|
Ey Müslümanlar! Ümmetin sözde liderleri Arap zirvesi gibi toplantılar adı altında toplanmaktadırlar. Bu toplantılarda Ümmete hainlik yapmaktadırlar.
Söyler misiniz bana; onlardan ne beklemektesiniz?
Bizlerin sözde bekçileri alakalarımızı düzenlemek için toplanmaktadırlar. Söyler misiniz bana; onlar hangi alakalarımız hakkında tasalanmaktadırlar? Bizlerin sözde temsilcileri, bizim münakaşa ettiğimiz meseleleri çözümlemek için bir araya toplanmaktadırlar. Söyler misiniz bana; hangi meselelerde onlar bizi temsil etmektedirler? Afganistan'daki kardeşlerimizin bombalanmalarında mı bizi temsil etmektedirler? Topraklarımızı çalıp işgal etmiş olan, bacılarımızın şereflerini lekelemiş olan, evlerimizi yıkmış olan yahudilerle alakalarını normalleştirmeye çabalayan Abdullah mı bizleri temsil etmektedir? Cinlerin ve insanların Yaratıcısına itaat etmekten vazgeçip, sanki yedi kat göklerin üzerinden yönetiyormuşçasına uşaklık ve itaat ettikleri efendileri Amerika'nın kuklaları mı bizleri temsil etmektedirler? Ümmetin çoğunluğu fakirlik içerisinde yaşamaktadır, onlar kaygılanıyorlar mı? Ümmet açlık çekiyor, onlar kaygılanıyorlar mı? Ümmet kanıyor, onlar kaygılanıyorlar mı? Söyler misiniz bana; bu toplantılardaki liderlerden ne beklemektesiniz? İslam beldelerini esaretten kurtarmak için bir ordu hazırlamalarını mı beklemektesiniz? Hindistan'daki kardeşlerimizi yakan müşriklerin ateşinden bizleri onların korumalarını mı beklemektesiniz? Allahu Teala'nın dinini uygulayacaklarını, Kuran-ı Kerim'le sizleri yöneteceklerini mi beklemektesiniz? Kendi küfür sistemlerini ilga edip, onun külleri üzerine Hilafet'i kurmalarını ve sizleri tek bir lider, tek bir imam (halife) arkasında birleştireceklerini mi beklemektesiniz? Bütün bunları gerçekten onlardan beklemekte iseniz bir hayal dünyasında yaşamakta olduğunuzu ve biran evvel uyanmanız gerektiğini söylemek zorundayız. Şeytanın dostlarından ne beklemektesiniz?! Maruz kaldığımız baskılardan farklı bir şeyler mi? Uğradığımız hainliklerden farklı bir şeyler mi? Ümmeti küçük düşürmelerinden, rezil etmelerinden farklı bir şeyler mi? İbn Mesud'dan Resulullah Sallallahu Aleyhi Ve Selem şöyle buyurmuştur: ‘Her bir şey için kendisine zarar veren bir şey mutlaka mevcuttur. Bu dine zarar veren şey ise kötü yöneticilerdir.'Bu ümmet içerisinde sadece naif/saf olanlar, Allah'tan korkmayan liderlerin katıldığı bu toplantılardan hayırlı bir şey çıkabileceğini düşünebilirler. Düzenlenen toplantılar ve konferanslar, Amerika'nın bölgedeki menfaatlerinin devamlılığını sağlamak için kullanılan oyuncaklardır. Yıllarca, sadece tahtlarını koruma derdinde olan liderlerin, yalanlarıyla bombalandık. Kapitalistler sadece İsviçre'deki banka hesaplarını, pozisyonlarını ve ünvanlarını düşünmektedirler. Bu adamlar liderliği; başkentlerindeki duvarlara portrelerini astırmak olarak görmektedirler. Bu adamlar liderliği; görev ve sorumluluk üstlenmek değil statü ve şan için arzulamaktadırlar. Bu, İslam'daki liderlik mefhumundan çok çok uzaktır! İslam bize liderliğin bir teşrif/onur değil bir teklif/görev olduğunu söylemektedir. İşte, bu İslam'daki liderliktir! İslam, bizi liderliğin izzet/şan değil fakat mesuliyet olduğunu söylemektedir. İşte, bu Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in sahabesinin liderlik mefhumunu kavrayış şeklidir. Ubade İbn Samed bir gün Resul Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in otoritedeki insanların omuzlarındaki ağır yükten bahsettiğini duymuştu. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Selem komutanların, valilerin ve otoritedeki insanların sorumluluklarından bahsetmekte idi. Ardından görevini yerine getirmemiş olanları ve kendilerine emanet edilmiş malları, kendi çıkarları için kullananları nasıl ağır bir ceza ve aşağılanmanın beklediğinden bahsetti. Ubade İbn Samed bunları duyunca şok oldu ve iki kişi üzerine dahi olsa, hiçbir şekilde herhangi bir liderlik pozisyonunu kabul etmemeye yemin etti. Bunun sebebi yönetmek mefhumundan korkmuş olması veya kendinde halkın alakalarını üstlenebilecek yeteneği göremediği için değil fakat liderliğin ağır yükünü, yönetme ve halkın alakalarını gözetmenin ağır sorumluluğunu görmüş olması idi. Ömer İbn Hattab kendi kendine şöyle dedi: ‘Müslümanların alakalarında bana yardımcı olması için Umayr İbn Saad gibi bir adamımın olmasını ne kadar çok isterdim.' Ömer İbn Hattab'ın halifeliği döneminde amil olan Umayr İbn Saad bir hutbesinde şöyle dedi: "Otorite güçlü olduğu sürece İslam heybetli kalacaktır. Otoritenin gücü kılıçla öldürmekten veya kırbaçlamaktan değil doğrularla hükmetmekten ve adaleti korumaktan gelmektedir.' Umeyr ibn Saad liderlik mefhumunu işte bu şekilde anlamıştı. Kardeşlerim! Şüphesiz bu insanları Resul Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in şu sözleri titretmekte idi: "10 veya 10 dan fazla kişinin lideri olmuş hiçbir adam yoktur ki hesap gününde Allah Subhanehu Ve Teala karşısına getirilmesin. (Bir ülkenin lideri, bir şehrin valisi değil fakat 10 veya 10 dan fazla kişinin lideri) 10 veya 10 dan fazla kişiden sorumlu, tek bir kişi dahi hesap gününde Allah Subhanehu Ve Teala'nın karşısına zincirlenmiş bir halde gelmesin. Şayet halkın alakalarını düzenlemekte adaletli davranmışsa bu zincirler çıkarılır. Şayet halkı doğru yoldan saptırdı ise veya sorumluluklarını yerine getirmediyse zincirler çıkarılmaz." İşte, Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi Ve Sele'in bu hadisi Umeyr'i şok etmiş ve böylelikle akıllarında bir liderlik mefhumu oluşmuştu. İşte, İslam'daki bu liderlik mefhumu Sahabenin sorumluluğu ve ağır yükünden dolayı liderliği kabul etmemelerine sebep olmuştur. Liderliği kabul edenler ise sorumluluklarını gerektiği gibi yerine getirmek hususunda teşvik ediliyorlardı. Onlar liderlikle onura ulaşmayı hedeflemiyorlardı, onlar görevlerini doğru olarak yerine getirdikleri için onura ulaşabildiler. Onlar liderlikle şan ve şerefe ulaşmayı hedeflemiyorlardı, onlar sorumluluklarını Allahu Teala'yı razı edecek şekilde yerine getirdikleri için şana ve şerefe ulaşabildiler. Yani onur görevden önce ve şerefte sorumluluktan önce gelmiyordu. Bilakis görevin ve sorumluluğun Allahu Teala'yı razı edecek şekilde yerine getirilmesi onurla, şan ve şerefle sonuçlanmıştır. Liderlik bir unvana ve mevkie sahip olmak değildir. Liderlik güvenebilmek ve emanet edebilmek demektir. Her gün çeşit çeşit ünvanlar duymaktayız. Bunlardan biri; ‘iki caminin koruyucusu'dur. İki caminin koruyucusu; üçüncüsünü unutmuş gibidir. Kudüs'teki Mescidi Aksa'yı unutmuştur. İki caminin koruyucusu; hizmet ettiğini iddia ettiği Mescidi Nebevi'de yatan Nebinin Sünnetini unutmuş gibidir. İki caminin koruyucusu; hemen yanında yatan Sahabenin, Ebu Bekir es-Sıddık'ın ve Ömer bin Hattab'ın liderlik sorumluluklarını nasıl yerine getirdikleri örneğini unutmuş gibidir. Filistin'deki Müslümanların kanının Allahu Teala indinde bu mescitlerden daha değerli olduğunu unutmuş gibidir. Günümüzün liderleri İslam'ı hacc, hacıların ihtiyaçlarını gidermekten ibaret olduğunu düşünmektedirler. Nerede o Tabiin?! Onlar ki; kılıçlarının sesi halen gerçekten iman etmiş olanların kulaklarında yankılanmaktadır. Onlar ki; hayat akışları, destanları bizlere kadar ulaşmıştır. Onlar ki; savaş alanından Mekke valisine içerisinde çok güçlü kelimeler bulunan bir mektup yazmışlardı. Cihadın 'taşları korumaktan' daha hayırlı olduğunu yazmışlar ve onu cihada davet etmişlerdi. Mekke valisi ise bulunduğu mevkiden vazgeçmiş, istifa edip cihada katılmıştı. Onlar Allahu Teala yolunda cihada, Allah Subhanehu Ve Teala'nın evini süslemekten daha fazla değer veriyorlardı. Çünkü; Allah Azze ve Celle Müslüman'ın bir damla kanını Kabe'den daha değerli görmektedir. İşte, bu İslam'ın liderlik mefhumudur. Peki, kendilerine emir-el mü'minun gibi unvanlar atfedenlere ne demeli? Kendilerini emir-el mü'minun diye isimlendirenlerin İslam'ı hâkim kılmak, İslam'ı korumak veya İslam'ı yaymak gibi niyetleri kesinlikle yoktur. Buna rağmen kendilerine emir-el mü'minun demektedirler. "Ben normal halk gibi giyiniyorum. Halkımın arasına giriyorum. Hangi hususlarda endişelenmekte olduklarını araştırıyorum. Ben Ömer İbn Hattab gibiyim." şeklinde bir açıklama yapma cüretinde bulunan Ürdün Kralı Abdullah'a ne demeli? Kral Abdullah halkının arasına girdiğinde kurşungeçirmez çelik yelek giydiğinden, ziyaret edeceği bölgelerin önceden kraliyet askerleri tarafından kontrol edildiğinden, muhaberattaki güvenlik güçlerinin alarma geçirildiklerinden hiç bahsetmemektedir. Bu, Ömer bin Hattab'ın sergilediği örnekle uyuşmakta mıdır?! Ömer bin Hattab'ı arayan bir Bizans heyeti onun bir ağacın altında yatmakta olduğunu görünce şöyle demişlerdir: "Adil oldun, adaletle hükmettin, kendini güvende hissettin ve şuanda kimseden korkmadan yalnız başına bir ağacın gölgesinde uyuyabiliyorsun ha!" O halde Abdullah'a soruyoruz: "Ömer bin Hattab'ı örnek aldığını nasıl iddia edebilirsin?" Ömer bin Hattab'ı Kudüs'ün, Filistin'in kapılarını açmıştı. Kral Abdullah ise Filistin'i kurtarabilecek çalışmaların önüne taş koymaktadır. Bu halde onun Ömer bin Hattab gibi olduğu nasıl iddia edilebilir? Evet kardeşlerim, Bugünkü yöneticilerin sergiledikleri liderlik ve İslam'daki liderlik arasında dağlar kadar fark vardır. Bu Ümmetin tarihinde çok parlak örnekler vardır. Onlar melek veya peygamber değillerdi. Onlara Allahu Teala'dan vahy de indirilmemekte idi. Onlara mucizelerde verilmemişti. Onlar korkunç bir cahiliyet içerisinde iken İslam'ın en iyileri oldular. İkinci halife olan Ömer bin Hattab insanların hakları şurada dursun, hayvanların haklarını gerektiği şekilde verip vermediğini düşünerek ağlardı. Ömer bin Hattab geçebilecek bir yol bulamayan sığırlara bakar, ağlayıp şöyle derdi: "Allah bana; ‘Ya Ömer neden onların geçebilecekleri güvenli bir yol inşa etmedin?' diye soracaktır." İslam beldelerindeki liderler Allahu Teala'nın, Kâbe'den daha değerli gördüğü Müslüman'ın bir tek damla kanının akıtılmasından sorumlu olmadıklarını, hesaba çekilmeyeceklerini mi sanmaktadırlar? Ömer Radiyallahu Anha, hesap gününde sığırların hakları hususunda Allah tarafından hesaba çekilecek iken Filistin ve Afganistan'daki Müslümanların feryatlarına cevap veremeyişlerinden dolayı Müslümanların bu sözde liderleri AllahU Teala tarafından hesaba çekilmeyeceklerini mi sanmaktadırlar?! Ömer Radıyallahu Anha öyle bir zattı ki, Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Selem onun hakkında şöyle buyurmuştu: "Eğer benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı, bu mutlaka Ömer olurdu."Bir diğer hadisde Resul Sallallahu Aleyhi Ve Selem el-Faruk hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ya Ömer! Sen şeytanın bulunduğu bir yola adım atsan, şeytan sana karşı olan korkusundan dolayı o yolu terk ederdi." Böyle müthiş bir Müslüman olduğu halde, Ömer bile hesap gününden korkarken bu liderler nasıl olurda Allahu Teala'dan korkmazlar, nasıl olurda rahat davranabilirler? Ömer bin Hattab ölüm yatağında iken oğlu Abdullah ibn Ömer'e şöyle dedi: "Naaşımı taşıdığınızda acele edin, hızlanın, şayet taşıdığınız kötü biri ise, ondan çabucak kurtulmuş olursunuz. Şayet beni Rabb'imle, beni güzel bir buluşma beklemekte ise beni çabucak ona kavuşturmuş olursunuz." Ve ardından oğlundan kendisinin yüzünü yere koymasını istedi. Böylelikle Allahu Teala'ya karşı mümkün olduğunca mütevazi, alçak gönüllü olmaya çabalamıştır. Yanağını yere koyduktan sonra şöyle dedi: "Allah seni affetmezse Hattab'ın oğlu, vay haline Hattab'ın oğlu! Vay annene Hattab'ın oğlu!" Kardeşlerim! Bu halife'nin, bu liderin, bu adamın, bu Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in Sahabesinin mefhumunu kavrayabiliyor musunuz? Kendini Allahu Teala için yerlere atıp, kendini Allahu Teala karşısında alçaltmaya çalışan bir lider tanıyor musunuz, biliyor musunuz? Bu, Müslümanların lideri el-Faruk Ömer ibn Hattab idi. Bugün onun gibi olduğunu iddia eden liderler, onun ayak tırnağının değerine dahi erişemezler! Bugünkü liderler onun ayağının altındaki kir değerine dahi erişemezler! Müslüman ülkelerindeki liderlere baktığımız zaman maalesef lidersiz bir Ümmet olduğumuzu görmekteyiz. Fakat Ümmete baktığımızda, aksine, Allahu Teala'nın izniyle lidersiz olmadığımızı görmekteyiz. Bu Ümmetin içerisinde, her ne olursa olsun, kendilerine ve ailelerine her ne zarar getirirse getirsin Ümmetin yükünü yüklenen ve Ümmetle alakalı meseleleri tartışan Müslümanlar vardır. Özbekistan'da, Müslüman ülkelerinde birçok örnek Müslüman görmekteyiz. Artık tüm dünyada Müslümanların fedakârlık yaptıklarını görmekteyiz. (El hamdulillah.) Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Selem şöyle buyurmaktadır: "Her kim Allah'ın gadabına sebep olacak bir şeyle lideri hoşnut ederse, Allah'ın dininden çıkar."Buhari ve Müslim'de Ebu Bekir bir hutbesinde şöyle demektedir: "Sebebi her ne olursa olsun, Müslümanlar için ikiden fazla liderlerinin olması meşru değildir. Aksi takdirde alakaları ve kanunları farklılık gösterir, birlikleri bölünür ve birbirleriyle münakaşa etmeye başlarlar. O zaman sünnet ortadan kalkacak ve bidat açığa çıkacaktır. Ve fitne vuku bulacaktır." Ebu Naim ‘Hulye-tul Evliya' isimli kitabında Abdullah İbn Ömer'in otoritesi hakkında şöyle yazıyor: "Ümmet baskıcı ve günahkâr olsa dahi yöneticilere rehberlik yapılır ve yöneticiler rehber olursa, halk ıstırap çekmez. Ümmete rehberlik yapılsa ve Ümmet rehber olsa dahi yöneticiler baskıcı ve günahkâr olurlarsa, halk ıstırap çeker." (Allah ondan razı olsun.) Ey İslam Ümmeti! Hilafet'in hayati bir mesele olduğu ayan beyan ortadadır. Bu tagutların ortadan kaldırılması ve yerine gerçekten tatbiki bir İslami liderliğin, Hilafet'in gelmesi gerektiği, bunun ölüm-kalım meselesi olduğu ayan-beyan ortadadır. Bu meselenin bugün tasalanmamız gereken en önemli ve öncelikli konu olduğu ayan-beyan ortadadır. Bu işi Resul Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in metoduna uygun bir şekilde yapmamız gerekmektedir. Bu dünyadaki maruf halkının ahirette de maruf halkından olacağını hatırlayın. Bu dünyadaki münker halkının ahrette de münker halkından olacağını hatırlayın. Allah adına; marufu emredin! Allah adına; münkeri nehyedin! Allah adına; liderlerinizden içerisinde bulunduğunuz durumu değiştirmelerini isteyin! Allah adına; liderlerinizden Ümmetin bu aşağılanmış ve onuru kırılmış durumunu, Kuran ve Sünnetin uygulanmasıyla Allahu Teala'nın verecek olduğu izzet ve şerefli bir hale getirmelerini isteyin! Bu tiranları ortadan kaldırmak için çabalayın! Küffarın yeryüzündeki gücü ve zenginliği sizi hayal kırıklığına uğratmasın. Onların her şeyi yönetme metodu cesaretinizi kırmasın. Onların Müslümanların ve kafirlerin alakalarını kontrol etme metodları cesaretinizi kırmasın. Ve Musa'nın, Firavunun, Nuh'un, Semud'un, Adn'ın Rabb'inin kitabında buyurduğu şu ayetini hatırlayın: "Gevşemeyiniz ve üzülmeyiniz, eğer inanıyorsanız mutlaka siz üstün geleceksiniz. Eğer size bir sıkıntı dokunduysa onlarda bir sıkıntıya uğramaktadırlar. Bunları biz insanlar arasında döndürüp dururuz. Allah inananları ortaya çıkartmak istemektedir. Allah sizden şehitler edinmek istemektedir. Allah zalimleri sevmez." (Al-i İmran: 139-140)(Bu yazıyı Waleed Cabbara'nın yazısından İslamdevleti.org için tercüme eden Fatma K., ye teşekkür ederiz) |