Anasayfa arrow Yazarlar arrow Abdullah İmamoğlu arrow İslam Hukukunda Cihad Ahkamının Şeri Boyutu
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

60/6 And olsun ki, sizlerden, Allah'ı ve ahiret gününü uman kimse için, bunlarda güzel örnekler vardır. Kim yüz çevirirse kendi aleyhine olur, doğrusu Allah müstağnidir, övülmeye layıktır.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Ebu Hüreyre'den. Rasulullah (sav) şöyle dedi: "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mümin olarak zina yapmaz. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçkici içki içtiği sırada mümin olarak içki içmez. İnsanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mümin olarak yağmalamaz."(Buhari K. Hudud: 6274; Müslim K. İman: 86)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslam Hukukunda Cihad Ahkamının Şeri Boyutu Yazdır E-Posta
Abdullah İmamoğlu
21 Mayıs 2007 Pazartesi

Cihad ahkâmı hakkında son zamanlarda yapılan spekülasyonlar, yine cihad ahkâmı hakkın'da yanlış fikirlerin Islam Ümmetine empoze edilmeye çalışılması, bu konunun ele alınmasına vesile olmuştur.

Mesela; İslam hukuku açısından cihad ancak savunma cihadı olarak algılanması gerektiğinin savunulması gibi. Yani başka bir ifadeyle Peygamberimizin döneminden buyana, İslam tarihinde yapıla gelen savaşların hepsinin savunma savaşı olup, İslam Devletinin diğer beldelere savaş açmadığının, yani cihad ilan etmediğinin iddia edilmesi.

Cihad ahkâmının net olarak anlaşılabilmesi için bu konunun üç başlık altında incelenmesi gerektiği kanaatindeyim. Şöyle ki;

1. İslam Risaleti ve Cihad,

2. Delilleriyle cihadın hükmü,

3. Yapılan bütün İslami fetihler İslam'ı yaymak içindi.

Şimdi başlıkları tek tek inceleyelim:

1- İslam Risaleti ve Cihad:

İslam Risaleti ve bu Risaletin cihadla olan alakasının kavranması konunun özünü teşkil etmektedir. Şöyle ki; cihadın gerekliliğinin anlaşılabilmesi, İslam Risaletinin gönderiliş gayesini bilmeyi gerektirir. Bildiğimiz üzere Allahu Teala, Rasulu vasıtasıyla İslam Risaletini insanlığa hayat ve rahmet getirmesi için göndermiştir. Yani Allah bu Risaleti (İslam Dinini) hayata ve topluma uygulanması ve uygulanmasının neticesinde Rahmet getirmesi için göndermiştir. Diğer yönüyle konuyu nasların ışığında değerlendirdiğimizde İslam Dininin diğer dinlere ve nizamlara hakim olması için gönderildiğini görmekteyiz. Allahu Teala bu konuya ilişkin ayetinde şöyle buyurmaktadır:

هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا

Resulünü, hidayet ve hak dinle gönderdi ki o hak dini, bütün dinlere üstün kılsın. Şahid olarak Allah yeter. (Feth 28)

Müşahede ediyoruz ki bu ayet ve buna benzer ayetler bu dinin niçin gönderildiğini beyan etmektedir. Yani başka bir deyimle İslam dinini gönderenin Allah olduğu ve bu dini niçin gönderdiğini tayin edenin yine Allah olduğu anlaşılmaktadır. Meselenin bu şekilde kavranması çoğu tartışmaların önünü keserek meselenin doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır.

Bu Risaleti gönderenin Allah olup niçin gönderdiğini beyan eden bir kaç ayetinde Allahu Teala şöyle buyurmaktadır:

يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ

‘Ey Rasul Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun Risaletini tebliğ etmemiş olursun.' (Maide 67)

وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا

‘Biz seni ancak bütün insanlığa müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik' (Sebe 28)

Yine Allahu Teala ayetinde:

وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ

‘Sizi ve ulaşacak olan kimseleri uyarman için bana bu Kur'an vahyedildi.' (En-am 19)

Evet, bu ayetler Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in İslam Risaletini insanlığa ulaştırmak ve tebliğ etmekle görevlendirildiğine delalet etmektedir. Ve Rasul bu ilahi vazifeyi hakkıyla yerine getirmek suretiyle ruhunu Allah'a teslim etti.

İslam'a Daveti Allah'tan gelen bir emir ve Rasul-i bir amel olunca Efendimizin vefatından sonra İslam Ümmeti bu ameli (vazifeyi) yerine getirmeye azami gayret gösterdiler. Zaten Müslümanların bu yolda yürümelerinin ve İslam Davetini taşımalarının üzerlerine yüklenmiş bir görev olduğunu Allah Rasulu Sallallahu Aleyhi ve Sellem veda hutbesinde sarih bir şekilde şöyle ifade etmiştir:

Dikkat edin burada bulunanlar burada bulunmayanlara ulaştırsın. Nice kendisine ulaştırılan kimse vardır ki bulunup işitenden daha idrak sahibi olabilir.' (Buhari)

Başka bir hadisinde ise şöyle buyurmaktadır:

‘Benim sözümü işitip onu hakkıyla anlattıktan sonra, işittiği gibi onu başkasına ulaştıran kimsenin yüzünü Allah ak etsin.' (Ahmed bin Hanbel)

O zaman soruyoruz, naslardan da anlaşıldığı üzere tüm insanlığa uyarıcı olması için gönderilmiş Rahmet kaynağını, tüm insanlığın kurtuluş reçetesi olan İslam Risaletini insanlığa taşımanın Şer-i yolu nedir?

Zulumatların yerine nurun, fitnelerin yerine rahmetin, fesadın yerine esenliğin insanlığı kuşatmasının ve bu ilahi mesajı insanlığa ulaştırmanın Şer-i metodu nedir?

Bu konu İslam ideolojisi yani fikir ve metod bütünlüğü içerisinde incelendiğinde ve şarinin hükmüne teslim olmak maksadıyla sahih ve dakik bir şekilde naslara bakıldığında, insanlığa Allahu Teala'nın mesajlarını taşıyabilmenin Şer-i yolu'nun Davet ve Cihad olduğu görülecektir.

Nitekim, Peygamberimizin siretine baktığımız zaman Medine'ye yerleşip İslam Devletini kurduktan sonra, İslam'ın hayata hakim olması noktasında önünde engel olarak duran maddi engelleri ortadan kaldırmak için, yapacağı cihadlar için ordu hazırlamıştır. Zira o gün Kureyş İslam'ın hayata hakim olması, İslam Risaletinin insanlığa ulaşması yolunda duran bir engeldi.

Allah'ın Rasulu, Allah'ın yardımıyla ilk önce Kureyş engelini daha sonra ise bu yüce davetin önünde engel teşkil edenleri ortadan kaldırarak İslam'ın Arap Yarımadasına hakim olmasını sağlamıştır ve bu Rasuli amel İslam Devleti'nin varlığı boyunca devam etmiştir. Yani muhtasar bir ifadeyle Rasullahın siretini (Medine dönemi) inceleyen kimse İslam Risaleti ve bu Risaletin cihadla olan alakasını çok net ve dakik bir şekilde kavrayacaktır.

 

2-   Delilleriyle Cihadın Hükmü

Şarinin hükmünü arıyor olmamız, aradığımız hükmü şarinin delillerine -Şer-i delillere- dayandırmamızı gerekli kılmaktadır.

İslam'da Cihadın farz oluşu Kuran'da ve Sünnetteki naslarla sabittir.

 

Kuran'dan deliller:

Allahu Teala Kuran-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلّهِ

"Fitne ortadan kalkıp Allah'ın dini tam anlamı ile hakim oluncaya kadar onlarla savaşın."  (Bakara 193)

كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ

"Savaş, hoşunuza giden bir iş olmadığı halde size farz kılındı." (Bakara 216)

قَاتِلُواْ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلاَ بِالْيَوْمِ الآخِرِ وَلاَ يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّهُ وَرَسُولُهُ وَلاَ يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُواْ الْكِتَابَ حَتَّى يُعْطُواْ الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ

"Allah'a ve Ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Peygamber'in haram kıldığı şeyleri haram saymayan ve gerçek dinî benimsemeyen yahudi ve hıristiyanlar ile, bunlar size boyun eğip kendi elleri ile cizye verene dek savaşınız ." (Tevbe 29)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ قَاتِلُواْ الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ وَلِيَجِدُواْ فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ

 "Ey mü'minler en yakınınızdaki kâfirler ile savaşınız, bunlar sizde sertlik bulsunlar ve biliniz ki, Allah kendisinden korkanlar ile beraberdir." (Tevbe 123)

 

Sünnetten delilller:

1- Enes Radiyallahu Anh'dan Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

‘Müşriklerle mallarınızla, bedenlerinizle ve dillerinizle cihad edin.' (Nesei)

2- Başka bir hadisde yine Enes'den rivayetle Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Selem şöyle buyuruyor:

‘Allah uğrunda (mücadele vermek için) sabah yolculuğu yada gece yolculuğu yapmak, dünyadan ve dünya nimetlerinden hayırlıdır.' (Buhari)

3- Yine başka bir rivayetle Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

‘Ben insanlarla savaşmakla emrolundum, ta ki ‘La ilahe illallah' diyesiye kadar.' (Buhari)

4- Başka bir hadisde ibni Evfa'dan Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurmaktadır:

‘Bilinizki, muhakkak ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.' (Buhari)

Yukarıdaki nasların hiçbirisi emredilen cihadın şeklinin savunma cihadı olduğunu tahsis edici nitelikte değildir. Nitekim yukarıdaki naslar Müslümanlara kıtalın sebeplerini, cihadın farziyetini ancak İslam uğrunda ve onun davetinin bütün insanlığa taşınması noktasında olduğunu beyan etmektedirler.

İslam Hukuku açısından Cihadın, savunma cihadına mebni olduğuna dair  kaynaklarda bir delile rastlamış değiliz.

Şunu açıkça ifade edelimki yukarıdaki nasları samimiyetle inceleyen kimse mutlaka ama mutlaka görecektirki İslam'da cihadın varlığı, İslam Risaletinin hayata hakim olması yolunda önünde duran engelleri kaldırmak içindir.

İslam hukukunda Cihad ahkamının Şer'i boyutunu Allame Şeyh Takiyyuddin En-Nebhani İslam Devleti isimli kitabında şöyle özetliyor: ‘Kafir düşmanlar ablukaya alındığı zaman onlar Hayat verene, İslam'a davet edilirler. Eğer kabul ederlerse onlar İslam Ümmetinin bir parçası olacakları için onlarla savaşmak haram olur. Eğer İslam'ı kabul etmezlerse onlardan cizye taleb edilir. Eğer cizye vermeyi kabul ederlerse kanlarını ve mallarını bu cizye ile korumuş olurlar. Üzerinde yaşadıkları topraklar İslam'ın hükmettiği Dar-ül İslam olur. Müslümanların sahib oldukları adalet ve iyi muamele, himaye, işlerinin güdülmesi, kendilerinin savunulması gibi haklara onlarda sahip olurlar. Eğer düşman İslam'ı ve cizyeyi kabul etmezlerse o takdirde savaş helal olur. Bunun için bir ülke halkına İslam Daveti yapılmadan onlarla savaşmak helal olmaz.'

Bu tariften yola çıkarak bazı fıkıh alimleri ‘İslami Davetin kendilerine ulaşmadığı kimselerle savaşmak helal olmaz' demişlerdir.

 

3-    Yapılan İslami Fetihler İslam'ı Yaymak İçindi.

İslam tarihinde yapılagelen İslami fetihler yukarıdada ifade ettiğimiz kaideden hareketle hayat kaynağı olan İslam Dinine icabet edilmesi için gerçekleştirilmiştir. İslami fetihler hiçbir zaman günümüzde emperyalist düzenin (kapitalizm) yaptığı gibi halkları sömürmek ve o fethedilen ülkenin servetlerini ele geçirmek için yapılmamıştır. Zaten böylesi bir niyetle hareket edilmemiştir, edilemez de zaten..Çünkü Böyle bir fetih anlayışı İslami bir fetih anlayışı değildir.

Yapılan İslami fetihler, fethedilen beldede yaşayan insanlara İslam Davetini ulaştırmak ve onları bulundukları yozlaşmış düzen'den ve bedbaht hayat'tan kurtarmak için yapılmıştır. Evet o beldeler İslam Devleti tarafından hayat götürmek için fethedilmiştir .

Meseleyi Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in siretinin ışığında değerlendirecek olursak eğer.

Nitekim Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem vefatından önce fetihlerle ilgili planı ve İslami Davetin yayılma projesini ortaya koydu. Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem hicretin yedinci yılında Kisra, Kayser ve diğer daha bir çok kral ve emirlere hepsini İslam'a Davet eden mektuplar gönderdi.

Bu davet projesini Mute ve Tebuk savaşlarıyla ve Usame ordusunu hazırlamakla ortaya koydu. Kendisinden sonra gelen Halifeler Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in mektup gönderdiği ülkeleri fethetmeye başladıkları zaman bu projeyi tatbik ettiler.

Sonra İslami fetihler bu esasa göre birbirini takip etti. Bunun için dünya fethine çıkan İslam Devleti, İslam'ın yayılmasını ve davetin götürülüp tebliğ edilmesi için yaptığı fetihlerde girdiği ülkelerin zengin ve fakirliklerine, fethin kolay ve zorluğuna bakmadan, çeşitli zorlukları taşıyan Kuzey Afrika bölgeleri ile zengin ve kolay fethedilen Mısır gibi yerler arasında herhangi bir ayırım yapmadı. Zengin ve fakirliliğine bakmasızın, İslam'ın yayılması için her beldeye girmek İslam Devletinin taşıdığı akide gereğidir. Mukavemet ve karşı koyma nedenli güçlü olursa olsun her toplum ile karşılaşmak mecburiyetindedir. Çünkü İslam'ın yayılışı onu insanlara götürüp tanıtması, ülkelerin fakirlik ve zenginliklerini tanımaz. Halkların onu kabul edip etmeyeceğine bakmaz. Onun tanıdığı tek şey İslam Davetini kendisinden hayat nizamlarının fışkırdığı bir fikri liderlik olarak taşımaktır. Ve bu taşımanın bütün beldelerde ve bütün insanlar için olmasıdır.

Allah insanlığı zulumatlar'dan Nura çıkaracak İslam Risaletini, davet ve cihad yoluyla insanlığa taşıyacak olan II Raşidi Hilafetin ikamesini en kısa zamanda nasib etsin. Allah bizleri Raşıd Halifenin sancağı altında munadinin tekbir sesleriyle Allah yolunda cihada koşan hayırlı zümrelerden eylesin. (Amin.)

                         

14-5-2007/Abdullah İmamoğlu

< Önceki   Sonraki >
03 Aralık 2008 Çarşamba

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |