Anasayfa arrow HİLÂFET ÖZEL arrow Ahiret Merkezli ve İslami Hayat Ancak Raşidi Hilafet Devleti'nde Olur
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama
Ahiret Merkezli ve İslami Hayat Ancak Raşidi Hilafet Devleti'nde Olur Yazdır E-Posta
Fuad Hamidoğlu
14 Ağustos 2007 Salı


(2)

İslam ümmetinin dönüm noktası olan 28 Recep 1342 H

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki; İslam ümmetinin belinin büküldüğü gün olan Hilafet'in yıkılışının yıl dönümünü hatırlatmanın amacı ağıt yakmak değil, bilakis Müslümanların gayretini arttırmak ve Allah'ın nuru olan Raşidi Hilafet Devleti'ni tekrar ikame etmek için hareket ederek çalışmalarını sağlamaktır. Hilafet Devleti ufak ve cüzi amellerle ikame edilmez. O, ancak ilahi metoda uyularak büyük fedakarlıklarla ikame edilir. İslam ümmetinin 14 asır boyunca maruz kaldığı belki en büyük saldırılardan ve felaketlerden biri de hayat nizamı olan İslam'ın yaptırım gücü İslam devletinin 28 Recep 1342H (3 Mart 1924M) tarihinde yıkılarak hayat ortamından tamamen kaldırılmasıdır. O tarihte ümmet fiili olarak ölüme mahkum olmuştur. İslam ümmetin koruyucusu ve kalkanı İslam devleti yıkıldıktan sonra yıkılış işlemlerinin ikinci aşaması başlatılarak itikadi, fikri ve kültürel saldırılar teker teker uygulamaya geçildi. 1.inci seride ifade ettiğimiz gibi bu tarihten sonra daha sistematik olarak laiklik, liberalizm, sosyalizm, bağımsızlık, kapitalizm, serbest piyasa, ırkçılık, demokrasi gibi gayrı İslami, fikirler ve zehirli ve yıkıcı virüsler enjekte edilerek İslam ümmetinin fikri yapısı ve İslami şahsiyeti darmadağın edildi. Hilafet devleti'ni yıkan Batı dünyası; İslam ümmetinin birliğini ve beraberliğini sağlayacak yegane siyasi proje olan İslam devletini tekrar ikame etme  çalışmasının önünde; vatancılık, bölgecilik, milli duygu, milli sınırlar, kiralık ve satılmış yazarlar takımı, kukla, haysiyetsiz ve ajan yöneticiler aracılığıyla bir takım fikri ve maddi engeller koymuştur. Bunlardan tek amac İslam ümmetinin tekrar Hilafet çatısının altında birleşmesini engellemektir.

İslam ümmetinin 20.nci y.y'da yıkılan Hilafet Devletinin hemen ardından girdiği ızdıraplı, karanlık ve sıkıntılı dönem beraberinde iki süreç getirmişti: Birincisi; 3. Mart. 1924'de başlayıp 1953'de sona eren süreçtir. İkincisi ise; 1953'de başlayıp bu güne kadar devam etmekte olan süreç.

 

Birinci süreç: 3. Mart. 1924'de başlayıp 1953'de sona eren süreç:

Hilafet merkezli bir çalışmanın bulunmadığı bilinen bu süreç içerisinde sömürgeci kafir devletlerinin İslam alemine yönelik ve Hilafet projesinin tekrar ihya edilmemesi için uyguladığı politikaların ve koyduğu engellerin ana hatları şunlardır:

1) İslam tarihini tahrif etmek suretiyle İslam'ın ön gördüğü yönetim şekli olan Hilafet'i; diktatörlüğe, krallığa, imparatorluğa, karanlık çağlara ve gericiliğe eş anlamlı tutarak karalamak.

2) Hilafet'in tekrar ikame edilmesine giden bütün yolları; İslam aleminde tayin ettiği gaddar ve hain yöneticilerin (vefalı bekçilerin) aracılığıyla ve onlara kurdurduğu polisi rejimlerle tıkamak.

3) Bazı memleketlerde Batı tarzlı İslam-demokrat sentezi partiler ve liderler vasıtasıyla İslam ümmetinin zihnine ve düşünme tarzına demokrasi gibi Batı fikirler egemen olmak.

4) Halk arasında entelektüel ve münevver diye bilinen satılmış yazarlar ve kiralık kalemler aracılığıyla siyaset, Cihad, yönetim ve kitlesel çalışma ile alakalı İslam'ın can alıcı ve açık hükümlerine saldırtmak ve müslümanların  bu hayati meselelere olan ilgisini yitirtmek, hatta tiksinmelerini bile sağlatmak.

5) İslam'ın mutlak anlamda ölüm-kalım meselesi olan ve filii olarak 13 asırdan fazla tatbik edilmiş olan Hilafet Devletinin yıkıldıktan sonra tekrar ihya edilmesi ve ikame edilmesi fikrinin bir hayal olduğunu kabul ettirmek.

6) İslam ümmetinin dikkatini ve ilgisini asıl mesele olan Hilafet'ten alıp milliyetçilik, vatancılık, bölgecilik, ılımlı ve bölgesel İslam gibi hususlara çekip Raşidi Hilafet Devleti'nin gerçekte kurulmasını engellemek ve geciktirmek. Nitekim zaman aşımından dolayı Hilafet meselesi tamamen unutulmuş oldu. Hatta onu İslam ümmetinin kültürüne yabancı bir fikir olarak görmek.

7) Eğitim bakanlıkların ve medya aracılığıyla İslam; hayatın sorunlarına ve problemlerine çözüm getiren bir hayat nizamı değil, Hıristiyanlık gibi sadece ruhani(*) daha çok sembolik bir din olduğunu inandırmak.

8) Son olarak da İslam alemini; içinden çıkılmayacak bir kaosa sürüklemek, çözümler noktasında da sürekli Batı'ya ve Batı'nın/kapitalizmin ürettiği çözümlere bağlamak veya mahkum etmek.

Bütünlük arz eden bu Batı çıkışlı fikir zincirlemesinin, geniş çaplı ve sistematik çalışmasının bulunmasıyla İslam ümmetinin köklü ve parlak tarihi, izzetli ve şerefli geçmişi ile ilgili bütün fikri ve manevi bağları koparılarak büyük darbe almıştır. Bu süreçte İslam ümmeti açısından geriye kalan tek şey; var olan ortama boyun bükmek, ona rıza göstermek, alışmak ve adepte olmak, hatta bu ortamda çağın sorunları İslam'a göre uyması gerekirken 'Sorun olan İslam'ın çağa uyması gerekir' felsefesi gelişmek, dahası sömürgeci kafir devletlerinin İslam alemine kazandırdığı yeni şeklini kabul etmek ve ortamı değiştirmek için geçmişi tamamen unutup düşünmemek. Her ne kadar bu süreç içerisinde gelişen bu olaylar; acıları çeken ve derin bir yara alan bazı samimi müslümanların düşünüp harekete geçmesine sebep olsa da, fakat bu tür samimi hareketler ne yazık ki cılız ve sonuçsuz kalarak İslam ümmetinin tekrar Hilafet Devleti'nde birleşmesini sağlayamamıştır. İşte Hilafet Devleti'nin yıkılmasından dolayı İslam aleminin çalkantısı; bu süreçte hayatın bütün alanlarını feci bir şekilde etkileyerek yıllarca sürüp geçti. Kısacası bu süreç; fikri olarak yenik düşen İslam ümmetinin kendiliğinden ve dış faktör olmaksızın kalkınması mümkün olmayan bir sonuçla kapandı.

 

İkinci süreç: 1953'de başlayıp bu güne kadar devam etmekte olan süreç:

20.nci y.y'ın ortalarına gelindiğinde derin acılar ve sömürgeci kafirler devletlerinin İslam aleminde kurdurduğu kukla ve kumandalı rejimlerin zulmü ve haksızlığı devam ederken, İslam ümmetinin küfrün tahakkümünden kurtulup yeryüzünde Allah'ın nuru olan Raşidi Hilafet Devlet'ine kavuşması açısından kayde değer, sistematik ve ciddi bir çalışma doğmuştur. Zaten Hilafet yıkıldıktan sonra İslam ümetinin içine gömülmek istenilen bu ızdıraplı dönem; ahiret merkezli ve İslami hayatın tekrar ikame edilmesine neden olan bu ciddi çalışmanın doğması için yeterli bir süre idi. İslam ümetinin derinliklerinde iz bırakan ve şahsiyetinde büyük hasar meydana getiren Batı kültürü; toparlama sürecinde önemli ölçüde ve hızlı şekilde gerilemeye başlamıştır. İslam ümmetinin ümit kaynağı olan bu samimi ve ciddi çalışma; karmakarışık, olağanüstü ve ağır şartlar altında bulunarak varlığını ortaya koymuştur. Bütün imkansızlıklara rağmen Allah'ın inayetiyle sonra ciddi çalışanların çabasıyla oluşan bu hareket; bir sürecin kapanmasına ve yeni bir sürecin açılmasına neden olmuştur. Hilafet merkezli bu çalışma; yok olmaya mahküm olacak kadar tehlikeli sarsıntılara ve şiddetli saldırılara karşı maruz kalmasına rağmen, kar topu gibi yuvarlandıkça büyüyen ve hız kazanan bir hareket olarak bu güne gelmiştir. 20.nci y.y'ın altmışlı veya yetmişli yıllarında bulunmuş olsaydık belki bunu yazamayacaktık. Çünkü o dönemlerde Hilafet çalışması hariç bütün çalışmaların revaç gördüğü ve hızla ilerlediği bir dönem idi. Bu süreçte yapılan işlerin İslam ümmetinin fikri yapılanması ile alakalı olduğu için bütün dünyanın kanaati; Hilafet merkezli çalışmanın doğmadan öleceği yönünde idi. Ancak İslam ümmetinin fikri yapılanmasını yeniden ele alıp üstün başarıları elde eden bu samimi çalışma; hakkında verilen kanaatin tamaman yanlış olduğu gün ışığında kanıtlanmıştır. Kafirlerin itirafiyle isbatlanan bu üstün başarıların tek sırrı;

1) Allah-u teala'nın muvaffak kılması.

2) Bu uzun ve çetin yolda yürüyen samimi çalışmanın; Raşidi Hilafet Devletinin ikame edilmesi için ön görülen ve ilahi yol olan Resulüllah'ın metoduna uyması ve bütün probaganda ve karalama kampanyalarına rağmen sebatlık gösterip, sabr etmesi ve hiç bir taviz vermemesi.

3) Bu samimi çalışmanın davet ettiği projenin ve hedefin gerçekleşmesi için gerekli olan bütün işlemlere ve sebeplere tutunması. Şunu unutmayalım ki yardım ve muvaffakiyet ancak Allah'tandır. (وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ), (Şüphesiz yardım yalnız Allah tarafındandır.)(Enfal/10).

Allah-u teala'dan tek dileğimiz bu süreç; ahiret merkezli ve İslami hayatı sağlayacak olan Raşidi Hilafet Devleti'nin ikame edilmesiyle sonuçlanarak kapansın.

 

İslam ümmeti ve dünya için tek çözüm Hilafet devleti:

Bu gün dünya müslümanlarının ve insanlığın en büyük kaybı; ahiret merkezli ve İslami hayat olan Hilafet Devletinin olmamasıdır. Raşidi Hilafet Devleti; Kelime-i tevhid taşıyan, izzet, mutluluk, eman ve güven veren, kafir devletlerin tahakkümünden kurtaran, sosyal ve ekonomi istikrarlılığı sağlayan, ırzları, malları ve canları koruyan, temiz ve şahsiyetli nesil yetiştiren, adaletli kanun anlayışı içeren, haksızlara yer vermeyip güçsüzlerden yana olan, Allah'ın rızasını kazandıran ve Allah'ın kendisinden razı olduğu devlettir. Allah-u teala bizi böyle bir hayata davet ederken icabet etmemiz gerekmez mi? (يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ), (Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resulûne uyun.)(Enfal/24). Şüphesiz insanı, hayatı ve kainatı yaratıp düzen veren Allah-u teala'nın gönderdiği hayat nizamı bütün bunları geçmişte sağladığı gibi bu gün de tekrar sağlayacaktır. Beşeri sistem olan sosyalizm başarısız olduğu gibi bu gün de kapitalizmin insanlığa doğru çözüm sunmakta başarısızlığı; dünyanın 7 milyar insanına feci bir şekilde acı çektirmektedir. Güçlülerin ve haksızların güçsüzleri ezdiği bu günkü yeryüzü kapitalizmin acı faturasını feci şekilde ödemektedir. Düzenli cinayetler, savaşlar, sömürmeler, sosyal hastalıklar, servetleri çalmalar, hiç duyulmadık hastalıklar, topluca öldürmeler....gibi hususlar kapitalizmin belirgin ve herkesın  hissettiği bozuklukları. Yeryüzü gerçekte fesatçılıkla ve bozgunculukla doldu. Sözde sorunun çözüm kaynağı kapitalizmin kendisi asıl sorundur.

Amerikan siyasetinin büyük isimlerinden olan eski Amerikan başkanı Jimmy Carter döneminde Milli Güvenlik müsteşarlığı görevinde bulunmuş ve şu anda Washington Ulusal Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanlığını sürdüren Zbigniew Brezeinski, genel anlamda batı toplumlarını özelde ise ABD'yi kuşatan çeşitli problemlerden bahsederken tehlike çanlarını çalarak şunları söylüyor: "Sosyal ve siyasi sorunlara ilişkin açıklamasını yaparken, sağlık alanında son derece aşırı harcamalar yapılmasına rağmen milyonlarca Amerikan vatandaşı gerekli sağlık hizmetlerden faydalanamamaktadır". "Giderek derinleşen ırk ve yoksulluk sorunu; istatistiklerin gösterdiğine göre 35.7 milyon Amerikalı, içlerinde milyonlarca evsiz insan da olmak üzere -Brezenski'nin deyimi ile- "dünyanın emsalsiz gücüne sahip" bir ülkenin şartlarına yakışmaz bir biçimde yaşamaktadır". Sözü tekrar Brezeinski'ye bırakıyoruz: "Cinselliğin yaygınlaşması ‘Baskın hayat biçimi' haline geldiği ve toplumun temel oluşumlarından olan aile binasını tehdit ettiği için tek ebeveynli aile sayısını artırmakta ve bunun sonucu olarak da toplumsal bütünleşmeyi azaltmaktadır. Cinsel yaygınlaşmanın yan ürünü olan AIDS hastalığının yaygınlaşmasına da ayrıca değinmek gerekir." Yine yakındığı konulardan birisi de, "Görsel medyanın kitlesel propagandası sonucu ahlaki çürüme, eğlendirme maskesi arkasına saklanarak seyirci oranını artırmak amacı ile cinsellik ve şiddeti sergileyip izleyicilerde gereksinimlerini anında karşılama duygularını körüklüyor." Bir başka şikayet konusu da; "Yaygın suç ve şiddet; bunun nedeni, kısmen var olan eşitsizliklerde öldürücü silahların son derece kolay elde edilebilmesi, sivil kişilerde, hatta suç işleyen kişilerde dünyanın bir çok ordusundan fazla öldürücü silah bulunması; şiddet olaylarını gündelik hale getiren televizyon ve film kültürü ve bunun sonucu uygar ülkeler içinde en fazla cinayet oranına ulaşılması." Brezenski "uyuşturucu alışkanlığının kitleleşmesini" unutmuyor. "Özellikle etnik insanların yaşadığı gecekondularda görülür. Ve kısmen psikolojik kaçışı kamçılayarak, kısmen de çabuk zengin olma hayallerini körükleyerek gelişiyor." "Uyuşturucu ticaretinden elde edilen gelirin yılda 100 milyar Doları bulduğuna" işaret ediyor. "Yasal platformda gerçek anlamda parazitlerin varlığı; dünyada benzersiz bir şekilde yalnız Amerika'da vardır. Dünyadaki bütün avukatların üçte biri bu ülkede ve yalnız haksız fiil davalarında ödenen ücretler Amerikan gayri safi milli hasılasının yüzde üçünü tutmaktadır" sözü, toplumun bireyleri arasındaki diyaloğun ne derece bozuk olduğunu göstermesi açısından çarpıcı bir delildir.

İtalya Ticaret Barosunun 1993 senesinde yaptığı bir istatistiğe göre, lokanta, mağaza ve dükkanların %60'ı mafyaya muntazaman haraç ödemektedir. Ülke çapında işletme sahiplerinin ödediği haraçlar 25 milyar Dolar tutarındadır. Özellikle bazı şehirlerde %100 oranında iş merkezleri düzenli olarak haraç vermektedirler.

İngiltere'de bir resmi istatistik "Boşanan erkeklerin %34'ü bayanlarında %22'si evlilik dışı ilişki yaşıyor. Ve bu anormal ilişkiden doğan çocuklar İngiltere'de doğan çocukların %27.7'sini oluşturuyor. 1990 senesinde 200.000 çocuk evlilik dışı ilişkiden doğmuştur." (Kaynak: Sağlıklı kalkınma esasları).

Dünyanın bütün sorunlarına doğru çözüm sunan İslam'dan başka bir alternatif kalmamıştır. İslam'ın Raşidi Hilafet Devletinin var olmasıyla sunduğu çözümlerin yegane ve doğru olduğunun nedeni Allah'tan gelmesidir. İslam'ın ön gördüğü yönetim şekli olan Raşidi Hilafet Devletinin ikame edilmesiyle hayatın problemlerine yönelik doğru çözümler hemen uygulamaya konulacaktır. İslam devleti olmadan bu doğru çözümlerin uygulanması mümkün değildir. İşte burada Raşidi Hilafet Devletinin gerekliliği ve ehemmiyeti ortaya çıkıyor.

- Siyasi problemi: Sömürgeci kafir devletler Hilafeti yıktıktan sonra İslam ümmetini elli küsür devletçiklere ayırmıştır. Müslümanlar sadece ırkına ve diline göre devletçiklere ayrılmadılar, her bir devlette yaşayan ayrı ırklar arasında yaşanan etkin grup çatışmasından dolayı bu devlet daha da bölünmektedir. Müslümanların bölünmüşlüğünün ve tekrar birleşmemesinin arkasında sömürgeci kafir devletler durmaktadır. Zaten müslümanların başına gelen bütün felaketler; İslam aleminde bulunan sömürgeci kafir devletlerinin hegemonyasındandır. Bu durum devam ettiği sürece siyasi istikrarlılıktan bahsetmek mümkün değildir. Bunun böyle olması gayet doğaldır. Çünkü halkı müslüman memleketlerde uygulanan siyasi sistem ya federal ya da milliyetçiliğe dayanmaktadır. bu da müslümanların vahdeti değil dağılmışlığını pekiştirir. İslam bu durumu şiddetle haram kılmıştır. Çünkü müslümanlar tek bir devlette yaşamaları gerekir. Müslümanların tek ümmet oluşu bütünlük arz eder. Bu devlet ise Raşidi Hilafet Devletidir. Bu devlet ikame edilince yapay sınırlar da kalkacaktır.

- Ekonomik problemi: Raşidi Hilafet Devletinin uygulayacağı para sistemi altın ve gümüş nedeniyle; şuanda işsizlik, enflasyon, dış güçlere borçlanma, malın sadece kapital ve sermayedarlar arasında dolaşımı, sömürme amaçlı yabancı yatırımcılar, kamu mülkiyet olan petrolü çalan dış kaynaklı firmalar ve borsalar gibi kapitalizmin ürettiği bütün problemler son bulacaktır. Her şeyden önce İslam'ın ön gördüğü ekonomik siyaset; Raşidi Hilafet Devletinin egemenliği altında yaşayan bütün tebaaların/vatandaşların (iş, eş, mesken gibi) temel ihtiyaçlarını adaletli bir şekilde karşılamaya dayanmaktadır. Doğru olan çözüm ise; Raşidi Hilafet Devletinin benimsediği altın ve gümüş sistemine dayalı ve sabit bir para birimi olacaktır. Raşidi Hilafet Devletinin ekonomisi tamamen bağımsızdır. O; sömürgeci kafir devletlerin gücünü temsil eden dolara, euroya dayalı değildir. Bu nedenle işçilerin ücretleri, malların ve hizmetlerin fiyatları sabit olan para birimine göre belirlenecek. Kamu mülkiyet olan petrol gibi ümmetin servetleri adaletli bir şekilde dağıtılacak. dış güçlere muhtaç olmamak için ilk günden itibaren ağır sanayi kurulacak. Bu ağır sanayi; fabrika, uçak, tank, elektrik ve elektronik eşya kısacası iğneden füzeye kadar her şeyi kapsayacak. Böylelikle Raşidi Hilafet Devleti malları dışardan ithal etmeyip bizzat kendisi üretecek. Tarımsal sorun da ölü arazileri yeniden canlandırarak su ve traktör gibi gerekli ihtiyaçlar bütün çifçilere süratla temin edilecek. Bu arada dışarıda bulunan ümmetin evlatları ve beyin takımı uzmanlardan istifade edilecek. Ekonomik nizam ile ilgili İslam'ın yüzlerce şeri hükümleri bulunmaktadır. Bu şeri hükümler doğru çözümün ta kendisidir. Fakat bu hükümleri görüp hissetmek İslam devletinin uygulamasına bağlıdır.

İktisadi olarak kuşkusuz İslâm tarihi bizlere tarihin adaletine çok nadir şahit olduğu yaşam standartlarından bahsediyor. Tarihi serüven içerisinde gerçek anlamda ciddi hiçbir iktisadi bunalımı yaşatmayacak derecede servetin dengeli dağılımını İslâm iktisat sistemi en güzel bir şekilde gerçekleştirmiştir. Bu noktada İslâm'ın temel unsurlarından ve toplumda büyük ölçüde dengeyi sağlamayı garanti eden bir unsuru zikretmemiz yeterli olacaktır. Kuşkusuz o zekattır. Yüce Allah (cc) Kur'an'ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: (وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ), "Onların aralarında isteyen ve mahrum için bir hak vardır." (Zariyat/19).

Bunun dışında da çokça olan diğer sadaka ve bağışlar.. İşte bu, toplumun her bir bireyinin bütünüyle temel ihtiyaçlarını, daha sonra da lüks ihtiyaçlarını mümkün olduğu ölçüde karşılamayı garanti altına alan İslâm iktisat siyasetinden kaynaklanmaktadır.

Örneğin; sağlık hizmetleri, herkes için karşılıksız bir şekilde sunuluyordu. Batılı yazar Dourant şöyle der: "İslâm tümüyle insanlığa ihtiyaçlarını karşılayacak ve donanımlı hastaneler vadetmektedir. Bunun örneği Nurettin'in 1160 yılında Şam'da açtığı ve tam üç asır hastaları bedava tedavi eden ve onların ilaçlarını ücretsiz gideren Baymâristan Hastanesi'ni inşa etmesidir. Tarihçiler bu hastanenin hiç sönmeden tam 267 yıl etrafını aydınlattığını söylüyorlar."

Kuşkusuz bu adalet; köleyle efendileri ayırmıştır. Peygamber (sav) köleye iyi muamele yapılmasını emretmiştir. Bundan dolayı Dourant'ın da tanıklık ettiği gibi efendi; "Normal olarak köleye öylesine davranıyordu ki onların koşulları 19. yüzyıl Avrupasının fabrikalarında çalışan işçilerin koşullarından kötü değildi. Aksine belki de onun durumu fabrika işçisinin durumundan çok kere daha iyi idi. Çünkü o, işçiden daha çok yaşamını güvence altında hissediyordu."

İslâm beldeleri, döneminin hiçbir devletinin gerçekleştirmeyi bırakın hayal bile edemeyeceği iktisadi büyümeye/gelişmeye şahit olmuştur. Buna bir örnek olarak Dourant'ın Endülüs ekonomisine ait ortaya koyduklarından bir parça zikretmemiz yeterli olacaktır. "III. Abdurrahman döneminde bütçe gelirleri 12 milyon 45 bin (altın) Dinar'a ulaşmıştı. Bu rakam büyük bir tahminle latin Hıristiyan memleketlerindeki hükümetlerin toplam gelirlerini aşıyordu. Bu da doğru politikaların neticelerinden bir netice olarak ziraata, sanayi ve ticarete olan ilginin gelişmesi ölçüsünde sağlanmıştır. Yoksa söz konusu gelirlerin kaynağı yüksek derecedeki vergiler değildi." (Kaynak: Sağlıklı kalkınma esasları).

- Eğitim problemi: Raşidi Hilafet Devletinde eğitim İslami yani İslam akidesine dayalı olacaktır. İslami eğitimde en önemli husus; katışıksız İslam akidesi ve İslam kültürü verilmesidir. İslami eğitim ancak bunların ikisinden alınır. Bundan amaç ise İslam şahsiyetli bir nesil yetiştirmektir. Şeri ve ilmi fikirler yaş grubuna verilecek ve araç-gereç olarak (bilgisayar, laboratuar gibi) gerekli bütün teknik imkanlar sağlanacak.

- Kafir devletlerin tahakkümünden dolayı ırzları, malları ve canları korumayan güven problemi:

İslam devletinin olmayışının müslümanlara ağır faturası ve bu günkü İslam coğrafyasının acı manzaraları:

1- Afganistan: 1979-2006 arası 2-2.5 Milyon müslüman katl edildi.
2- Cezayir: 1954-1962 arası yaklaşık 1.5 milyon müslüman katl edildi, ayrıca 1997'den beri 100,000 müslüman öldürüldü.
3- Bangladeş: 1971'den beri 1.4-2 milyon Müslüman katledildi.
4- Bosna: 1992-1995 arası 100.000 Müslüman katledildi.
5- Irak: Birinci körfez savaşı nedeniyle 1980-1988 arası 600'000 Müslüman öldürüldü.
İkinci körfez savaşı nedeniyle 1990-1991 arası 200'000 Müslüman öldürüldü+ BM'in uyguladığı ambargo nedeniyle 1'400'000 daha öldürüldü.

Üçüncü körfez savaşı nedeniyle 2003-2006 arası 650.000 kişi katledildi. Ayrıca 2003'de işgal edildiği için Irak'daki müslümanlar hala kan kayıp etmektedirler.
6-İran: 1980-1988 arası 1'000'000 müslüman öldürüldü.
7- Yemen: 1962-1970 arası 150.000 müslüman öldürüldü.
8- Ürdün: 1970'de 10.000-25.000 kişi katl edildi.
9- Keşmir: 1947'den beri 1 milyondan fazla müslüman katl edildi.
10- Kosova: 1998-2000 arası yaklaşık 10.000 müslüman katl edildi.
11- Lübnan: 1975-1990 arası 130.000 kişi katl edildi.
12- Filistin: 1948'den beri 100'000 müslüman katl edildi.
13- Somali: 1977'den beri 400.000-550.000 müslüman katl edildi.
14- Sudan: 50 seneden beri 2.6-3 milyon kişi öldürüldü.
15- Suriye: 1982'de yaklaşık 20.000 müslüman öldürüldü.
16- Çeçenistan: 1994-2001 arası 80.000-300.000 müslüman katl edildi.
17- Özbekistan: 2005'te 10'000 müslüman katl edildi.


İslam Devleti Fikri ümmet arasında hızla yayılmaktadır:

Kapitalizmin ve onun getirdiği bütün çözümlerin başarısızlıkları ve huzursuzluğu; İslam ümmetinin hem ondan uzaklaşmasına hem de Hilafet devleti fikrine güven doğmasına neden olmuştur. İslam ümmetinin şuurlanması  yeni bir mesele değildir. Yeni olan husus bu İslami şuurun Hilafet merkezli çalışmaya doğru önemli bir mesafe kat ederek yönelmesidir. Şuanda kapitalizmi temsil eden sömürgeci kafir devletlerin her başarısızlığı kurulacak Hilafet Devletinin önemli bir yatırımıdır. Yani kapitalizmin iflası Hilafet çalışmasının ilerlemesine neden oluyor. Sonuç olarak kapitalizm artık dikiş tutamaz hale gelmiştir. Fiili olarak 13 asır boyunca tatbik edilen ve hayatın bütün alanlarında olağan üstü başarı elde eden Hilafet Devleti ve onun izzetli dönemi İslam ümmetinin güvenini arttırmıştır. İslam ümmetinde doğan bu güven duygusu inanca dönüşüp toplumsal ve 7'den 70'e kadar ezici bir kamuoyu haline gelmesi gerekir. Bütün engellere rağmen Hilafet çalışmasının dünya çapında sergilediği faaliyetler İslam ümmetine cesaret vermiş, Raşidi Hilafet Devletinin kurulması noktasında ümidini canlandırmıştır. İslam ümmetiyle bütünleşmeyi sağlayan Seminerler, konferanslar, yürüyüşler, yazılı ve görse neşriyat, hitabeler, konuşmalar gibi faaliyetler Hilafet Devleti fikrinin hız kazandığının göstergelerindendir. Fikri temele dayalı Hilafet çalışmasını söndürmek veya yok etmek artık şu saatten sonra oldukça güçtür.

 

Kafir devletlerin Hilafet meselesine bakışları:

Süper güç konumunda olan bütün devletlerin dış siyaseti; 'Teröre karşı savaşmak' adı altında siyasi İslam'ı frenlemeye, sulandırmaya, izole etmeye ve engellemeye dayanmaktadır. Uluslararası arenada meydana gelen bu gelişme özellikle ABD'de dünya ticaret merkezi'ni temsil eden ikiz kule olayından sonra daha da hızlanmıştır. Hilafet merkezli çalışma; sömürgeci kafir devletlerin ve onların vefalı bekçileri yöneticilerin korku rüyası olmuştur. İslam'ın evrensel tesirinden kaynaklanan bu korku kapitalizmin ana başkentleri iyice sarmıştır. Batı'nın çeşitli medya araçlarında gün geçmesin ki Hilafet tartışılmasın. Bulutsuz yağmur olmadığı gibi bu korkunun da bir nedeni vardır.

1) Alman gazetesi Deutsche Zeitung'un 27.07.07 tarihinde yayınladığı bir habere göre Papa'nın özel sekreteri 'Avrupanın müslümanlaşması'ndan uyarıyor. Papa'nın özel sekreteri George Chaynsfein yaptığı yoruma şu sözleri de ekledi: 'Avrupa; Batı'da İslami değerlerin yayılmasını sağlayan bazı girişimleri görmezlikten gelmesin.' Sözlerine şöyle devam etti: 'Batıda İslamın yayılması için gelişen girişimleri inkar edemeyiz. Avrupa kimliğini tehdit eden bu tehlikeyi görmezlikten de gelemeyiz. Ayrıca Katolik kilisesi bunu net görürken açıklamaktan çekinmez.'

2) ABD başkanı George W. Bush: 'Orta-Doğu'nun tümünde şiddet yanlısı bir siyasi ütopyayı kurmayı umuyorlar, buna Hilafet diyorlar. Orada herkes onların bu nefret ideolojisi tarafından yönetilecek. Bu Hilafet totaliter bir İslam İmparatorluğu olacak, günümüzün ve geçmişin tüm Müslüman ülkelerini kapsayacak. Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya uzanacak ve Orta-Doğu'dan Asya'nın Güney doğusuna kadar'.

3) ABD başkanı George W. Bush: 'İslamcıların inancına göre bir ülkede kontrolü ele geçirmek, onlara Müslüman halk kitlelerini yönlendirebilme kabiliyeti verecek, ve böylece bölgedeki tüm ılımlı rejimleri yıkabilecekler ve Endülüs'ten Endonezya'ya kadar uzanan radikal bir İslam İmparatorluğu kuracaklar.'

4) ABD'nin Başkan yardımcısı Dick Cheney: ''Yedinci asırda var olan Hilafet'i tekrar kurmaktan söz ediyorlar... Şeriat tarafından yönetilmek için ki bu Kur-an'ın en eski yorumlanma biçimidir'.

5) ABD eski savunma bakanı Donald Rumsfeld: 'Kuzay Amerika'dan Güney Asya'ya kadar hükümetleri ele almak istiyorlar, Hilafeti tekrar kurabilmek için, ki bunun bir gün bütün kıtaları içereceğini umut ediyorlar. Bir harita çizip onu dağıtmışlar, bu haritada ulusal sınırlar silinmiş ve yerine küresel ve aşırı olan bir imparatorluk konulmuş'.

6) ABD'nin Orta-Doğu'da en yüksek düzeydeki generali John Abizaid: 'İslam dünyasının tümünde Hilafet'in tekrar kurulması için çaba sarf ediyorlar... Bu insanların niyetlerini kendi sözlerinden hareketle öğrenmek zorundayız.'

7) ABD ulusal güvenlik danışmanı ve ABD'nin eski Türkiye büyükelçisi Eric Edelman, 6 Kasım 2006: 'Irak'ın geleceği ya teröristlere cesaret verip onların genişlemesini sağlayacak ve böylece bir Hilafet kuracaklar... Ya da onların tasfiye olmasını sağlayacak. Bizim için Irak'ta başarısız olmak geçerli değildir.' 

8) İngiliz İçişleri Bakanı Charles Clarke, 6 Kasım 2005: 'Hilafetin tekrar kurulması konusunda hiçbir pazarlık söz konusu olmaz... Şeriatın tekrar tatbik edilmesi hususunda hiçbir pazarlık yok.'

Son olarak da çözüm olan ahiret merkezli ve İslami hayat ancak Raşidi Hilafet Devletinde olur. Bu da sihirli bir ilaç değildir. Onun etkinliği, ona gönülden inanan, onu gerektiği gibi anlayan ve ardından uygulama ve toplumu yönetme noktasında en güzel normları takip eden bir ümmete bağlıdır.

(وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ), (De ki: Yapacağınızı yapın! Amelinizi Allah da Resulû de müminler de görecektir.) (Tevbe/105).

Fuad Hamidoğlu
29/Recep/1428H
12/08/07

-----------------------------

(*) (ibadet gibi sadece kul ile Allah arasını içeren anlayış).

< Önceki   Sonraki >
07 Ekim 2008 Salı
8 Şevval 1429

hilafet

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |