Anasayfa arrow Yazarlar arrow Abdullah İmamoğlu arrow ÖLÜM - KALIM MESELESİ
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

37/20 Söyle derler: "Vay bize! İşte bu ceza günüdür."
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Sirkat haddi Yüce Allah'ın; "Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ellerini kesiniz." (Maide: 38) ayetine göre elin kesilmesidir.
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

ÖLÜM - KALIM MESELESİ Yazdır E-Posta
Abdullah İmamoğlu
09 Temmuz 2007 Pazartesi

22 Temmuz'da yapılacak olan seçimler münasebetiyle, kimileri seçimlerin önemini vurgulamak için, bu seçimlerin ölüm - kalım meselesi olarak algılanması gerektiğini slogan haline getirmişlerdir. Yapılacak iyi bir tercihin İslâm Ümmeti'nin hayatının/varlığının, yapılacak olan yanlış bir tercihin ise, memadının/yokluğunun söz konusu olduğunu farklı platformlar'da gündem konusu yapmaya çalışmaktadırlar. Hatta "mevcut iktidar'a (hükümet'e) oy vermenin cehennem'e bilet almak olduğunu" [1] söyleyerek yapılacak olan tercihin önemine dikkat çekmişlerdir.

Bizim buradaki gayemiz, bu söylenenlere tek tek cevap vermek ve siyasi analize tâbi tutmak değildir. Yine bu yazıyla amacımız, ‘ İslâm Hukuku'nda demokratik seçimlerin şer'î boyutunu' izah etmek te değildir. Bizim bu yazıyla hedefimiz, tahrif edilmiş, hakîki anlamından tamamen uzaklaştırılmış, ölüm - kalım meselesine Kur'an ayetleri ışığında  izah getirmek olacaktır. Yoksa yazımız, söylenenlere ve yazılanlara reddiye içermemektedir.(reddiye yazmıyor olmamız, söylenenleri tasvib ettiğimiz anlamında değildir).

Ölüm - kalım meselesi'nin Kur'an ve Sünnet ışığında değerlendirilmesi kaçınılmazdır. Ölüm - kalım meselesi'nin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi, şu iki hususun doğru bir şekilde kavranmasını zarûrî kılmaktadır.

1- Müslümanlar için (onun) varlığıyla vâr oldukları, yokluğuyla da yok oldukları, başka bir ifadeyle varlığı hayat, yokluğu memat teşkil eden unsur nedir?

2- Müslümanlar için çok önemli bir yer teşkil eden bu unsurun, hayat'a praktize/tatbik edebilmenin keyfiyeti/şer'î yolu nedir?

Bu iki konuyu Kur'an ve Sünnet ışığında değerlendirip, doğru çözüme ulaşmaya çalışacağız inşaAllah. Şimdi konuları tek tek inceleyelim.

Bunlardan birincisi: Müslümanlar için (onun) varlığıyla vâr oldukları, yokluğuyla da yok oldukları, başka bir ifadeyle varlığı hayat, yokluğu memat teşkil eden unsur nedir?

Bilindiği üzere Allah Subhânehu ve Teâlâ, dünya hayatında insanoğlunun menfaatlenmesi ve istifade etmesi için sonsuz nîmetler ihsân etmiştir. Ama genelde insanlığa, özelde ise müslümanlar'a paha biçilmez bir nîmet bahşetmiştir ki, O da İslâm Dini'dir.

İslâm Dini insanoğlunun dünya hayatında karşılaşacağı bütün problemlerin çözüm kaynağı olmakla birlikte, müminler için izzet, şeref, nur, rahmet  ve de ilâhî hidayet kaynağıdır. Allahu Teâlâ insanoğlunun hayatını en dakik çözümlerle düzenlemiş ve Risalet'ini rahmet kaynağı olması için Rasül'ü Muhammed Sallallahu aleyhi ve Sellem vasıtasıyla insanlığa göndermiştir. Yine  Allah Subhânehu ve Teâlâ, Hz Peygember Sallallahu aleyhi ve Sellem vasıtasıyla genelde insanlığa, özelde de müslümanlara öyle bir Risalet göndermiş, bahşetmiştir ki, bu Rislalete tâbi olmanın karşılığı; bu dünya hayatında izzet, ahirette ise Cennet'ten başkası değildir.

Allahu Teâlâ, İslâmı müminler için " hayat veren" olarak vasfetmiştir. Buna delâlet eden bir âyeti- kerîme'sinde  Allahu Teâlâ  şöyle buyurmaktadır.

"Ey iman edenler; sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman; Allah'a ve Rasulüne icabet edin."[2]

‘Fizilâlil Kurân' isimli tefsir kitabının müellifi, Allâme şeyh Seyyid Kutub (r.h) bu ayeti şu şekilde tefsir etmiştir:

Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- onları kalplere ve akıllara can veren, onları cehalet ve hurafenin kementinden, asılsız kuruntu ve efsanelerin baskısından, görünen sebeplere ve karşı konulmaz dogmalara boyun eğmenin aşağılayıcılığından, Allah'tan başkasına kul olmaktan, kulların ya da ihtirasların esiri olmaktan kurtaran bir inanç sistemine çağırmaktadır.Onları Allah tarafından gönderilmiş şeriata çağırmaktadır.

Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- onları inançları ve hayat sistemleri sayesinde güç kazanmaya, onurlu ve üstün bir hayat sürdürmeye çağırmaktadır. Dinlerine ve Rabblerine güvenmeye, tüm `yeryüzünde' bütün `insanları' kurtarmaya, insanlığı kullara kul olmaktan kurtarıp, tek başına Allah'a kul yapmaya ve Allah'ın bahşettiği ancak, tağutların ayaklar altına aldığı üstün insanlığı yaşatmaya çağırmaktadır

Bu din, eksiksiz bir hayat sistemidir, sırf vicdanlarda tutulan bir inanç sistemi değildir. Pratik bir hayat sistemidir. Onun gölgesinde hayat gelişir ve ilerler. Bu yüzden her şekliyle ve her çeşidiyle bir hayat çağrısıdır bu: Tüm kapsamları ve anlamlarıyla hayata çağrıdır. Kur'an-ı Kerim olağanüstü ifadesi ile bunları az fakat son derece etkin kelimelerle dile getirmektedir.

İşte Peygamber'in -salât ve selâm üzerine olsun- onları çağırdığı inanç sistemi ve hayat biçimi özet olarak bundan ibarettir Bu ise, her anlamda hayat çağrısıdır.[3]

Bu ayet ve buna benzer diğer ayetler, bir bütüncül bakışla değerlendirildiğinde; Allahu Teâlâ'nın insanlara, hayatlarının her anında hâkim ve belirleyici kılmaları için gönderdiği, ikmâl ettiği İslâm Dini'ne, yani Hz Muhammed  Sallallahu aleyhi ve Sellem'in getirdiği Risalet'e icabet edenin hayat bulacağını vaad ettiği görülecektir. Rasül Sallallahu aleyhi ve Sellem'in getirdiği Risalet'e, aklî ve hevaî çözümler ilave etmeden tâbi olmak, icabet etmek, hayata bakışımızın kaynağı kılmak, tâbi olana hayat verecek, zulumatlardan nur'a, zillet dolu bir hayattan izzet ve şeref dolu bir hayata kavuşturacaktır. Müslümanlar, tarihte  bu hayat menbaından beslendikleri müddetçe hayat buldular, kalkındılar, ilerlediler ve de enönemlisi Allah'ın razı olduğu bir yaşam ikâme ettiler. Bu meyanda şunları söylemek mümkün; Müslümanlar, hayat bulmak, kalkınmak ve var olmak istiyorlarsa, bu ancak Müslümanlar için hayat iksiri olan, kendisine icabet edildiğinde icabet edene hayat veren İslâm'la mümkündür.

Buraya kadar anlattıklarımız, Müslümanların var olması, izzetli bir yaşam sürmeleriyle alakalıydı. Peki Müslümanların yok oluşuna / mematlarına sebeb olan unsur nedir? Müslümanların sıkıntılı bir yaşam sürüyor ve zulumatların içerisinde kan ağlıyor olmaları hangi sebebe bağlanabilir?

Yine bu konuyu ayet ve hadislerin ışığında değerlendirecek olursak... Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz/bedbaht da olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim? (Allah da) Der ki: İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."[4]

Bu ayet aslında Müslümanların niçin sıkıntı içerisinde olduklarını veya başka bir anlamda, ne zaman sıkıntıya ve zulumatlara düçar kalacaklarını kâfi derecede beyan etmektedir. Yani Müslümanların, bu dünyada yok olmaya / memata ve ahirette'de cehennem azabına mahkum olmaları, ilâhî hidâyet'ten yüz çevirmiş ve çeviriyor olmalarındandır. Buna ışık tutan hadislerden bazıları şöyledir.

Ebû Dâvud'un, İrbaz bin Sâriye'den rivayet ettiği hadisde Rasül Sallallahu aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: " Size, Allah'tan korkmanızı, başınızdaki idareci bir Habeşli köle de olsa, dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Sizden uzun müddet yaşayanlar, pek çok ihtilaf görecektir. O durumda size, benim Sünnettim ve hidâyet üzere yürüyen Râşid Hâlifelerin gidişatı  gerekir. Onlara sımsıkı tutunun, azı dişlerinizle sarılın. Sonradan uydurulan ve dine sokulan işlerden sakının. Şüphesiz (dinde yeri olmayan) yeni şeyler bid'attır. Her bid'at bir delâlet; her delâletin sonu da ateştir."[5]

Başka bir hadisde şu şekildedir. Rasül Sallallahu aleyhi ve Sellem veda hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz ben, size kendilerine sarıldığınızda  hiç sapıtmayacağınız iki şey bıraktım: Bunlar, Allah'ın Kitabı ve Peygamberi'nin Sünnetidir." [6]

Bu nasslar inkara yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde, Allah'a ve Rasülüne tâbi olmakla izzet, onurlu bir yaşam olduğunu, nass'ın ifadesiyle "hayat" elde edileceğini, Allah ve Rasülünden yüz çevirmekle de Allah'ın rızasından uzak, zillet ve zulumat dolu bir yaşama müstehak olunacağını göstermektedir. Öyleyse Müslümanların ölümü - kalımı / hayatı - mematı, İslâm Risâletine, Allah'ın gösterdiği İlâhî Hidâyet'e tâbi olmakla yada olmamakla alakalı bir meseledir.

İkincisi ise: Müslümanlar için çok önemli bir yer teşkil eden bu unsurun (İslâm Risâletinin), hayat'a praktize / tatbik edebilmenin keyfiyeti/ şer'î yolu nedir?

Yukarıda izah ettiklerimizden, Müslümanlar için hayat kaynağı'nın / iksiri'nin islâm Dini olduğu açıklık kazanmıştır. Şimdi ise bu soruya mükabil, bu hayat kaynağı olan İslamı hayata tatbik edebilmenin keyfiyyetini incelemeye çalışacağız şer'î delillerin ışığında...

Allahu Teala bu Dini insanlığın problemlerine çözüm kaynağı olması, insanlığa hem dünya hem de ahirette sukunet sağlaması, genelde  insanlığın özelde müslümanların hayat bulması ve İslam Ümmetinin bu dinle izzete kavuşması için göndermiştir. Allahu Teâlâ İslâm Dini'ni  raflarda asılı kalması, tozlanması, sadece tilavet edilmesi için göndermemiştir. İzzet ve şerefe kavuşmak, zulumatlardan uzak, nur dolu bir hayat yaşamak, ancak bu din'in hayata geçirilmesi ile mümkündür.Aksi takdirde  İslâm Ümmeti'nin bu perişan halinde bir değişiklik olmayacak, zulumatların içerisinde boğulmaya devam edecektir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ bu dini niçin gönderdiğini çoklarca ayetinde zikretmiştir. Bu ayetlerden bir kaçı şöyledir:

"Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana kitabı hak ile indirdik."[7] Başka bir ayette ise:

"Sizi ve ulaşacak olan kimseleri uyarman için bana bu Kuran vahyedildi." [8]

Demekki Allahu Teâlâ bu Risaleti, insanlar arasında hüküm sürmesi vede tatbik edilmesi için göndermiştir. Ozaman Allahu Teâlâ  şifa, rahmet ve nur kaynağı olan İslam Risaletinin pratik hayata geçirilmesinin keyfiyyetini, başka bir ifade ile İslam Risaletinin tatbik metodunu bizlere mi terk etmiştir? Yoksa Allah Subhânehu ve Teâlâ İslam'ı hayata tatbik edebilmenin metodunu göstermiş midir?

İslâm'ı hayata tatbik edebilmenin metodu şer'î'dir, aklî değil. Yani Şari'nin göstermiş olduğu şekildedir. Bu konu Şer'î nasların ışığında değerlendirildiğinde, İslam'ı hayata tatbik edebilmenin, müslümanların canlılık unsuru olan İslâm risâleti'ni hayata geçirebilmenin tek yolunun İslam Hilafet Devleti olduğu görülecek ve idrak edilecektir.

Üzülerek ifade ediyoruz ki İslâm dini'ni hayata hakim kılacak, Allah'ın hükümlerini insanlığa taşıyacak şer'i makam 1924 yılında ilğa edilmiştir. O kara gün İslâm Ümmeti'nin zulumtlara terk edildiği gündür. Rahmet ve şifa kaynağı olan İslam Risaleti'nin hayata hakim olması için cihad eden İslam kılıcının kırıldığı gündür. Rasulün temellerini attığı ve İslam Ümmetine sıkı sıkı sarılmasını emrettiği İslamı tatbik etmenin tek yolu olan Şeri Makamın, Hilafet'in kaldırıldığı gündür. Müslümanların arkasında savaştığı ve korunduğu kalkanın parçalandığı gündür. O gün bu gündür müslümanlar, kafirlerin boyundurluğunda yaşamaya başlamışlardır. İslâmi hayattan uzak, çağdaş tağutların sömürgecilik anlayışından neşet etmiş, rahmetten, saadetten yoksun bir hayat sistemine / kapitalzme terk edilmişlerdir. İşte o günden buyana İslam Ümmet'i bitkisel hayata girmiş, tekrar hayat bulacağı, o Allah'ın nusret gününü dört gözle bekler olmuştur.

Mademki İslâm Ümmeti'nin varlığı, hayat'ı Allah'ın tayin ettiği ve razı olduğu yönetim nizâmı olan Hilâfet'in, İslâm'ın hükümlerini hayat'a hakim kılıp, tatbik etmesiyle mümkün,  ozaman O şer'i makamın ikâme edilmesi ölüm- kalım meselemiz olmalıdır.  

Sonuç olarak:

İslam'ı hayata uygulayabilmenin tek şer-i yolu olan Hilafetin hayatımızı tekrar kuşatmasını istiyorsak, bunun uğruna bizden isteneni layıkıyla yerine getirmemiz gerekir. Allahu Teâlâ'nın ensara gönderiği yardımı bize de göndermesini istiyorsak, hakkıyla İslâm daveti'ni taşımaya çalışmalı, hakkın münadisi olma yolunda hızla ilerlemeliyiz.

Çünkü Allahu Teâlâ'nın yardımına müstehak olmak istiyorsak, biran evvel izzetimize, onurumuza, o şerefli hayata II. Râşidî Hilâfet Devleti'ne kavuşmak istiyorsak Allah'ın dinine yardım etmeli, sadece Allah'a güvenmeli ve Allah Subhânehû ve Teâlâ'nın şu nidasına kulak vermeliyiz.

"Allah sizlerden iman edip, salih amel işleyenleri,kendileriden öncekileri yer yüzünde Halife kıldığı gibi onları'da yeryüzünde Halife kılacağını,onlar için seçtiği dinlerini yeryüzünde hakim kılacağını(geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaadetti.Zira onlar yalnız bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar.Artık kimde bundan sonra inkar ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir". [9]

Allah bizleri, müslümanların hayat unsuru/iksiri olan İslâm Dini'ni hayat'a hâkim kılacak şer'î makamın, Hilâfet'in ikamesini hayat-memât meselesi olarak algılayan, bu uğurde herşeylerini feda edip Allah'ın övgüsüne mazhar olan hayırlı zümrelerden eylesin.  (amin).

"Mü'minler arasında öyleleri varki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler."[10]

 


[1] İnternet Haber , 02/07/2007
[2] el- enfâl (8) , 24
[3] Seyyid Kutub , Fizilâlil Kurân , enfâl süresi , 24
[4] et-Tâ-hâ (20) , 123-126
[5] Ebû Dâvud , Sünnet , 5
[6] Ebû Dâvud , Sünnet , 5
[7] en-Nisa (4) , 105
[8] el-En'âm  (6) , 19
[9]   en-Nûr  (24) , 55
[10] el-Ahzâb (33) , 23

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |