Anasayfa arrow Yazarlar arrow Fuad Hamidoğlu arrow Batı'nın Çağdaş Kitle İmha Silahı: MEDYA
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

7/59 And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Nafi'den rivayet edildiğine göre: Ömer bana dedi ki; Rasul (s.a.v)'i şöyle derken işittim: "Kim Allah'a itaatten elini çekerse kıyamet günü kendisi için hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkar." (Müslim: H. No: 1851)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

20 Ağustos 2008 Çarşamba
Batı'nın Çağdaş Kitle İmha Silahı: MEDYA Yazdır E-Posta
Fuad Hamidoğlu
11 Haziran 2007 Pazartesi

 

Günümüzün gerçekte olağanüstü etkileme kabiliyeti olan medyayı anlamak çok önemlidir. Hayatın hemen hemen her alanını etkileyen ve bütün dünyayı köy haline getiren medyayı; 'İnsanların ve toplumların fikirlerini, zihinsel eğilimlerini, olayları değerlendirmelerini, haber ve bilgi toplamada, şekillendirmede ve yönlendirmede rakipsiz, keskin ve manevi bir güçtür', veya 'İnsanın düşünsel yapısına egemen olan yargılayıcı ve belirleyici bilgi ve haber mekanizmasıdır' diye tarif edersek tam isabet etmiş oluruz. Ancak konuya başlamadan önce çıkış noktası olan temel ve önemli bir hususa değinmek gerekir. Günümüzün dünya medyası ve yerel medyası her ikisinin dünya toplumları ve insanları üzerindeki olağanüstü etkisinin ve gücünün anlaşılması ve doğru bir şekilde analiz edilmesi için önce ön bilgi vermek kaçınılmaz bir gerçektir.

Giriş

Hakikat şudur ki; fikir, kavramak ve idrak; tarih boyunca toplumların ve bireylerin hayat tarzının şeklini belirlemede doğrudan etkileyen temel bir husustur. Hatta çoğu zaman bu temel husus olan fikir ve idrak öyle ki; toplumların ve bireylerin sadece geçmişini ve bulundukları zaman dilimi değil, geleceklerini de keskin bir şekilde tayin edecek kadar önem arz etmiştir. Diğer bir ifadeyle insanların benimsedikleri fikirler onların davranışlarını ve yaşayış biçimlerini etkiler ve şekillendirir. Fikirlerin etkileme gücü insanların istisnasız olarak hayat ile ilgili bütün eğilimleri ve amelleri kapsar. Mide ihtiyacını karşılamadan tutun, kadın-erkek ilişkisine ve yaptırım gücü olan devlet kurmaya varıncaya kadar... Burada meselenin net anlaşılması için canlı bir örnek vermek çok isabetli olacaktır: Menfaatçilik merkezli bir düşünceye göre hayat tarzını benimseyen bir şahısın fahişe bir kadın ile gayrı meşru bir ilişkide bulunması gayet doğaldır. Tabi ki bu ilişkiden bir çıkar var olduğu sürece. Hatta bazen menfaatçilik yüzünden, çıkar uğruna gerekirse ahlak anlayışına sığmayan bir takım karakter bozukluğu ve sapık davranışlar ortaya çıkar. Sırf para kazanmak için sanatçıların sinema ve sanat adı altında birbirleriyle porno filimler çevirerek, sadece insan anlayışına değil hayvan anlayışına bile ters düşen ve ahlaksızlığı yayan bozuk davranışların pratik yansımasıdır. Bunun sebebi ise bu eğilime ve davranış biçimine iten menfaatçilik merkezli bozuk bağdır. Bu örnekteki fikrin davranış üzerinde etkisi çok belirgin bir şekilde görülmektedir. Bu etki olumsuz olduğu gibi olumlu da olabilmektedir. Nitekim düşük bir fikir ancak düşük bir davranış meydana getirir.

Ancak aynı örnekte Şer'i hükme göre hareket eden bir başka şahısa göre evliliği seçer. Her iki kişinin yaptığı amelin aynısı olduğu halde fakat davranış biçimi ve doyurma keyfiyeti her iki örnekte tamamen farklıdır. Birbirinden farklı bu davranışları belirleyen tek husus fikirdir. Örnekten çıkacak sonuç ise fikrin; insanların davranışlarını belirlemede, şekillendirmede ve yönlendirmede ne kadar etkili olduğudur. Binaenaleyh insanın davranışı ve yaşayış tarzı onun zihnindeki yerleşen fikirlere bağlıdır ve onun dışına çıkmamaktadır. Tıpkı bilgisayar programı gibidir.

Hayat nizamı olan İslam geldiğinde insanları, davranış biçimlerini ve yaşam tarzlarını belli bir kalıba sokarak kalkındırmıştır. Bundan dolayı Arap Yarımadasında yaşayan çöl insanının hal ve hareketi, davranış biçimi ve yaşam tarzı tamamen bu doğrultuda değişmiştir. Madem insanın ve toplumun davranış biçimlerini, yaşam tarzlarını ve bakış açılarını belirleyip yönlendiren ve toplumların kalkınmışlığının veya çöküşünün ölçüsü fikir bu kadar önemli, öyleyse fikrin tanımını açıklamak kaçınılmazdır. Buna bağlı olarak da zihinsel hareketinin/düşünme operasyonunun nasıl gerçekleştiğini izah etmekte büyük fayda vardır. Bilindiği gibi insanın bir olay hakkında düşünüp fikir beyan etmesi ya da bir mesele hususunda düşünme operasyonunun gerçekleşmesi için dört ana husus şarttır:

1) Vakıa (olay) veya eşya,

2) Vakıayı veya eşyayı hissetmek için duyu organları,

3) Vakıayı veya eşyayı analiz etmek için sağlam beyin,

4) Vakıayı veya eşyayı (tanımak için) açıklayan ön bilgi.

Bu esasa göre akıl yahut fikir veyahut idrak, vakıanın/eşyanın hissinin duyular vasıtasıyla beyine nakledilmesi ve vakıanın/eşyanın açıklanmasına yardım edecek ön bilginin bulunmasıdır.

Burada konumuz stratejik husus olan ön bilgiye yoğunlaşacaktır. Zira akıl tarifine değinmenin sebebi tarifte geçen ve fikrin doğmasında önem arz eden ön bilginin konu ile alakalı olarak kilit rol oynamasıdır. Çünkü insanın ön bilgi olmaksızın düşünmesi düşünülemez. Ön bilginin konumu itibariyle insanın düşünmesi üzerine ne denli etkili olduğuna ilişkin İslam literatüründen ve pratik bir örnek verelim: İmam-ı Şafii genç ve delikanlı iken ilmi öğrenmek için Mekke'ye gider. Orada fıkıh ve hadis ilmi ile ilgili bilgileri ilk hocası Muhammed bin Halid El-zanci'den öğrenir. Bu arada kendisi aslen Arap ve Gazze şehrinde doğan Şafii fasih Arapçayı geliştirmek ve cahiliyye dönemindeki Arapların yaşayış tarzına vakıf olmak için köy ortamında bulunan Huzayil kabilesine giderek oranın şairleri ve fasih konuşanları ile 13 senelik fiili olarak beraberlik geçirir. Bir gün Şafii'nin ilk hocası Muhammed bin Halid El-zanci, Kâbe'de ders ortamında, Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in hadisinin senedini ve metnini öğretmek üzere, talebelerine rivayet yoluyla şu hadisi anlatır:

Vekii bin El-cerrah bize anlattığına göre filan kişidan, filan kişiden Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in şöyle dediği rivayet ediliyor:

''Kuşları -uğur bulmak için- bulundukları yerlerinden/yuvalarından oynatmayın." (Ahmed, Şafii, Ebu Davud ve Tabarani)

Bu hadisi okuyan Muhammed bin Halid El-zanci hadisin manasına değinmeden bir sonraki hadise geçmek isterken talebelerinden biri ona hadisin manasını ve fıkhını sorar. Sorunun cevabını veremeyen Muhammed bin Halid El-zanci etrafta bulunan Şafii'nin soruya ilişkin cevap vermesini ima eder. Sözü alan Şafii hadisin fıkhını şöyle açıklar:

'Araplar cahiliyye devrinde bir işe kalkışmak istediklerinde evden çıkıp bir kuş buluncaya kadar yola doğru ilerlerler. Sağ taraftan uçan kuşlara uğurlu deyip işlerine öyle devam ederler, sol taraftan uçan kuşlara da uğursuz derler ve yapmak istedikleri işlerden vazgeçerler. Eğer kuş bulamazlarsa kuşların bulundukları yerlere gidip onları yuvalarından oynatırlar ve işlerine o şekilde devam ederler'.

Bu hadiste Allah resulü uğursuzluğu nehyetmiştir. Bu rivayetten Şafii'nin hocası Muhammed bin Halid El-zanci İslam öncesi Arapların yaşayış tarzları hakkında ön bilgiye sahip olmadığı için hadisin manasını açıklayamayıp sadece hadisi okumakla yetindiği anlaşılmaktadır. Ancak Arapların cahiliyye döneminde yaşayış tarzları hakkında geniş ön bilgi edinen Şafii hadisin manasını izah edip, ön bilgi ışığında zihinsel operasyonunu gerçekleştirebilmiştir. Bu örnekte geçen olay, ön bilginin bulunmadığı takdirde düşünmenin de gerçekleşmeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ehemmiyet bakımından ön bilgi düşünmenin kilit anahtarıdır.

Buraya kadar yapılan izahat başlangıç olarak zihinsel operasyonunun olabilmesi için ön bilginin gerekliliği ile ilgilidir. Bir fikrin veya zihinsel operasyonunun olabilmesi için gerekli olan ön bilginin diğer önemli hususu ise zihinsel sonucu büyük ölçüde etkilemesi ve şekillendirmesidir. Buna göre yanlış veya sağlıksız bir ön bilgiye dayanan fikir de oranla hatalı olacaktır. Meseleye ilişkin olarak bir örnek verelim: Hanefiler belli bir zamana kadar Şer'i hükümlerde ahad haberine itibar etmezlerdi. (1) Çünkü onlar Şer'i hükümleri en az iki şahid gerektiren kadılıkta şahidlikle eş değerli tutarlardı. Bu durum Şer'i hükümlerde Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in siretinden çok sayıda delil getirerek ahad haberinin geçerliliği ile ilgili değerli bir bahis kaleme alan Şafii dönemi gelinceye kadar devam etti. Hanefiler Şer'i hükümleri kıyas yoluyla şahidlikle eş değerli tutarak ahad haberini kabul etmezlerdi. Yani ameli bir mesele olan Şer'i hükümlerde en az iki kişinin rivayet ettikleri hadise itibar ederlerdi. Şafii'nin bu konu ile alakalı olarak yeni bir ön bilgiye dayalı getirdiği bu bahis, o dönemdeki fıkıhçıların zihinsel hareketinin tamamen değişmesine yol açmıştır. Şafii'nin Şer'i hükümlerde ahad haberinin itibar edileceğine dair getirdiği ve belki diğer fıkıhçıların gözlerinden kaçtığı kuvvetli delillerden bir kaçı şunlardır:

1) Beraat (Tevbe) süresinin Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in emri üzere tek bir sahabi (ahad haberi) ile tebliğ edilmesi,

2) Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem'in diğer ülkelerde bulunan her krala tebliğ olarak birer sahabi görevlendirip mektup göndermesi.

Bütün bunlar Hanefilerin Şer'i hükümlerle ilgili değerlendirmelerinin yeni ön bilgi ile köklü biçimde değiştiğini göstermektedir. Ön bilgi değiştikçe fikir de köklü olarak değişir. Ön bilginin fikir ile alakası iki hususta özetlenebilir:

1) Fikrin/zihinsel hareketinin bulunması için ön bilgi gereklidir.

2) Ön bilgi fikrin tabiatını, şeklini ve ulaşılacak sonucu direkt olarak belirler. Her hangi bir mesele ve olay hakkında -az da olsa- ön bilginin değişmesi; fikrin, tutumun ve sonucun köklü bir şekilde değişmesi demektir. Bu kısa ve önemli giriş konumuzun sağlıklı ve doğru bir şekilde anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

1) Medyanın evrensel gücü ve etkisi:

Aklıselim bir kişi dünya gelişmelerine baktığı zaman Batı'nın İslam ile amansız ve haksız bir savaş psikolojisi içinde olduğunu görecektir. Bu savaş askeri, kültürel ve ekonomik boyutları yanında medyatik boyutu da içermektedir. Bu husus farazi bir mesele değil ortada somut bir realitedir. Burada aydın bir şekilde analiz ederek çözmeye çalışacağımız konu budur.

-Batı'nın İslam'a karşı açtığı medyatik ve psikolojik savaşını nasıl yürütüyor?

-Batı sözde ‘özgür medya' ifadesinin arkasında ne gibi planlar saklıyor?

-Bu savaşın amacı ve hedefleri nelerdir?

2) Batı merkezli bilgi nasıl olur?

Yukarıda ifade edildiği gibi fikir; tarih boyunca toplumların ve bireylerin hayat tarzının şeklini belirlemede doğrudan etkilemiştir. Fikir; toplumların ve bireylerin hem geçmişini, bulundukları zaman dilimini hem de geleceklerini de mutlak anlamda belirler. Diğer bir ifadeyle insanların benimsedikleri fikir onların davranışlarını ve yaşayış biçimlerini etkiler ve şekillendirir. Ayrıca ön bilgi de zihinsel hareketinin meydana gelişinde önemli bir husustur. Verilen ön bilgi yanlış olursa hem zihinsel hareketinin hem de çıkacak sonucun ve kanaatin yanlış olmalarına yol açacaktır. Bu gerçeği anlayan Batı; Müslümanların zihnine, fikrine ve yaşayış tarzına egemen olmak için psikolojik ve medyatik bir savaş yürütmeye başlamıştır. Aslında düşünce olarak medyatik savaş yeni bir olay değildir. Peygamberleri tekzip edenlerin başvurdukları en ucuz yöntemlerden biri de peygamberleri ve beraberindeki mü'minleri kötülemek ve karalamaktır.

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Kafirler/İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler." (Fussilet süresi:26)

Bu ise psikolojik ve medyatik savaşın ta kendisidir. Hak ve batıl dünyada bulundukları sürece bu savaş var olmuştur, devam da edecektir. Batı'nın Müslüman insanının zihnine, fikrine ve yaşayış tarzına egemen olmak için izlediği en tehlikeli ve etkili metod; kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde Müslümanların düşünüşlerini programlama metodudur. Böylece Batı'nın dünya ile ilgili siyasetini, hedefini ve çıkarlarını sağlama hususunda engel ve rakip olabilecek olan Müslümanların önü kesilmiş olacak ve İslam ümmetinin doğru olarak kalkınması için karşılarında büyük bir engel çıkmış olacaktır. Bu nedenle Müslümanların düşünüşlerini programlama metodunda Batı'nın yöntemi; dünyada cereyan eden olaylar ve haberler ile ilgili bilginin kaynağı Batı merkezli olmasıdır. Bilgi ve haber kaynakları Batı merkezli olduğunu ispatlamak için bir kaç örnek verelim:

1) İslam ve Müslümanlar hakkında inceleme ve araştırma yapan, bilgi toplayan ve Batılı ülkelerde bulunan yüzlerce üniversiteler ve enstitülerdir.

2) (İsrail varlığı) istihbarat teşkilatına bağlı Uneal Denkmann enstitüsü. Bu enstitüye Kamp David'ten sonra Mısır da katıldı.

3) Stratejik araştırmalar merkezi Rockflear Kurumu.

4) Bilgi merkezi For Vaundeash.

5) İslami ve Arapça araştırmalar Rand Kurumu.

6) Uzak ve Orta Doğu'nun sosyal araştırmalar konseyi.

7) Orta Doğu araştırmalar grubu.

8) Alman Friesisch Ebert Kurumu.

9) Barty uluslararası araştırmalar enstitüsü.

10) Shikagow dış ve askeri araştırmalar merkezi.

11) Brettiston uluslararası araştırmalar merkezi.

12) Harford uluslararası işler merkezi.

13) Amerikan kalkınma örgütü ve bunun dışında casusluk, etüt, stratejik, ekonomik, sosyal, psikolojik ve dini gibi araştırma yapan onlarca hatta yüzlerce enstitü ve merkezler bulunmaktadır. Bunların tek amacı; Müslüman insanının zihinsel yapısının, yaşayış tarzının, yönelişinin ve tutumunun hakkında araştırmak ve bu doğrultuda etkilemek için teşhisler koymaktır. Zira bu bilgi kaynaklı araştırmalar merkezleri İslam ve Müslümanlarla alakalı bilgileri toplamada ve gerçekleri öğrenmede çok sayıda uzman ve profesyonel kişileri görevlendirmektedir. Bütün bu gerçekler karşısında şu kesin olarak bilinmelidir ki; Batı'nın İslam ve Müslümanlarla ilgili tutumunu ve siyasetini belirleyen ve yönlendiren bu araştırma merkezleridir. Bu belirleme ve yönlendirme sadece askeri, sosyal ve ekonomik değil medya ve psikolojik boyutlarını da içine alır.

Dünya çapında haber ve medya kaynağına egemen ülkeler ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Rusya'dır. Bu devletler dünya medyasının kullandığı bilginin ve kaynağının %90'ına egemendir. Rakamsal olarak bu devletler dünya çapında 70.000 yayın yapan istasyon ve radyolara sahip iken, İslam aleminde 7.000'i geçmeyecek şekilde yayın istasyonu vardır. Aynı zamanda bu devletler 50.000 Televizyon ve uydu bağlantılı kanala sahip iken, üçüncü dünya ülkeleri 3.000'i aşmayacak şekilde kanala sahiptir. Aradaki farkın ne denli korkunç olduğu gözler önünde açıktır. Haberciliğin, gazeteciliğin ve haber ajanslarının dünya trafiğindeki akışının %90'ını düzenleyen sadece 5 ajanstır. Bu ajanslar şunlardır:

1) Reuters haber ajansı; İngiltere.

2) The Associated Press (AP) - ABD.

3) Yourat TV Bras; ABD.

4) Fransız haber ajansı.

5) Alman haber ajansı.

Bu ajanslar dünya haberlerinin %90'ına, sadece Amerika ise %50'sine egemendirler. Günlük olarak da dünya haber merkezlerine ve gazetelerine 40 milyon kelime ve kavram dağıtılmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerinin medyasına gelince o; günlük olarak sadece 30.000 kelime dağıtmaktadır. Diğer bir ifadeyle Batılı devletlere bağlı ajansların yayınladığı haberlerin %90'ını bütün dünyaya verirken, üçüncü ülkelerinki sadece %1'idir. Kısacası; dünya medyasını teşkil eden habercilik bu beş ajans şirketlerin dışına çıkmamaktadır. Buna 'Haber Stokçuluğu' denilmektedir. Dünyadaki olayların ve haberlerin süzgeci bu ajanslardır. Bilginin ve dünyada gelişen olayların haberlerinin tek kaynağı Batı iken, bu beş haber ajanslarının hem kendi çıkarlarına hem de tabi oldukları devletlerin çıkarlarına uygun olarak bir olayı ve haberi şekillendireceği ve bu istikamette dünya izleyicilerini (özellikle Müslümanları) etkilemek için yönlendireceği kesindir.

3) Haber endüstrisi:

Habercilikten söz edilirken akla önemli bir husus gelir. Bilindiği gibi İslam'da hadis ilmi tam manasıyla 'haber'e dayanmaktadır. Dolayısıyla hadis ilmi iki önemli hususlarla ilgilenir:

Birincisi; hadisin dirayeti,

İkincisi; hadisin rivayetidir.

Birinci husus hadisin manasını, ikinci husus ise hadisi rivayet eden şahısları ele alır. Hadiste aranan şartlardan en önemlisi güvenirliktir. Birçok hadisler; rivayet zincirinde rivayet eden şahıs yanılgıya düşmesinden veya unutkan olduğu için itibar edilmeyip sahih veya hasan derecesinden düşmektedirler. Böylelikle hadisi doğrulama derecesi azalmaktadır.

Yukarıda zikrettiğimiz gibi dünya haberciliği Batı merkezlidir. Acaba her hangi bir haber; haber ajansları tarafından bir takım süzgeçlerden geçirilerek belli bir şekil mi kazandırılıyor yoksa iddia edildiği gibi objektif, şeffaf ve tarafsız bir şekilde olduğu gibi ve yorumsuz mu bize ulaştırılıyor?!

Dünya medyasının haber sunuşlarına bakıldığı zaman şu sonuç ortaya çıkıyor:

-Medya önce cereyan eden olaya el koyuyor,

-'Haber endüstrisi' yani haber üretme fabrikasında haber üzere köklü bir operasyon yapılarak ona istenilen şekil veriliyor,

-Son aşama olarak haber bülteninde bütün dünyaya duyuruluyor. Yani salt habercilik diye bir şey yoktur. Bu söz sadece insanları kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu gerçeğin fotoğrafını çizmek için güncel gelişmelerden bir örnek verelim:

Geçtiğimiz günlerde Amerikan gazetelerinde; ABD'nin askerlik yapacak Amerikan gençlerinin oldukça isteksiz olduklarına ve bu isteksizlik ABD'de ciddi bir krize yol açtığına dair bir haber yer aldı. Bu konu ile ilgili bilgilere göre Amerika'nın aylık olarak 7.000 ila 8.000 askerlik yapacak kişiye ihtiyacı vardır. Irak'tan ve Afganistan'dan günlük olarak gelen ölüm haberleri Amerikan gençlerinin gözünü korkuttuğu için böyle bir kriz meydana geldi. Buna ilaveten bir kaç gün önce ABD Pentagonunun (savunma bakanlığının) ABD'nin Irak işgaline Amerikan halkından karşı çıkanların %60'lara ulaştığından kaygılandığı teyit edildi. Bu haberi alan ajanslar ABD'nin çıkarına uygun olarak sundu. Amerikan gençlerinin askerlik yapmak istemedikleri yeni bir şey değildir. Ancak yeni olan şey bu haberin; askerlere ihtiyaç konusunda ABD'nin uluslararası itibarının zedelenmemesi ve halkın milliyetçi duygusunu kabartmak için zamanlamasıdır.

4) Medyanın sistematik olarak bilgi sabotajı ve saptırma metodu:

Şeytan tiniyetli Batı medyasının bu konu ile ilgili izlediği çizgi yıkıcı ve sinsidir. Medya ve arkasında duran siyasi güç olan süper devletlerin bilginin ehemmiyetini anladıkları için habercilik ve bilgi kaynağı onların güdümündedir. Dünyada cereyan eden bazı olaylar sömürgeci kafir devletlerin işlerine gelmediği için bu olaylar ve haberler objektif ve yorumsuz olarak verilmemektedir. Onların bu işten ne gibi kazancı olabilir? Bir olayın gerçeği izleyiciler tarafından bilindiği takdirde onların duyguları kabarır, onları düşünmeye sevk eder ve gerekenlerinin yapılması için harekete geçerler. İnsanlık tarihi boyunca batılı temsil eden güç her zaman hakkı ve gerçeği gizlemiş, batılı ise haklı dava olarak göstermiş, batılı ve hakkı birbiriyle karıştırmıştır.

Gerçek şu ki gerçeği gizlemek, saptırmak ve ört bas etmek batılın tabiatındandır. Batılı ayakta tutan tek husus budur. Burada iki iş birden yapılıyor. Hem gerçek gizleniyor, hem de batıl hak ile karıştırılarak hak gibi gösteriliyor. Bu politika ise uzun yaşayamaz. Hakkı temsil eden taraf ise tam tersi, hem batılı deşifre eder hem de hakkı arı, duru ve net olarak ortaya koyar. Bu manayı zihinlerde net olarak canlandıran bir kaç örnek verelim:

Allahu Teala Kur'an'ı Kerimde İsrailoğullarına hitaben şöyle buyurmuştur:

"Bile bile batılı hakkın üzerine örtüp hakkı gizlemeyin." (Bakara:42)

İkinci bir örnek de; kıskançlık yüzünden Yusuf Aleyhisselam'dan kurtulmak için kuyu tuzağını planlayan kardeşleri, olayın gerçek yüzünü babaları Yakub Aleyhisselam'a bakın nasıl gizliyorlar:

"Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen bize inanmazsın." (Yusuf:17)

Oysa iki ayet önce olayın gerçek yüzünü Allahu Teala şöyle açıklamıştır:

"Onu (Yusuf'u) götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a; Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik." (Yusuf:15)

Müşrikler Rasulullah'ı Mekke'de iken küçük düşürmek, karalamak gibi medyatik bir kampanyaya başlarken gerçeği saptırarak yalanlara başvurmuşlardır.

Allahu Teala onlar hakkında şöyle buyurur:

"Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız?" derlerdi." (Saffat:36)

"İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen; O, bir büyücüdür veya delidir, dediler." (Zariyat:52)

Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulma aşamasında iken, bilgi kaynağı ve gerçeği saptırma hususunda köklü çalışmalar yapılmış, eğitim değiştirilmiş ve tarih tahrif edilmiştir. Mekke şerifi ve Mustafa kemal gibi yahudi dönme, hain şahıslar kahraman, memleket kurtarıcısı ve tarihi önder olarak halka gösterildi.

Allau Teala şöyle buyurdu:

"Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün." (Maide:13)

Aktüel olarak bir başka örnek verelim: Raşidi Hilafet Devletini kurmak için çalışan ümmetin gözdesi ve samimi evlatları hakkında medyanın verdiği haberler ya saptırılmış ya da tutuklama ile ilgilidir. Bundan amaç ise, izleyicilerin (özellikle Müslümanların) gözünü korkutmak ve dava taşıyıcıların ümmet ile bağlarını koparmaktır.

Dava taşıyıcılarla ayaküstü sohbet etmekten dolayı başımıza bela getirir şeklinde bir kamuoyu oluşturmak için bütün bu çabalar. Fakat medya; Raşidi Hilafet Devletinin kurulma çalışmasının dünya çapında yapılan ümmet merkezli, hayırlı ve muazzam faaliyetlerinden ve bu çalışmanın güç kazanarak büyümesinden hemen hemen hiç bahsetmez ve bu hayırlı çalışmayı yok sayar. Çünkü bu, ümmetin uyanmasına ve çalışanlarla beraber harekete geçmesine sebep olacaktır.

Bir başka örneğe geçelim; Amerika'nın Irak'ı işgal etmesidir. Amerika Irak işgaline başlamadan önce dünya çapında köklü ve büyük medyatik bir kampanya başlattı. Bilgileri saptırdı, asıl olmayan ve işine gelen birçok sahte belgeler uydurdu. İşgal yerine çok uluslu güçler, sömürge yerine Irak kurtuluşu, memleketin servetlerini çalmak yerine Irak'ı yeniden imar etmek, sivil ve masum insanları öldürmek yerine meşru nefsi müdafaa, işgal altında bulunan Müslüman memleketlerde işgalcilere karşı direnenler ve mücahitler yerine teröristler geçti. Ayrıca hakikati saptırmak için medya ile bağlantılı olarak işgal altında bulunan ülkelerde; Amerika, İngiltere, (İsrail!) istihbaratları tarafından sivil halka ve camilere yönelik gizli olarak saldırılar düzenlenmektedir.

Batı medyası bilgileri ve hakikati saptırma konusunda uzman olduğu gerçektir. 11 Eylül olayı terör saldırısı olarak nitelenirken, geçtiğimiz günlerde Verjinyea Üniversitesinde 32 kişi öldüren bir genç haberlerde terör olarak değil psikopat diye ifade edildi!!!

Bu yazının hazırlandığı sıralarda Orta Doğu'da çok önemli fakat birçok insanların fark etmediği siyasi bir olay cereyan etti. Amerika'nın Irak'ta saplandığı askeri ve siyasi bataklık ve buhranlıktan kurtulmak için İran ve Suriye gibi bölgesel devletlerin hayati yardımlarına açık şekilde başvurmak zorunda kaldı. Can simiti rolünü oynayan İran, 30 yıldır ‘büyük şeytan' diye adlandırdığı Amerika ile nihayet aynı masada oturdu ve Müslümanlar tarafından artık İran rejimi diğer rejimler gibi bir ajandır anlaşılmasın diye Bağdat'ta görüşme arifesinde her iki taraf aldatıcı bir oyun oynadılar ve sonuçta bütün kamuoyunu kandırdılar. Görüşme arifesinde her iki taraftan birer açıklama yapıldı. Amerika'dan gelen açıklama; 'İran rejimine nükleer silah üretme noktasında uluslararası toplum daha sert davranarak geniş çaplı bir ambargo uygulanması gerekir' yönünde idi. Ayrıca dünya kamuoyunu iyice aldatmak ve bütün dünyanın bölgede Amerika ile İran arası gerginlik yüzünden bir savaş çıkacak yanılgısına kapılması için Amerika Basra körfezinde büyük çaplı tatbikata başladı. Karşılıklı olarak da İran rejiminden gelen açıklama 'İran rejimini şiddet kullanarak içerden devirmek için gizli olarak, dış güçlerle bağlantılı ve CIA hesabına çalışan casus şebekesi yakalandı' yönünde idi. Yapılan bu iki açıklama yüzünden asıl konu konuşulmaz oldu ve medya bu iki olaya yoğunlaştı. Asıl konu ise İran rejimi büyük şeytan dediği Amerika ile öteden beri dost olup gerçek yüzü ve İslami bir devlet olmadığı ortaya çıktı. Fakat medya olayı saptırarak asıl konu (Amerika'yı Irakta kurtarmak) yerine şu konuyu konuşturuyordu: İran rejimi sadece Irak'taki iç savaşa son vermek için Irak halkına yardımcı olmak istedi. Amerika ise İran'la nükleer meselesini tartışmak için bir araya geldi. Sanki dünyada görüşecek başka bir yer kalmamış da özellikle Bağdat seçiliyor!!! Haberi izleyen kimse iki dost değil de sanki iki düşman bir araya gelmiş gibi bir izlenim uyanıyor. Bütün bunlar bilinçli ve sistematik olarak yapılıyordu.

Bilindiği gibi 11.09.01'de ABD'nin güç sembolünü temsil eden ve dünya ticaret merkezi adlandırılan ikiz kule uçaklarla yerle bir edilmişti. Hala Amerika başta olmak üzere dünya medyası bu olaydan bahsederken daha çok 11 Eylül olayı diye zikrediyor. Acaba medya neden tarihe endekslenerek bir başlık seçmiş ve ikiz kule, ticaret merkezi veya Newyork olayı dememiştir? Bunun sebebi nedir? Neden özellikle herkesin dilinde 11 Eylül denilmektedir? Neden medya uçak ve bina fotoğrafları es geçerek en çok tarih üzerine duruyor? Oysa gerçek hadise sıkı güvenlik önlemlerle kuşatılan Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon (!) binalarının uçaklarla vurulmasıdır. Bunun tek anlamı; eğer medya fotoğraflar üzerine sık sık durursa insanların zihinlerinde güçlü bir kanaat oluşacak, o da şöyledir: 'Demek ki Amerika'nın askeri gücü abartıldığı kadar değildir, onun en hassas titanik putunu içerden yıkmak mümkündür'. Fakat Amerikan medyası sürekli acındırma duygusunu aşılayarak, 3000 kişinin öldüğü bu olay zikredilerek, yanında Müslüman fotoğrafları gösterilirken akla İslam ve terörizm kavramları gelir.

Bir başka örnek; Batı'lı hükümetleri Avrupa'da yaşayan Müslümanları fikri ve kültürel olarak asimile etmek için kavram kayması oyununu yaparak avam Müslümanları aldatmayı başardı. Asimilasyon yerine entegrasyon kullanarak kulağa hoş gelecek şekilde tahrif edildi. Ayrıca bu iki konu Batı medyasında zikredilerek tartışılırken, yemek kültürü, dili öğrenmek, teknik imkanları, trafik kurallarına ve Batı kanunlarına uyma meselesi beraberinde anılıyor. Oysa kültür merkezli asimilasyon ve entegrasyonun manası bunların hiç biri değildir. Hatta Batının gerçek hedefi de bunlar değildir. Bu iki kavram akide ve bu akidenin yaşayış tarzı, ameller ölçüsü gibi konuları içermektedir.

Yukarıda ifade edildiği gibi şeytan tabiatlı batıl her zaman gerçekleri saptırmaya/tahrif etmeye dayanmıştır. Özetle; herhangi bir haber izleyicilere yorumsuz ve salt olarak ulaşılmamakta, habercilik ve dünya medyası Batı merkezli haber endüstrisi diye bir gerçek bulunmaktadır.

İzah ettiğimiz gibi ön bilgide en ufak bir değişiklik zihindeki şekillenecek fikir ve manayı köklü bir şekilde değiştirecektir. Bu nokta ile alakalı son iki örnek verelim.

Birincisi; Sudan ile alakalıdır. Genelde insanların bu ülke hakkındaki izlenimi fakirlik ve kıtlık ülkesidir. Bunun sebebi ise medyanın bilinçli olarak gösterdiği ve verdiği yanlış bilgilerdir. Oysa Sudan'ın sadece 800 milyon dönümü %100 bir şekilde ziraat için el verişli, dünyanın en lezzetli ve tatlı suyu Nil nehri onda akmakta ve büyük ölçüde yer altı zenginliği altın rezervine sahiptir. Ancak işin başındaki bozuk yöneticiler yüzünden insanlar bu muazzam servetten istifade edememektedirler.

İkinci örnek; ise Afganistan'ı ve Irak'ı işgal eden Amerikan ve NATO ordusuna yönelik mücahitler/direnişçiler tarafından herhangi bir şehadet eylemi veya operasyon haberi kanallarda farklı olarak ifade edildiğinden dolayı zihinlerde farklı yorumlar oluşmaktadır. Mesela bu haber; CNN kanalında 'Saddam yanlıları' veya 'Teröristler', Al-Arabiya kanalı bu haberi 'Zarkavi yanlıları', BBC veya Al-jazeera ise 'Silahlı direnişçiler' olarak verilmektedir. Haberdeki kullanılan ifadeler izleyicilerin olaya bakış açısını etkilemek ve şekillendirmektedir. Çünkü direnişçi ile terör arsında büyük fark vardır. Her iki kavramın zihinde canlandırdığı farklı ve ayrı manaları vardır. Amerikan yorumcu Michael Barnty 'Bulgu mu yoksa uydurma mı?' isimli kitabında şöyle der: 'Bir kişinin terör olup olmadığını belirlemek için ancak medya karar verir. Medya; bir ülkede yaşayan halkın geniş tabanına yayılan ulusal bir isyana veya ayaklanmaya teröristler demektedir. Misal olarak Özbekistan'da cereyan etmiş olaya batı medyası hürriyet yanlıları demeyip terör eylemi olarak vasıflamıştır.' Devamla şöyle diyor: 'Amerikan medyası; Angola, Nijerya ve Mozambik gibi ülkelerde bulunan ve CIA hesabına çalışan kontur gerillaya devrimciler ifadesini kullanırken, E-lkaide'ye terörist olarak demektedir.' Her iki grup aynı eylem yapmalarına rağmen vasıflamada farklı değerlendirilmektedir.

Bunun nedeni ve ölçüsü ise, Amerika'nın çıkarlarını sağlayıp sağlamamasıdır. Bu örneklerde süper güçlerin kendi menfaatlerini ve çıkarlarını sağlamak amacıyla korkunç harcama yaptıkları medyanın bilgi ve haber konusunda yıkıcı ve büyük oyun oynadığı görülmektedir.

5) Özgür medya kandırması:

Bütün bu sağlam ve güvenilir bilgilerden sonra özgür, gerçekçi, objektif ve tarafsız medyadan bahsetmek insanların avam tabakasını kandırmaktan başka bir şey değildir. Dünya medyası iddia edildiği gibi özgür olsaydı neden önemli bilgiler ve haberler üzere ya oyun çevrilmekte ya da gizlenilmekte veya örtbas edilmektedir? Medyanın özgürlüğü ve insancıl anlayışı; dünyada Müslümanları ve mustazaf zavallı insanları hedefleyen katliamlarda ve aç bırakmada neden tecelli etmiyor? Sıradan bir halk kitlesi topyekûn dünyanın gözü önünde imha edilirken medyanın özgürlük duygusu kabarmazken, fakat Batı'da bir kedi ağacın dalına asılıp takıldığında veya bir köpek yavrusu kuyunun dibine düştüğünde harekete geçer, bütün insan ve hayvan dernekleri ayağa kaldırır? Bu nasıl bir çifte standartlık? Dünya çapında Batı'nın ve kitle imha silahı medyanın iddia ettikleri gibi 'Fikir Hürriyeti' felsefesi olsaydı neden bunca gazetecilere ve kameramanlara karşı suikast düzenleniyor? Burada medya özgürlüğü hakkında bir kaç misal vermek isterim.

1970 senesinde İngiltere hükümeti haber ajansı BBC'inin IRN (İrlanda Gizli Ordusu) hakkında verdiği haberlerden ve bu konuda izlediği politikadan rahatsızlığını dile getirmiştir. Bunun üzerine İngiliz hükümeti BBC'inin IRN'yı bir terör örgütü olarak tanıtmasını ve hükümetin bu örgüte karşı izlediği politikayı benimsemesini talep etmişti.

Bu nedenle Dünyada bilgi merkezi ve habercilik tek taraflıdır. Bu işin vakıası budur. Görünen köy kılavuz istemez. Bunlar hangi medya özgürlüğünden bahsediyorlar? Bağdat'ın Ebu Gureyp mi yoksa Gvantenamo hapsanesinden mi? Hindistan'da hinduların oradaki Müslümanlar üzerene acımasızca kıyımlar düzenlemelerinden mi yoksa Özbekistan'da cani Kerimof'un Müslümanların kanına girmesinden mi? Dünya medyası daha ne zamana kadar bu siyasi münafıklığa devam edecek? Afganistan işgali esnasında, Lübnanlı Diyana Makleb isimli El-Hayat gazetesinde çalışan bir bayan gazeteci ve muhabir şöyle anlatıyor: 'Afganistan hakkında haber veren ve esir düşen İtalyan bir bayan gazeteci/muhabir; merkezi Roma'da bulunan gazete tarafından uyarılıyor. Gazetenin Afganistan muhabirinden istediği husus; Afganistan hakkında haber verirken Afgan mültecileri ve onların ızdırapları ile ilgili raporların azalması, haberlerin ve raporların daha çok Taliban hareketine ve El-Kaideye yoğunlaşmasıdır. Gazetenin gerekçesi ise, şu anda İtalya; Amerikanın müttefiki olduğundan dolayı mültecilerin fotoğraflarının yayınlanması dünya kamuoyunun Amerika'ya karşı harekete geçmesidir.'

Aynı Lübnanlı muhabir bayan şöyle diyor: ‘Taliban ve El-Kaidenin esirlerinin öldürülmesine karşı medya ilgisiz kalırken, esir ölülerin cesetleri medya tarafından tahrik edici bir şekilde uzun uzun çekimler yapıldığı halde bu katliamların dünyaya çok azı gösterilmiştir. Washington Post gazetesinin verdiği habere göre CNN başkanı Wolter Cakson; muhabirlerin Afganistan'daki gelişmeleri ve sivil halkın sorunlarından haber verirken, 11 Eylül'de ölenleri zikretmelerini talep etmiştir. Wolter Cakson şöyle diyor: 'Afgan halkının sorunlarına ve zor durumlarına yoğunlaşmamız ahmaklıktır'. Bunun sebebi bu sorunlardan bahsetmek Amerikan hükümetini sorumlu tutmak ve zayıflatmak anlamına gelir. Bu imaj ise Amerikan halkına verildiği takdirde halkın hükümete desteği zayıf olacaktır. Medya ile ilgili yaptığımız bu önemli açıklamalardan sonra konuyu üç noktada özetleyebiliriz:

1) Bilginin ve haberin tek taraflı ve tek merkezli olması,

2) Medyanın bilgiyi ve haberi şekillendirmesi (haber endüstrisi),

3) Gerçek manada özgür ve tarafsız medya kandırması.

6) Fotoğraflı bilgi:

Medyanın bilgileri ve haberleri bütün insanlara ulaştırmada yayın açısından kullandığı üç ana teknik vardır. Etkileme gücü açısından şöyle sıralamak mümkündür:

1) Görüntülü teknik televizyon gibi,

2) Sözlü teknik radyo gibi,

3) Yazılı teknik dergi ve gazete gibi. İnternet ise hepsini kapsar.

Bu üç tekniklerden en çok etkileyen görüntülü olanıdır. Çünkü fotoğraflı bilgiler ve karikatürler insanların beyinlerinde kazılarak daha kalıcıdır. Kullanım amaçlı ev eşyası, arabalar ve çocuk oyuncağı gibi tüketici eşyalar üzerine yapışkan etiketler bunun örnekleridir. Fotoğraflı anlatımlar ise daha etkileyicidir. Televizyonlarda duygu ağırlıklı filimler ve diziler gibi. Zaten toplumun ahlakını bozan ve hayasızlığı yayan bu ahlak dışı filim ve yıkıcı dizilerdir. Birçok boşanmalar, karı koca arasının açılması, mutlu bir yuvanın yıkılması, fuhuşun ve ahlaksızlığın toplumda normal karşılanması ve yayılması, ürpertici cinayetlerin işlenmesi, saygının ve birçok değerlerin kayıp olması v.b bunların yüzündendir. Toplum arasında yangın gibi alevlenerek her şeyi yakıp geçen yıkıcı fikri ve ahlaki mefhumlar bu dizi ve filimler sayesindendir. Zira kıssa ve anlatım üslubu Kur'an'da sık sık kullanılmaktadır.

Medyanın korkunç etkisi budur. Bu etki olumlu da olabilir olumsuz da olabilir. Günümüzün medyası yıkıcı bir yayın yapmaya devam ettiği sürece haksızlar haklı, haklılar ise haksız, İslami bir hayat için yaşamak ve çalışmak terör ve yasa dışı gösterilmeye de devam edilecektir.

Şu anki batıl ve şeytan merkezli medyanın gücünü ve rolünü özetlemek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Yanlış ön bilgi; yanlış düşünmeye ve yanlış eğilim yapmaya sevk eder.

Hak merkezli olup İslam ve Kur'an sesi, insaflı, doğru söz söyleyen, hakikati ortaya koyan ve zulme uğrayanlardan yana medyayı çok özlüyoruz. Hakkın hiç çekinmeden korkmadan söylendiği ortamı dört gözle beklediğimiz bu günlerde; insanlık üzere rahmet ve şefkat örtüsü, esenlik ve Allah'a kulluk, nihayet Allah'ın rızasını bizlere kazandıracak Raşidi Hilafet Devletinin güneşi ufuklarda doğduğunda artık bütün insanların nefesini kesip gözleri baka kalacaktır.

Allah bize o günü nasip etsin. (Amin)

Duaların en hayırlısı Allah'a hamd olsun.

-----------------------------------------------

1) Ahad haberi: Hadis ilminde rivayet zincirlemesinde tek kişinin rivayet ettiği ve rivayet bakımından (mutevatir) kesinlik ifade etmeyen hadise denilir.

21 Cumadilevvel 1428 H - 07.06.2007 M

Fuad Hamidoğlu

< Önceki   Sonraki >

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
 
Dünya üç devrimi birden yaşıyor
Henry A. Kissinger | 08.04
 
Kill a Hundred Turks and Rest (İngilizce)
Uri Avnery | 10.03
 
Afganistan'daki NATO Soykırımı
Ali Khan | 07.03
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |