21. Yüzyıl'da Raşidi Hilafet Devleti ilan edildiğinde muhtemel tehlikeli saldırılara yönelik alınacak stratejik ve sürpriz tedbirlerİkinci Dünya Savaşı bittiğinde kitle imha silahlarının yok ettiği 50 milyon insanı korkunç bir insani felaketin kurbanı olarak arkasında bıraktı. Bu felaket sadece insanları değil yüzlerce şehir ve kentleri de yerle bir ederek etkisi altına aldı. Buna ilaveten savaş uçakları, tanklar, zırhlar ve savaş gemileri gibi devasa askeri teçhizat ve mühimmat da bu felaket ve hasardan nasibini aldı. İkinci dünya savaşı bitiminde doğan siyasi dengesizlik uluslararası durumu da doğrudan etkiledi. Bu yüzden bütün dünya sıcak çatışma/savaştan çıkıp silah sanayisini ve silahlanma yarışını hızlandıran yeni dönem (olan soğuk savaş dönemi) başladı. Bu silahlanma yarışı klasik silah üretimini bırakıp yerine; nükleer santraller, elektronik ve akıllı füzeler, uzay ve kıtalararası füzeler, nükleer enerji ile çalışan deniz altı ve dev uçak gemileri, pilotsuz/casus ve (dışı plastik olduğu için) radara yakalanmayan uçakları üreten son model ve son teknoloji silahlanma yarışına geçti. Sovyetler birliği ilk nükleer füzeyi 1949'da elde ettiğinde ABD o zaman 235 nükleer füzeye sahipti. Bu nedenle dünyanın iki süper gücü olan Sovyetler birliği ve ABD hızlı bir şekilde nükleer ve füze üretim yarışına girdiler. Bu nükleer ve füze üretim yarışı; kullanımda yer alan uzun menzilli füzeler, deniz altı füzeler, kıtalararası füzeler, hızlı/komünikasyon ulaşım için askeri araç-gereçler, hızlı ve tam bir bilgi toplama ve analiz santraller gibi gerekli tüm malzemeleri de içine aldı. Süper güç olan Sovyetler birliği yıkılış anında nükleer güç olarak tam 39.000 nükleer füzeye ve uranyum olarak da (6 ton) rezerve sahipti. Bunun tam karşısında da ABD ise 23.000 nükleer füzeye sahipti. Sovyetler birliğinin dağılması ile birlikte sahip olduğu bu savaş güçleri de dört devlet arasında dağılmış oldu. Bu dört devlet ise şunlardır: Rusya, Ukrayna, Kazakistan ve Beyaz Rusya. Deniz donanımı/savaş gemileri güç ve nükleer enerji ile çalışan deniz altı dağılımı ise, stratejik konuma sahip olan Karadeniz ülkesi Rusya ve Ukrayna arasında oldu. Her iki süper güç karşılıklı olarak, diğer düşmanda tehlike olabilecek stratejik hedefleri vurmak için gerekli bütün tedbirler alınarak son teknolojiye dayanan hedef listesi hazırlandı. Bu hazırlıklar içinde kıtalararası ve nükleer başlıklı füzeler yer alıyordu. Öyle ki her iki süper güç tetikte idi. Sadece Rusya'da 1200 kıtalararası füze bulunuyordu. Görüldüğü gibi bu korkunç bilgiler ve güç yüzünden dünya ve insanlık, adeta evrensel bir facia ve felaket eşiğinde idi. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra ABD'nin nükleer ve füze programında kayda değer bir değişiklik olmamış, ancak Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla hedefler listesinde bir değişiklik olmuştur. Bu arada olabilecek yeni düşman/tehlikeli rakip hakkında dakik bilgi toplama konusunda ABD; dünyanın her tarafında bulunan CIA ve istihbarat birimine bağlı casuslar ve ajanlar sayesinde hız kazanan bilgi toplama, merkeze gönderme ve anında analiz edilme sürecine girdi. ABD şu anda süper güç olması nedeniyle (!) havada, karada ve denizde dünyayı avucunun içine alacak şekilde güçlü ve egemendir. Fakat bu süper güç aynı zamanda büyük ölçüde kan kayıp etmektedir. Örneğin; altıncı deniz filosu Akdeniz'de, beşinci ve yedinci deniz filosu ile birleştikten sonra Bahreyn’i merkez edindi ve Körfez'de bulunuyorlar. Yani ABD savaş gemileri İslam âleminin kalbi, en stratejik bölgesi, ABD'nin, Avrupa'nın ve Japonya'nın sanayisi ve ekonomik can damarı olan petrol kaynakları ve kuyuları yakınlarında. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra bu kadar askeri yığınak yapmanın ve savaş çıkarmanın ne anlamı olabilir? Bunun tek anlamı; hedef olan ve dünyanın kalbinin attığı İslam âleminin ehemmiyeti nedeniyle büyük devletlerarasında görünen sıcak çatışma içindir. Zira dünyanın can damarı/bölgesi İslam alemi her türlü saldırıya karşı maruz kalan korumasız, çaresiz, beli bükük ve aşırı şekilde sahipsiz durumdadır. İslam âleminde olup bitenler sadece bölgenin topraklarını, suyunu ve havasını değil insanlarını da olumsuz şekilde etkiliyor. Bunun en açık örnekleri Filistin, Afganistan ve Irak gibi Müslüman beldelerde cereyan eden işgal, patlamalar, tüyü bitmemiş kundakta bebekleri ve masum sivil halkı soğuk kanlılıkla öldürmeler, tüyler ürpertici tecavüzler vs.... Ne acıdır ki bütün bunlar bölgenin siyasi varlığının ve asıl otoritesinin bulunmadığı bir vakitte gerçekleşiyor. Zira bu gaddar ve zalim devletlere cesaret veren iki husustur: 1) İş başındaki kukla ve hain, bütün cinayetlerde ortak olan bu kahrolası zalim yönetim kadrosudur. 2) Bölgenin siyasi varlığının ve asıl otoritesinin, bölge halkının tabi kalkanı ve koruyucusunun olmayışıdır. Şüphesiz İslam aleminin asıl otoritesi ve siyasi varlığı Hilafet devletidir. İslam aleminde Hilafet devletinin kurulması demek İslam ümmetinin çobanı ve koruyucusunun asıl görevine başlaması demektir. Uluslararası arenada Hilafet devletinin kurulması ve Müslümanların liderliğinde siyasi bir otoritenin aktif bir biçimde doğması demek, İslam aleminde mal-güç sahibi ve çatışma halinde bütün süper (ve süper olmayan) sömürgeci kafir devletlerin nüfuzunu silip atmak demektir. Bu durum ise onlar için vahim ve fecidir. İşte bu yüzden kafirler bu tehlikenin çok yaklaştığını hissedince engelleme ve yok etme sürecine hızlı bir şekilde geçti. İslam aleminde bu kadar askeri yığınak yapmanın ve savaş çıkarmanın anlamı budur. Bunlar bölgenin servetine ve insanlarının beynine taliptirler. Kısacası İslam alemi Batı dünyası için nihai ve hayati bir hedeftir. Ondan zannedildiği gibi kolayca vazgeçmeyeceklerdir. Bu sancılı durumdan dolayı dünya bazında yanlış stratejilerin ve uluslararası siyasetinde zalim dengelerin köklü biçimde değişmesi gerekir. Bu gün dünya 'Güçlüler güçsüzleri ezer' merkezli bir felsefeye göre yönetilmektedir. Bundan mutlak şekilde kurtulmak gerekir. Bu evrensel ve köklü değişim onların hayati çıkarlarına ok gibi saplanacaktır. Çatışmanın sıcak ve can alıcı bölümü de burasıdır. İşte o zaman yeni stratejiler ve farklı planlar belirlenecektir. Ancak bu stratejilerin temeli ve ham maddesi ne olmalıdır? Bölgede bulunan petrol kuyuları ve rafineleri, dev petrol şirketleri, stratejik boğazlardan geçerek denizlerimizi aşan petrol gemileri, dünyanın dört bir yanına petrolü ulaştırmak için, İslam coğrafyasında binlerce kilometre uzanan boru hatları gibi stratejik hususlara ne olacak? Bütün bunlar yeni stratejilerin ve farklı planların ham maddesi olarak hayati hususlar olacaktır. İslam aleminde cereyan eden kavga bunların yüzünden değil mi? Batı dünyasının ekonomisini canlı tutan ve sanayisini canlandıran hususlar bunlar değil mi? Batı, dünya ekonomisinin ve sanayisinin İslam aleminde bulunmakta olan ve bitmek tükenmek bilmeyen servetlere bağlı olduğunu bilmez mi? Yakın gelecekte doğacak Raşidi Hilafet Devletinin liderliğinde yönetilecek savaşın ve bu savaşı belirleyecek ana hususlar bunlar değil mi? Bütün bu gerçekler karşısında Batı nasıl davranacak acaba? Güç odakları elinden alınacağını göz göre göre seyirci mi kalacak? Bütün hesaplar ve dengeler alt üst olacağı halde herhangi bir tepki göstermeyecek mi sömürgeci kafir devletler? İşte ciddi, stratejik ve sürpriz tedbirler tam bu kritik zamanda devreye girecektir. Ancak bu tedbirler sulanmış siyasi bir tavır olarak Batı ile görüşmeler ve pazarlıklar gibi mi olacak, yoksa keskin bir tehdit, karşı karşıya gelmek, güç kullanmak, düşmanı yok etmek ve ansızın/beklenmedik sürpriz, hızlı ve geniş askeri operasyon nitelikli tavırlar mı olacak? Her iki durumun manası Batı'nın bölgeyi derhal bırakması demektir. Dünyanın can damarı olan İslam alemini terk etmek Batı için kolay bir iş olmayacaktır. Düşünmek bile istemez. Ancak Batı; dünya siyasetinde gelişen hızlı gelişmeler yüzünden İslam aleminin yakın gelecekte köklü ve tarihi bir değişikliğe uğrayacağını anlamıştır. Bu nedenle olabildiğince bölgede kalmanın ehemmiyetli olduğu kadar bölgeyi terk etmenin hem siyasi bir intihar hem de ölüm-kalım meselesi olduğunun mücadelesini vermektedir. Buna göre Raşidi Hilafet Devleti açısından bütün ihtimaller kaimdir. -Yani her şeyi kayıp edeceğini gören Batı; aşırı güç kullanmak suretiyle Hilafet Devletini yok etmek için basiretsiz, düzensiz ve ağır bir şekilde askeri saldırılar düzenleyecektir. Tıpkı Kureyiş'in Bedir savaşında Rasulüllah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem'e karşı davrandığı gibi. Fakat Kureyiş bu işten zararlı çıkıp sırf küstahlığı ve kendini beğenmişliği yüzünden bütün tuzaklar aleyhine döndü. -Bugün Batı dünyası da Hilafet meselesine karşı hassas ve kritik davranmaktadır. Ancak alınacak tedbirler ve yapılacak icraatlar konusunda kendi aralarında bile tek görüş üzere değiller. -Yine bugün, Hilafet Devleti elle tutulur gözle görülür şekilde İslam aleminde kurulduğunda Batı dünyası ona karşı çok sert ve acımasızca davranabilir. Ancak bu tutum yeni kurulmakta olan Hilafet Devleti'ni temelsel olarak etkileyemez. Kuruluşunun sabahıyla birlikte birkaç gün sürebilecek acılı ve sancılı süreç geçebilir. Başta büyük askeri ve geniş operasyon olmak üzere bütün ihtimaller kaimdir. Zira İslam aleminin her tarafında kafir devletlere ait askeri üsler ve savaş gemileri bulunuyor. Suudi Arabistan'ın Dahran ve Arar üssü, Bahreyn üssü, Katar üssü, Türkiye'nin İncirlik üssü, Irak'ın ve Afganistan'ın tümünde olduğu gibi. Allah Subhanehu Ve Teala'nın nusreti ve zaferi gelip de Raşidi Hilafet Devleti'nin güneşi canlı, hayatta doğduğunda Allah Subhanehu Ve Teala'nın şu sözüne kesin inanmak gerekir: “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek (kuvvet) yoktur.” (Al-i İmran 160) Yani Allah Subhanehu Ve Teala'nın nusreti tahakkuk ettiğinde sizi Allah Subhanehu Ve Teala'dan başka hiç kimsenin yok etme ve hezimete uğratma gücü yoktur. Bir başka deyişle nusret hezimetle bir araya gelmez. Allah Subhanehu Ve Teala bir başka ayette şöyle buyurur: “Müminlere yardım etmek üzerimize borçtur.” (Rum 47) Kafirlerin belli tuzakları varsa Allah'ın hiç kimsenin tahmin edemeyeceği tuzakları da vardır: “Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Şüphesiz Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (Enfal 30) “Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, o inkar edenlerin ta kendileridir.” (Tur 42) Bütün bu tehlikeli oyunlar ve hızlı gelişmeler karşısında Raşidi Hilafet Devleti nasıl davranacaktır? Siyasi gelişmeleri bekleyecek mi yoksa kendisi mi her şeyi yönlendirecektir? -Raşidi Hilafet Devleti iki veya ikiden fazla memlekette/ülkede bütün dünyaya ilan edilerek kurulmalı. Bu memleketler birbirlerine yakın veya uzak da olabilirler. -Düşmanın stratejisini bertaraf etmek için Raşidi Hilafet Devleti uzak memleketlerden oluştuğu takdirde arada kalan memleketleri çok kısa bir süre içinde ilhak ederek içine almaya çalışmalı. -Bu bağlamda Raşidi Hilafet Devleti savunma merkezli değil saldırma merkezli bir strateji benimsemelidir. -Bu stratejinin en önemlisi 'İsrail' denilen varlığı kısa bir zaman içinde dünya haritasından silip kaldırılması gerekir. -Yine Raşidi Hilafet Devleti'nin başta halife olmak üzere bütün tenfiz organları güvenilir bir yerde olmalı. -Halifenin emirleri devletin organlarına süratle ulaşıp infaz edilmesi açısından yönetim kadrosu arasında bütün ulaşım araç-gereçleri sağlanmalı. -Dünyanın siyasi örfü ve geleneği değiştirilmeli. -Askeri güç olarak (cihad duygu merkezli) İslam ordusu kara kuvvetleri tam teçhizatlı hazır tutulmalı, deniz geçitlerine büyük askeri yığınak yapılmalı, savaş uçaklarına karşı füze bataryaları hazır tutulmalı, bütün boğazlar sıkı bir denetim altına alınıp kapatılmalı ve kuş bile uçurtulmamalı. -Petrol kuyularının ve rafinelerinin etrafında sıkı güvenlik tedbirleri alınıp petrol muslukları kapatılmalı, petrol limanlarında bulunan gemiler ele geçirilmeli ve etkisiz hale getirilmeli. Petrol şirketlerinin sınırsız hareketlerine son verilmeli. Alınan bu ilk icraatların amacı; İslam aleminde bulunan kafir devletlere ait ABD, İngiltere ve Danimarka gibi orduların emir komutası ile olan can damar bağlantılarını tamamen koparmak ve onları abluka altına almaktır. -Ayrıca Raşidi Hilafet Devleti deniz kıyılarında bulunan bütün stratejik geçitler, (Süveyş kanalı, Cebel-i Tarık, Bosfor ve Basra körfezi gibi) ana boğazlar ve limanlar hakkında derin ve demografik incelemeler yapması gerekir ki düşman bize oradan saldırmasın. Orada Raşidi Hilafet Devleti'ne bağlılığı olmayan hiç kimsenin –özellikle gayri müslimlerin- yerleşmesine izin verilmemeli. Zira kafirlerin Müslüman memleketlere yönelik yaptığı savaşların tümü bu stratejik boğazlardan geçerek gerçekleşti. Ayrıca hain ve ruvaybida/kukla olan yöneticilerin sundukları imkanlar kafirlerin Müslüman memleketlerdeki işini daha da kolaylaştırdı. Aynı zamanda dünyaya açılan bu boğazlar müslümanlar için de dünyanın kilit bölgesidir. Böylelikle kafirlerin kalbine büyük korku salınmış olur. “İnkar edenlerin kalbine korku salacağız.” (Enfal 12) -Raşidi Hilafet Devleti'nin askeri gücünün temel unsurlarından biri de ümmetin Raşidi Hilafet Devletini özümsemesi ve bütünleşmesidir. Bu bağlamda; medyadan halka kadar uzanan, geniş taban olan kamuoyu birlik arzedecek şekilde ısıtılmalı. Raşidi Hilafet Devletinin ilan edildiği anki uluslararası durum bulanık ve süper güçleri şaşırtıcı ve ansızın yakalanacak şekilde elverişlidir. Sürpriz tedbirlerin hedefleri belirlenirken gerekli işlemler açıklanmaz. Bu nedenle her bölgenin kendine has sürpriz ve stratejik tedbirleri vardır. Raşidi Hilafet Devletinin Afrika kıtasında hazırlayacağı sürpriz ve tedbirler ile Ortaasya'da hazırlayacağı bir değildir. Raşidi Hilafet Devletinin ilan edildiği an İslam belirirken hemen beraberinde Kapitalizm, Laiklik vs.. yok olup gideceklerdir. “De ki: Hak geldiğinde batıl yok oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur.” (İsra 81) İslam ümmeti gerçek anlamda 'cihad ümmeti'dir. Yine İslam ümmeti, İslam risaletinin cihadla yayıldığını ifade eden onlarca ayeti ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Ve Selem'in bizzat cihad etmesini çok iyi idrak etmektedir. Allahu teala şöyle buyurur: "Biz seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.” (Sebe 28) Yine İslam ümmetinin başına gelen son 86 yıllık zulüm, ızdırap, sıkıntı ve musibetler onun şahsiyetinin olgunlaşmasına ve şuurlaşmasına sebep oldu. Kur'an-ı Kerimi aşağılamak, Rasulullah’a hakaret etmek, tertemiz ırzları kirletmek gibi canlı olaylar ümmetin olgunlaşmasını ve şuurlaşmasını daha da hızlandırmıştır. Şuanda İslam alemi işgalci devletlerin ordularıyla, casus ve ajanlarıyla, yabancı üniversitelerle (Amerikan üniversitesi ve hastanesi gibi), büyükelçiliklerle (ABD'nin Bağdat büyükelçiliğinde çalışmakta olan 5.000 kişi ne yapıyorlar!?) ve misyonerlik heyetleriyle dolup taşıyor. Zira işgalci devletlerin işini kolaylaştıran bunlardır. Raşidi Hilafet Devleti ilan edildiğinde bütün bu güç odaklarını kuşatıp, gerekli şahısları gözaltına alıp, bütün belgeler ve dokümanları ele geçirerek sıkı bir kontrolden geçirmelidir. Kafir devletlerin işini kolaylaştıran bu can damarları keskin bir şekilde koparmak gerekir. Böylelikle Raşidi Hilafet Devleti hem iç cepheyi tamamen temizlemiş, hem de Batı'nın İslam alemi ile bütün şüpheli bağlarını ve bilgi kaynaklarını kurutmuş oldu. İslam toplumunun teneffüs ettiği havanın tertemiz olması devletin birliği ve devamı için son derece önemlidir. Bu durum sağlandığı takdirde devlette yaşayan herkes 'gözetleyen göz' haline gelir. Evet, kafir devletler bunun farkındadır. Ancak onlar ne yaparlarsa yapsınlar durumu asla değiştiremezler ve Hilafet bilincini söküp atamazlar. Hatta tam tersi yaptıkları her şey eline yüzüne bulaşır, sonunda da hüsrana uğrayanlar onlar olacaktır. Allahu Teala ne güzel buyurmuştur: “İnkar edenler, Allah yolundan (insanları) çevirmek için mallarını harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu, kendilerine yürek acısı olacak, nihayet yenilecekler ve inkar edenler cehenneme sürüleceklerdir.” (Enfal 36) Zira ABD yönetimi 'Terörle mücadele' adı altında, Afganistan'da ve Irak'ta yapmakta olduğu harcama ve çabaların amacı insanların İslam'a ve İslam Nizamı'na yönelmelerini engellemek ve saptırmak idi. Ancak bütün bu çaba ve harcamalar aleyhine burukluk ve yürek acısı olarak döndü: - ABD'nin Başkan yardımcısı Dick Cheney: ''Yedinci asırda var olan Hilafet'i tekrar kurmaktan söz ediyorlar... Şeriat tarafından yönetilmek için ki bu Kur-an'ın en eski yorumlanma biçimidir'. - İngiliz İçişleri Bakanı Charles Clarke, 6 Kasım 2005: 'Hilafetin tekrar kurulması konusunda hiçbir pazarlık söz konusu olmaz... Şeriatın tekrar tatbik edilmesi hususunda hiçbir pazarlık yok.' - ABD ulusal güvenlik danışmanı ve ABD'nin eski Türkiye büyükelçisi Eric Edelman, 6 Kasım 2006: 'Irak'ın geleceği ya teröristlere cesaret verip onların genişlemesini sağlayacak ve böylece bir Hilafet kuracaklar... Ya da onların tasfiye olmasını sağlayacak. Bizim için Irak’ta başarısız olmak geçerli değildir.' - ABD'nin Orta-Doğu'da en yüksek düzeydeki generali John Abizaid: 'İslam dünyasının tümünde Hilafet'in tekrar kurulması için çaba sarf ediyorlar... Bu insanların niyetlerini kendi sözlerinden hareketle öğrenmek zorundayız.' - ABD başkanı George W. Bush: 'İslamcıların inancına göre bir ülkede kontrolü ele geçirmek, onlara Müslüman halk kitlelerini yönlendirebilme kabiliyeti verecek, ve böylece bölgedeki tüm ılımlı rejimleri yıkabilecekler ve Endülüs’ten Endonezya'ya kadar uzanan radikal bir İslam İmparatorluğu kuracaklar.' - ABD eski savunma bakanı Donal'd Rumsfeld: 'Kuzay Amerika'dan Güney Asya'ya kadar hükümetleri ele almak istiyorlar, Hilafeti tekrar kurabilmek için, ki bunun bir gün bütün kıtaları içereceğini umut ediyorlar. Bir harita çizip onu dağıtmışlar, bu haritada ulusal sınırlar silinmiş ve yerine küresel ve aşırı olan bir imparatorluk konulmuş'. - ABD başkanı George W. Bush: 'Orta-Doğu'nun tümünde şiddet yanlısı bir siyasi ütopyayı kurmayı umuyorlar, buna Hilafet diyorlar. Orada herkes onların bu nefret ideolojisi tarafından yönetilecek. Bu Hilafet totaliter bir İslam İmparatorluğu olacak, günümüzün ve geçmişin tüm Müslüman ülkelerini kapsayacak. Avrupa'dan Kuzey Afrika'ya uzanacak ve Orta-Doğu'dan Asya'nın Güney doğusuna kadar'. Raşidi Hilafet Devletinin ilanıyla, İslam aleminde bütün tahtlar ve iktidarlar yıkılacak ve uzak kumandalı rejimler tarihe karışacaklar. Bu yüzden kafir devletlerin İslam alemine yönelik stratejik planları kontrol dışı olup, bu planların ipleri ellerinden gidecektir. Batı'nın hassas konulara ilişkin tavır ve tutumları her zaman birlik arzetmez. Her ne kadar ortak düşmanları İslam ve Hilafet de olsa, Batı için en önemli şey çıkardır ve onların siyaset anlayışında her şey mümkündür. İngiltere’nin kıdemli siyasetçisi Charshel şöyle der: 'Dünya siyasetinde daimi ve ebedi dost olmadığı gibi daimi ve ebedi düşman da yoktur. Ancak daimi çıkar vardır'. Zira Batı'yı harekete geçiren tek şey menfaatçiliktir. Sömürgecilik ise bunun doğal ürünüdür. İngiltere Nazilere karşı savaşmak uğruna şeytanla ittifak kurmaya hazırız diyordu. Nitekim Rusya ile ittifak kurdu. Ancak 2. Dünya savaşları esnasında bulunan uluslararası durum ile Raşidi Hilafet Devletinin ilan edileceği an ki durum bir değildir. Oyun sahnesi ve arenası tamamen farklıdır. 2. Dünya savaşında planlama ve strateji belirleme zemini onların güdümünde idi. Oysa Raşidi Hilafet Devletinin ilan edildiği an durum tamamen tersi olacaktır. Strateji belirleme zemini ve güç odağı da Hilafet'in olacaktır. Kafir devletlerin ve Batı'nın en çok korktukları şey; İslam aleminde 200 seneden beri sürdürdükleri ve onların sonunu getirecek savaşı kaybetmektir. Fuad Hamidoğlu (12.04.07) |