|
Bugün Müslümanların, hayırlı ümmet olmaktan uzak, Allah'ın razı olmadığı bir hayat yaşıyor olmaları, inkara yer bırakmayacak kadar âşikardır. Hele Müslümanlara İslâmî hükümler yerine, beşerî akıldan neşet etmiş, beşerî nizamların uygulanıyor olması kanayan yaramız olmaya devam etmektedir. Günümüzde Müslümanlar, sıkıntı ve zillet dolu bir duruma düşmüşlerdir. Bunun tartışmasız en büyük nedeni, İslam Dini'nin Müslümanların hayatından uzaklaşmış olmasıdır. İslâmî hayatın mülga/ılga oluşuyla Müslümanların hayatında meydana gelen en büyük zaafiyetlerden bir tanesi de Şari'nin hükmüne rıza göstermemek, hakkıyla ittiba etmemek olmuştur. İslâm'ı anlamada gösterdikleri zaafiyetin neticesinde Müslümanların hayatlarında meydana gelen problemlerden bazıları şunlardır: - Bu zaafiyetten dolayı Müslümanların, Müslüman'ca, gerektiği gibi yaşayamıyor olmalarıdır. - Artık Müslümanların, karşılaşılan problemler ve anlaşmazlıklar karşısında nasıl bir tavır alması gerektiğini bilmiyor olmalarıdır. - Hz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem dünya hayatı hakkında; " Dünya hayatında bir garip yada (ağacın altında gölgelenen) bir yolcu gibi ol"[1] şeklinde buyurduğu halde, Müslümanların aslî mekanı olan ahireti unutup, dünya hayatına aşırı şekilde hırs gösteriyor olmalarıdır. - Müslümanların zihinlerinde ve hayatlarında imânî meselelerden olan, ecel, rızık ve Allah'a tevekkül'ün matlub olunan şekilde bilinmiyor olmasıdır. - Şer'î bir dayanağı olan çözümlerle, hiçbir dayanağı olmayan aklî çözümlerin bir birbirine karıştırılmış olmasıdır. Müslümanların hayatında meydana gelen ya da görülen problemlerden bazıları bunlardır. Tabii işleyeceğimiz konuyu detaylara girmeden bir bütün içerisinde işlemeye çalışacağız. Aksi takdirde problem analizlerinin her birisi ayrı ayrı makale yazılarına elverişli mevzulardır. Bu bağlamda konumuzu şu başlık altında incelememiz mümkündür: Allah'ın razı olduğu bir Müslüman olabilmenin amelî boyutu, İlâhî Hidâyet'e / Şari'nin hükmüne tâbii olmaktır. Müslümanların hayatlarını tanzim etme, karşılaşılan problemlere çözümler üretme selâhiyetine sahip tek kaynak İslam Risâletidir. Başka bir anlamda Şari'dir. Allah'ın mağfiret'ini, rahmet'ini, cennet'ini arzulayan kimse Allahu Teâlâ'ya, Rasülüne ve getirdikleri hükümlere tâbii olmakta azami gayret göstermelidir. Çünkü Müslümanların bu sıkıntılı ve Allah'ın razı olmadığı hayattan kurtulabilmeleri, selamet yurduna ehil olabilmeleri, ancak İlâhî hidâyet'e tâbii olmalarıyla mümkündür. Zaten Müslümanların hayatlarında, karşılaştıkları, çözüme muhtaç problemlerde Şari'nin hakem kılınması dini bir zarurettir. Müslümanlar amellerinin tayininde İlâhî hidayete kulak vermeyip, beşeri akıldan neşet etmiş aklî çözümleri hakem kabul etmeleri kesinlikle caiz değildir. Konuya ışık tutması bakımından zikredeceğimiz âyet-i kerîmeler dikkate şayandır. Allahu Teâlâ âyetinde şöyle buyurmaktadır: إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَن يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ "Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır".[2] Başka bir âyette Allahu Teâlâ: وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَمْرًا أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ ا "Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min olan bir erkek ve mü'min olan bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur".[3] Bizler ki eğer Şari'nin hükmünden yüz çevirir, İlâhî hidâyet'i amellerimizin ölçüsü, hayata bakışımızın kaynağı olarak kabul etmezsek, daha net bir ifadeyle Allah'ın zikri olan İslam Risaletinden yüz çevirerek hayatımızı sürdürecek olursak hem bu dünyada hem de âhirette nasıl bir akibete müstahak olacağımızı Allahu Teâlâ şöyle haber vermektedir: "Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz/bedbaht da olmaz. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim? (Allah da) Der ki: İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."[4] Aşağıda ki âyette ise Allahu Teâlâ, her hangi bir anlaşmazlıkta, çözüme muhtaç meselelerde ve Allah'a kullukta Şari'yi hakem kabul etmeyi imânla alakalandırmış, imânın semeresi olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Şöyle ki; فَلاَ وَرَبِّكَ لاَ يُؤْمِنُونَ حَتَّىَ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لاَ يَجِدُواْ فِي أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُواْ تَسْلِيمً "Hayır, hayır! Rabbine andolsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda senin hakemliğine başvurmadıkça sonra da vereceğin karara, gönüllerinde hiçbir burukluk duymaksızın, kesin bir teslimiyetle uymadıkça mümin olamazlar."[5] Vehbe Zuhayli burada Allahu Teâlâ'nın kendi peygamberi için rububiyetine yemin ettiğini ifade ederek, Hz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hakemliğine baş vurmaktan yüz çevirenlerin şu üç şartı yerine getirmeden gerçek bir iman ile inanmış olmayacaklarını vurgulayarak şunları söylemiştir: - Üzerinde ihtilâfa düştükleri meseleler ve davalarda Rasul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hakem tanımaları. Bir kimse bütün işlerde Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i hakem kılmadıkça iman etmiş olmaz. Onun verdiği hüküm haktır ve hem zahiren, hem de içten gelerek o hükme boyun eğmek lâzım gelir. - Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in, verdiği hükümden hiç bir sıkıntı duymamaları, O'nun karar ve hükümlerini tam bir rıza, mutlak bir kabul ile karşılamaları, şikayet etmemeleri. - O'nun verdiği hükme hem zahirde, hem de batında (gönülde) tam bir bağlılık, külli bir teslimiyet göstermeleri, hiç bir engelleme, karşı koyma ve çekişmede bulunmamaları. Bu husus uygulama ve yürütme safhasında söz konusudur. Çünkü kişi hükmün hak olduğu görüşüne sahip bulunmakla birlikte uygulamasından kaçınmaya çalışabilir. Sahih bir hadiste de şöyle buyuruluyor: "Canım elinde bulunan Allah Teâlâ'ya yemin olsun ki sizden biriniz, arzusu benim getirdiğim Din ve Şeriat'e tabi olmadıkça iman etmiş olmaz.[6] İbn Kayyım el-Cevziyye ise bu âyeti: " Allahu Teâlâ, kullarının (büyük-küçük) aralarında çıkan her anlaşmazlıkta, Rasülünü hakem yapmadıkça mümin olamayacaklarını zâtı üzerine yemin etti".[7] şeklinde yorumlamıştır. Evet, Allah'a ve Rasülü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gerektiği gibi tâbii olarak, bu dünyadayken Allahu Teâlâ'nın müjdesine mazhar olmuş hiç şüphesiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üstün sahabeleridir. Allah'a ve Rasülüne itaat etmenin eşsiz örnekliğini sergilemiş bu mübarek sahabelerin, Allahu Teâlâ'nın Mağfiretine ve Cennetine koşmakta ve İlâhî hidâyet'e/ Şari'nin hükmüne ittiba etmekte ne kadar aceleci ve itinalı olduklarına ışık tutan bir kaç hâdiseyi zikredelim. Buhârî Enes ibn Mâlik'ten şöyle dediğini rivayet etti: " Ben, ebû Talha el Ensari'ye, ebû Ubeyde ibn Cerrah'a ve Ubeyy ibn Ka'b'a hurmadan yapılmış bir şarap içiriyordum ki, ansızın bir kişi çıkageldi ve " Şüphesiz şarap haram kılınmıştır" dedi. Ardından ebû Talha; "Ey Enes kalk şu küplere git ve hemen onları kır" dedi. Enes dedi ki; " Ben havanamıza (yöresel bir tokmak) doğru ilerlemek üzere kalktım ve onun, tepesinden aşağıya doğru bir vurdum. Nihayet o param parça oldu".[8] Başka bir misal: Enes bin Mâlik'ten Rasullah'a bir gelen geldi de; ‘Eşek yenildi' dedi. Bundan sonra gelen bir gelen daha geldi ve o da; ‘Eşekler yenildi' dedi. Sonra bir gelici daha geldi de; ‘Eşekler tüketildi' dedi. Bunun üzerine Rasül Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir nidâcıya emretti, o da insanlar için de; " Şüphesiz Allah ve Rasülü sizleri ehli eşeklerin etlerinden nehyediyorlar, çünkü eşek eti pistir"! diye nida etti. Bu nidanın akabinde tencereler ters çevrilip döküldü, halbuki tencereler etlerle kaynayıp duruyordu.[9] Yine Allahu Teâlâ'nın dâvetine icabet etmekte hiç düşünmeyen, Allah'ın selâmetine ve mağfiretine koşmakta tereddüde yer bırakmayan bir sahabelerden eşsiz bir örnek: İbn İshak dedi ki; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Kinde heyeti içerisinde Eş'as ibn kays geldi. Onlar saçlarını taramış, gözlerine sürme çekmiş ve üzerlerinde kenarları ipekle çevrili nakışlı cübbeler olduğu halde, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidde iken yanına girdiler. Yanına girdiklerinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlara; "Müslüman olmadınız mı"? diye sordu. Onlar ‘evet, Müslüman olduk' cevabını verdiler. Bunun üzerine Hz Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem; "Bu boynunuzda ki ipek de ne oluyor"? diye sordu.(Zuhri) dedi ki; "Hemen onlar cübbelerinden o ipeği yırttılar ve onu bir kenara attılar." [10] Sahabelerin Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e olan bağlılıklarına, Rasül Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verdiği hükme tâbii olmakta gösterdikleri titizliğe, ‘aman Ya Rabbi bu nasıl bir itaat anlayışı' dedirten iki hadisi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ebû Dâvud ve İbn Abdilberr, İbn Mes'ud Radiyallahu Anha'dan rivâyet ediyorlar. O demiştir ki: "Bir Cuma günü, Hz. Peygamber'in hutbe verdiği bir anda, mescide vardım. Efendimizin; ‘Oturunuz,' dediğini işittim ve hemen mescidin kapısına, olduğum yere oturdum. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beni gördü ve: ‘Ey Ebû Abdullah içeri gel,' buyurdular."[11] İbn Abdilber rivâyet ediyor: "Abdullah b. Revâha, Hz. Peygamber'in, mescidin içinden; ‘Oturunuz' dediğini duydu. Kendisi dışarıdaydı, hemen yola oturdu. Rasûlullah çıkıncaya kadar orada oturdu. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem mescidden çıkıp yanından geçerken onu gördü ve; ‘Nedir bu durumun? diye sordu. O da: ‘Sizin, oturunuz, sözünü işittim ve oturdum,' deyince Allah'ın Rasûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Allah senin itaatını artırsın,' diye hayır duâ etti." SubhânAllah !!! Görüldüğü üzere sahabeler, Allah ve Râsülüne gerektiği gibi ittiba etmenin en büyük örnekliğini sergilemişler, Şari'nin hükmüne hilaf bir amel sergilememişlerdir. Sonraki nesillere güzel birer örnek olmuşlardır. Nitekim sahabelerin, elde ettikleri, izzet, şeref, rahmet dolu hayat İlâhî hidâyet'e tabii olmaları sonucu gerçekleşmiştir. Asla ve kat'a Şari'nin hükmü dururken, aklî çözümlere müracât etmemişler, aklı, amellerin tayini için hakem kılmamışlardır. Öyleyse, tüm heybetiyle ve ihtişamıyla konuklarını bekleyen Cennet'e tamah ediyorsak, Allahu Teâlâ'nın razı olduğu, mukarrebun/kendisine yakınlaşmış kullarından olmak istiyorsak, hayatımızı en dakik ve sahih çözümler ile düzenleyen, insanı, kainatı yaratan Allah Subhanehu Ve Teala'nın bizim için seçtiği Îslâm Dini, hayata bakışımızın kaynağı olmalıdır. Yine Allahu Teâlâ'nın göstermiş olduğu kurtuluş reçetesi/ İlâhî hidâyet amellerimizin ölçüsü olmalıdır. Bu yönde bir değişikliğin içerisine girmemiz gerektiği kaçınılmaz bir zarurettir. Taki Allahu Teâlâ'da bizim bu halimizi değiştirsin. Zilletten izzete, zulümatlardan nûra kavuştursun. Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur: إِنَّ اللّهَ لاَ يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُواْ مَا بِأَنْفُسِهِمْ "Bir toplum bünyesinde olanı değiştirmedikçe Allah o toplumun halini değiştirmez."[12] Başka bir âyette ise; يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ "Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah'ın dinine ve bu Din'in hayata hâkim olmasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlamlaştırır."[13] Bu bağlamda son olarak şunları söyleyebiliriz. İlâhî hidâyete tabii olmak, izzet, hidâyet ve nuru beraberinde getirmekte, İlâhî hidâyet yerine aklî çözümlere tabii olmak ise zillet, dalalet ve zulümatları beraberinde getirmektedir. Müslümanların Şari'nin hükmünü amellerinin ölçüsü olarak kabul ederek, Şer'î hükümle değişim istemelerinin, İslâmî Hayatın başlamasına vesile olması ümidiyle...Essalamun Aleykum. Abdullah İmamoğlu
[1] Buhâri, Kitabu'r Rikaak, 14, 6357 [2] en-Nûr (24) , 51-52 [3] el-Ahzab (33) , 36 [4] et-Tâ-hâ (20) , 123-126 [5] en-Nisâ (4) , 65 [6] Vehbe Zuhayli , et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları: 3, 125-126 [7] Abdulganiy Abdulhalık, Sünnet'in Delil Oluşu , s, 82 [8] Buhârî [9] Buhâri , Kitâbu'z-Zebâih ve ‘s-Sayd , 12 , 5599 [10] İbn İshak [11] Ebû Dâvud, Salat, 226 [12] er-Râd (13) , 11 [13] el-Muhammed (47) , 7 |