Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -III
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

36/10 Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Buhari Aişe (r.anha)'den şunu rivayet etmektedir: "(Hırsızın) eli, çeyrek dinar ve daha fazlası (değere sahip mallar) için kesilir. " (Buhari, K. Hudud, 6291)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

HİLAFET TOTALİTER BİR DÜZEN DEĞİLDİR -III Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
08 Kasım 2007 Perşembe

Bölüm 3

1. Ütopyacı/hayalci gelecek vaadi ve binyılcı egemenlik iddiasıyla gelişmiş bir ideoloji.

2. Tek kişi, tek lider, tek parti.

3. Terör sistemi, fiziksel veya psişik.

4. Medya tekeli.

5. Silah tekeli. Polis kontrollü sistem.

6. Bürokratik koordinasyonla, ekonominin merkezi yönetimi.

Totaliter tarifi ve sıfatlarına bakarak hilafeti kıyaslamak yanlıştır. Batı bu içerik çerçevesinde İslam'a ve İslam yönetimine değer biçmeye kalkmıştır. Oysa bunlar tek tek incelendiğinde dahi İslam ve yönetimi ile hiçbir alakasının olmadığını görebiliriz.

 

1- Ütopyacı gelecek vaadi ve binyılcı egemenlik iddiasıyla gelişmiş bir ideoloji:

Hilafet İslam'a dayalı, şer'i hükümlerle yönetilen ideolojik bir devlettir.  Onun yapısında akidesinden neşet eden şer'i hükümler vardır. Önüne çıkan müşkülleri de şer'i hükümlerle çözer. Hilafet uhrevi bir makam değil, dünyevi bir makamdır ki İslam dinini insanlık üzerine uygulamak ve insanlık arasında yaymak için mevcuttur. "Uygulamak" için vardır ve de 1923 yılına kadar "uygulama" bilfiil gerçekleşmiştir.

Şu halde hilafet ütopya değildir. Varlığı 1400 yıl sürmüştür. Uhrevi bir makam değil dünyevi bir makam olduğundan dolayı, onun delillerinde ömrü için bir süre tayini yoktur. Tatbik edildiği müddetçe hayatta kalır, insanlar ondan uzaklaşınca hayattan kalkar. Bundan dolayı binlerce yıl uygulamada kalma iddiası İslam'a uymadığı gibi hiçbir beşeri sistemin kendisine de uymaz. Ancak uygulanmasından bahsedilir, yıllara veya asırlarca uygulanacağından değil. Nitekim uhrevi olmadığına işaret Resulullah Sallallahu Aleyhi Vesellemin şu hadisinden de anlaşılmaktadır:

"İslam'ın halkaları teker teker çözülecek. İlk olarak yönetim halkası çözülecek ve en sonunda da namaz halkası sökülecektir." (Ahmed bin Hanbel 5/251)

Hilafetin uygulandığı dönem içerisinde insanları hayali vaatlerle kandırmış veya ütopya olan şeylerle oyalamış da değildir. Onda akide ve Şer'i hükümler bulunur. Akide; vakıaya uygun olarak delilden neşet eden kesin tasdiktir. Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine imandır ve katilik ifade eder. Bunların her biri yukarıdaki tarifin içeriğine uygun kati tasdiklerdir. Zan yoktur. Buna dayalı olarak cennet ve cehennemin varlığı da katidir. Onlar hakkındaki delillerde de şüphe yoktur. Yani İslam akidesi ütopya üzerine bina edilmemiştir.

Şer'i hüküm de kulun fiilleri ile alakalı Şari'inin hitabıdır. İslam şeriatının her zaman ve mekânda uygulanabilir olması onun, bütün zaman ve mekânlarda insanın problemlerini kendi hükümleri ile çözer ve ne kadar çoğalır, yenilenir, çeşitlenir olursa olsun insan problemlerinin hepsine çare bulur bir şekilde gelmiş olmasındandır. Karşısında İslam vardır ve insanın hayatın öncesi, hayat ve sonrası ile alakası vardır. Getirdiği şer'i hükümlerin tümü insanın fillerine yöneliktir. İslam'ın bu hükümleri geçmişte uygulanmış ve her anda uygulanmaya uygundur. İnsan varlığı olduğu müddetçe kulların fiillerine yönelik hitap da var olacaktır. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurdu:

'Kur'ân'ı biz indirdik, andolsun ki onu muhafaza edecek biziz."  (Hicr,15/9).

Abdullah bin Seleme şöyle anlatıyor: 

Mu'âz bin Cebel taûn hastalığına yakalanmıştı. Rahatsızlığı çok arttığı bir sırada, talebelerinden Amr bin Meymun el-Evdî ziyârete geldi. Durumunun çok ağır olduğunu görünce, ağlamaya başladı. Hz. Mu'âz, Ona sordu: 

- Niçin ağlıyorsun?

- Allaha yemin ederim ki, sen benim hocamsın. Bana dünyalık yardımda bulunuyorsun diye ağlamıyorum. Ben, senden dînimi öğreniyor ve ilim alıyordum. Senin ölümünden sonra dînimi ve ilmi bana öğretecek kimsenin bulunmamasından korkuyorum ve onun için ağlıyorum. 

Bunun üzerine Mu'âz bin Cebel buyurdu ki: 

- Hayır, bundan korkma! Îmân ve ilim, kıyâmete kadar yerindedir, arayan bulur ve Allahü teâlâ bunları isteyen kimseye öğretecek birini gösterir. Allahın kitabı Kur'ân-ı kerîm ve Peygamberimizin sünneti, kıyâmete kadar korunacaktır. 

İslam hiçbir zamanda insan fıtratına ters düşen, hayali, ütopya olan hükümler ve düşünceler ortaya koymamıştır.      

İslam devleti hilafeti yeniden ikame etmek için çalışmak da ütopya değildir. Çünkü bu mesele de kulların fiilleri ile alakalı bir meseledir. Devlet, cihad, eğitim, sanayi, cezalar, vb. hükümler İslam'ın kendisinde mevcuttur. Şar'i bu hükümlerin uygulanmasını istemektedir. Var olan ve uygulanması istenen hükümler için devletin olması gerekliliği vardır. Var olan bir şeyi istemek ve dava edinmekse ütopya değildir. Rasululah Sallallahu Aleyhi Vesellem -gelen vahiyler doğrultusunda- Mekke'de başlattığı çalışmasını Medine'de devlet oluşumuna taşıdı. Ve de onları uygulamaya koydu.

Devletin olabilirliği veya devletin yeniden kurulabilirliğine şüpheyle bakmak veya bu yönde saçmalamak geleceğe güvensizlik ve boşa yaşamaktır. Bu yönde aksini sunanlar aslında bir ütopya içerisindedir.

Günümüzde Amerika, İngiltere ve diğer devletlerin benimseyip uyguladıkları Kapitalizm ideoloji ütopya doludur. Kapitalizme baktığınızda; akidesinden tutun uygulamalarına varana kadar çelişkilerle doludur. İnsan fıtratına ters düşen uygulamalar, üzerine kurulduğu fikirlerin vakıasına uygun olmadığı görülür. Demokrasi, laiklik böyledir, hürriyetler meselesi de böyledir. Onların iddialarında devletlerinin ve krallıklarının yıkılmayacağı ve ebedi kalacağı düşüncesi yatar. Sömürdükleri ve kuklaları olan devletçiklere de bunları öğretmişlerdir.

Başta Reagen olmak üzere bu ve benzeri kişilerin hedefi;

- Dünyayı ve bütün kaynaklarını kendi denetimi altına almış bir Amerika,

- Amerika'nın tüm emirlerine boyun egen bir dünya,

- Amerika'nın belirlediği kuralları cebreden bir ordu ve

- Amerika'nın küresel imparatorluğunu destekleyen bir uluslararası ticaret ve bankacılık sistemi idi. (www.ozetkitap.com/ekonomi_tetikcisi.pdf)

Komünistler aynı ütopya içerisinde yaşamış ancak buna 80 yıl dayanabilmişlerdir.

Bu ütopya içerisinde olan, İngiliz işbirlikçisi Atatürk'te şöyle bir iddiada bulunmuştur:

Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır. (M. Kemal Atatürk Nutuk)

Bu ifadelere benzer yüzlerce açıklama bulmanız mümkün. Nice devletler tarihe karışmıştır. Hiçbir ülke ebediliğinden bahsedemez. Bahsederse işte o zam ütopya olur. İslam devleti de kendisine bir ömür biçmemiştir. Nitekim onu uygulayanlarda insandır. Hatta İslam kaynakları şunu bahseder. Resulullah Salllahu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:

"Allah'ın bulunmasını dilediği müddet, içinizde nübüvvet (peygamberlik) olacaktır. Onu kaldırmayı dilediğinde onu kaldırır. Sonra nübüvvet metodu  üzere hilafet olacaktır. Allah'ın dilediği kadar kalacak, dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra ısırıcı (zalim) yöneticiler olacaktır. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra zorba yöneticiler olacaktır. Allah'ın bulunmasını dilediği kadar kalacak, kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra Nübüvvet metodu üzere hilafet olacaktır."  (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)

Allah'ın Resulü'nün bu ifadelerinden de anlaşılacağı üzere hiçbir yönetimin ebediliği yoktur. Çünkü İslam meseleye insan menşeliği bakmıştır. O insan ki kısa bir süre içerisinden imanından vazgeçebilendir. Musa Aleyhisselam'ın kavminin hadisesinde olduğu gibi.

 

2- Tek kişi, tek lider, tek parti:

İslam'da egemenlik Şer'iata aittir. İslam ideolojisi temel alınır ve halife Şer'i hükümlere göre uygulamayı yürütür. Halife bir grubu güçlendirerek sultasını yürütme yetkisine sahip değildir. İslam akidesine ters düşmeyecek kitle ve cemaatlere müsaade edilir. Fakat devlet onların iktidarına teslim edilmez. Bundan dolayı İslam devletinde egemenlik kavgası yoktur. Tek egemenlik vardır o da Şer'iattır. Onun içindir ki; İslam ideolojisinin hakim olduğu toplumda etnik kavgalar olmaz, milliyetçilik veya suni şia gibi ayırımlara gidilmez. Hatta İslam sultası altında yaşayan herkes İslam devleti tebaasından sayılır ve hakları gözetilir ve korunulur.    

Dâr-ül İslâm; bütün hayat ve yönetim işlerinde, içinde İslâm hükümlerinin tatbik olunduğu, halkının ekseriyeti gayri müslimlerden olsa bile, emanı İslâm emanıyla olan diyardır.

Dâr-ül Küfür ise; içinde hayatın bütün işlerinde küfür hükümlerinin tatbik olunduğu ve halkın çoğunun müslümanlardan olsa bile, emanı küfür emanıyla olan diyardır.

Bir yerin Dâr-ül İslâm veya Dâr-ül Küfür olmasında itibara alınan; orada tatbik edilen hükümler ile güven içinde bulunmayı sağlayan emandır, halkın dini değildir. (Hizb-ut Tahrir sayfa 68)

Kapitalist denilen ülkelerde ya tek kişinin iktidarı, ya partilerin iktidarı veya egemen bir kesimin iktidarı vardır. Komünizmde de tek parti iktidarı ve tek kişi dönemi yaşanmıştır. Yönetime halkın katılımından bahsedilirken bunun hayatta tesiri ve gerçekleştiği görülmez. Halkın iradesinden bahsedilirken kanunlar belli bir kesimin ve kişilerin elinde şekillenir. Parti kavgalarının en çok yaşandığı ülkeler kapitalist ülkelerdir. Çünkü; "egemenlik kayıtsız şartsız halka aittir" deseler de orada egemenlik kavgası yarışı vardır. 

devam edecek...

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |