|
2. Amel- Şeri Hüküm nedir? Amel denirken akla ilk olarak kişinin davranışları, yani hal ve hareketleri gelmektedir. Kısacası kişinin beyni ve kalbi dışında gerçekleşen tüm fiiler, amel olarak nitelendirilebilir. Ve nitekim alimlerin bu konu hakkında çokça teferruatlı açıklamaları mevcut. Örneğin; alim Ata Ebu Raşta ile Takiyyuddin En- Nebhani Usul-ul fıkıhı şöyle tarif etmişlerdir: Tafsili delillerden istinbat edilmiş ameli şer'i hükümlerin bilgisi üzerine bina edildiği kaidelerdir. (Takiyyuddin En-Nabhani Islam Şahsiyeti c.3/11, Ata Ebu Raşta et-teysir-ul Vusul ilal Usul 1/6) Şer'i Hüküm ise şu şekilde tarif edilmektedir: Şer'i hüküm ise; kulların fiilleri ile ilgili Şari'in/Şeriat Koyucunun hitabıdır. Bir başka anlatımla; insana ait fiillerden bir fiille veya insanın fiillerinden sayılan sıfatlardan bir sıfatla ilgili fikirlerdir. Kiralama, alışveriş, faiz, kefalet, vekâlet, namaz, halifenin ve Allah Subhenehû ve Teala'nın hadlerinin ikamesi, halifenin Müslüman olması, şahidin adil olması, halifenin erkek olması ve bunlara benzeyen şeylerin tamamı Şer'i hükümlerden sayılır. (Takiyyuddin En-Nabhani Islam Şahsiyeti c.1) Bu tarifler özellikle Usul alimlerinin neredeyse tamamının eserlerinde mevcuttur. Usulu veya şer'i hükmü tarif ederken hep fiil ve amel vurgusu yapılmaktadır. Konumuzun ana meselesi Şer'i Hüküm ve Usul olmadığı için amel konusuyla alakalı bir kaç ayet örneği vererek üçüncü konumuza geçmek istiyorum. Allahu Teala şöyle buyuruyor: "Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse, bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir." (Ali-İmran:97) "Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin." (Bakara:43) "Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara:216) Ve buna benzer onlarca ayet ve bir o kadarda hadis mevcuttur. İman ile Amel arasındaki fark nedir? Amel İmanın bir parçası mıdır? Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde amelin, imanın bir parçası olmadığı, imanın dışında kaldığı sonucuna varmaktayız. Şöyle ki; 1- "Onlar ki inandılar (iman) ve iyi işler yaptılar (amel)..." (Bakara:277) Burada iman ve amel kelimeleri arasında atıfta bulunulması, yani "ve" bağlacı ile birbirinden ayrılması, amelin imanın bir parçası olduğu görüşüne aykırıdır. 2- "İnanarak iyi işlerde bulunan..." (Taha:112.) Burada "inanarak" cümlesi, hal cümlesidir. Yani hayırlı işlerde bulunan ve aynı zamanda mümin olan kimse kastedilmektedir. Bu ise salih amelle imanın farklı anlamlar içerdiğini ortaya koyar. 3- "Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa hemen aralarını bulun. Eğer biri ötekine saldırırsa o saldırganlarla, Allah'ın emrine itaat edinceye kadar savaşın..." ( Hucurat:9.) Allah (c.c), bu ayette asi taifeye mümin nisbetini vermektedir. Zahiri anlamı şudur; onlara mümin denilmesi, onların baği, saldırgan olduğu zamana aittir. Yani sadece geçmişteki durumları için onlara mümin denilmemektedir. 4- "Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun." (Tevbe:119) Allah (c.c) bu ayette imanla vasıflananlara takvalı olmayı emretmektedir. Bu ise imanla takvasızlığın bir arada bulunabileceğine delalet eder. Aksi takdirde takva emri anlamsız ve kazanılmışı yeniden kazanma anlamına gelirdi. 5- "... Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve mukadder etmiştir..." (Mücadele:22.) Bu ayet imanın merkezinin kalp olduğuna delalet eder. Başka bir ayette şöyle buyuruyor: "...İman kalblerinize girmedi henüz ..." (Hucurat:14.) Bazı ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde ameller imanın cüzü gibi gösterilmiştir. Mesela şu ayette olduğu gibi; ''Kim bir mü'mini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir''. (Nisa:93) ''Zina eden kişi zina ettiği sıra mümin olduğu halde zina etmez. Hırsızlık yapan kişi hırsızlık ettiği sıra mümin olduğu halde hırsızlık etmez, içki içen kişi içki içtiği sıra mümin olduğu halde içki içmez.'' (Buhari, Esribe, 1) Bunun için de Hariciler ve Mutezile bu ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri delil göstererek, amelleri, imanın asıl cüzleri saymış ve iman ettiği halde imanının gereği olan davranışlarda bulunmayan, mesela namaz kılmayan, büyük günah işleyen kimse mümin değildir, demişlerdir. Buna ne diyeceğiz? Evet, amelleri imanın asıl unsurları gösteren bu ve daha başka ayet-i kerime ve hadis-i şerifler vardır. Bununla beraber günah işleyen kimseye mümin denilebileceğini ve inkar olmadıkça imanın ortadan kalkmayacağını gösteren ayet ve hadisler de pek çoktur. Bu hususla alakalı şu ayeti gösterebiliriz: ''Ey müminler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar.'' (Tahrim:8) Bu ayette Allahu Teala günah işlemiş olanlara ''mümin'' diye hitap etmektedir. Eğer büyük günah işleyen kimse imanını yitirmiş olsaydı Allah Teala bu kimseye ''mümin'' diye hitab etmezdi. Ebu Zer (r.a.) şöyle demiştir: ''Peygamberimize geldim. Üzerinde beyaz bir elbise olduğu halde uyuyordu. Döndüm, sonra yine geldim, uyanmıştı şöyle buyurdu: ''Lailahe illellah'' diyen ve bu inanç üzerine ölen hiç bir kimse yoktur ki, cennet'e girmesin.'' Ben; zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. O; Evet, zina etse de hırsızlık etse de girer, buyurdu. Ben tekrar; zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz; Evet, zina etse de hırsızlık etse de yine girer, buyurdu: Ben üçüncü defa; Ey Allah'ın Rasûlü, zina etse de hırsızlık etse de mi? dedim. Peygamberimiz; Evet, Ebû Zerr' in burnu toprağa sürülse ve böylece zelil ve hakir olsa da yine girer, buyurdu. (Buhari, Libas, 24; Müslim, iman, 40) Bu âyet ve hadisler ve daha pek çokları günah işleyen kimsenin imandan çıkmadığını, ancak günahkâr olduğunu göstermektedir. Büyük günah hakkında ileride başka delillerde sunacağız. Bu itibarla Mutezile ve Haricilerin görüşlerine delil gösterdikleri ayet ve hadislerin zahir manaları terkedilmiş ve ''olgun mümin değillerdir'' diye yorumlanmıştır. Bunun için de Peygamberimizden günümüze kadar bu böyle anlaşılmıştır. Bu ayetlerden ve hadisi şeriflerden anlaşılacağı ve icmanın teyid ettiği üzere amel, imanın dışındadır ve imanın bir parçası değildir. Ulema, imanı ibadetlerin doğruluğunun şartı olarak görürler ve sünnet de bu görüşü teyid eder. Kalbin imanın merkezi ve amelin, imanın bir parçası olmadığına dair görüşten maksat şu ki; kalbi tasdik, başlı başına insanın ahiretini kurtarmaya yeterli değildir. Kalbi tasdik sadece insanı kafirler zümresi dairesinden çıkarır, ama kurtaramaz; kurtuluşun başka şartları da vardır ki kitap ve sünnette zikredilmiştir. Bu görüş, insanın uhrevi kurtuluşunu sadece kalbi tasdik ve dille ikrarda görüp ameli gerekli bilmeyen Mürciye (Cebriye) fırkasının görüşünü batıl bilmektedir. Mürcie görüşü bazılarına göre, İslam ve Müslümanlar için en büyük tehlikeyi oluşturmuştur. Çünkü Mürciye'ye ait bu görüş, insanları ve özellikle genç nesli, davranışları yönünden tam bir sorumsuzluğa çekmekte; cehennem azabının sadece kafirler için vaat edildiğine, cehennem ateşinden kurtulmak için kalbi tasdik veya dille ikrarın yeterli olduğuna inanmaktadır. İmam Şafii'ye göre, Allah (c.c) insanın batınını ölçü kılar ve kullar ise insanın zahirine hükmederler, dille ikrar tasdikin habercisidir ve bazen de böyle değildir. Devam edecek... |