|
Allah Subhanehu ve Teala Kuran'ı Kerim'de bizlere Fil Ehlinin başına gelenleri zikretmektedir:
ألم ترى كيف فعل ربك بأصحاب الفيل(1)ألم يجعل كيدهم في تضليل(2)وأرسل عليهم طيرا أبابيل(3)ترميهم بحجارة من سجيل(4)فجعلهم كعصف مأكول(5) "Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üstüne ebabil kuşlarını gönderdi. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi." (el-Fil 1-5) Bu olay Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in doğumundan ve onun risaletinden önce vuku bulmuştur. Ebrehe isminde, küstah ve tiran bir hükümdar Allah Subhanehu Ve Teala'ya karşı savaş açmaya, alemlerin Rabbi'ne meydan okumaya karar vermişti. Ebrehe Mekke'yi Mükerreme'deki Allah Subhanehu Ve Teala'nın evini yok etmek için kuvvetli bir ordu hazırlatmıştı. Bu adam, Adem Aleyhisselam'ın yeryüzüne inşaa ettiği ilk cami'yi yerlebir etmeye niyetlenmişti. Allahu Teala bizlere; böyle aptalca bir harekâtın ve böyle aptalca bir fikrin sonucunu aktarmaktadır. O aptalca fikir ki; yaratılmışın Yaratıcıya, kölenin kendisini yaratmış olana, kendisine nefes alma, görme, duyma, kollarını ve bacaklarını, işlev yapabilme yeteneğini verene meydan okuyabileceği fikridir. Kuran'ı Kerim hikâyelerin birleşiminden oluşan bir kitap değildir. O kitap rehberlik arayanların Zikri'dir. Allah Subhanehu Ve Teala bize Kuran'ı Kerim'de alemlerin Rabbini kontrol etmeyi arzulayanların sonunun nasıl olduğunu, olacağını hatırlatmaktadır. Allahu Teala'nın Ebrehe'ye gönderdiği ceza neydi? "Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üstüne ebabil kuşlarını gönderdi. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu." (3-4 el Fil) Kardeşlerim, Bu surenin tefsirini okuduğumuzda; Allah Subhanehu Ve Teala ‘ya meydan okumaya karar veren Ebrehe ve Fil ehlinin başlarına neler geldiğini tam olarak anlayabilmekteyiz. Bu Allah Subhanehu Ve Teala'nın Kabe'yi yıkma kararı verene, Kabe'yi yıkmaya bir kere teşebbüs edene verdiği cezadır. Kardeşlerim, Bunu yapmaya sadece bir kez değil onlarca kez teşebbüs eden birine verilecek olan cezanın nasıl olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Allah'ın evini onlarca kez değil milyonlarca kez yıkmak için karar verenin cezasının ne olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? Kardeşlerim, Hayal etmenize gerek yok! 21. asra hoş geldiniz! Artık Ebrehe yok fakat Bush ve G-8 grubunun liderleri var. Artık Fil ehli yok fakat savaş gemisi ehli, savaş jetleri ehli, balistik ehli var. Ve onların hedefi Kâbe'yi yıkmak değildir. Onların görebildiği kadarıyla günümüzde Kâbe'nin hiçbir anlamı yoktur. Kâbe dünyadaki tüm Müslümanların sadece günde beş kere yöneldiği yerdir. Onun hayat nizamında hiçbir etkisi yoktur. Fakat onların yok etmeye çalıştıkları şey Kâbe'den daha kutsaldır. Onların Allah Subhanehu Ve Teala'nın her şeyden daha çok değer verdiği şeyi yok etmeye çalışmaktadırlar. Onlar her gün, düzenli bir şekilde Müslümanların kanlarını akıtmaktadırlar. La ilaheilallah Muhammedur Rasulallah diyen Allah Subhanehu Ve Teala'ın kölesinin kanını akıtmaktadırlar. Allah'u Teala'nın Müslümanlara Kâbe'den daha çok değer verdiğini Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bizlere aktarmaktadır. Rasül Sallallahu Aleyhi Ve Sellem fetihten sonra Mekke'ye girmiş ve Kâbe'nin gölgeliğine durup şöyle söylemiştir: "Allah indinde ne kadar muazzamsın! Fakat sen Allah için Müslüman'ın bir damla kanından daha değerli değilsin." Fakat bugün Fil ehlinin, Bush ve iş arkadaşlarının daha kötüsünü yapmakta olduklarını görmekteyiz. Onlar Allah Subhanehu Ve Teala'ya ve O'nun dinine karşı saldırı ve savaş başlattılar. Onların İslam'ı yeryüzünden yok etmeyi hedeflediklerini görmekteyiz. Gelmiş geçmiş tüm zamanların en mükemmel ideolojisini, fertlerin heva ve heveslerine göre, evlerde ve camilerde uygulanan bir takım ruhi adetler (ayinler) haline getirdiklerini görmekteyiz. Tüm insanlığı kurtarmak için gelmiş olan dinlerin en yücesini, batıl ve küfürle bir arada var olmaktan, Keşmir ve Filistin'deki Müslümanların öldürülmelerini seyretmekten herhangi bir rahatsızlık duymayan, hoşgörülü, ferdi bir din seviyesine düşürdüklerini görmekteyiz. Tüm dünyayı aydınlatmak amacını taşıyan, Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in getirdiği, Sahabelerin uyguladığı İslam'ı, Abdullah'ın, Müşerref'in, Mübarek'in, mağlup edilmiş zayıfların, siyasi iradeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullananların, küfür ve batılın hâkimiyeti altında yaşamak isteyenlerin İslam'ına dönüştürdüler. İşte, günümüzün fil ehli bütün bunları yapmıştır! Kabe tekrar inşa edilebilinir fakat onlar çok daha kötüsünü yaptılar ve yapmaktadırlar. Onlar Allah Subhanehu ve Teala'nın dinini Müslümanların alakalarından, işlerinden uzaklaştırdılar. Günümüzün fil ehli işte bunlardır. Günümüzün Ebrehe'leri bizlere Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in ve o'nun sahabesinin (Allah onlardan razı olsun) hiç haberdar olmadıkları bir İslam sunmaktadırlar. Bizlere, 1400 yıllık tarihimiz boyunca hiç bugünkü kadar zayıf olmamış olan bir İslam paketlediler. Günümüzün Ebrehe'leri işte bütün bunları yapmışlardır. Ve onlar bu dünyanın tanrılarıymışlar gibi davranmaktadırlar. Genelde önde olan sanayi ülkeleri toplanmaktadırlar. Ekonomik olarak ilerlemiş G8 ülkeleri sözde ekonomiyi tartışmak için toplanmaktadırlar. Fakat genel olarak neyi tartışmaktadırlar? Kardeşlerim! Onlar Filistin'i tartışmaktadırlar fakat orada Müslümanların tek bir temsilcisi dahi bulunmamaktadır. Fakat orada İsrail'in temsilcisi mevcuttur. 1948'den beri Amerika İsrail'in temsilciliğini yapmaktadır. Fakat Müslümanların tek bir temsilcisi dahi yoktur. Onlar dünya ekonomisini tartışmaktadırlar. Onlar, Müslüman ülkelerindeki kaynakları daha fazla nasıl sömürebileceklerini tartışmaktadırlar. Fakat orada Müslümanlar için ayağa kalkacak tek bir temsilci, Müslümanların onurunu, haklarını, kanlarını koruyacak tek bir ses dahi yoktur. Kardeşlerim! Bu dünya liderlerinin toplantısıdır. Onlar Hilafet'in yıkılması ardından doğan boşluğu doldurmuşlardır. Onlar hangi savaşların olacağına karar vermektedirler. Onlar barışın sağlanıp sağlanmayacağına karar vermektedirler. Onlar, savaş suçları işlemekten dolayı kimin yargılanacağına ve kimin serbest bırakılacağına karar vermektedirler. Bunlar, yeryüzünde tanrı olduklarını iddia eden, küstah ve baskıcı tiranlardır. Günümüzün fil ehline önderlik eden Amerika bunu gizlememektedir. 4.8.1997 tarihli Time dergisinde çıkan "Amerika yönetiyor, Tanrı'ya şükürler olsun!" (Amerika rules, Thanks God!) başlıklı yazıda, bu küstah ve içleri gururla dolu olan bu insanlar şöyle yazmaktadırlar: "Amerikan hâkimiyeti, dünyaya biraz daha fazla bir şeyler katmaktadır: Amerikan ilkeleri. Biz benzersiz, ideolojik bir ulusuz. Kendimizi, kan veya ırkla değil insani ve cazip bir teze (iddiaya) bağlılıkla, tanımlıyoruz. Bu tez Amerikan gücünden bağımsız, evrensel bağlılık kazanmıştır. ... Şahsi hürriyetler, (rızayla) seçilmiş bir hükümet, canların istediği gibi yönetme gücünden koruma, malların ve fikirlerin serbest alış verişi. Biz bu fikirleri uydurmadık. Onlar bize miras kaldı. Biz onları kanun halinde topladık. Ve şimdi onları propaganda ediyoruz." Kardeşlerim! Bu insanlar, en ufak bir tereddüt olmaksızın apaçık bir yanılgı halindedirler. Burada, canlarının her istediğini yapabileceklerini düşünen, küstah bir ulusun sergilendiğini görmekteyiz. Genel açıdan baktığımızda, kendi bozulmuş, doğruluk ve yanlış anlayışlarında doğruluk ve yanlış ölçüsü arayan, özgürlük tanıtıcıları olduklarını görmekteyiz. Bağımsızlığın sembolü, palavraların tanrısı, özgürlük anıtının olduğu ülkede, kendilerinin ve onları destekleyen kapitalistlerin çıkarlarını koruyan tiran liderlerin toplantısı hakkında duvarlara yazı yazanlardan birisi öldürülmüştü. George W. Bush'un neden Kyoto anlaşmasını kabul etmeyi reddettiğini hiç düşündünüz mü? Bu anlaşma çevre ve global ısınmayla alakalı meseleleri çözümlemeyi hedeflemektedir. Peki George W. Bush'un kampanyasının kimler tarafından finanse edilip ABD başbakanlığının garantilendiğini hiç düşündünüz mü? Bunlar petrol kodamanları, petrol ülkeleri ve petrol şirketleridirler. Ve bu aynı uluslararası petrolcüler için, özellikle bu Kyoto anlaşması zararlı olacaktır. Amerika'nın sergilediği bu çifte standartlar ve ikiyüzlülük üzerinde hiç düşünüldü mü? Aynen sömürgecilerin yaptığı şekilde, Amerika'nın bir taraftan bu toplantıya Afrika'nın başbakanlarını davet ettiklerini görmekteyiz. Peki neden? Çünkü bu G8 ülkeleri Afrika'daki AİDS hastalığıyla mücadele için bir milyon dolarlık bir fon oluşturduklarını tüm dünyaya duyurmak istemektedirler. Fakat diğer taraftan, İMF ve Dünya Bankasına bağışlar yaptığı varsayılan bu ülkeler bağış yaptıkları o aynı ülkelerin ekonomisini batırmaktadırlar. Onlar IMF ve Dünya bankası vasıtasıyla, yıkıcı ve adaletsiz siyasetleriyle yardım ettiklerini iddia etmektedirler. Onlar, Afrika'daki AİDS konusunda çok kaygılanıyorlarmış gibi bir resim çizmektedirler. Hatta AİDS'le mücadele amaçlı 1 milyon dolar topladılar. Fakat aynı zamanda yine bu aynı ülkelerin çok uluslu şirketleri ve ilaç şirketleri Afrika'daki AİDS'le mücadeleyi imkânsız kılmışlardır. Peki neden? Çünkü bazı ilaçlar patentleşmiştir. Afrika'da AİDS'le mücadele edebilmek için ortalama yıllık 10.000 dolar gerekmektedir. Fakat bir güney Afrikalının ortalama maaşı yıllık 1000 dolardır. Yani AİDS tedavisi görmek isteyen bir güney Afrikalının ayda aşağı yukarı 1000 dolar kazanması gerekmektedir. Ki, bu 1000 dolara yiyecek, içecek, giyim ve ev masrafları dahil değildir. Şayet çıkarılmış tüm bu patent kanunları olmasaydı AİDS tedavisi yılda sadece 200 dolara mâl olacaktı. Güney Afrika'da AİDS'li birini tedavi etmek için yıllık sadece 200 dolar yeterli olacaktı. İşte, bu Batı uluslarının küstahlığı ve ikiyüzlülüğüdür. Artık doğrular ayan beyan ortadadır. Dediğimiz gibi, doğrular ortaya çıkmıştır. Çünkü onların kendi halkları dahil bu yalanlardan, iki yüzlülükten bıkmışlardır. Afrika'da başlıca ölüm halinin açlık olduğunu görmekteyiz. Orada insanlar açlıktan ölmektedirler. Peki kardeşlerim, Amerika'da ki başlıca ölüm halinin ne olduğunu biliyor musunuz? Obezite, yani gereğinden fazla yemek! Sözde halkların çıkarlarını ve alakalarını koruyan G-8 ülkelerini ve Afrika'yı bir kıyaslayalım. Allah Subhanehu Ve Teala'nın her türlü yeraltı kaynaklarıyla lütuflandırdığı, doğal kaynaklarla dolu olan bu kıta, sömürge döneminden önce altın bir cevherdi. Sömürgeciler Afrika'ya seyahat ederler, ticaret yapıp altın satın alırlardı. Hepsi de Afrika pastasından bir dilim arzulamakta idiler. Bu kadar yeraltı zenginliklerine sahip olan bir ülkede başlıca ölüm hali açlıktır. Afrika ile doğal kaynaklar hususunda kıyaslanamayacak kadar doğal zenginliklerden yoksun olan bir diğer kıtada ise başlıca ölüm hali obezitedir. İşte bunlar G-8 liderleridir kardeşlerim! İşte bunlar günümüzün fil ehlidirler! Bugün Müslümanlar ümitsiz durumdadırlar. İslam tarihinde Müslümanlar hiç bugünkü kadar kötü bir durumda bulunmamışlardır. Halkımız tarihinde hiç çekmediği kadar çok acı çekmektedir. Sayıca güçlü olmamıza rağmen maalesef hal böyledir. Dünyada 1.5 milyar insanın tek bir ortak noktası vardır: Lailahe ilallah Muhammedurrasulallah akidesi. Fakat buna rağmen bizler 53 farklı ülkeye bölünmüş vaziyetteyiz. Ülkelerimiz kaynak, petrol, doğal gaz zenginleridirler fakat halk açlıktan ölmektedir. 60 milyon kadar Müslüman askerimiz var fakat 50 yıldır, Müslümanların bağrında bir sancı olan, İsrail yahudi varlığını bozguna uğratamamaktadırlar. İçerisinde bulunduğumuz bu hal nasıl bir haldir? İşte bu günümüzün Ebrehe'si ve fil ehlinin işidir! Ve sakın hataya düşmeyin kardeşlerim! Onlar entrikalar ve planlar yapmaktadırlar. Onlar bugünkü halden mutmain değiller. Onlar Filistin'i yahudilere verdiler fakat mutmain değiller. Kur'anı Kerimi alakalarımızdan (yürürlükten) kaldırdılar fakat mutmain değiller. Buna rağmen halen planlar ve entrikalar yapmaktadırlar. Onlar küstahlıklarıyla, nükleer kapasiteleriyle, uçak gemileriyle, silahlarıyla (ki bunlarla Irak'ta koskoca bir nesli yok etmişlerdir), entrikalar ve planlar yapmaktadırlar. Allah Subhanehu Ve Teala onların entrika ve planları hakkında şöyle buyurmaktadır: "Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah'da onların binalarını temellerinden söktü, üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onları, farkedemedikleri bir yerden gelmişti." (Nahl 26) Amerika'da tıpkı firavun gibi kendini dünyanın ilahı sanmaktadır. Amerika'da tıpkı firavun gibi kimin hakim ve güçlü olduğunu mutlaka görecektir. Amerika'da tıpkı firavun gibi Allah Subhanehu Ve Teala'nın cezasının ne olduğunu mutlaka öğrenecektir, görecektir. Allah Subhanehu Ve Teala Kur'anı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve gerçekten bize döndürülmeyeceklerini sandılar. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize atıverdik. Bak işte, zalimlerin sonu nice oldu! Onları, (insanları) ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü onlar yardım görmeyeceklerdir. Bu dünyada arkalarına lanet taktık. Onlar kıyamet gününde de kötülenmişler arasındadır." (Kassas 39-42) Bunlar Allah Subhanehu Ve Teala'nın Kelamıdır. Allah Subhanehu Ve Teala bizlere, dünyada firavun gibi davrananların, dünyayı kendilerinin sananların sonlarının ne olacağını aktarmaktadır. Bu ayetin tefsirinde Allah Subhanehu Ve Teala bizlere firavunun dünyada cehennem narına davet eden bir lider olduğunu açıklamaktadır. Hataya düşmeyin kardeşlerim! Amerika, İngiltere ve yeryüzündeki her bir tağut Cehennem narına davet eden bir liderdir. Onların demokrasi, kapitalizm, milliyetçilik davetleri aslında cehennem narına bir davettir. Onlar bizden kendi yaptıkları kanunlarına uyup, itaat etmemizi isterlerken, aslında bizleri Allah'a karşın kendilerini ilah edinmemize davet etmektedirler. Hangi Müslüman bu daveti kabul etmek istemektedir? Hangi Müslüman kıyamet gününde firavun ve onun yol arkadaşları Ad, Semud ve Lut'la birlikte olmayı istemektedir? Hangi Müslüman Ebrehe'nin kanunları altında yaşamayı arzulamaktadır? Hangi Müslüman gerçekten Ebrehe ile aynı masaya oturup barışı, hâkimiyeti ve kötülüklerle bir arada var olmayı tartışmak istemektedir? Hangi Müslüman bunu hedeflemektedir? Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in sözlerini unuttuk mu? Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu: "Müşriklerin ateşinden ışık aramayın. Bugün dünyanızın ne kadar karanlık olduğunu düşünseniz bile, buna bakmaksızın, sakın müşriklerin ateşinden ışık aramayın! Çünkü onların yapacağı tek şey, sizi cehennem narına davet etmektir." Bu firavunun, Ebrehe'nin, Bush'un, Blair'in ve Müslüman ülkelerindeki kuklaların davetiyesidir. Küfür ve kokuşmuş kapitalizm ideolojisinden kurtulmak için ebabil kuşlarını mı beklemekteyiz? Bizleri onlardan kurtarmaları için gökyüzünden, kanat çırparak, kuşların gelmesini mi beklemekteyiz? Amerika ordusunu haklaması için, bir depremin olmasını mı beklemekteyiz? İsrail ordusunu haklaması ve Filistin'deki Müslümanların huzur içerisinde, Allah'ın kendilerine beldelerinde lütuf buyurduğu nimetlerden nasiplenebilmeleri için yeryüzünün sallanmasını mı beklemeliyiz? Keşmir'deki müşrikleri yok etmesi için bir tufanın olmasını mı beklemekteyiz? Neyi beklemekteyiz kardeşlerim?! Eğer Allah'tan zafer bekliyorsak, bu zafere ulaşabilmek için bazı şartların yerine gelmesi gerekmektedir. Zafer bir sihirle gökyüzünden inmeyecek. Bizlere Furkan verildi, bir ölçüt verildi. Bir sorumluluk yüklendi, farz olan bir görevin talimatı verildi. Bu da; bu dini dünyaya taşımak, Lailaheilallah MuhammedurRasulAllah'ı tüm dünyaya yaymak. Bizler Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in davasının, mücadelesinin mirasçılarıyız. Peki ne bekliyoruz? Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurmaktadır: "Onların sözleri, sadece şöyle demekten ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla; ayaklarınızı (yolunda) sabit kıl; kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl." (Ali-İmran 147) İşte, iman edenlerden bunlar istenmektedir. Kardeşlerim sakın yanılgıya düşmeyin! Onların üstün teknolojisi ve imkânları sizleri yanıltmasın. Biz zafere ulaşabilme imkânına sahibiz. Bizden istenilen siyasi iradedir, ideolojik bir uyanıştır, İslam'ı anlamaktır, Peygamberimizin Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in miras bıraktığı davaya sarılmaktır, batıla karşı Hakla durmaktır, doğruları söylemektir, tiranların ve baskıcıların baskılarından korkmamaktır. Müslümanlardan işte bunlar istenmektedir. Allah Subhanehu Ve Teala Müslümanlardan, bir kitle olarak bir araya gelmelerini, münkeri nehy etmelerini ve marufu emretmelerini istemektedir. Müslümanlardan, yöneticilere ve halka rağmen münkeri gördükleri yerde yasaklamaları istenmektedir. Müslümanlardan istenen Ümmetin çıkarlarını benimsemeleridir. Tıpkı Ahnef İbn Kays'ın yaptığı gibi: Ahnef İbn Kays, çok cesur olan, Muder kabilesine mensup idi. Bu kabile İslam'a geç girenlerdendi. Ömer bin Hattab'ın halifeliği zamanında İslam'a girmişlerdi. Bu kabile, İslam'a yeni giren kabilelerin yaptıkları gibi Halifeye bir heyet gönderdi. Halifeden bazı istekleri vardı. Kabileleri için maddi manevi yardım istiyorlardı. Heyette bulunanlar sırasıyla isteklerini bildirdiler. Heyet içerisinde küçük bir çocuk da vardı. Sıra ona geldiğinde Ömer bin Hattab; "Söyle bakalım, sen ne istiyorsun?" dedi. Bu küçük çocuk, bu genç Ahnef İbn Kays şöyle cevap verdi: "Kendim için hiçbir şey istemiyorum. Ey Müslümanların halifesi, ben buraya orduna daha iyi bakmanı söylemek için geldim. Onlara az bir pay düşüyor ve alakalarının daha iyi gözetilmesi gerekmektedir. Onlara iyi bakmazsan, işlerini nasıl iyi yapmalarını beklersin." Ömer bin Hattab bu küçük çocuğun söylediklerini duyunca şok oldu. Bu kadar genç olmasına rağmen Ümmetin alakalarını nasıl bu denli benimsemişti. Heyet geri döneceğinde, Ömer bin Hattab Ahnef İbn Kays'dan yanında kalmasını istedi. Onu bir sene yanında tuttu ve onun gerçekten Ümmetin menfaatlerini gözeten, alakalarını benimseyen bir genç olduğunu gördü. Ve Ahnef İbn Kays ehl-i hal ve akt'in en genç üyesi oldu. Ömer'e sonra Osman'a ve daha sonra Ali'ye sadık kaldı. Ali ve Muaviye arasında savaş çıktığında Ahnef İbn Kays Ali'ye, halktan biat alarak halifeliğe geldiği için sadık kaldı ve onun tarafında savaştı. Ali şehit edildikten sonra Muaviye halife oldu. Bunun ardından Ahnef İbn Kays halifenin divanına gitti. Hilafet zamanında Halifenin divanı bir ilim merkeziydi. Alimler, şairler, vs. orada toplanırlar ve Ümmetin alakalarını tartışırlardı. Muaviye ise kızının bu ilim sahibi insanlardan faydalanabilmesi için, bir perde arkasından onun bu tartışmaları dinlemesini sağlardı. Ahnef İbn Kays halifenin divanına girdi ve Muaviye'ye şöyle dedi: "Ya Muaviye, Allah adına, Ali'nin halifeliğine itiraz edip ona savaş açtığın için senden nefret eden kalplerimiz kararlılıkla halen göğüslerimizdedir. Ve Müslümanların Halifesiyle savaştığın için sana karşı savaşan kılıçlar halen omuzlarımızdadır. Buna rağmen bugün buraya alakalarımızla geldik ki böylelikle sen Allah Subhanehu Ve Teala'nın kanunları ve Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in sünnetiyle bizi yönetip işlerimizi güdebilesin. Ve bil ki; Muaviye ya Allah Subhanehu Ve Teala'nın kitabı ve Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'in sünnetiyle yönetirsin ya da Allah adına, bizim aramızda bundan sonra farklı bir alaka olur." Ve Halifenin divanından çıktı. Muaviye'nin kızı, bütün bu duyduklarına karşı kendini tutamayıp perdenin arkasından çıktı. Çünkü Halifeye kimin bu şekilde konuşmaya cesaret edebildiğini görmek istiyordu. Ahnef bin Kays'ı Divandan çıkarken gördü ve babasına sordu: "Babacığım, bu adam kim? Kim sana bu şekilde konuşmaya cesaret edebilir? Halifeye bu şekilde saygısızlık yapmaya kim cesaret edebilir?" Muaviye: "Sus kızım. O öyle bir adam ki, o kızarsa onunla birlikte 100.000 kılıçta kızar" dedi. Ahnef bin Kays bir yönetici, Halife veya vali değildi. O Ümmet içerisinde yaşayan, Ümmetin çıkarlarını benimsemiş biriydi. Onun sözü, sevinci ve hüznü 100.000 kişinin sözü, sevinci ve hüznü idi. Ümmetin çıkarlarını benimseyin. Ve Ümmete onların çıkarlarını benimsediğinizi gösterin. Ümmet bu çağrıya mutlaka Hilafet'le cevap verecektir. Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurmaktadır: "Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır." (Rad 20) İşte Ahnef İbn Kays ahde vefa gösteren biriydi. Amerika ve Ebrehelerin sonu vallahi yaklaşmıştır. Batıl, Hak karşısında asla duramaz. Galip gelecek olan mutlaka Allah Subhanehu Ve Teala, Rasul Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve ona yönelmiş müminlerdir! Allah'ın zaferi mutlaktır, yakındır. (Bu yazıyı Waleed Cabbara'nın yazısından İslamdevleti.org için tercüme eden Fatma K., ye teşekkür ederiz) |