Anasayfa arrow İktibas arrow Dünün Mısır firavunu, bugünün Amerikan Bush'u
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

4/24 Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı. Maliki bulunduğunuz cariyeler müstesna, bunlar, Allah'ın üzerine farz kıldığı hükümlerdir. Bunlardan başkasını, zinadan kaçınıp, iffetli olarak, mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalandığınza mukabil, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin; kararlaştırılandan başka, karşılıklı hoşnut olduğunuz hususta size bir sorumluluk yoktur. Allah Bilen'dir, Hakim'dir.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Sizden birisi bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Eğer gücü yetemezse diliyle, şayet buna da gücü yetmezse kalbi ile buğz etsin. Bu (sonuncusu) imanın en zayıf halidir. ( Müslim, İman, 70)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Dünün Mısır firavunu, bugünün Amerikan Bush'u Yazdır E-Posta
Waleed Cabbara
27 Nisan 2007 Cuma
Hamd âlemlerin Rabbi’ne, göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasındaki varlıkların Yaratıcısına mahsustur. Ölüm ve hayatın, görünen ve görünmeyenin yaratıcısına sonsuz kere hamdu senalar olsun.

Ölüm vasıtasıyla, hadlerini aşan tiranların baskılarına son verene, onları geniş saraylarından dar ve karanlık mezarlara sokacak olana, lüks hayattan yalnızlığa ve karanlığa mahkum edecek olana, ölümü Yaratana sonsuz hamdu senalar olsun.

Peygamberlerin Efendisine Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e salatu selamlar olsun. Onun ailesine, sahabesine ve onun rehberliğini kabul etmiş olanlara selam olsun.

Ey Müslüman kardeşlerim,
Bugün yeryüzünde kötülüğü tercih eden insanlar var. Bu insanlar sizler gibi nefes alıp veren, sizler gibi yürüyen, sizler gibi yaşan ve ölecek olan, fakat sizlerden kabul edilemeyecek şeyler isteyen, bekleyen insanlardır.

Bugün yeryüzünde sizlerden kendilerini ilah edinmenizi arzulayan insanlar var.

Kardeşlerim,
Onlar sizlerden kendilerini doğrunun ve yanlışın belirleyici otoriteleri olarak, yegâne ölçü kabul etmenizi istemektedirler.

Allah Subhanehu Ve Teala’ya değil kendilerine tapmanızı, onları kutsamanızı arzulayan insanlar var. Allah Subhanehu Ve Teala’nın hâkimiyetine ortak koşan insanlar var. Tenekeden tahtları olan insanlar, yeryüzünün Hâkim’ine, insanların ve cinlerin Yaratıcı’sına meydan okumaktadırlar.

Bugün yeryüzünde küstahça ve kibirle dolaşan, Allah Subhanehu Ve Teala’ya savaş açmış; “Ben sizin rabbinizim” diyen firavun gibi insanlar var. 

Allah Subhanehu Ve Teala yüce Kitabı’nda inananlara Musa ve Firavunun kıssasını aktararak bir hatırlatmada bulunmaktadır.

İbret ve ders alınması için Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurdu:

“Tâ. Sîn. Mîm. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.” (Şuara 1-2)

“Hatırlayın ki, sizi, Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü onlar size azabın en kötüsünü reva görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.” (Bakara 49)

Günümüzün firavunları ve diktatörleri ise pek çoktur. Günümüzün firavunu sözde süper güç olan Amerika’nın Başkanı Bush'tur. Bush günümüzün firavununu temsil etmektedir. Ve bu firavun Allah Azze ve Celle ile hâkimiyet yarışı içerisindedir.

Musa’nın zamanındaki firavun ve Amerika arasında birçok benzerlikler vardır.

Firavun bir rüya görmüştü. Rüyasında Beni-israil kabilesinden bir çocuğun doğduğunu görmüştü. Bu çocuk firavun ve Mısır devleti için büyük bir tehlike teşkil edecekti. Firavunun hegemonyası ve baskısına meydan okuyacak, Mısır ve saltanatını yerle bir edecek olan bu zat Musa Aleyhisselam idi. Firavun bu rüyanın gerçekleşmesinden, imparatorluğun yok olmasından, hegemonyasının yıkılması ve onun sözde tanrılığı hakkında şüpheler oluşmasından çok korktu. Dolayısıyla firavun Beni-israil’in çocuklarına karşı baskı uygulamaya başladı ve amansız bir saldırıya koyuldu. Bu realitenin gerçekleşmemesi ve herhangi bir tehlikenin oluşmaması için Beni-israil’in tüm erkek çocuklarının katledilmesine emrini verdi. 

Bugünün firavunu Amerika’da; uygarlığının sona ermesi, imparatorluğunun yıkılması, Amerika rüyasının sonunun gelmesinden korkmaktadır. Amerika’nın kâbusu ise kurulması yakın ve acil olan bir ideolojik küresel devlettir (yani hilafettir). Bu devlet Amerika’nın hegemonyasına meydan okuyacak ve onunla çekişme içerisinde olacaktır. Müslümanlar inşaAllah, günümüz firavunu Amerika’yı yok edecektir.
Bu rüyanın gerçekleşeceğinden korkan Amerika İslam’a ve Müslümanlara karşı amansız bir saldırı başlatmıştır. Bu saldırılarında acımasızdır. Fonlar ve dış siyaset hareketleri adı altında, Müslüman beldelerindeki bölünmeyi daha da alevlendirmek için hiçbir maddi yardımdan ve milliyetçi hareketleri desteklemekten kaçınmamaktadır.

Amerika amansızca, helal ve haram kriterini menfaat kriterine çevirebilmek için Müslüman ülkelerinde ahlaksız ve rüşvetçi siyasetler uygulamaktadır. Ve Amerika ahlaki değerleri, uluslar arası hukuku, insan haklarını, çevre kirliliğini dikkate almamaktadır. Paha biçilemez değerde olan insan hayatına rağmen, kadın, erkek, çocuk demeden yani ne pahasına olursa olsun bu satılmış politikalarına devam etmektedir. Ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeye de devam edecektir.

Bu küstah tiran niyetini ve çıkar faaliyetlerini gizlememekte, üzerini örtmemektedir. Bilakis açıkça ve utanmadan niyetlerini belirtmektedirler.

CİA’nın ilk kurucularından, bir zaman sonra Cemal Abdullah Nasser’ın siyasi danışmanı ve 1940’larda Şam’a gönderilen diplomatik elçiliğin başı olan Miles Copeland Ulusların oyunu (Game of Nations) isimli kitabında, küstahça Amerikanın uluslararası hukuk ve diğer ülkelerle alakalı kriterlerinin ne olduğunu şöyle yazmaktadır: “Hükümetimiz diğer ülkelerle herhangi bir şey yapmaya karar verdiği zaman, bu sadece amaca uygun olup olmamasını göz önünde bulundurmakla sınırlıdır. Eğer mümkünse, yaparız. Ahlaki değerler karşımıza çıktığında soru; ‘biz bunu yapabilir miyiz değil, bunu nasıl aşabiliriz şeklinde olur.” Bu kitabın yazarı Amerika’nın emekli bir istihbaratçısıdır.

Şu soruyu sormamız gerekmektedir: Amerika bunca yıl bütün bunları nasıl yapabildi?

Değerli kardeşlerim,
ImageIrak gerçeğine odaklanın. Bağdat’ta ki bir hastaneyi düşünün. Hastane kelimesini düşündüğümüz zaman bununla bağlantılı olarak akla bir kaç kelime gelmektedir: hijyen, tedavi, sağlık. Bu kelimeler hastane kelimesiyle eşanlamlıdır. Fakat kardeşlerim, Bağdat’ta bir hastaneye baktığımızda hastane koridorlarından birinin köşesinin atıklarla (defi hacet) kirlenmiş olduğunu görürüz. Çünkü bu ülkenin kanalizasyon ağı Amerika tarafından bombalanıp yokedildi. Ve aynı hastanenin bir başka köşesinde, doğumhanenin hemen yanında bir oda var. Bu oda toplantı, kahve veya sigara odası değil terapi odasıdır. Bu odada ebelere terapi verilmektedir. Bu dünyaya bebekleri getirmekle sorumlu olan kadınlara, ebelere terapi verilmektedir. Bu kadınlar psikolojik travmalar yaşamaktalar. Çünkü hayatlarındaki hiçbir şey, eğitimlerindeki hiçbir şey onları bu realiteye hazırlamamıştı. Onlar düşük ücretlerle, fakirlikle, zor koşullarla baş edebilmektedirler. Fakat bu dünyadaki hiçbir şey, hiçbir tıbbi manüel onları doğum hanelerde şahitlik ettikleri olaylara hazırlamamıştır.
Biz burada nelerden bahsediyoruz? Biz burada yeni doğmuş fakat ne olduklara belli olmayan, mutasyona uğramış, alnının ortasında sadece bir gözden başka yüzünde bir şey olmayan, ciltleri cam gibi şeffaf olan bebeklerden bahsediyoruz. Doğumhanelerde bacılarımız işte bunlarla karşılaşmaktadır. Ve onlar günlük terapi almadan işlerine devam edememektedirler. Hatta bazıları işlerine geri dönmeyi reddetmektedirler. Bunun sebebi ücretlerin düşük ve çalışma ortamının kötü olması değildir. Onlar bu travmalarla başedemedikleri için tekrar işlerinin başına dönmeyi reddetmektedirler. Bu, Amerikan yapımı uranyum bombalarıyla İrak halkının bombalanmış olmasının bir sonucudur.

Kardeşlerim,
Şimdi Bağdat’taki bir başka köşeye odaklanın. Bu sefer bir yol kenarındayız ve bu yolun kenarında bir bacımız, bir erkeğin eşliğinde, para karşılığı yabancı erkeklerle birlikte olmaktadır. İsteyerek bu işi yapmamaktadır. Evde kendisinden yiyecek bir şeyler bekleyen çocukları var ve onları başka türlü nasıl doyuracağını bilmemektedir.

Kardeşlerim,
Bu anlatılanları uydurmuyoruz. Bu olay Ekonomist dergisinde geçmişti. Bacımıza eşlik eden erkek kendisine baskı yapan biri değil, hatta kendisine yabancı veya düşman dahi değildir. Bu erkek onun mahremi, aynı kanı paylaştığı kardeşidir. Bu erkek bacısını, ailesine, anne ve babasına yiyecek bir şeyler götürebilmek için satmaktadır!

Kardeşlerim,
ImageOnur, izzet ve şerefinin ülkede yaşan Müslümanların kalplerinin derinliklerine işlenmiş olduğu, bir ülke düşünün. Öyle bir ülke ki kardeşlerim, halkının, şeref ve onurlarına olan düşkünlükleri tüm dünyada tanınmıştır. Bu ülke Irak’tır. Fakat bu insanlar bugün Allah tarafından verilen günlük rızk hakkı için namuslarını satacak ve sattıracak hale gelmişlerdir. Bu, ABD’nin Irak üzerine uyguladığı ambargoların, sonucudur.

İşte bu, firavunun Irak Müslümanlarının üzerine uyguladığı baskısı ve eziyetidir. Bush ve ABD kendisini can veren ve alan sanmaktadır. 

Kardeşlerim,
Şimdi İsrail’e odaklanın. Yoksa Filistin mi demeliyim?!

Kardeşlerim,
Şimdi Filistin’e odaklanın. Orada bir odada oturan bir kadın var. Tamamıyla siyahlara bürünmüş ve uzun süredir yas tutmuş gibi bir hali var. 40 gün tekrar, tekrar ve tekrar gelip geçmektedir. Ve odada oturan bu kadının etrafı duvardaki erkek resimleriyle çevrilmiştir. Resimlerdeki erkeklerden birisi onun kocası, diğeri kardeşleri ve diğerleri ise oğullarıdır. Onları ve daha fazlasını İsrail’in küstahça saldırılarında kaybetmiştir. Peki, İsrail’i destekleyen ve koruyan kimdir?

Kardeşlerim,
Onu koruyan firavundur! Onu koruyan Amerika’dır. Ve bu firavun bunu kesinlikle gizlememektedir. Hizb-ut Tahrir’in yayınladığı  "Amerikanın İslam’ı yok etme planları…” kitabından bir alıntı yapıyorum. Bu alıntıyı gördükten sonra; ‘neden Müslümanlar halen ABD’nin müttefikliğinde ısrar etmektedirler?’ diye kendinize soracaksınız.

Neden bu elçilikler halen Müslümanların beldelerinde mevcut?!

Neden onları korkak tavuklar gibi, kuyrukları sıkışmış köpekler gibi beldelerimizden def edip göndermiyoruz?!

George W. Bush, Amerika’nın İsrail’e karşı tutum planını şöyle açıklamaktadır:

Image“İsrail’in kurulduğu gün biz onun yanında durduk ve biz İsrail’in tarihi boyunca onun yanında yer aldık. Zaman zaman köklerimizin birbirine geçtiğini gösterdik... Bu yüzden İsrail’le olan anlaşmamızla alakalı, herhangi bir şüphe olmamalıdır. Ve Amerika bugün İsrail’in yanında duracaktır ve gelecekte de İsrail’in yanında duracaktır. Bugün, bu kelimelerin doğru olduğunu söylemekten gurur duyuyorum.”

Amerika ve İsrail arasındaki ilişkiyi tarifle konuşmasına devam ediyor: “Bu kayıtsız şartsız bir ilişkiyi temsil etmektedir. Kökleri derin, tarih, çıkarlar, değerler ve ideolojiler üzerine kurulmuş bir bağdır. İsrail ve İsrail halkıyla olan bu özel ilişkiyi devam ettirmeyi başardık. İsrail’in olağanüstü tehlikeli bir bölgede bulunduğunun farkındayız. Bu yüzden incelemeye devam edeceğiz. Bu, İsrail’in askeri üstünlüğünü korumak amaçlı, onunla olan değerli stratejik işbirliğimizi sağlamlaştırmak anlamına gelmektedir.”

Bu adamlar, İsrail’in Orta Doğu’daki Müslümanlara karşı üstünlük elde edebilmesi için, ona gereken tüm silahları, gereken tüm yardımları yapmaya hazır oldukları gerçeğini gizlememektedirler.

Bu adamlar, bugün ölen Müslümanların, ABD ve BM’nin İsrail devletini desteklemeleri sonucu olduğu gerçeğini gizlememektedirler.

Sabra ve Şatilla’da yapılmış olan iğrençliklere, canavarlıklara Amerika’nın sessiz kalması şaşılacak bir şey mi?!

İntifada’da yapılan katliamlara Amerika’nın sessiz kalması şaşılacak bir şey mi?!

Sharon insanlığa karşı suç işlediği için, halkların onu şikâyet etmesine rağmen, Amerika’nın sessiz kalması şaşılacak bir şey mi?!

ABD bugünün firavunudur! Yani Müslüman ülkelerindeki liderler İsrail’e, Sharon’a karşı ne düşündüklerini açıkça söylediklerinde, fakat aynı zamanda ABD ile müttefik olma durumlarını muhafaza ettiklerinde, onların samimiyetlerini ve imanlarını sorgularız.

Evet, onları iki yüzlülükle damgalarız!

İşte bunlar ABD’nin küstahlığının ve tiranlığının göstergesidir. 1980’li yılların sonlarında ABD’nin Suudi Arabistan elçisine, ABD’nin Orta Doğu’daki ağır ve kesin (tartışılmaz) mevcudiyetiyle alakalı soru sorulduğunda o, büyük bir küstahlıkla, şöyle cevap verdi: “Tanrı bir hata yaptı. Petrol kaynaklarını bu ülkelere koyması hata ve biz bu hatayı düzeltmeye geldik.”

Subhanallah! Bu nasıl bir küstahlıktır! Günümüzün firavunu nasıl bir küstahlık ve kibir sergilemektedir.

Irak’a uygulanan 10 yıllık ambargo ve ardından gelen savaş, bombalamalar yüz binlerce Müslüman’ın ölmesi ve öldürülmesine neden oldu. Firavun Amerika, Atlantik okyanusunun ta ötesinden Irak’a bu yaptırımları uygulamayı nasıl başarmıştır?

Mesele tamamıyla malların ülkeye serbest giriş ve çıkışıyla alakalı olmasına rağmen nasıl oluyor da Amerika, Irak’a sınır olmadığı halde bu ülkenin sınırlarından neyin girip çıktığını kontrol edebiliyor?

Amerika’nın Müslümanları bombaladığında uçakların ABD’deki üslerinden kalkmadıklarını bilmekteyiz. Bu uçaklar Orta Doğu’dan kalkmaktadırlar.

Kardeşlerim,
Orta Doğu’nun neresinde Amerika’nın bir devleti veya eyaleti var? Orta Doğu’nun neresinde Amerika’nın bir valisi var?

Kardeşlerim,
Bunlar çok önemli sorulardır. Ve cevapları da gece ve gündüz kadar açık ve nettir. Tıpkı firavunun asistanları, uşakları olduğu gibi Amerikan’ında uşakları vardır. Amerikan uçakları ABD’de ki üslerinden değil Kuveyt ve Suudi Arabistan’dan kalkmaktadırlar. Irak’a koyulan ambargoları uygulayanlar, komşu Müslüman ülkelerdir.

Imageİsrail’in durumuna bakın. Mübarek ve Abdullah’ın İsrail’in gerçek koruyucuları olduklarını görmekteyiz. Amerika hiçbir zaman İsrail sınırlarına gelerek savaşmadı. Amerika hiçbir zaman tanklarını, jetlerini, ordularını getirip İsrail sınırında İsrail’in önünde durup, onu korumamıştır. Bunu hiç yapmamıştır! Fakat İsrail Mübarek ve Abdullah’ın uşaklığı ile korunmuştur.

O mükemmel kitaptan bir alıntı daha aktarıyorum. Edward Walker: “Biz Mısır’la olan güvenilir ilişkimize, askeri ve ekonomik meselelerdeki işbirliğimize değer vermekteyiz. Mısır’a, ekonomik sisteminde yürürlüğe koyacağı reformları ve askeri gücünü inşa etmesi için (ki böylelikle ABD için amaca uygun (etkili) bir müttefik olsun) teklif ettiğimiz yardım hususunda, Başbakan desteğini sürdürmektedir. ... 20 yıl önce İsrail’le barış anlaşması yapmış olan ilk Arap ülkesi... İsrail’e karşı şiddet çağrısını açıkça kınamaktadır. Yahudilere karşı mücadele (kavga) çağrısını açıkça kınamaktadır. ... Güvenlik konseyinde dengeyi koruyabilme çabalarımızda desteklemektedir.”    

Subhanallah! Bu nasıl bir hainlik! Ne kadar sadık ve itaatkâr bir köpek. İsrail’i koruyan işte bu uşaktır.

Saddam Hüseyin El-Kudüs ordusunu oluşturmuştu. Ne kadar Müslüman’ın bu orduya kayıt olduğunu biliyor musunuz? Sadece Irak’ta 7 000 000 Müslüman el-Kudüs ordusuna katılmak için öne çıkmıştı.

İşte, bu Ümmetin duyguları ve hisleridir.  Fakat bu ordu hiç kullanılmayacak bir orduydu. Her şey sadece lafta kalmıştı. Ve bugün, İsrail’i koruyan uşaklar, bu Müslümanların Kudüs’teki Müslüman kardeşlerini İsrail’in tiranlığından kurtarmalarına engel olmaktadırlar.

ImagePakistan uşağına bir bakalım. General Pervez Müşerref Keşmir’deki mücahitlere para toplanmasını yasakladı. Cihada ve Keşmir’in özgürlüğüne kavuşması için pankart açılmasını yasaklamıştır.

Bu uşakların tek bir ortak yönü vardır. Onlar, firavunun çıkarlarını koruyan sadık kölelerdirler. Onlar firavunun düşmanlarına karşı savaş başlattılar. Onlar Allahu Teala’ya iman edenlere savaş açtılar. Onlar, yaptıkları hainlikleri ortaya seren insanları kendilerine düşman edindiler. Onlar bizim kalbimizdeki İslam’ı silip yerine ABD’de paketlenmiş bir İslam’ı koymamızı istemektedirler. Onlar Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in İslam’ını kalplerimizden söküp yerine ABD’de, Washington’da, Beyaz sarayda, Oval ofiste yapılmış bir İslam’ı koymamızı istemektedirler.

Onlar, Rabbimiz Allah diyen, Hilafet’i kurmaya davet eden dava taşıyıcılarına karşı çok korkunç (şeytani) bir savaş başlatmışlardır. Çünkü dava taşıyıcıları itaati sadece Allahu Teala’ya layık görmektedirler. Çünkü dava taşıyıcıları sadece Allahu Teala’nın sisteminin uygulanması gerektiğini söylemektedirler. Çünkü dava taşıyıcıları sadece Allahu Teala’nın kanun yapma hakkına sahip olduğunu söylemektedirler. Çünkü dava taşıyıcıları sadece Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’i taklit etmektedirler.

Onlar, İsrail’in sınırlarının değil İsrail’in var olmasının sorun olduğunu söyleyen Müslümanlara karşı savaş açtılar. Onlar Lailaheilallah’a iman etmiş dava taşıyıcılarına karşı savaş açmışlardır. Çünkü dava taşıyıcıları, firavunun karşısında duran Musa Aleyhisselam’ı kendilerine örnek almaktadırlar.

İşte, bunlar tiranların karşılarına dikilip, şunları söyleyeceklerdir:

"Ey şeytanın isteklerine kapılmış insanlar!

Değişim rüzgârları artık esmeye başladı, sadece et ve kemikten oluşan insanlar,
kendinizi kandırmayın!

Mezarlarınızın üzerine; ‘işte burada kendilerini kandırmış olan insanlar yatmaktadır’ diye yazacağız.

Ümmet kanarken, siz güvendeydiniz. Ümmet ağlarken siz gülmekteydiniz. Halkınız ölürken, siz yaşadınız. Kimin tasarımı ve emriyle cihadı terk ettiniz?

Kudüs aslanlar savaşını çok arzulamaktadır. Fakat siz, ellerinizle yaptığınız tanrılarınızla, tahtlarınızla, kanunlarınızla şeytanın kapısında bekçilik yapmaktasınız.

Tüm sevdikleriniz, çalıp sahip olduklarınız, hizmet ettiğiniz adamlar, Allahu Teala’nın kelamıyla yerle bir edilecektir. Haydi, inşa edebildiğiniz kadar kaleler inşa edin. Entrikalar planlayın. Korkunç savaşınızı sürdürün.

Müslümanlar davetlerin en üstününü işittiler. Dualarla hedefe varacaklar. Kalemler yazsın, zaman kaydetsin!

Allah’ın dini hakim oluncaya kadar dinlenmeyeceğiz."

(Bu yazıyı Waleed Cabbara'nın yazısından İslamdevleti.org için tercüme eden Fatma K., ye teşekkür ederiz)

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe
6 Zilhicce 1429

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: son 30 günün ::.
.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |