Anasayfa arrow Yazarlar arrow A. Yusuf TUĞTEKİN arrow Amerika, Irak'taki Direnişçilerle Görüşüyor mu?
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

70/11-14 Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"...Cihad, Allah beni gönderdiği günden, ümmetimin sonuncusu deccal ile savaşasıya kadar yürürlüktedir. Zalimin zulmü ve âdilin adaleti bunu geçersiz kılmaz." Ebu Davud, k. Cihâd, 2170
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Amerika, Irak'taki Direnişçilerle Görüşüyor mu? Yazdır E-Posta
A. Yusuf Tuğtekin
05 Temmuz 2006 Çarşamba

İngiliz Sunday Times Haziran ayında, Amerikalılar ile direniş liderleri arasında görüşmeler yapıldığını ve bu görüşmelerin yaklaşık bir yıldır sürdürüldüğünü açıkladı. Bu açıklama medyada geniş yankı buldu ve çokça tartışıldı. Öne sürülen görüşler ve yapılan yorumlar, Amerika'nın bu görüşmeler sayesinde direnişi sona erdirip erdirmeyeceği gibi uzak bir maksat üzerinde yoğunlaşıyordu.

Diplomatik ve taktik görüşmelerde aslolan gizli tutulmasıdır. Zîra görüşmelerin ne şekilde sonuçlanacağı önceden kestirilemeyeceği gibi, kamuoyundaki yansımaları ilerleyişine de zarar verebilir. Asıl konu, Amerika'nın Irak'taki direnişçiler ile görüşüp görüşmemesi değil, bu iddianın ifşa edilmesidir. Bunun ardında da çok yönlü siyâsî maksatlar vardır.

Birincisi: Amerika'nın, direnişin kalelerinden sayılan kahramanlar şehri Felluce'yi vahşice yerle bir ettikten sonra bile direnişin giderek artması ve özellikle seçimlerden sonra istikrarın sağlanacağı düşüncesinin ters dönmesi, Amerika'nın üsluplarını yenilemeye zorladı. Oysa daha önceleri, direnişi hafife alan ve Irak'ın kendileri için gerçek bir bataklığa dönüştüğünü sonradan fark eden Amerika yetkililer direnişi, vahşi askeri üsluplarla yok edemeyeceklerini anladılar. Dolayısıyla mücâhid direnişçiler üzerinde psikolojik bir baskı oluşturmak üzere bu konu gündeme getirilmiştir. Bir başka ifadeyle direnişçilere şu mesaj verilmeye çalışılmaktadır: "Biz sizin liderleriniz ile görüşüyoruz ve onlar yakında bizimle anlaşmaya varacaklar" Bu mesaj sayesinde de direnişçiler ile liderleri arasında güvensizlik oluşturmaya ve bağlantılarını koparmaya çalışmaktadır. Amerika'nın bu düşüncesi, direnişin vakıasını ve kökenini henüz kavrayamadığını göstermektedir. Zîra Rasulullah [SallAllahu ‘Aleyhi ve Sellem] zamanında kendi bağları için savaşıp da cehennemlik olarak ölen adam gibi maddi bir çıkar, örgüt psikolojisi yada diğer dünyevi kaygılarla direniyor olsalardı, Amerika'nın bu teorisinin başarılı olması gâyet mümkündü. Oysa direniş, her ne kadar birtakım vatancı ve milliyetçi unsurları içerisinde barındırıyor olsa da -gözlemcilerin de ortak görüşüyle- direniş esâsen Cihâd ve Şehâdet eksenlidir. Bu da oradaki mücâhidlerin çabalarını liderlerini razı etmek değil, Allah'ı razı etmek için harcadıklarına işâret etmektedir. Nitekim Irak halkının Amerika, İngiltere ve diğer işgâlcileri, "ülkelerini istila eden sömürgeci kâfirler" olarak algıladıkları bilinen bir gerçektir.

İkincisi: Amerika'nın direnişçilerle görüştüğüne ilişkin haberler ile birlikte ayrıca direnişin dış kaynaklı olduğu, özellikle Suriye sınırından çok sayıda yabancı savaşçının Irak'a sızarak direnişi örgütlediklerine ilişkin haberler de yayınlanmıştır. Buradaki maksat ise, aynen Afganistan'da olduğu gibi "kâfire karşı Allah yolunda Cihâd etmek" düşüncesiyle Irak'a giden mücâhidleri Irak halkı nezdinde dışlamak ve Irak halkı ile Amerikan uşağı kukla Irak yönetimi arasındaki ilişkileri ısındırmak içindir. Bir başka ifadeyle Irak halkına "bu gelen yabancılar, sizin aranıza giren fitnecilerdir" anlayışı verilerek devlet-millet köprüleri kurulmaya çalışılmaktadır. Bu da Amerika'nın özellikle İslâmî hassasiyete dayalı direnişin vakıasını kavrayamadığını göstermektedir. Çünkü Irak halkı, gayri meşru Irak Hükümeti'nin Amerikan kuklası bir yönetim olduğunu ve dışarıdan gelen mücâhidlerin kendilerini işgâlden kurtarmak için analarını, babalarını, kardeşlerini, eşlerini, çocuklarını ve kurulu düzenlerini terk ettiklerini ve canlarını ortaya koyduklarını bilmektedir. Gözlemciler, Irak halkı ile Iraklı olmayan direnişçiler arasında herhangi bir soğukluk bulunmadığına dikkat çekmektedirler.

Üçüncüsü: Direnişin şiddetlenmesiyle birlikte ölen işgâlci sayısında inanılmaz artışlar yaşanmıştır. Her ne kadar medyaya yeterince yansıtılmasa da ölen yada yaralanan işgâlci sayısının kimi zaman medyada yansıtılandan on kat daha fazla olduğu şifâî kaynaklarca aktarılmaktadır. Bu da Amerikan kamuoyunca ciddi bir rahatsızlığa yol açmaktadır. Amerikan politikasının, kamuoyunu desteğine muhtaç olması, Amerika'nın siyasi mekanizmasının bir gereğidir. Bu nedenle Bush Hükümeti'nin halkı teskin edecek ve daha fazla Amerikalının ölmeyeceğini kanıtlayacak bir gerekçeye ihtiyacı vardı ki direnişçiler ile görüşerek ölü sayısını azaltma görüşü bunu mümkün kılabilecektir. Amerikan askerlerini kademeli yada dönüşümlü olarak evlerine dönmelerini öngören tasarılar da zaten bunun için gündemdedir.

Dördüncüsü; Bu görüşme haberlerinin zamanlaması da devletlerarası politika açısından hayli ilginçtir. Çünkü bu söylentilerin arttığı günler, devletlerarası kamuoyundan Amerika'nın Irak'tan çekilmesine yönelik bir tarih vermesi için yapılan baskıların arttığı bir döneme rastlamaktadır. Bu da Amerika'nın diğer devletlere direnişi bitirmek üzere olduğu ve istikrarın sağlanması bakımından tarih verme baskılarının rafa kaldırılması gerektiği mesajını vermek içindir. Gerçek şu ki; siyâsî olarak uşaklarını Irak'ta tam olarak yerleştirmedikçe, ekonomik olarak Irak'ın servetlerini güvenli bir şekilde hortumlayacak ortamı oluşturmadıkça ve kültürel olarak kapitalist Batı hadaratına dayalı yaşam tarzını Irak'ta benimsetmedikçe Amerika'nın Irak'ı terk etmesi söz konusu olmayacaktır.

Muhakkak ki Irak toprakları İslâmî vasfını koruduğu ve halkında İslâmî duyarlılık canlı kaldığı müddetçe Amerika'nın Irak bataklığına zayiatsız çıkması yada direnişi sona erdirmesi kesinlikle mümkün olmayacaktır. Çünkü Amerika, Moğol saldırıları esnasında Bağdad'daki Halîfelerini korumak için canlarını ortaya koyan 1.5 milyon Müslümanın kahramanlık destanları bilmiyor değildir. Bunun bilincinde olan Amerika, esasen direnişin istikametini saptırarak kendisini kurtarmaya uğraşmaktadır. Bunu da halk arasında, Arap-Kürt-Türkmen yada Sünni-Şii gibi farklılıkları istismar ederek, Irak halkını birbirine düşürerek yapmaya çalışmaktadır. Nihâi hedefi de halk arasında birbirlerine karşı girişecekleri kardeş katliamından arta kalanları da NATO imkânlarıyla eğitmekte olduğu Irak Ordusu'na devretmek istemektedir. Kâfirin plânı işte budur! Fakat kâfir de ajanları da, Allah'ın plânından haberdar değildir ve hiç şüphesiz Allah, kendi plânının nasıl olduğunu bu işgâlci sömürgeci kâfirlere ve onlara gönülden bağlanmış hâin uşaklarına çok yakında gösterecektir, İnşaAllah...

< Önceki   Sonraki >
03 Aralık 2008 Çarşamba

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |