Anasayfa arrow Yazarlar arrow Abdullah İmamoğlu arrow EĞER MÜ'MİNLER İSENİZ ÜSTÜN GELECEK OLAN TARAF SİZLERSİNİZ
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

17/17 Nuh'dan sonra nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Sizden biri doğruyu duyduğunda veya gördüğünde onu söylemeye insanlara olan korkusu engel olmasın." (Müslim, Buhari)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

EĞER MÜ'MİNLER İSENİZ ÜSTÜN GELECEK OLAN TARAF SİZLERSİNİZ Yazdır E-Posta
Abdullah İmamoğlu
21 Kasım 2007 Çarşamba

İslâm Ümmeti'nin Allah'ın rızasından uzak bir atmosferde nefes alıp verdiği inkara mahal vermeyecek kadar âşikardır. Bu sıkıntı verici, bunaltıcı  atmosferin/hayatın sebebi, İslâmî hayatın olmamayışıdır. Biraz olsun kaygılı olan bir Müslüman bu düşüklükten, rahmetten yoksun bunaltıcı havadan/hayattan, nasıl kalkınılması gerketiğini, Allah'ın razı olmadığı bir hayattan, râzı olduğu bir hayatı ikâme etmenin, tekrar izzet ve şerefe kavuşa bilmenin keyfiyetini sorar ve bu meseleyi kendine dert eder olmuştur. Tabi bu kaygıyı taşıyan Müslümanlar arasında metod, usul,ve keyfiyet tartışmaları olmuştur, omayada devam etmektedir...!! Ama yapılan bazı tartışmalar var ki boyutu tehlike sınırlarına ulaşmakta, hatta bazen bu sınırları ihlal etmektedir. Oda şudur ki; yukarıda da kısmen vurgulandığı gibi, Allah'ın bütün dinlerin üzerine hâkim/egemen olması için gönderdiği İslâm Dini seneler önce hainlerin elleriyle ilğa edilmiştir, hayattaki etkiniğine son verilmiştir. Şu anda Müslümanların rahmetten, nurdan uzak bir hayat yaşıyor olmalarının tek nedeni rahmet ve şifa kaynağını  hayatta etkin kılan İslâm Hilâfet Devleti'nin olmamayışıdır.

Evet, II. Râşidî Hilâfet Devleti'nin ikâmesi düşüncesini taşıyan, Allah'ın mülkünde Allah'ın sözünün geçeceğini söylen kardeşlerimizin/bu düşüncelere sahip Müslümanların karşılaştıkları, tehlike boyutunu aşan sorular ve argumanlardan bazıları şöyledir:

- Günümüzde, yaşadığımız şu zulumat ortamında, İslâm'ın tekrar hayata hâkim olması bir ütopyadır, hayal ürününden başka bir şey değildir.

- Süper güç devletler(Amerika, İngiltere, Rusya, Çin, v.b.......) varken ve bunlara rağmen İslâm Devleti'nin ikâmesinden bahsetmek, realiteden uzak bir bakıştır.

- Değişimin gerçekleşmesi için vazgeçilmez etken güçtür/kuvvettir. Maalesef Müslüman-lar bügün bu güce, imkana sahip değillerdir.

Bunlar Müslümanlar'a yerleşmiş fâsit ve asılsız argumanlardan bazılarıdır sadece... Öne sürülen fâsit argumanları, sahih düşünceye(fikre) tekallüp edecek/çevirecek sahih çözümü ve anlayışı ortaya koymaya çalışalım inşaAllah. Tabiki sahih düşünce ve sahih çözüm ancak sahih akîdeden beslenmekle mümkündür. Sahih olmayan akîdeden ve fikirlerden beslenmekle değil... Şüphesiz sahih akîdenin bakış açısıyla meselelere nazar etmek, Allah'ın razı olduğu neticelere götürecektir bi-iznillah. İslâm Ümmeti'ne yerleşmiş mezkûr fâsit ve kanserolojik argumanların tedavisinin ancak iki hususun çok iyi bilinmesiyle mümkün olacağı kanaatindeyim.

1- Allah'ın her şeye Kâdir olduğuna îman.

2- Allah'ın Vâdi'ne îman.

Bu başlıkları tek tek inceleyecek olursak.

1- Allah Celle Celâluhû'nun herşeye Kâdir olduğuna îman:

Vakıayı, düşüncesinin merkezi/kaynağı haline getirenler, fâsit düşüncelerin bataklığında çırpınıp durmaktadırlar. Zaten günümüzde müslümanların yapageldikleri de budur. Yani vakıayı, gelişen olayları ve eşyaları düşüncelerinin merkezi/kaynağı olarak algılamaktadırlar Müslümanlar... En basit mezkûr argumanlarda olduğu gibi. Neydi hatırlayacak olursak eğer, "Güç ve imkan kafirlerin elinde iken, İslâmî Hayat'ın tekrar başlayacağına inanmak yüzeyselliktir ve realiteden uzak düşünmektir. Başka bir ifadeyle bu uğurda yapılan her bir faaliyet boşa kürek çekmektir." Müslüman gelişen olayları düşüncesinin kaynağı olarak kabul etmemeli. Doğru olan gelişen olayları, vakayı âyet ve hadisler ışığında değerlendirmektir. Yani düşüncenin kaynağı/merkezi vakıanın kendisi değil, İslâm akîdesi olmalıdır. Bu kanserolojik ve fâsit düşüncelerden kurtulabilmenin ilk adımı 1. başlıkta da vurgulandığı gibi, Allah'ın herşeye kâdir olduğuna îman temektir. Hangi şartlarda olursa olsun Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın bir şeyin olmasını istediği zaman onun hemen oluvereceğine şüphesiz îman etmektir. En büyük gücün, teminatın, vekîl'in Allah olduğuna îman etmektir. Bir Müslüman Allah'ın gücüne inanmadığı müddetçe, fâsit vakıanın değişebileceğine asla inanmıyacaktır. Allah Subhânehû ve Teâlâ herşeye Kâdirdir ve Mü'minlerin Allah Celle Celâluhû'nun herşeye Kâdir olduğuna îman etmeleri, îmanlarının gereğidir. Allahu Teâlâ âyetinde şöyle buyuruyor:

 وَلِلّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاللّهُ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

"Göklerin ve yeryüzünün egemenliği Allah'a aittir. Hiç kuşkusuz Allah'ın gücü herşeye yeter."[1]

Bu âyet-i kerîme Allahu Teâlâ'nın herşeye kâdir olduğuna işaret eden âyetlerden sadece bir tanesidir. Şimdi sizlerle paylaşacağim âyet-i kerîme aslında Allahu Teâlâ'nın herşeye Kâdir olduğunu izah edici niteliktedir. Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın nasıl bir kudrete sahip olduğuna delâlet eden bu âyeti Müslümanların, kendilerine mâl edebilmeleri için dakik bir şekilde incelemeleri elzemdir. Allahu Teâlâ âyetinde şöyle buyuruyor:

الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مِن دِيَارِهِمْ لِأَوَّلِ الْحَشْرِ مَا ظَنَنتُمْ أَن يَخْرُجُوا وَظَنُّوا أَنَّهُم مَّانِعَتُهُمْ حُصُونُهُم مِّنَ اللَّهِ فَأَتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُوا وَقَذَفَ فِي قُلُوبِهِمُ الرُّعْبَ يُخْرِبُونَ بُيُوتَهُم بِأَيْدِيهِمْ وَأَيْدِي الْمُؤْمِنِينَ فَاعْتَبِرُوا يَا أُولِي الْأَبْصَار                                                 

"Kitap ehlinden inkar edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlarda kalelerinin, kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Allah onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve Mü'minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri ibret alın."[2]

Bilindiği üzere bu âyet ilk sürgüne gönderilen benî Nâdir(oğulları) hakkında nâzil olmuştur. Seyyid Kutup(rahimehullah), Fizilâlil Kur'an adlı tefsir çalışmasında Allah Celle Celâluhû'nun herşeye kâdir olduğuna dikkat çekmiş ve bu âyet-i kerîmeyi şöyle yorum-lamıştır:

"Onlar daha önce herşeyi hesaplayıp planlamışlardı. Tek hesapta olmayan, saldırının bizzat kendi içlerinden gelmesi idi. Onlar, Allah'ın kendilerini kıskıvrak yakaladığı bu yönü hiç hesaba katmamışlardı. İşte bu şekilde Allah bir şeyi dilediğinde ona bildiği ve dilediği biçimde müdahale eder, onu istediği biçimde yakalar. Herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten O'dur çünkü." [3]

Yine müfessirlerin cumhuru bu âyet-i kerîmeyi şöyle yorumlamışlardır:

"Onların kalblerinde meydana gelen bu korkunun, Allah tarafından meydana geldiğine ve böylece de bu korkunun, onların bazı işlere yönelmelerine sebep olduğuna delalet etmiştir. Kısaca, onların aldıkları tedbirler, Allah'ın emrine karşı koyamamıştır."

Bu âyet-i kerîme Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın, âyette zikredilen surlardan/kalelerden, alınan önlemlerden çok daha üstün güce ve kudrete sahip olduğuna delâlet etmektedir. Yeterki Allahu Teâlâ bir şeyin olmasını irâd etsin. O iş hemen oluverir. Âyette buyrulduğu gibi:

 إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

"O'nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi ona, sadece ol demektir, hemen oluverir."[4]

Meselenin özü olarak, bir Müslüman'ın ister güçlü, iste zayıf hangi şartlarda olursa olsun Allah'ın herşeye kâdir olduğuna inanması imânı'nın gereğidir. Bu meseleye tereddütsüz îman etmesi gerekir.

2- Allah Celle Celâluhû'nun vâdine îman:

Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın vâdi haktır. Ve bir Müslüman'ın tereddüt duymaksızın inanması gereken bir meseledir. Birçok âyet-i kerîme bizlere Allahu Teâlâ'nın yardımının mutlaka gerçekleşeceğini, Müminlerin kafirlere ğâlip geleceğini, başka bir ifadeyle Allah'ın vâdinin bir gün mutlak surette tehakkuk edeceğini bildirmektedir. Bu âyet-i kerîme'lerden bir tanesinde Allah şöyle buyurmaktadır:

                  أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُواْ الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ الَّذِينَ خَلَوْاْ مِن قَبْلِكُم مَّسَّتْهُمُ الْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء وَزُلْزِلُواْ حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُواْ مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللّهِ أَلا إِنَّ نَصْرَ اللّهِ قَرِيبٌ

"Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardıki, nihayet peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesinizki Allah'ın yardımı yakındır."[5]

Belli bir dönem Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in bizzat kendisine ve Mübarek Sahabeleri'ne (Allah kendilerinden râzı olsun) açlık, sıkıntı ve zorluk öyle isabet etmişti ki artık Allah'ın yardımın bekler olmuşlardı. Allahu Teâlâ, katından gelecek olan yardımın yakın olduğunu Rasûlü Muhammed  Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'e vahy edince onlar(sahabeler), buna îman ettiler. Allah'ın vâdinde şüpheye düşmediler. Sahabeler inandıkları değerlerden taviz vermeden, Rasul Sallallâhu Aleyhi ve Sellem'in belirlediği metodu değiştirmeden, sonucu nereye varırsa varsın sebat ederek ve hakkı söyleyerek Allah'ın yardımını beklediler. Çünkü bu Allahu Teâlâ'nın bir vâdiydi ve Allah Celle Celâluhû vâdinden asla dönücü değildir. Şu âyette olduğu gibi:

 إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ

"Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez."[6] Mübarek Sahabeler sabrettiler ve Allahu Teâlâ'nın yardımına mustehak oldular. Allah Celle Celâluhû'nun vâdi'nin hak olduğuna, lakin Müslümanlardan beklenenin ise sabır ve sebat olduğuna işaret eden bir âyette Allahu zul Celâl şöyle buyuruyor:

 فَاصْبِرْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَا يَسْتَخِفَّنَّكَ الَّذِينَ لَا يُوقِنُونَ

"Öyleyse sen sabret; hiç şüphesiz Allah'ın Vâ'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar da sakın seni telâşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler."[7]

Herşeyi izah edici nitelikte değilmidir aslında bu âyet-i kerîme??  Bizlerde İslâm Dâveti'ni taşırken belalara, musibetlere, eziyetlere sabredersek, Rasülün metodundan zerre miktarı olsa bile taviz vermeden, karırlılıkla ilerler ve sebat edersek, Allah'ın Mü'minlerle beraber olacağına, katından göndereceği nusretle Mü'minleri destekleyeceğine îman eder ve güvenirsek; İslâmî Hayat hâkim olacak ve Mü'minler muzaffer olacaktır bi-iznillah.

 إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّواْ عَن سَبِيلِ اللّهِ فَسَيُنفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ

"İnkâr edenler, Allâh yoluna engel olmak için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra da bu harcama onlar için yürek acısı olacak, arkasından da yenilgiye uğrayacaklardır."[8]

Kerim kardeşlerim, bizler biliyoruz ki inkar edenler, Allah'ın Nûru'nun hayata hâkim olmaması için ellerinden gelen bütün imkanları seferber etmektedirler. Bizler yine biliyor ve şüphesiz îman ediyoruz ki Allah Subhânehû ve Teâlâ kafirler istemesede, kinlerinden kahrolsalarda Nûru'nu tamalayacaktır. Şöyle buyurmaktadır:

 يُرِيدُونَ لِيُطْفِؤُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَاللَّهُ مُتِمُّ نُورِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

"Onlar, Allah'ın Nuru'nu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi Nuru'nu tamamlayıcıdır; kâfirler istemese bile." [9]

Bizler yine biliyor ve tereddütsüz îman ediyoruz ki Allahu Teâlâ bizlerden öncekileri yer yüzünde Halîfe kıldığı gibi bugünde (bi-iznillah) îman edip sâlih amel işleyenleri yer yüzünde Halîfe kılacak ve korku dolu günleri güvene çevirecektir. Allah herşeye Kâdirdir.

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُم فِي الأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِيـنَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُون

"Allah, sizlerden îmân edip sâlih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halîfe kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halîfe kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini (İslam'ı) yeryüzünde hâkim kılacağını, (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaâdetti. Zira onlar yalnız Bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmazlar. Her kim de artık bundan sonra inkâr ederse işte onlar fâsıkların ta kendileridir" [10] 

Kerim kardeşlerim, kalbimin derinliklerinden yükselen duamı sizlerle paylaşmak istiyorum.

       -Yâ Rabbî! Senin Nûrun olan İslâm'ı, râzı olduğun bir şekilde hayata hâkim kılacak II. Râşidî Hilâfet'in ikâmesini biran evvel nasib eyle.

       - Yâ Rabbî! Bizleri, senden sabır ve dua ile yardım istemeye yüzü olan zümrelerden eyle.

       - Yâ Rabbî! Senin nusretinle ferahlayacağımız O İslâmî Hayatı bizlere görmeyi nasip eyle.

       - Yâ Rabbî! Mü'minlerden öyleleri vardırki Allah'a verdiği söze sâdık kalmışlardır. Mü'minlerden öyleleri vardırki, verdikleri söz gereği Allah yolunda şehid olmuşlardır. Ve yine Mü'minlerden öyleleri vardırki Allah yolunda şehid olmayı beklemektedirler. Bizleride  o hayırlı Mü'minlerden eyle.

                               مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ ا

"Mü'minler arasında öyleleri varki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik beklemektedir."[11]



[1] el-Âl-i İmrân (3), 189

[2] el-Haşr (59), 2

[3] Seyyid Kutup, Fizilâlil Kur'an, Haşr süresi, 2

[4] el-Yâsin (36), 82

[5] el-Bakara (2), 214

[6] er-R'âd (13), 31

[7] er-Rûm (30), 60

[8] el-Enfâl (8), 36

[9] es-Saff (61) , 8

[10] en-Nûr (24) , 55

[11] el-Ahzâb (33) , 23

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |