Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esad Mansur arrow Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -5
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mehmed Aydın
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

17/33 Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Rasulullah (sav) Yemen'e Muaz b. Cebel'i gönderirken ona söylediklerinden bir kısmı şudur: "Sen Kitab ehli olan bir kavme gidiyorsun. Kendilerini ilk davet ettiğin şey Allahu Teâlâ'ya ibadet olsun. Bunu kabul ederlerse Allahu Teâlâ'nın, zenginlerinden alınıp, fakirlerine verilmek üzere zekatı farz kıldığını haber ver. Eğer kabul eder ve itaat ederlerse onlardan al, en iyi mallarını almaktan çekin. Mazlumun duasından sakın. Çünkü onun duasıyla Allah arasında herhangi bir perde yoktur." (Buhari, K. Tevhid, 6824)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -5 Yazdır E-Posta
Esad Mansur
14 Nisan 2007 Cumartesi

 

(Bölüm 5)

3. Sırf fikri örgüt, grup, kulüp, enstitü ve ekoller:

Bu kuruluşlar fikri olup fikir üretmeye ve yaymaya çalışır. Bunları düşünür kimseler ve araştırmacılar yürütür veya onlardan oluşur. Belki, bu güçler kendi fikirlerini kamuoyunda bariz kılma işinde başarılı olabilir, siyasi partileri veya devleti etkileyebilirler. Ancak, açık ve organizeli faaliyet yürütemez ise kamuoyunu oluşturma konusunda ve yönetime geçme hususunda başarılı olamaz. Ümmetin geçmişteki kalkınmasında veya ondan sonra kalkınan batı dünyasının tarihinde böyle bir şeyin gerçekleştiği görülmedi.

Mutezile grubu fikri idi. Kendi fikirlerini yayma imkanı bulup, kamuoyu oluşturup bazı Abbasi halifeleri etkilemişse de yönetime geçememiştir. Zira insanlar arasında ciddi ve organizeli faaliyet gösteriyordu. Kendi düşüncesini bazı yöneticilere benimsettirmiş olmasına rağmen yönetimi hedef edinmemiştir. Abbasi hareketi ise, kendi lehine kamuoyunu oluşturduktan ve inkılâp için gerekli güçleri topladıktan sonra yönetime geçmiştir.

Batıda fikri hareketlerin yönetime geçtiğini görmüyoruz. Fakat, siyasi partilerin iktidara geçtiği görülür. Fikri hareketler ise kendi fikirlerini yaymaya veya fikirlerini karar sahiplerine ulaştırmaya çalışırlar. Bu hareketler yöneticilere kendi fikirlerini kabul ettirmek isterler. Örneğin; sosyalist ekoller ve düşünürler etraflarına topladıkları kişilere sosyalist fikirleri teorik olarak izah ediyorlardı. Bu nedenle de kapitalist sistemini etkileyemediler. Ancak, kendi fikirlerini kamuoyu haline dönüştürmeye çalışmışlardır. Marks gelince bu faaliyetleri beğenmemiş yerine kendi fikirlerini yürürlüğe elverişli hale getirerek ve siyasi şekilde ifade etme yoluna gitmiştir. Lenin ise toplumu değiştirmeyi, ondan bir parça olan nizamı değiştirmeyi de hedef edinip bu minvalde siyasi akaidi bir parti tesis ettiğinde herşey değişti ve bu hususta da başarılı oldu.

Bunun sebebi ise; yalnız yönetime ulaşma konusunu programına koymadı, bu temel üzerine kendini şekillendirmeye yönelmedi, bir fert olarak çalışmadı, etrafına bir okuyucu kitlesinin sardığı yazar niteliğine bürünmedi. Okuyucu kitlesinin sayıları ne kadar çoğalırsa çoğalsın hiçbir değişim gerçekleştirmezler. Bu fertler arasında ne kadar fikri uyum sağlanmış olsa da siyasi faaliyete geçilmezse, çalışmanın metodunu, siyasi hedef ve gayeyi edinmezse hiçbir zaman siyasi olamaz ve de hiçbir zaman yönetime geçemez.

Şunu söyleyebiliriz; fikri hareketler bu şekilde oldukça, siyasi partiye dönüşmezse, onun fikirleri siyasi parti tarafından benimsenmezse veya bir yönetim tarafından ittihaz edilmezse bir siyasi değişimi gerçekleştiremez. Ancak, kamuoyunu oluşturabilir. Zira, onun işi insanlar arasında fikri yaymaktır.

4. Âlimler:

Bunlar gür sesleriyle, hitabeleriyle ve ikna edici görüşleriyle insanları etkileyenlerdendir. Böylece kamuoyunu etkiler ve yankı yaparlar. Ancak, bu hitabelerle yetinirlerse ne toplumu değiştirebilirler ne de devlet kurabilirler. Bunun misali; İslam dünyasındaki âlim ve hatiplerdir. Bunlar arasında cesur ve güçlü hatipler vardır. Bunlarda bariz olan insanlara bıraktıkları tesir ve kamuoyunda yaptıkları etkili yankıdır. Eğer bunların arkasında siyasi güçler bulunmazsa, organizeli siyasi harekete mensup olmazlarsa ve kendi faaliyetlerini siyasi harekete dönüştürmezlerse yaptıkları hitabeleri değişimi gerçekleştirmeyecektir. Misal olarak; Mısır da bazı cesur âlimlerin hitabeleri kamuoyunu oluşturmaya veya değişime götürmede yeterli olmalıydı. Fakat beklenen gerçekleşmedi. Bunun tersi İran da ise âlimlerin hareketi organizeli siyasi bir faaliyete dönüşmüştü. Bundan faydalanan siyasi güçler Şah’a karşı kamuoyunu oluşturup faaliyeti doğrudan yürütmüşlerdi. Böylece, devrim gerçekleşerek değişim husul bulmuştu.

Sırf ateşli hitabeler vermek, insanları kışkırtmak ve fikirleri yaymak kamuoyunu oluşturmaya ve değişime götürmez. Daha doğrusu, değişimi hedef edinen organizeli siyasi ve fikri faaliyeti içeren bir hareket kurmak lazımdır. Bu nedenle Efendimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem organizeli bir hareket kurarak, sahabeleri kitleleştirip değişimi hedef edinmişti. Lazım olan işleri yaparak bunlarla kamuoyunu oluşturmuştur. Sırf fikirleri yaymak veya hitabeler vermekle yetinmemiştir.

Umeyye Oğullarının zulmü karşısında duran âlimler, kendi görüşlerinin kamuoyunda iz bırakmasına rağmen değişimi gerçekleştiremediler. Fakat fikri-siyasi olan Abbasi hareketi, Umeyye Oğullarının otoritesini devirmek için organizeli faaliyet yaparak, bütün üslup ve araçları kullanmışlar nihayetinde de başarılı olmuşlardır.

5. Akademik kuruluşlar:

Bunlar okullar, üniversiteler, bilimsel ve öğrenim enstitüleri gibidir. Bu kuruluşlar toplumu etkilemek maksadıyla fertleri kültürleştirmeye ve hazırlamaya çalışır. Bu çalışmanın neticesi kısmî, dar ve zayıf tesirlidir. Çünkü onun işi ferdi çerçevede sınırlıdır.

Fertler birer kişiler olup fikri ve siyasi varlık oluşturmadıkları takdirde devleti veya ümmeti etkileme gücüne sahip olmayan varlıklar olarak kalırlar.

Devlet veya ümmet bir varlık olmakla birlikte kendilerini etkileyen güç, fikir ve siyasettir. Başka bir fikir ve siyaset geldiğinde devlet ümmet varlığı değişime uğrar. Fert, ancak bir toplum içinde siyasi çalıştığında elverişli olur. Tek başına çalışırsa etkili olamaz.

Okul, üniversite veyahut başka öğretim müessesesi birer siyasi veya fikri varlık olarak çalışmamaktadır. Buralardaki var olan fertler ideolojik partilerde olduğu gibi fikri ve duygulu varlığın birer parçalarını teşkil etmez. Ayrıca, bu kuruluşlar toplumda cereyan eden vakıaları hissedemez ve bunlara göre bir şekillenmede bulunamaz. Bunun için de bir programı yoktur ve etkili bir program da kolay kolay ortaya koyamaz.

Etkili olan varlık; toplumda cereyan eden olayları sürekli izleyen, tahlil eden, onlar hakkında görüş beyan eden, kendi görüşünü topluma ileten, toplumun her köşesine ulaşan, kendi fikrini oradaki insanlara taşıyan, toplumu yürütenler karşısında gözlemci olup bunların hatalarını, yanlış saplantılarını ve zulümlerini takip edip gerekeni hemen yapanlardır. Bu şekilde çalışan siyasi partiler toplumda etkili olur. Akademik kuruluşlar pek etkili olmazlar, böylece bu kuruluşlar topluma hitap edemezler, kamuoyunu oluşturamaz ve kamuoyunda etkili olmayan donuk varlıklar olarak kalırlar.

Kamuoyunu oluşturan araçlar:

Kamuoyunu oluşturmak isteyen güçler bunu oluşturmak için vesileleri bulmaya çalışır. Geçmişte vesileler ilkel olup teknolojiyi tanımıyordu. Ancak bu araçlar hala kullanılmaktadır, teknoloji onları kaldıramadı. Misal olarak; değişik yerlerde ve toplantılarda doğrudan kalabalıklara hitap edilmektedir. Kitap, kitapçık ve mektuplar hala geçerlidir. Bunlardan sonra bildiri ve beyanlar geldi. Bunlar kamuoyunu ve uyanıklığı meydana getirme hususunda başarılı vesilelerdir.

Parti kendi fikrini, siyasi görüşünü veya sömürgeci devletlerin entrika ve planlarını teşhir etmek, ajan olan rejim ve yöneticilere karşı siyasi mücadele yürütmek veyahut yabancı fikirlerle çatışmak için bildiri ve beyan çıkarttırır. Partinin mensupları ve destekleyicileri bu beyanları insanlara elle ve parasız dağıtırlar. Bu iki sebepten dolayı etkilidir. Doğrudan elle ve de parasız verildiği için insanlar bunları hemen kapışırlar. Bu sanki insanları elle yedirip içirmek gibidir. Ağızlarına ekmek lokmasını veya suyu götürmektir. İnsanlar doğrudan kendilerini yedirenleri ve içirenleri de görürler. Bu şekilde partiyi canlı olarak, gözleri önünde görür ve ondan etkilenirler.

Böylece partinin insanlara göstermek istediğini görmelerini sağlar ve partiyle kaynaşmaya sevk eder.

Bildiriler ücretsiz dağıtıldığı için insanlar onları alacaklardır. Böylece onlardan ücret talep edilmemiş, ancak İslami bir çağırımda bulunarak, Allah’u Teâlanın sözünü iletmekle O’nun rızası istenmiş olur. Gazete, dergi veya kitap bir ücret mukabilinde veriliyor. Bu durumda herkes onu almaya muktedir olamayabilir. Özellikle sunulan karşıt görüş ise, aykırı fikir içerirse genellikle parayla alma işi gerçekleşmez. Ücretsiz dağıtıldığında ise görüşüne aykırı olsa bile kişi bildiriyi alır veya ona bakar. Buna ek olarak, bildiri kısa olup özetle ve etkili şekilde hazırlanmış fikir içerir. Dikkati çekecek şekilde olayı tasavvur ettirir. Hadiseyi insana arz edip hissettirir, duyguları fikirle birleştirerek kışkırttırır. İnsan bunu okumaya şevkle yönelir ve iş yapmaya azmeder.

Medya araçlarından olan gazete ve dergiler ortaya çıkmıştır. Medya araçlarını siyasi amaçla devlet ve partiler kullanmakta ve çıkartmaktadırlar. Bunun yanında medya araçlarının ticari amaçla da iktisadi güçler tarafından çıkartıldığını görüyoruz. Bu araçları fikirlerini yayma maksadıyla fikri güçler de kullanmaktadır.

Gazete ve dergiler kamuoyunu oluşturmak, yönlendirmek veya saptırmak için kullanılır. Paralı olduğundan herkes onu satın almaz, özellikle de bunlara muhalefet edenler satın almaya pek yanaşmazlar. Yukarıda açıkladığımız gibi bildiri parasız ve ellere doğrudan ulaştırıldığı için buna muhalefet edenler dahi alırlar. Ayrıca, fikir sahipleri bunu dağıttığı için onların var olduğuna dikkati çeker. Böylece ümmet bu fikrin sahiplerinin varlığını hisseder, doğrudan görürler. Bundan dolayı da insanlar bildiriyi merakla almaya başlarlar. Hizbin üyelerinin bildiri dağıtmakla zarar görebileceklerine rağmen bu işe kalkışmaları işin önemini kavratır. İnsanlar buna çok dikkat ederler. Özellikle fikrin derinliği, lehçenin veya dilin doğruluğu, siyasi görüşün isabetli olması, siyasi tahlillerinin ince ve derin olması, siyasi mücadelesinde ve fikri çatışmasında cesurluluğu, otorite sahipleri ve kendine muhalif güçlere yağ çekmemesi, dalkavukluk yapmaması, yüzsuyu dökmekten uzak olmaları ile tanınmalarından dolayı insanların güvenlerini kazanır. İnsanlar böylesi bir partinin bildirilerine daha fazla yönelirler.

Gazete ve dergilerde bir entrika ve plan ortaya çıkartma meseleye gelince:
Eğer dergi ve gazeteler siyasi bir parti tarafından kullanılmazsa ve teşhir edilmezse kamuoyunda pek etkili olmaz. Buna rağmen gazete ve dergi birer etkili enformasyon aracı olarak kalır, siyasi parti ve bunun üyeleri tarafından bazı alanlarda malzeme olarak kullanılır.

Eski ABD’nin başkanı Nixon için çıkarttıkları Watergate skandalı önce bir yerel Amerikan gazetesinde bir haber şeklinde yayınlandı. Muhalefette bulunan Demokrat partisinin üyeleri bu haberi kullanıp yaydılar ve kamuoyunu oluşturdular. Bu sebeple dönemin Cumhuriyetçi başkanı olayı kabullenmiş ve akabinde istifa etmeye mecbur kalmıştı.

Radyo ortaya çıkınca herkes onu dinlemeye başladı. Öyle ki artık onsuz olmuyordu. Kültürleştirmek ve kamuoyunu oluşturmak için radyo iyi ve kolay bir vesile olmuştu. Ancak devletler radyoları elinde tutuyor veya tahakkümleri altında kalıyordu. Köklü değişimi hedef edinen partiler bunu mülk edinmeye veya kullanmaya müsaade edilmemiştir. Partiler onu mülk edinmeye veya kullanmaya çalışmaktadır. Kurulu olan rejimlerle uyum sağlayan partiler kolayca bu aracı mülk edinebilir veya kullanabilirler.

Radyonun çıkışından bir müddet sonra televizyon ortaya çıktı. Hem sesli hem görüntülü olduğu için insanların buna yönelmeleri daha fazla olmuştur. Nitekim görüntü etkili ve kalbe daha fazla güven veren cinstendir. İnsanlar bir şey duyduğu zaman zihninde o şeyin suretini çizmeye başlar. Televizyonda ise duyurulan şeyin görüntüsü yeralır. İnsan bundan çok çabuk etkilenir. Zihnini çalıştırmayan insan görüntülerden etkilenir, duygulanır böylece de aldanabilir. Her halükârda, televizyon kamuoyunu oluşturmak için güzel bir araçtır.

Sinemada gösterilen filimler, devletlerin kontrolü altında olup onun müsaade ettiği kadar gösterilir. Parasal olarak masraflı olup uzun hazırlık, ehliyetli kişiler ve kolay olmayan sanat işlemleri gerektirir. Ayrıca, pazarlama ve halka sergileme işleri reklâma muhtaçtır. Siyasi partiler bu aracı pek kullanmazlar. Arap ülkelerindeki partiler sinemayı pek kullanmazlar. Sinema filmleri çoğu zaman duygusal tesir bırakır ve tesiri geçici olur. Zira akla değil duyguyu kışkırtmaya dayanır. Büyük reklâm hamlesi yürütüldüğü zaman insanlar o filmi seyretmeye yönelirler. Sinema insanlara hitap etmeye gitmez, daha doğrusu insanlar oraya gidip, para karşılığında bir fikri seyretmeye giderler. Bu nedenle, siyasi partiler kamuoyunu oluşturmak için, bu aracı kullanmakta o kadar istekli değillerdir. Bunun yanında masraflı olup siyasi partilerin ilgi alanına girmez. Siyasi partiler günlük olarak ve her saatte topluluklara hitap etmek ve kamuoyunu oluşturmak için yoğun şekilde çalışır. Sinemayı parti çalışmalarında pratik şekilde kullanmak zordur.

Buna benzer, tiyatro ve televizyon dizileridir. Hemen hemen sinema filmlerinin gerektirdiği hususları icap ettirir. Şimdiye kadar siyasi partiler bu vesileyi kullanmaya yanaşmamıştır.

Öte yandan bu araçların İslam açısından meşru olup olmadığına bakmak gerekmektedir. Zira sinema ve tiyatroda erkek-kadın karışımı ve başkalarının rolünü oynamak gibi yalan iş de vardır.

Devam edecek…

< Önceki   Sonraki >
07 Ekim 2008 Salı
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Mahmud Gıtal

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
 
Dünya üç devrimi birden yaşıyor
Henry A. Kissinger | 08.04
 
Kill a Hundred Turks and Rest (İngilizce)
Uri Avnery | 10.03
 
Afganistan'daki NATO Soykırımı
Ali Khan | 07.03
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |