'a konulan sınır o kadar ileri noktadır ki bunun için özel medya kontrol mekanizmaları çalıştırılır. Fakat münkerler için o kadar hassasiyet gösterilmez. devam edecek... ------------------------- |