Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir -3
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

41/46 Kim yararlı iş işlerse kendi lehinedir; kim de kötülük işlerse kendi aleyhinedir. Rabbin, kullara karşı zalim değildir.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Allah ilk muhacir kadınlara merhamet etsin. Zira Allah "başörtülerini yakalarının üzerlerine vursunlar" ayetini indirdiğinde peştamallarını yırtarak onunla örtünmüşlerdir." (Buhari tahriç etti.)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir -3 Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
11 Nisan 2007 Çarşamba

3. Bölüm

İslam’ın geçmişteki maddi standartları günümüze taşıma gibi bir lüksü yoktur. İslam ancak insanın yapısına, doğal yapısına bakar ve o günkü bakışla bugün arasında fark görmeden günümüze taşır.

İslam’ın vahyedildiği mekanı ve o ortamı geleceğe aynen taşımayı hiçbir delilinde esas kılmamıştır. Ayetin ilk indiği mekan Hira mağarasıdır. İnsanların İslam’ı öğrenmeleri için Hira mağarasına çıkmalarını şart koşmamıştır. Cezaların uygulanmasında Mescidi Nebevi o dönemde kullanılmıştır. Fakat bu şartı günümüze taşımamıştır. Çadırlarda yaşayan bedevilerin yaşantısına dair bir yaşantının farziyetini ortaya koyan herhangi bir delile rastlanmaz. Çadırda, kerpiçten yapılmış evlerde yaşamakla bugün lüks evler ve dairelerde yaşamak arasında tercih yapmaz. Sadece insanın ihtiyacı olanlar konusunda genel ifadelerde bulunur. Rasulullah Sallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu:

"Üç şey insanın saadetinden, üç şey de mutsuzluğundandır. İnsana mutluluk veren üç şey: İyi bir eş, geniş bir ev ve iyi bir binektir. İnsanın mutsuzluğuna sebep olan üç şey ise: Kötü eş, kötü ev ve kötü binektir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I,168; III, 407)  

Bineği deve ile sınırlandırmamıştır, binaları çadır veya kerpiçten yapılarla sınırlandırmamıştır. Mercedes, Audi, Mazda vb. bir marka arabaya binmeyi yasaklamamıştır. Yine bunun bir benzeri; ayeti kerimede attan bahsedilmiştir.

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız." (Enfal 60)

Ata binmenin günümüze taşınması veyahut korkutma için şart koşulması İslam’ı gerilere götürmez. Yani günümüzde çeşitli savaş, korkutma aletleri mevcutken atla mı korkutma gerçekleşecek? Elbette ki İslam bu hususu atla sınırlı kılmamış, ayette geçen korkutmayı illet olarak gösterip gelişen tüm yeni aletlerin kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Yani tank, uçak, füze gibi savaş aletleri kullanılabilir.

Görüldüğü gibi İslam dönemin eşyasını asıl almış değildir. Asıl olan insanın fıtri ve uzvi ihtiyaçlarıdır.

İnsanlar geçmişte de üzerlerini örtecek bir şeylere ihtiyaç duymuş, yaşamını ikame ettirebilmek için doyumunu sağlayacağı yiyeceklere yönelmiş, herhangi bir şekilde barınacağı iyi veya kötü meskenlere sahip olmuştur.

İslam’ın insanın hayatına yönelik hitabı değişmiş değildir. İlk geldiği gündeki metinle günümüze kadar gelen metinde bir değişiklik göremezsiniz. Evrenin yaratılışında insanda asıl olan problemler ne ise günümüzde de aynıdır. Hatta İslam öyle bir yapı ile gelmiştir ki; daha önceleri kavim kavim gelen peygamberlerin hitaplarının tümünün üzerinde bir hitapla ve insanlığın tümünü kapsayan bir hitapla gelmiştir.

Eşyanın değişimi ile hayat tarzının değişeceğini söylemek yanlıştır. İnsan gökdelenlerde oturmakla yeni insan veya insanî yaşam tarzı geliştirmiş değildir. Sadece mesken değişikliği vardır. O mesken değişikliğinde komşuluk ilişkileri ortadan kalktı diyebilir miyiz? Elbette ki hayır! İnsan ya iyi bir komşudur veya değildir. İşte İslam bu noktada ilişkilerden bahsetmiştir.

Allahu Teala şöyle buyurdu:

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez." (Nisa 36)

Peygamberimiz Sallahu Aleyhi Ve Sellem de bu önemi şu sözleriyle açıklamıştır:

"Cebrail aleyhi's-selam bana komşu hakkında o kadar tavsiyelerde bulundu ki, ben, komşuyu komşuya varis kılacak sandım." (Buhârî, Edep, 28; Müslim, Birr, 41.)

Bu emirler ve nehiyler o gün uygulanabilirliğe sahip olduğu gibi günümüzde de aynı özellikleri korumaktadır. İslam’ı geri kalmışlıkla veya günümüze hitap etmekten acizlikle suçlayanlar, insan varlığını doğru anlamaktan aciz olanlardır. İnsanın yaşam tarzlarının fevkinde olmayanlardır. İnsanı eşyalaştırarak insani değerden sıyırıp alan kokuşmuş sistemler ne geçmişte insanların düştüğü hastalığa yakalanmış vaziyettedirler. Onlarda insana bakışı değişmek istemişlerdi. Gerçeği inkar edip kendi kafalarına göre hayata ve insanlığa ayar vermeye kalkışmışlardı. Sonları ise felaket! Çünkü değişmeyen varlık aleminde değişen tek şey vardır. O da yaratıcıya isyan. İnsanı ve eşyadaki aslı değiştiremeyenler ancak kendi akıllarınca ortaya koydukları nizamlarla küfür sistemleri icat etmişlerdir. Bundan dolayı da sonları hüsran olmuştur.
Günümüzde de çağdaşlık havasına kapılanlar geçmişin özentisinden başka bir yenilik getirecek değillerdir. İnsanlığın meselelerini çözmekten aciz zihniyetlerin çağdaşlıkla putlaştıklarını, isyan ettiklerini, küfre girdiklerini, insanlığı da kendileri gibi küfrün içerisinde boğmak istediklerini görüyoruz.

İşte, buna çağdaşlık diyorlar! Nizamlarını eşya ile karıştırarak batıdaki buluşları, eşyadaki şekillenmeleri nizamlarla karıştırıp İslam’ı uygulanabilirlikten uzak tutmaya çalışıyorlar. Eşyada asıl olan mübahlıktır. Hakkında yasaklayıcı bir delil gelmediği sürece kullanılabilir.

İslam insanlar ve onların problemleriyle uğraşmıştır. İnsanların meselelerini çözmek için eşyayı değil Şer’i hükümleri sunmuştur. İslam, getirdiği Şeriatla cahiliyet Araplarını bulundukları bataklıktan temize çıkartıp alarak şereflendirmiştir. Onların yükselişi ellerindeki eşya ile ölçülmedi. Hiçbir dönemde eşyaya veya eşyadan en fazla faydalanmaya dayalı bir değişimden bahsedilemez. Firavun, döneminin en üstün teknolojisine sahip olduğu gibi en büyük kaynaklara da sahipti. Mekke müşriklerinin önde gelenleri de çok mal ve güce sahiptiler. Ama onları kör kılan ellerindeki eşyalar değil taşıdıkları zihniyetti.

Günümüzde teknolojiye ve en güçlü silahlara sahip olanlar bunu nizam olarak sunmuyor, ancak fikir ve düşüncelerini hakim kılmak için kullanıyorlar. Laiklik eşyaya düzen getirme değil insanların alakasına düzen getirmedir. Öyle ise konuşulması gereken eşyaya bakarak bir nizamın uygulanıp uygulanamayacağı meselesi değil insanların problemlerini hangi hukukla çözülüp çözülmeyeceği meselesidir.

İslam için modern hayata uymaz diyenler tam vakıa tespiti yapabilmiş değillerdir. Veyahut kasıtlı olarak, saldırı mahiyetli hareket ermelerinden kaynaklanan bir durum vardır. Bunu yapanlar İslam’ın tarihine şöyle bir göz atsınlar. Batı kokuşmuş yapısı ile didişirken İslam insanlığa uygarlık yolunda yeni yeni hizmetler sunuyordu. Geliştirdiği teknoloji, tıp, uzay ilimleri ile döneminin en parlak günlerini yaşıyordu. Bütün bunlar olurken onların hayatlarını süsleyen tek nizam İslam’dı. İslam onları disipline ediyor, hayatlarına yön veriyordu.

Günümüzde Müslümanların o noktaya ulaşmasını engelleyen İslam değil batının kendisidir. Batının yüklendiği sömürü misyonu ile İslam beldeleri tümüyle teslim alınmıştır. Sömürü altında bulunan bölgelerde modern gelişmeler olsa dahi bunlar batının gözünde uygarlığı yakalamış anlamına gelmiyor. Örneğin; Endonezya, Bahreyn, Pakistan vb. bazı yerlerde teknoloji (az da olsa) gelişmiştir. Fakat batı buraları hala uygar, çağdaş görmez. Çünkü buralarda hala insanların hayatlarına yön veren İslam’ın etkisi vardır. En modern saydıkları, laiklikle yönetilen Türkiye ve Tunus’u yine uygar ve çağdaş görmezler. Nedeni ise buraların halkının hala İslami özlem ve İslam’a dayalı yapılarının olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da İslam alemine karşı batının kininden kaynaklanmaktadır.

Başta da belirttiğimiz gibi onların uygarlık anlayışı kendileri gibi yönetmekten, onlar gibi yaşamaktan geçmektedir. Böylesi bir yönelme küfürdür ve reddedilir.

Bugünkü sapık çağdaşlık anlayışını bozacak olan İslam’dır. İslam’ın yeniden hayata hakimiyeti ile bu anlayış hayattan sökülüp atılacaktır. Aynen Rasulullah’ın cahiliyet devrini Arap çöllerine gömdüğü gibi. Yine İstanbul’un fethi ile yeniçağ açan Fatih gibi.

Raşidi Hilafet ile elbette yeni bir uygarlık doğacaktır. Bu uygarlık ise asla bugünkü gibi olmayacaktır… 

- Son -

 

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |