|
Balkanlar, İslâmî beldelerdir. M. 14. yüzyılda (M. 1389 Sırpzındığı/Kosova Savaşı) Osmanlı Devleti tarafından fethedilmiştir. Yazıktır ki Osmanlı Hilâfet'in koparılan ilk topraklar, yine Balkan toprakları olmuştur. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi'nden [93 Harbi] sonra, Osmanlı büyük bir yenilgiye uğramış, iki devlet arasında 3 Mart 1878'de imzalanan Ayastefanos Anlaşması, Osmanlı açısından büyük kayıplarla neticelenmişti. Menfaatlerinin Rusya lehine bozulduğunu gören Avrupalı devletlerin çabalarıyla Berlin'de bir konferans toplandı. 13 Temmuz 1878'de Berlin Anlaşması imzalandı. Böylece Balkanlar'da, Osmanlı'nın başının belası olan üç Balkan devleti Sırbistan, Romanya ve Karadağ bağımsızlıklarını, Avrupa ve Rusya'nın hediye etmesiyle kazanmışlardı. Ardından Avusturya-Macaristan İmparatorluğu işgal altında tuttuğu Bosna-Hersek'i 1909 yılında ilhâk ettiğini ilan etti. 1913'te de Sırbistan Kosova'yı ele geçirdi. Zayıf olan Osmanlı Devleti, bu durumu kabullenmek zorunda kaldı. Hilâfet sonrası bir dönem Krallık ile yönetilen Balkan toprakları, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Tito liderliğinde Yugoslavya Federal Sosyalist Cumhuriyeti'nin hükmü altına girdi. Tito'nun 1980'de ölümünden sonra yerine 1989 Miloseviç geldi. Amerika, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte birlikte ortaya çıkan siyâsî boşluktan istifade ederek Avrupa'yı sıkıştırmak için Balkanlar'ı kullandı. Çünkü Balkanlar, Avrupa'nın "yumuşak karnı" idi. Bunun için Amerika 1990'lı yılların başında patlak veren Bosna olayları ve 1990'lı yılların sonunda patlak veren Kosova olaylarını istismar etti. Zîra Amerika, İkinci Dünya Savaşı'nda sonra askerî güç, güvenlik ve savunma açılarından zayıflayan Avrupa'yı NATO şemsiyesi altına sokarak Komünist Doğu Bloku'na karşı korumuştu. SSCB'nin yıkılmasından sonra Doğu Bloku'nun savunma paktı olarak Varşova Paktı dağılmış ve buna mukâbil kurulan NATO dağılmamıştı. Amerika, Avrupa'yı savunma ve güvenlik yönünde sınırlandırmak ve Avrupa Güvenlik ve Sanayi Politikası kapsamında ayrı bir Avrupa Ordusu kurmasını engellemek üzere NATO'yu ayakta bırakmıştı. SSCB tehdidinin dağılmasından sonra NATO'ya gerek kalmadığı tezinden hareketle Avrupa ülkeleri, NATO'dan çekilme sinyalleri verince, Amerika Balkan Krizi'ni tahrik etti. Böylece Avrupa'nın askerî zafiyetini açığa vurarak NATO'nun gerekliliği konusunda Avrupa'yı ikna etti. Amerika Balkan krizini, Müslümanların bulunduğu Bosna ve Kosova bölgelerinde Sırpları kışkırtarak alevlendirdi. Amerika bir taraftan Müslümanlardan nefret eden Sırpları milliyetçilik yoluyla kışkırttı, diğer taraftan direnişe geçen Müslümanları silahlandırdı. Avrupa'nın askerî açıdan aciz kalması onu Amerikan yardımına ve NATO müdahalesine mecbur etti. Bunun üzerine NATO 1999 yılının Mart ayında Miloseviç liderliğindeki Sırp yönetimine, 78 gün süren sınırlı hava saldırıları düzenledi. Bunlar sınırlı saldırılardı, çünkü saldırılar Miloseviç rejimini devirmeye yönelik değildi. Avrupa diplomasisi ancak NATO müdahalesi sonrası devreye girebildi. Üstelik Amerika, bir taraftan Avrupa Birliği'nin çözemediği sorunu halletmekle devletlerarası arenadaki prestijini daha da sağlamlaştırdı, diğer taraftan Müslümanlara "Bakın benim Müslümanlara karşı herhangi bir sorunum yok, burada Müslümanları ben korudum" şeklindeki mesajını iletebildi. Ayrıca NATO bu şekilde ilk kez görev bölgesi dışına çıktı. Bosna meselesi, Bosna-Hersek Birliği'nin kurulması ile, Kosova meselesi de Güvenlik Konseyi'nin 1244 sayılı kararı uyarınca, geçici olarak Birleşmiş Milletler idâresine bırakılarak yatıştırıldı. Ayrıca 14 Mart 2002'de Sırbistan ile Karadağ yönetimleri arasında Belgrad Anlaşması'nın imzalanması, sonra 4 Şubat 2003 tarihinde de Sırbistan-Karadağ Birliği'nin kurulması geldi. Bosna-Hersek Birliği, zayıf ve hassas bağlantılar ile ayakta duran ve halen potansiyel riskler barındıran bir birliktir. Bünyesinde iki federasyon vardır: Boşnak-Hırvat Federasyonu ve Bosna Sırp Cumhuriyeti. Sırbistan-Karadağ birliği ise iki ana federasyon ve iki alt özerk bölge ve bir de özerk olmayan statüsüz alt bölge içermektedir. İki federasyon, başkenti Belgrad olan Sırbistan ile başkenti Podgorica olan Karadağ'dır. İki özerk bölge ise Karadağ'dan ayrılan Sırbıstan'ın güneyinde çoğunlukla Müslümanların bulunduğu (başkenti Priştina) Kosova ile kuzeyinde çoğunlukla Macarların bulunduğu (başkenti Novi Sad) Voyvodina'dır. Statüsüz kalan ve Sırbistan ile Karadağ arasında 1975'te parçalanan bölge ise Sancak bölgesidir. Bu bölgeler; siyasi, dini, kültürel ve etnik bakımından oldukça karmaşık ve dolayısıyla çekişmeler ve düşmanlıklar ile dolu bölgelerdir. Basit bir örnek vermek gerekirse, şu anda BM himâyesi ve NATO birliklerinin işgâli altındaki Kosova'da Arnavutlar, Ortodoks Sırplar, Türkler, Boşnaklar, Goralılar, Çingeneler, Aşkaliler ve Mısırlılar vardır. Ortodoks Sırplar ile Arnavutların Hristiyan olan kesimi hariç bunların tamamı Müslümandır. Boşnakların dili Sırpça'ya çok benzediği için Arnavutlar Boşnakça'yı duymaktan nefret ederler. Goralılar, aslen Sırp olan Müslümanlardır. O nedenle Sırplar onları "mürted" olarak görürler. Nitekim Miloseviç daha önce Sırp kökenli oldukları ve Sırpça konuştukları için, Müslüman oldukları halde Goralıları "Sırbistan'ın güney cephesinin yegâne muhâfızları" olarak tanımlayıp Müslümanları birbirine düşürmeye çalışmıştı. Bunda nispeten başarılı da olmuştu. Zîra İslâmî ‘Akîde bağı zayıf olan bazı Arnavut milliyetçiler, Goralıları "Sırp ajanı" olarak suçlamıştı. Aşkaliler Fars kökenli ve Mısırlılar da Mısır'dan geldiklerini iddia ettikleri için dışlanırlar. Batı'nın, özellikle Amerika'nın maşası olan UNMIK [Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu] de Slav kökenli Müslümanları hedef aldı. Aralarındaki sınırları öylesine çizdi ki hiçbir yerde çoğunluk olamadılar. Dağınık ve birbirlerinden kopuk bırakarak açık hedef haline getirdi. Amerika, 1997'den beri Sırbistan'a yönelik ambargolar gerekçesiyle Karadağ'da bağımsızlık seslerini yükseltiyordu. Fakat süregelen ortam dâhilinde bunu gerçekleştirmek mümkün değildi. Görüşmeler ve pazarlıklar sonunda Şubat 2003'te Sırbistan-Karadağ Birliği'nin kurulmasıyla mesele bir süre donduruldu. Çünkü Avrupa Birliği, bölgenin parçalanmasını istemiyordu. Dolayısıyla Belgrad Anlaşması ile Sırbistan-Karadağ Birliği'nin kurulması, Amerika'nın muvâfakati ve Avrupa'nın girişimleri sonucu gerçekleşebildi. Nitekim Avrupa adına görüşmelerin arabulucusu, Avrupa'nın dış politik kurmaylarından Javier Solana idi. Bununla birlikte Avrupa, Amerika'nın dayatmasıyla anlaşma içerisine üç yıl içerisinde Karadağ'a referandum yapma hakkı tanıyan maddenin konulmasına engel olamadı. Savaş Suçluları Meselesi: Amerika kasıtlı olarak, eski Sırp komutanların Bosna ve Kosova'daki katliamlarından dolayı yargılanmaları için harekete geçti. Bu bağlamda Sırbistan'a yönelik sert açıklamalarda bulundu, mâlî yardımlarında kesintiye gitti ve Avrupa'nın meseleye önem vermesi için baskı yaptı. Bu kasapların başında, Radovan Karadziç ile Ratko Miladiç geliyordu. Bunların dışında başka Sırp kasaplar da aranmaktadır. Nitekim yalnızca Miladiç 8500 Müslümanın katlinden sorumlu tutulmaktadır. Oysa Batı, tüm bu katliamlar yaşanırken uzun süre sessiz kalmıştı. Amerika, meselenin alevlenmesi için seyirci kaldı, Avrupa da müdâhale etmekten âciz olduğu için seyirci kaldı. Böylece Amerika onu kendi yardımına mecbur bıraktı. Amerika'nın savaş suçluları bahanesinin maksadı, hem Avrupa ile Sırbistan'ın arasını bozmak, hem de Karadağ'ın bağımsızlığının önünü açmaktı. Bu Sırp kasapların teslim edilmesinin mümkün olmadığı ortadadır: a. Sırbistan'ın mevcut yönetimi, Miloseviç ile aynı çizgidedir. Mevcut Sırbistan Hükümeti, Miloseviç'i "Neden dört savaşa girdin?" diye değil, "Neden dört savaşı da kaybettin?" diye eleştiriyordu. b. Miloseviç'i Savaş Suçları Mahkemesi'ne teslim eden eski Sırbistan Başbakanı Zoran Cinciç kısa bir süre sonra suikaste kurban gitti. Sırbistan'da aynı hatayı işlemeyi göze alacak bir yönetici yoktur. c. Savaş suçluları sadece Karadziç ve Miladiç'ten ibaret değildir. Sayıları belirsizdir ve hepsinin yakalanması zaten mümkün değildir. Nitekim Bosna-Hersek'in parçası olan Sırp Cumhuriyeti, sadece Srebrenitza katliamıyla ilgili olarak 892'si halen ordu ve poliste görevli olan 19.473 askerin isim listesi hazırlayarak meseleyi sulandırmaya çalıştı. Washington'daki Deniz Piyade Akademisi'nden Stratejik Çalışmalar Profesörü Norman Cigar bu liste hakkında şöyle diyordu: "Rapordakilerin, hepsini cezalandıramazsınız. Kimlerin daha üst düzeyde sorumlu olduğunu ayırt edemezsiniz. Pek bilgi de yok ortada. Çok daha fazlası verilebilirdi... Kimler operasyon sırasında ne yapıyordu? Operasyonun sorumlusu kimdi? Emirleri kim veriyordu? Tüm bunlar, o tarihte Srebrenitsa'da olanlardan oluşan kirli bir listeden çok daha önemli." (BBC / 20.12.2005) d. Savaş suçluları denilen bu kasaplar, Sırp halkı tarafından "kahraman" olarak görülmektedir. Onların teslimi, Sırbistan'da yönetim krizine ve şiddetli çatışmalara neden olacaktır. e. En önemlisi, bu adamlar büyük devletler tarafından koz olarak kullanılmaktadır ve onların politikaları hangi yönde ilerlerse âkıbetleri de o yönde olacaktır. Mevcut gidişât onların istismâr edilmesini gerektirmektedir. Buna rağmen Avrupa Birliği, Amerika'nın baskıları sonucu, savaş suçluları meselesiyle uğraşmak zorunda kalmaktadır. Bu bağlamda 29 Nisan'da Brüksel'de bir foruma katılan NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer "Sırplara hitâben" şöyle diyordu: "Miladiç'in Lahey'e gitmesini sağlayın. O zaman NATO sizi derhal kabul edecektir. İşte o zaman AB ile istikrar ve ortaklık anlaşması görüşmelerine devam edebilirsiniz." (AxisGlobe) Her ne kadar Avrupa Sırbistan'a savaş suçluları için bir aylık ek süre vererek zaman kazanmaya çalıştıysa da, üzerindeki baskılar referandum vaktine doğru iyice şiddetlendi. Birleşmiş Milletler tarafından kurulan Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Carla Del Ponte 28 Nisan'da Bosna'nın başkenti Saraybosna'da yaptığı açıklamada, Miladiç'i tutuklamak için yapılan girişimlerin ciddi olmadığını belirtip şöyle dedi: "Belgrad'daki operasyonlar göstermelik!" (AxisGlobe) Nihâyet Avrupa Birliği, Sırbistan-Karadağ ile sürdürdüğü "İstikrar ve Katılım Anlaşması"nı 4 Mayıs'ta askıya almak zorunda kaldı. Bu karar da, ek süre kararı gibi, Carla Del Ponte'nin Olli Rehn ile görüşmesinden sonra geldi. Eğer savaş suçluları meselesi bu kadar sorun haline getirilmeseydi, Avrupa Birliği Sırbistan ile ilişkilerini askıya almak zorunda kalmaz ve dolayısıyla Karadağ'da bağımsızlık yanlılarının en önemli propaganda malzemesi işe yaramazdı. Bununla birlikte Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Sırbistan Özel Elçisi'nin önerileri ışığında Javier Solana tarafından hazırlanan referandumun şartları arasına %55'lik oy oranı şartını koyabildi. Dünyada hiçbir referandumda böyle bir oy oranı belirlenmediği için aslında bu bir ilk idi. Böylece Avrupa, oy oranlarındaki hassas farklardan dolayı referandumun hezîmete uğrayabileceğini umuyordu. Bu aslında Avrupa için bir kumardı. Zîra bağımsızlık oylarının %50 ila %55 arasında çıkması halinde, "de jure" olarak ğayri-meşru ancak "de facto" olarak meşru bir sonuç çıkacaktı ki bu, Avrupa açısından bir çelişki olurdu. Ne var ki Amerika, bir süreden beri, Sırbistan ile Karadağ arasında ayrılığın zeminini hazırlamaya, diğer taraftan belirleyici oyları bulunan Sancak bölgesindeki Müslümanları Karadağ tarafına meylettirmeye çalışıyordu. Bağımsızlık yanlısı kesimler ile bağımsızlık karşıtı kesimlerin oyları neredeyse birbirine denkti. Bu durumda referandumun âkıbetini belirleyen etken, Sancak bölgesindeki Müslüman oylarıydı. Bu nedenle hem Karadağ Hükümeti hem de Sırbistan Hükümeti, %80'i Müslüman olan Sancak'a özel tavırlar sergiledi. Karadağ Başbakanı Milo Cukanoviç, Sancak halkına, Sırbistan tarafında kalan akrabaları ile ilişkilerini sürdürebilmeleri için tüm kolaylıkları sağlayacağını vaat etti. Karadağ yönetiminin Müslümanlara karşı Sırbistan'dan daha merhametli olduğu, Karadağ'ın hızla Avrupa Birliği'ne üye olacağı, refah seviyesinin daha yüksek olduğu [Sırbistan'da enflasyon %20 (para birimi Dinar) / Karadağ'da %1,5'tur (para birimi Euro)], daha küçük bir Sırbistan'ın daha az zararlı olacağı gibi gerekçeler ile Müslüman oyları çekilmeye çalışıldı. Ayrıca Cukanoviç, Müslümanların yaşadıkları yerleri daha çok ziyâret etti, mescidlerin tamirat masraflarını karşıladı ve daha çok Müslümanı polis teşkilata aldı. Sırbistan bağımsızlığa karşıymış göründüğü halde, aslında tavırlarıyla bağımsızlık istediğini belli etti. Öncelikle Sancak bölgesinin en önemli kentlerinden Novi Pazar'ın Belediye Meclisi'ni 7 Nisan 2006'da dağıtarak Müslümanların Sırbistan'a öfkelenip karşı oy kullanmaya yöneltti. Sırbistan Başbakanı Voyislav Koştunitza, Brüksel'e gidip Olli Rehn ve Javier Solana'ya 264.000 ismin bulunduğu bir liste verdi ve bunlara da referandumda oy hakkı verilmesini istedi. Oysa listedekilerin çoğu Belgrad'da oturan Sırplardandı. Koştunitsa, böyle bir listenin abesle iştigâl olduğunu bile bile Avrupa'ya götürerek kasıtlı bir gerilim havası oluşturdu. Sırbistan Parlamentosu'nda bu yıl başında, yedi binden fazla Müslümanın katledildiği Srebrenitza Katliamı'nı kınayan bir bildiri görüşüldü ama kabul edilmedi. Bu da Karadağ'da büyük tepkilere neden oldu. Yine bu yıl içerisinde Sırbistan Yüksek Savunma Konseyi bir Sırbistan-Karadağ Ordusu Doktrini'ni benimsedi, ancak referandum sürecinin sonuna kadar Karadağ'da uygulanmamasına kararı aldı. Bu da Karadağ ile Sırbistan arasındaki ayrılığın zeminini oluşturmaya yönelikti. Bağımsızlığın temellerinin kasıtlı olarak hazırlandığına en çarpıcı örnek, geçen yıl Sırbistan-Karadağ Ortak Savunma Bakanlığı'nda yaşanan silah ihâlesi skandalıdır. O zaman Sırbistan Maliye Bakanı Miladan Dinkiç, hem Savunma Bakanı (Karadağlı) Prvoslav Daviniç'i hem de Cumhurbaşkanı (Karadağlı) Svetozar Maroviç'i yolsuzluk yapmakla suçlamıştı. Bunun üzerine Savunma Bakanı istifa etmiş, Cumhurbaşkanı da NATO toplantılarına katılmayacağını açıklamıştı. Bunun üzerine Karadağ Başbakanı Cukanoviç şöyle demişti: "NATO'nun gelecek genel kurulunda bağımsız bir Karadağ Devleti'ni temsil edeceğim. Karadağ Devleti'ne demokratik ve öngörülen süre içinde ulaşacağız." Ayrıca Maroviç, ortak devlet kurumlarında çalışan tüm Karadağlı personelin Belgrad'dan Podgorica'ya çekilmelerini emretmişti. Bu sûnî gerginlikten sonra Cukanoviç bu defa şöyle dedi: "Karadağ personellerinin çekilmesiyle Sırbistan'a istedikleri bir şey vereceğiz, o da Sırbistan'da her şeyin Sırbistan tarafından kontrol edilmesidir." Yine Sırbistan'ın Miloseviç yanlısı meşhur gazetelerinden Politika Gazetesi, Maroviç'i ülkeyi parçalamakla suçlamıştı. Daha da ötesi, Karadağlı yetkililerin açıklamalarına bakıldığı zaman, referandumda beklenen ve istenilen bağımsızlık kararı çıkmasaydı, devlet birliği kurumlarında görev yapan Karadağlı yetkililerin tüm görevlerinden istifa etmeleri istenecekti. Dolayısıyla referandumdan bağımsızlık kararının çıkması her hâlükârda kaçınılmazdı. Nihayet referandum 21 Mayıs'ta yapıldı ve %55,4 oranında "Evet" oyu çıktı. Referandum sonucunda Karadağ, Sırbistan'dan ayrıldı. Şu durumda artık Sırbistan-Karadağ diye bir devlet yoktur. Bunun yerine Sırbistan ve Karadağ olarak iki devlet vardır. Karadağ'ın 3 Haziran 2006 itibariyle resmen bağımsızlığını kazanmasından sonra aşağıdaki sonuçlar açığa çıktı: 1. Tito Yugoslavyası'nın son artığı olan bu birlik, nihâî olarak tarihe karıştı. Bundan sonra Karadağ, bağımsız bir ülke olarak, Birleşmiş Milletler, NATO, AGİT [Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı] ve Avrupa Birliği gibi devletlerarası kuruluşlara üyelik başvurusunda bulunacak ve muhtemelen tümüne kabul edilecektir. Karadağ Başbakanı Cukanoviç, 23 Mayıs'ta şöyle dedi: "Beklentilerimiz, AB ile İstikrar ve İşbirliği Anlaşması müzakereleri sürecinin en kısa sürede sağlamlaştırılması yönündedir. Önümüzdeki günlerde bu konuda görüşmeler olacağı beklentisindeyim. Karadağ'ın AB ve NATO'ya tam entegrasyonu bizim ulusal ve stratejik önceliğimizdir." (AFP) Bununla birlikte içerisindeki Amerikan nüfuzundan dolayı Karadağ'ın Avrupa Birliği'ne üye olması sanıldığı kadar hızlı ve çabuk olmayabilir. Der Standard Gazetesi'nin 30 Mayıs tarihli haberinde şöyle denildi: "Avrupa Birliği Karadağ ile bir istikrar paktı ve ortak üyelik anlaşması yapılmasını istiyor. Ancak Olli Rehn AB'ye giden yolun kestirme olmayacağını söyledi." Ayrıca Sırbistan'ın denize açılan kapısı kapandı. Çünkü Karadağ, Adriyatik Denizi kıyısındadır. Bu durum Sırbistan için ekonomik açıdan ciddi bir baskı unsuru olacak, dolayısıyla her an tahrike açık halde bulunacaktır. 2. Müslümanların bulunduğu Kosova ile Macarların bulunduğu Voyvodina Sırbistan tarafında kaldı. Bu da sorunun henüz kesin çözüme kavuşmadığı ve önümüzdeki günlerde bu konuların masaya yatırılacağı anlamına gelmektedir. 2 Haziran'da da ABD, Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesi ile iş birliği yapmayı reddettiği için Sırbistan-Karadağ'a yardımı durdurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack, yayımladığı açıklamada, Hükümete yapılan 7 milyon dolarlık yardımın aktarılmayacağını; ancak demokrasi yanlısı ve insani projelere yardımın süreceğini belirtti. Açıklamada, Belgrad'daki yetkililere, mahkemeyle tam işbirliği yaparak, özellikle Bosnalı Sırp komutan Ratko Miladiç olmak üzere aranan savaş suçu sanıklarını teslim etmesi çağrısında bulundu. (AP) Bu da Karadağ'dan sonra Kosova meselesini hızlandırmak içindir. Muhtemelen önümüzdeki günler, Kosova için sıcak günler olacaktır. Fakat Kosova, Voyvodina veya Sancak bölgelerinin Karadağ gibi bağımsız olması zayıf bir ihtimâldir. Aynı zamanda Sırbistan yönetimi Karadağ'ın bağımsızlığını tanıdığı ve saygı duyduğu halde, Kosova için böyle bir bağımsızlığın sözkonusu olmadığını kesin bir dille vurgulamaktadır. Rusya'nın Güvenlik Konseyi'nde Kosova'nın bağımsızlığını reddedecek olması bu görüşü güçlendirmektedir. 3. Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda Kosova'nın geleceğini tayin edecek görüşmeler için süreç 2005 Kasım'ında başladı. 2006 Ocak ayında Kosova yönetiminin başkanı İbrahim Rugova'nın ölümü, müzakerelere başlanmasını bir ay kadar geciktirdi. Bu bağlamda Karadağ'ın ayrılması, Kosova'nın nihâî statüsü hakkında, Şubat ayından beri Viyana'da sürdürülen müzâkerelere etki edecektir. Bu müzâkereler, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kosova özel temsilcisi yardımcısı Albert Rohan başkanlığında yürütülmektedir. Şu ana kadar sonuçsuz kalan müzâkerelerin en son 5. turu 31 Mayıs'ta Viyana'da yapıldı. Bu bağlamda Amerika'nın Kosova özel elçisi Frans Wisner 22 Mayıs'ta Kosova'yı ziyâret etti ve şöyle dedi: "Birleşik Devletler'in görüşü, statü konusundaki çözüme bu yıl ulaşılması şeklindedir." Fakat bu, Amerika'nın Karadağ gibi Kosova için de bağımsızlık istediği anlamına gelmemektedir. Belki bir konfederasyon olabilir. Üstelik Kosova, Karadağ'dan farklı olarak, hem devletlerarası yönetim altındadır, hem de çözülmesi zor problemlere sahiptir. 4. Avrupa Birliği referandumdan sonra yaptığı açıklamada Sırbistan ve Karadağ ile yapılan üyelik müzâkerelerinin ayrı ayrı sürdürüleceği belirtildi. Olli Rehn, Karadağ'ın üyelik dosyasının açılması için diğer üyelerden derhal izin alınacağını, bu arada Karadağ ile Sırbistan'ın ayrılık işlemlerinin hızlandırılması gerektiğini açıkladı. Mevcut özellikleri ile Karadağ, muhtemelen Avrupa Birliği üyesi haline gelecektir. Ne var ki Avrupa Birliği başından beri bu bölünmeye karşıydı. Tüm çabalarına, hatta Sırp Kilisesi'nin devreye girip Maroviç'e mektup göndermesine rağmen, Karadağ'ın ayrılmasının önüne geçemedi. Nitekim 23 Mayıs tarihli Fransız Le Figaro Gazetesi'nde şöyle denildi: "Karadağ'ın bağımsızlığı Avrupa'da sıkıntı yaratıyor. Başbakan Milo Cukanoviç, Sırbistan ile birliğe son vermeye yönelik referandumda bağımsızlık yanlılarının yüzde 55'lik oy toplamasının ardından, bir an evvel Avrupa Birliği'ne katılma isteğini dile getirdi. Uzun zamandır Balkanların parçalanmasını önlemek adına bu bağımsızlığı engellemeye çalışan Avrupa Birliği bu zaferi isteksiz kutladı." Yine Avrupa Birliği, Karadağ'ın bağımsızlığına saygı duyduğunu, ancak resmen tanımanın gelecek haftaya ertelendiğini açıkladı. Zîra Karadağ'ın bağımsızlığı başta İspanya olmak üzere, azınlık sorunu yaşayan ülkeleri tedirgin etti ve birçoğu kendi ülkelerindeki durumun Karadağ'dan farklı olduğunu açıkladı. İngiliz Times gazetesi de Karadağ'ı örnek alabilecek bölgeleri gösteren üç harita yayınladı. 5. En önemlisi, Bosna ve Kosova'dan sonra eski Yugoslavya sonrasında Müslümanların en önemli bölgesi olan Sancak bölgesi, Karadağ ile Sırbistan arasında devletlerarası sınır ile ikiye bölündü. Sancak bölgesi, Osmanlı Hilâfet'i döneminde Bosna Vilâyeti'nin yedi sancağından biri idi ve Müslümanların ilk kaybettiği sancaklardan biri idi. Sancak, her seferinde parçalanan ve kardeşler arasına sınırlar konulan talihsiz bölgelerden biri idi. Görünen o ki Sömürgeci Batı'nın kendi politik çıkarları için çizdikleri planın kurbanları yine Müslümanlar olacaktır. Doğrusu Hilâfet yıkılıncaya kadar, bunca farklılığa ve çeşitliliğe rağmen o bölgede hiçbir problem yaşanmıyordu. Zaten Sırplar da dahil olmak üzere bunlardan hiçbiri Hilâfet'in yıkılmasından sonra huzur bulamamışlardır. Hepsi de sefâlete, yoksulluğa ve kargaşalara mahkum olmuşlardır. Bu durum halen hassasiyetini korumaktadır. Çünkü bu bölge büyük devletlerin çatışma alanlarından biridir ve gelişmeler her an tersine dönebilir bir haldedir. |