Anasayfa arrow HİLÂFET ÖZEL arrow HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama
HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
30 Ekim 2007 Salı

Bölüm 1
GİRİŞ

ImageÜmmetin bir kesimi dünyada olup-bitenden haberi olamadan, sadece çevresini seyretmekle yetinmeyi kendisine yeterli bulurken diğer taraftan diğer bir kesimi dünyaya yeniden yön vermek için yoğun bir mücadele içerisindedir. İşte dünya siyasi merkezlerinde bu çok önemli mesele konuşuluyor, tartışılıyor ve üzerinde ilgi yoğunlaşıyor. O mesele; Hilafetin yeniden geri dönüşü

Haritada İslam devleti Hilafet'in ilk yüzyılda ulaştığı noktayı görüyorsunuz. Bu muazzam gelişme çok kısa bir süre içerisinde gerçekleşmiştir. Dünya tarihinde halkların kabul ettiği bu denli başka bir örnek vermeniz veya göstermeniz mümkün değildir. Geçen asrın sonları ve günümüze değin gelen süreç içerisinde batılıların ve komünistlerin dünyayı ne hale getirdiklerini duymuş, okumuş ve görmüşsünüzdür. Halklara zulümden, acıdan, parçalanmışlıktan, sömürülmekten başka bir şey verememişler ve insanlık tarihini katliamlar, yakmalar, yağmalamalarla kirletmişlerdir. İki asra yakın insanlığın tarihini çizenler tarih sayfalarına insanlık için temiz bir sayfa eklediklerini ispatlayamazlar. Ancak onlar temiz olanları yok etmek, aydın günleri karartmakla meşhur olmuşlardır.  

Küfür sistemlerinin başaramadıklarını İslam çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştirmiştir. Farklı dillerden olan toplumları, değişik değişik örf ve adetleri, parça parça kavimleri, aradaki sınırları, farklı farklı kültürleri İslam potasında eriterek İslam ümmeti gibi tek bir varlık ortaya çıkartmıştır. İslam devleti altında kalan ve İslam devleti tebaasından olan değişik dinler, dillere mensup olanları da asırlarca sorunsuz bir şekilde idare etmiş ve haklarını korumuştur. Hilafet dışında hiçbir düzen ve yönetim hala bu başarıyı yakalamış değildir. Hilafetin zayıf olduğu dönemlerde dahi günümüzdeki kadar kargaşa ve düzensizlikten bahsedilemez.

Günümüzde insanları yönetmekten aciz, zorba, vahşi diktatör devletler bu acziyetsizliklerini görmemezlikten gelerek İslam'a ve Hilafete insafsızca saldırmaktadırlar.    

Konumuzun akışında Hilafeti Nazi Almanyasıyla kıyaslayan, zalim, faşist, totaliter bir sistem diye karalayan W.Bush, Blair ve yandaşlarının iftiralarının yersizliğine değinmek istedik.

İslam ve Hilafet karşıtı söylemler

Ekim 2005'te ABD Genelkurmay Başkanı Richard Myers, "Irak'tan çekilmeleri halinde aralarında Türkiye'nin de bulunduğu bir dizi ülkede radikal İslamcıların iktidara gelerek hilafeti yeniden kuracaklarını" açıklamıştı. "Hilafet, terörizm olasılığını azaltmayabilir ve daha fazla çatışmayı körükleyebilir. Halife, uluslararası sistemde şu ana kadar inşa edilmiş örgütlenmeleri reddederek en büyük tehdidi ortaya çıkarabilir."  
http://www.millicozum.com/index.php?Itemid=32&id=131&option=com_content&task=view

"Hilafetin tekrar kurulması için ezici çoğunluğun varlığını açıkça görüyoruz. Araştırmalara göre Müslümanların çoğu Hilafet ve Şeriatla yönetilmek istiyorlar."
WorldPublicOpinion.org with support from the University of Maryland, ‘Muslims Believe US Seeks to Undermine Islam,' http://www.worldpublicopinion.org/pipa/articles/home_page/346.php?nid=&id=&pnt=346&lb=hmpg2

Bu desteğin en önemli örneği, bu Hizb-ut Tahrir'in öncülüğünde, 2007 Ağustos'unda Endonezya'da sahnelenen büyük Hilafet konferansında görüldü. 100,000 Müslümanın katılımıyla stadyum dolduruldu ve dünyanın diğer bölgelerinde milyonlarla ifade edilen insanlar da onlara olan desteğini dile getirdi.
Khilafah.com, ‘Indonesian Khilafah Conference 2007,' http://www.khilafah.com/kcom/activism/asia/international-khilafah-conference 2007.html 

Hilafet isteği çığ gibi büyüyor. Müslüman âlemini yöneten batı ve ajan idarecileri ise engellenemeyen bu gidişat karşısında şaşkın vaziyette. Bundan dolayı da İslam ve onun değerlerine karşı acımasız, yersiz, edepsiz ve alçakça saldırılmaktadır. Batı hem kendisi hem İslam alemine yolladığı ajanları ve yerli işbirlikçileri ile saldırılarını artırmış, Müslümanların hayatlarından İslam'ı tamamen etkisiz kılabilmek için İman cephelerini hedef edinmiştir. Günümüzde İslam ve Müslümanlar bu saldırının altındadır.

Bu günlerin haberini, alemin en şereflisi, Allah'ın insanlığa gönderdiği son peygamber Muhammed  Sallallahu Aleyhi ve Selem şöyle buyurdu:

"İslam'ın düğümleri, her biri tek tek çözülünceye kadar, kopacaktır. Bu çözülen düğümlerin ilki yönetim ve sonuncusu da namaz olacaktır." (İmam Ahmed, Müsned, Tabarani)

İslam yönetiminin olmadığı bir asra yakın bir süre içerisinde kafirler ve onların yandaşları İslam'a ve onun akidesine saldırmakta çok cüretkar oldular. Günümüzde daha da ileri giderek bu saldırılarını İslam alemine yerleştirdikleri sapık kişilerle de dillendirmeye başladılar.

Sömürgeci kafirler bu dinin temsilcisi sevgili Peygamberimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selleme alçakça hakarette bulundular. Danimarka'nın başlattığı, alçakça düzenlenmiş karikatür saldırılarından sonra onların Müslümanların beldelerinde mübarek Ramazan ayında ona benzer bir saldırı, karalama kampanyasına giriştiler.

Hz. Muhammed'i ... gibi gösteren bir dizi karikatürün Danimarka'da yayımlanmasının ardından şimdi de İsveç krizin kıskacında... Nerikes Allehanda isimli bir İsveç gazetesi Hz. Muhammed'i ... benzeten karikatürler yayımladı.(Sabah 30.08.2007)

İslam beldelerinden biri olan Bangladeş bu yıl Ramazan ayını huzurlu geçiremedi. (İslami yönetim kalktı kalkalı o arzu edilen ve istenilen huzur zaten yoktur.) kafirlerin maşası olan beyinsiz cühela takımı Resulullah'a karşı saldırılarını bu diyarlardan sergilediler.

Hz. Muhammed'e hakaret eden bir karikatür de Bangladeş'te yayımlandı. Ülkedeki Müslümanların sert protestolarına yol açan karikatür yüzünden bir derginin yayını durduruldu.

Yetkililerin, Prothom Alo adlı önde gelen bir gazeteye bağlı haftalık Alpin dergisinin baskısının durdurulması talimatını, bu hafta yayımlanan karikatürün Hazreti Muhammed ile alay ettiğini ileri süren bazı Müslüman grupların, Cuma namazından sonra sokak gösterileri ve Prothom Alo gazetesine yürüyüş çağrısı yapmasından sonra verildiği belirtildi. (21 Eylül 2007 gazeteport)

Elbette bütün bu saldırılar İslami bir yönetimin (Hilafetin) olmadığı bir döneme rastlıyor. Bu da göstermektedir ki Hilafet olmadığı sürece İslam ve Müslümanlar birçok hakaretlere maruz kalacaklardır.

Endonezya'da düzenlenen Hilafet konferansından birkaç hafta sonra haçlı ordularının budala, kibirli komutanı George W. Bush (burnu yerlerde sürünesice) Hilafeti tekrar kurmak isteyenlere karşı kavgasının süreceğine yemin eden açıklamasında "İslam'la ve Müslümanlarla mücadele edeceği açıklamalarından sonra şunları söyledi:

Bu uç fikirlere sahip olanlar İspanya'dan Endonezya'ya uzanan halifeliği kurarak Ortadoğu'da karanlık görüşü yaymak istiyorlar... Eğer bu aşırılığa müsaade edilirse uygarlaştırılan dünya tehlikeye gider. Bu uç fikirlerle mücadelemiz devam edecektir.
(http://www.whitehouse.gov/news/releases/2007/08/20070828-2.html 
For Immediate Release Office of the Press Secretary August 28, 2007)

Her cümlesi nefret kokan bu propaganda ve kampanyalar inananlar için pek de sürpriz değildir. Bu gibi densizlikleri ve saldırıları küfür ehli geçmişte de gerçekleştirmiş. Onların ataları olan müşriklerde aynı yöntemi uygulamışlardı. İşleri çığırtkanlık, bozgunculuk, fesatçılık olanların söylemleri ve saldırıları aynı amaç doğrultusunda sürekli var olmuştur. Farklı diller, farklı isimlerde olmaları yapılan işin aslını değiştirmez. Küfrün temsilcilerinin hedefi daima Hakkın üstünü kapatmaktır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem'e karşı yapılan saldırıları tekrar hatırlamanızı isteriz.

Resulullah (sas), İslâm'la gönderildiğinde, insanlara İslâm'dan ve Davetinden haber vermeye, anlatmaya başladı. Kureyş'in çok azı buna ilgi gösteriyordu. Çünkü onlar, ilk önceleri önem verip onunla meşgul olmadılar. Zannediyorlardı ki, onun (Muhammed'in) haberi ruhbanların, filozofların ve kâhinlerin haberlerinden üstün olmayacak ve insanlar babalarının, ecdadlarının dininde kalacaklar. Onun için ne ondan ürktüler ne de onu ayıplayıp nehyettiler. Onlar meclislerinde; "Bu Abdulmuttalib'in oğlu, gökyüzünden bahsediyor" diye konuşarak bir müddet böyle devam edip geçti. Ne zaman ki Resulullah'ın davetinden kısa bir müddet geçtikten sonra; onlar bu davetin önemini, ciddiyetini hissetmeye başladılar. Resulullah'a karşı olmak, ona düşmanlık yapmak ve onunla çarpışmak üzere birleştiler.

Nitekim onu aşağılamak, nübüvvetini yalanlamakla ona karşı muharebe etme fikrinde karar kıldılar. Daha sonra ona yaklaşıp, risaletini ispatlayıcı mucizelerinden sormaya başladılar. Ve diyorlardı ki: "Muhammed'e ne oldu ki, Safâ ve Merve'yi altın kılmıyor. Onun kendisinden haber vermiş olduğu Kitab, gökten yazılmış olarak ona inmiyor? Muhammed'in bahsettiği haberi ona sunan Cibrîl, size niçin aşikâr görünmüyor? O, ölüyü niçin diriltmiyor? O, niçin şu dağları yürütmüyor ki Mekke aralarında hapis kalmasın?! O, beldesinden halkının suya ihtiyacı olduğunu bildiği halde, niçin zemzemden sular fışkırtan menbaalar açmıyor? Onun Rabbi niçin ona bizim müstakbelde kazançlar sağlayacağımız değerli ticaret eşyaları, hazineleri indirmiyor?..." (İslam Devleti, Takiyyuddin en-Nebhani s.18 Türkçe baskı)

Vahy'in Mekke'de kökleşip insanlar üzerinde etkili olduğu zaman müşrikler Müslümanlar üzerinde işkence, propaganda ve boykota yönelmişlerdir.

Bu günde görüyoruz ki; Hilafet düşüncesinin İslam beldelerinde kökleşip Müslümanlar üzerinde etkili olmaya başladığı dönemde işkence, propaganda ve yasaklar devreye girmiştir.

Hilafetin yeniden hayata dönüşünü önlemek için başlatılan karşıt mücadelede neler yok ki! İftiraların, saptırmaların ortalığı boğduğu boş sözler havada uçuşup durmaktadır. Aşırıcılık, köktencilik, radikalizm, günümüze uymayan ölçüler, zamanı geçmiş, çağdışı, bedevilerin düzeni vs.

Batı ve yandaşları bu kampanyada kendi yöntemlerini kullanır ve yeni hapishane modelleri keşfeder. Guantanamo gibi. Yeni zulüm işkence türleri geliştirilir. Konteynırlar içerisinde havasız bırakıp öldürmek (Afganistan'da), kaynar sularda haşlamak (Özbekistan'da), matkaplarla kafada ve vücudun diğer yerlerinde delikler açmak (Irak'ta) gibi. Geçen zaman içerisinde bu konularda daha da ustalaştıkları aşikârdır. Bütün bu yaptıklarını haklı göstermek için propagandalarının diğer mihenk taşı olan radikalizmi, terörizmi bahane olarak ileri sürerler. Kendileri açısından bu yaptıkları işin hiç kötü bir tarafı yoktur, beğenilir ve bu yöntem İslam davasını engellemekte kullanılması kaçınılmaz yoldur.

İslam ümmeti içerisinde Hilafete yönelişi engellemek için Hilafet değişik kalıplara sokulması gerekir. Bunu da çok ustaca yerine getirirler.

Nazi Almanya'sının totaliter yapısı ile Hilafeti yan yana koyarlar. İkisinin yapısında aynilik olduğunu ağızlarında sakız gibi çiğneyip dururlar. Onlar çok iyi biliyorlar ki; Nazizm hem Batıda hem de dünyanın diğer kesimlerinde çok kötü bir imaj bırakmıştır. Nazizm, batı hükümetler için kötülüğün örneğini temsil eder. Bundan dolayı istemedikleri bir yönetim veya sistem için bu kötü örneği ölçü olarak insanların önüne koyarlar.  

Son günlerde Amerika'da Neo-muhafazakarlar, Avrupa'da onların taraftarları, Nazizm ve totalitercilikle İslam'ı eşit tutan bir kampanya başlattılar. Buna İslam beldelerindeki taraftarlarını da eklemek gerekir.

                                                                                                      Devam edecek..

< Önceki   Sonraki >
07 Ekim 2008 Salı
8 Şevval 1429

hilafet

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |