|
Kimileri İslam Hilafet Devletinin tekrar ikamesinin mümkün olmayacağını, artık İslam Ümmetinin vahdaniyetinin sağlanmasının mümkünat dışı olduğunu iddia etmektedir ve bunu farklı yerlerde, farklı platformlarda her zaman gündem konusu yapmaktadırlar. Onların bu ifadeleri ve iddiaları İslam’dan ne kadar korktuklarını, İslam’a ne kadar kin beslediklerini açıkça ortaya koymaktadır. Yalnız bu iddialara cevap vermeden önce, bu iddia sahiplerinin (başka bir ifadeyle İslam düşmanlarının) niçin böyle bir eylemde bulunduklarının kısaca izahı yapılması gerekiyor. Yapılmalı ki, meselenin ehemmiyeti daha iyi anlaşılsın. İslam’ın ilk gönderiliş günlerinden bugüne kadar İslam’ın veya İslam davet taşıyıcılarının aleyhine yapılanlara baktığımız zaman iki eylem içermektedir. Bunun bir üçüncüsü yoktur. Bu iki eylem ise İslam düşmanlarının en güçlü ve alternatifsiz silahıdır. Şöyle ki; 1- İslam davetini hakkıyla taşıyanları ve İslam’ı arzu edenleri, küfre hayır diyenleri öldürmektir/katletmektir. 2- Yine İslam’ın sahih fikirlerini aleme taşıyanlara, hakkın münadilerine iftira atmaktır, çamur atmaktır. Bu iki eylemde üzerinde durulup işlenmesi gereken mühim konular olmakla beraber, başlığımıza uygun olması hasebiyle, ikinci kısma nasların ışığında bir bakış yapıp, iddialara cevap vermeye geçeceğiz inşaAllah. İftira İslam düşmanlarının en güçlü ve alternatifsiz silahlarından birisidir. İslam düşmanlarının sahih, kavi ve vahyin aydınlığında yükselen tertemiz İslami fikirlere cevap veremeyince, alternatif getiremeyince, insanlığı kuşatan İslam’ın sahih fikirlerine dur diyemeyince geriye tabiî ki iftira etmek kalıyor. Dolayısıyla hedefleri Sahih fikirleri bulandırabilmenin her çaresini aramak olmuştur ve olacaktır da. Meselenin net anlaşılabilmesi için; İslam’ın ilk doğduğu yıllardan ve günümüzden İslam’a ve fikirlerine yapılan saldırılara, iftiralara örnek vermek gerekiyor. Rasulullah dönemine ait bir örnek: Mekke müşrikleri İslam’ın güneşiyle, vahyin aydın ışığıyla yükselen sahih fikirleriyle değişen ve İslam’ı seçen Mekke toplumuna artık dur diyemiyorlardı. Böyle bir atmosfere girmişti Mekke. Müşrikler akıllarınca çözüm olarak; içlerinden edebiyata vakıf, Arapçaya, şiire vakıf birisini göndermeye karar verdiler. Velid bin Muğire’yi Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’e konuşması, davetinden vazgeçirmesi için gönderdiler. Velid bin Muğire Rasulullah Salallahu Aleyhi Ve Sellem’le konuşmasını tamamladıktan sonra Rasulullah Salallahu Aleyhi Ve Sellem’in yanından Kur’anı Azimuşşan’dan, Kur’an’ın icazetinden etkilenmiş bir şekilde ayrıldı. Tabii bu arada Velid bin Muğire’den haber bekleyen ehli müşrik Velid’i ortalıkta ilk önce göremediler. Çünkü Velid’i bir düşünce almış ve derin bir tefekküre dalmıştı. Bakın, Allahu Teala onun haleti ruhiyesini, neye ve hangi şekilde karar verdiğini bizlere nasıl haber veriyor: "Zira o,düşündü taşındı, ölçtü biçti. Canı çıkasıca, nasılda ölçtü biçti. Sonra canı çıkasıca nasılda ölçtü biçti. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda da kibrini yenemeyip sırt çevirdi ve dedi ki; Bu olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir" (Muddesir 18/25) Kur’an’ın icazetine aciz kalan fikirlerin, bu fikir sahiplerinin İslam’a ve İslam Risaletinin kaynağı olan Kuran’a nasıl iftira ettiklerini ayet açıkça haber veriyor bizlere. Günümüze ait bir örnek ise; malumdur ki; İslam ümmeti Allah Subhanehu Ve Teala’ın razı olduğu konumdan, hayırlı ümmet olmaktan çok uzak bir hayat sürdürmektedir. İslam ümmetinin bu sıkıntısını gören, vakıasını çok iyi tahlil eden, sadece bu sıkıntıyı tespit etmekle yetinmeyip, İslam ümmetine bu sıkıntının çözümünü haykıran, İslam ümmetinin vahdaniyetini sağlayacak, İslam ümmetine izzetini ve bütün değerlerini geri iade edecek, fitnenin ve bozuk düzenlerin yerine Rahmetullahı hayata hakim kılacak olan İslam Hilafet Devletinin ikamesi için nübüvvet metodunu kendisine şiar edinmiş ve İslam Ümmetini bu hayırlı amele davet eden bir kitleden yani sahih bir kitle olan Hizb-ut Tahrir'den örnek vermek istiyorum. Hizb-ut Tahrir’in ideolojisi İslam, çalışma sahası siyaset olunca tabiî ki çalışmaları daha da bir önem kazanıyor. Bu parti her platformda, her ortamda gündemdeki konuya nasların ışığında bakabiliyor, vakıanın Şer’i analizini yapabiliyor, hain yöneticilere çatıp onları; kafirleri bırakıp Müslümanları dost edinmeye davet ediyor. Ve en önemlisi İslam ümmetine, Müslümanların izzetini, şerefini iade edecek İslam’ı insanlığa tatbik edip bu Risaleti aleme taşıyacak Allah Subhanehu Ve Teala’nın razı olduğu tek Şer’i sistemi hayata hakim kılacak olan Hilafetin ikamesini hatırlatıyor ve İslam ümmetini farzların tacıyla amel etmeye çağırıyor. Gücünü naslardan alan bu fikirler karşısında çaresiz kalan, eli kolu bağlanan İslam düşmanları bu kitleye iftira atıyor, bu sahih fikirleri tahrif edebilmek için servetler harcıyor ve elinden geleni ardına koymuyor. Ama Allah Subhanehu Ve Teala’nın yardımıyla (Elhamdülillah) bu kitle İslam’ın emin bekçisi ve hakkın münadisi olma yolunda kınayıcının kınamasına bakmadan, müfterilerin iftiralarına kulak asmadan hızla ilerliyor. Dolayısıyla Hilafeti bir tarihi kurum olarak görmeleri, hayalden ibaret olduğunu söylemeleri ve bunu her gündemde haykırmaları iftiradan başka bir şey değildir. İşte bu iddiaların yani Hilafetin ikamesinin bir hayal ürünü, ütopya olduğu iddialarının tam aksine Hilafete olan ihtiyacın vakıan sabit olduğunu, ümmetin Hilafeti hissedilir bir şekilde arzular hale geldiğini sizlerle paylaşmaya çalışacağız inşaAllah. İşin Şer’i boyutuna girmeyip sadece vakıan ele alacak olursak şöyle ki; objektif olarak vakıaya bakacak olursak, her gün İslam ümmetine ait İslam beldeleri kâfirler tarafından işgal ediliyor. İslam’ın değerlerine tecavüzler ediliyor. Başörtüsüne yapılan saldırılardan tutun, Risalet sahibi Hz. Muhammed Salallahu Aleyhi Ve Sellem’e hakaret içeren ifadeler, İslam dinine yönelik karalama kampanyaları, iftiralar v.b. Öyle ya kalkansız şövalyeye kim ne yapmaz ki! Ve İslam ümmeti bütün bu olan bitenlere seyirci kalmaktan başka hiçbir şey yapamamaktadır. Bu çaresizlik, bu eli kolu bağlılık İslam ümmetini akidevi düşünebilmeye, vakıalara vahyin ışığında bakabilmeye yönlendirmiştir. (Elhamdülillah) artık İslam Ümmeti izzetli bir hayata kavuşmanın yolunun demokrasi olmadığını yakinen hissetmiş, kokuşmuş demokrasiyi ve onu pazarlayanları tanır hale gelmiş, işbirlikçi hain yöneticileri ve yapa geldikleri hainlikleri fark eder olmuştur. Yine İslam ümmeti sömürgeci kâfir batı devletlerinin kışkırtması, hain Sebatayistlerin gayretleriyle ümmete zehir gibi sıkılan kokuşmuş milliyetçi fikirlerden sıyrılıp Allah’ın emri gereği İslam’ın ipine sarılıp, vahdaniyeti arzu eder hale gelmiştir. Yine İslam Ümmeti bu vahdaniyeti sağlamanın, İslam’ı hayata hakim kılıp İslam ümmetine tekrar izzetini, şerefini, hayırlı ümmet olma vasfını kazandıracak olanın Hilafet olduğunu idrak etmiştir. Hepimiz biliyoruz ki; günümüzde başımıza gelen tüm bu musibetler, felaketler, işgaller, katliamlar, memleketlerimizin uğradığı şiddetli sıkıntılar ve zorluklar, hayatımızı en dakik ve sahih çözümler ile düzenleyen, insanı, kâinatı yaratan Allah Subhanehu Ve Teala’nın bizim için seçtiği İslam dinin siyasi-ideolojik bir nizam olarak, toplum-hayat ve devlet bazında uygulanamayışından kaynaklanmaktadır. Zira bunu uygulamanın, rahmet nizamını hayata geçirebilmenin, Allah Subhanehu Ve Teala nın sözünü hayata hakim kılmanın yolu İslami bir devletin varlığını gerektirmektedir. İşte o devletin, Şer-i makamın adı Hilafet devletidir. Ne yazık ki; Hilafet bundan 83 yıl önce hain Sebatayistlerin büyük gayretlerinin neticesinde yıkılmış, İslam ümmeti o günden bugüne sayısız belalara, dertlere uğramış, tarihin en sıkıntılı dönemlerini yaşar hale gelmiştir. Bununla birlikte Hilafeti yeniden kurmak için çalışan ihlâslı dava öncüleri, İslam’ın siyasi-ideolojik boyutta topluma, hayata ve devlete hakim kılınmasına çağrıda bulunmayı sürdürmüşlerdir. Uğradıkları eziyetlere, zulümlere, işkencelere rağmen... Ramallah (Filistin’de) ve İslamabad (Pakistan’da) düzenlenmiş olan yürüyüşlerde İslam ümmetinin gönlünün derinliklerinden yükselen Hilafet sloganları İslam ümmetinin buna hasret kaldığının, artık gönüllerin Hilafeti arzuladığının en bariz göstergesidir. Gönüller artık Hilafeti arıyor. Nusretini gönder ya Rabbi! İslam ümmetinden yükselen bu sesler, bu haykırışlar İslami bir hayata duyulan özlemi anlatmaya, tarif etmeye yetmez mi? Evet, her ne kadar İslam düşmanları, kâfirler ve taguti düzen Allah Subhanehu Ve Teala’nın yüce davetini ihsanla taşıyan Hizb-ut Tahrir kitlesini ve bu hayırlı kitlenin yaptığı hayırlı işleri karalamaya çalışıyorlarsa da, iftiralarına iftiralar katıyorlarsa da Allah Subhanehu Ve Teala nurunu tamamlayacaktır. Samimi Müslümanlara Ensara gönderdiği nusreti gönderecektir. Allahu Teala şöyle buyurdu: "Allah sizlerden iman edip, salih amel işleyenleri, kendilerinden öncekileri yeryüzünde Halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde Halife kılacağını, onlar için seçtiği dinlerini yeryüzünde hâkim kılacağını (geçirdikleri) bu korkularını güvene çevireceğini vaat etti. Zira onlar yalnız bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık kimde bundan sonra inkâr ederse işte onlar fasıkların ta kendileridir." (en-Nur 55) Bu nurun tamamlanmasını her ne kadar kafirler kerih görseler de, İslam düşmanları, İslam’ın berrak fikirlerini bulandırmaya çalışanlar, hayalden ibaret olup, gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını haykırsalar da Hilafet mutlaka hâkim olacaktır. Bakın Allah inananları şöyle müjdeliyor: "Onlar ağızlarıyla Allah’ın Nurunu söndürmeye çalışırlar. Muhakkak ki Allah kafirler istemese de Nurunu tamamlayacaktır." (Saf 8) Abdullah İmamoğlu |