|
Sömürgeci kâfir devletler ikinci Raşid-i Hilâfetin kuruluş arefesinde olduğunu ve doğmakta olan güneşinin ışıltısını hissettiler. İslâm’ın yeniden hayat sahasına çıkmaması ve Raşidî Hilâfetin tekrar kurulmaması için sömürgeci kâfir İngiltere ve Amerika bu güne kadar birçok engelleme yaptıkları gibi bundan sonrada yapmaya da devam edecekler.
Sömürgeci kâfir İngiltere ve Amerikanın bu engellemeleri siyasi, askeri, iktisadî, kültürel yönlerden geldiği gibi birçok komplo içeren hamleleri de beraberinde sahneye koydular. Fakat hiçbirinde istedikleri sonucu elde edemediler. Kalplerindeki korkuları sona ermedi, derinleştikçe derinleşti. İngiltere ve Amerika aklılarını İslâm Ümmetini coğrafyasında yitirmiş, Raşidî Hilâfetin kuruluşunu engellemek için çırpındıkça çırpınıyorlar. Hilâfetin dünya gündeminde yeniden kamuoyu olması ve İslâm Ümmetinin son 200 yıldır içerisine düşürüldüğü gerileme, inhitat ve sömürgeci kâfirin soykırımlara dönüşen alçakça işgallerinden kurtuluş reçetesi olarak Hilafete yönelmeleri, son ve yegâne umut olarak sarılmaları, İslâm Ümmetin bu volkanik kıpırdanışı Raşidî Hilâfetin yeniden kuruluşunu getirecek nihai son olacaktır. Sömürgecilerin sonunu hazırlayacak hayırlı bir son! Sömürgeci kâfir İngiltere ve Amerika Hilafetin kuruluşunun engellenemez olduğunu fark ettikleri günden beri Hilafetin önünü tıkamak için evveliyatta yani Hilafetin yıkılışını getiren fikirleri Osmanlı topraklarında pazarladıkları isimleriyle Arap milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği, “Türk İslâm Sentezi”, Arap birliği, Türk Birliği, “İslâm Birliği”, “İslâm Ülkeleri Konferansı Teşkilatı”, “D-8” gibi eski projelerinin yanına yeni projeler ilave etme gereği hissetti. Bunlar “Başkanlık Sistemi”, “Eyalet Sistemi”dir. İşte bu noktada dolgu malzemesi olarak “Yeni Osmanlılık”, “Devlet Baba”, “Abi Devlet”, “Hami Devlet” gibi söylemler tekrar ısıtıldı. Zira ileri de başkanlık sistemi arzı endam edecektir. Her ne başkanlık sistemi, Türkiye’nin mevcut sisteminin her tıkanışında dile getirildiyse de bugüne kadar “beşi bir yerde” denk gelmediği için askı da kalmıştı. Yerel yönetimler, iktidar, meclis başkanlığı, kurumlar ve cumhurbaşkanlığı… Erdoğan ya kendisi ya da işaret ettiği birisi seçilirse al sana beşi yerde… İşte o zaman başkanlık sistemi söylemi bu zamana kadar gerçekleştirilebilme imkânı bulmadığı kadar yakınlaşmış olacaktır. Alt yapısı ve dolgu malzemesi olarak Türkiye kamuoyuna pompalanan bu söylemlerde her ne kadar eski olmalarıyla birlikte esasen bunlar yeniden yeni yeni olarak sürülmekte olan “başkanlık sistemi”ne giden yola döşenmiş söylemlerdir. Amerika’nın BOP’u ekseninde AKP’nin de Türkiye’de iktidarda olması bu eski İngiliz söylemlerini yeniden Amerikan eliyle toplanmış, derlenmiş, kullanıma uygunluk ve versiyonu itibariyle yeni bir Amerikan projesidir. Amerika’nın, Yeni Osmanlılık söyleminin kamuoyuna tedavüle indirildiği zaman dilimine bakacak olursak, özellikle BOP ayağında özellikle Irak’ta uğradığı büyük askerî hezimetin neticesinde zilletini gizlemeye yönelik olarak yapacağı bölge ülkelerine dayanma ve işlerin bir kısımlarını onlara havale etme manevraların öncesinde ortaya sürmüştür. Zira Amerikan hezimeti ayyuka çıkınca Baker-Hamilton komisyonları ve Amerikan tasmalı bölge Arap liderleri birbirleri aralarında Amerikanın işaretiyle koşuşturmaya başladılar, İslamabad ve diğer toplantılar vs… Amerikan, birçok işini payanda, işbirlikçi bölge ülkelerine yükleyecek ki, Irak’ta ki başarısızlığının, yenilgisinin üzeri örtülsün. Irak’tan askeri varlığının büyük kısmını rahatlıkla geri çekebilsin. Amerika uşak-ajan devlet ve yöneticilerine dayanma üslubunu İngiliz siyasetinin araçlarından olan “Ajan Yöneticiler’e Dayanmak” argümanından alıp kullanarak bölgede ki ajan-uşak yöneticiler eliyle petrol denizini sömürmeye devam edebilsin ve ikinci Raşidî Hilâfetin kuruluşunu engelleyebilsin. Bu siyâsete uygun olarak Türkiye ayağında “Başkanlık Sistemi” projesini uygulamaya adım adım koymaktadır. Yeni Osmanlılık söylemi bu nokta projenin tuzu-biberi olmaktadır. Irak’ın petrolünü sömürebilmesi, çıban başı, mızrak ucu olarak planladığı, “İsrail”den sonra sömürgeci Amerika’nın ikinci hançeri olacak olan sözde “Kürdistan” da Türkiye’ye korutmak istemektedir. Sathi bakışla bakıldığında çelişkiler içerdiği ileri sürülebilecek bu Amerikan siyasetinin uygulayabilmesi için Osmanlı yönetim merkezi olan Türkiye’yi projenin odak noktası olduğu muhakkaktır. Zira bu projenin uygulanabilirliği için olumlu veriler olarak gözüken söylemlerde vardır. Türkiye’nin Osmanlı’nın enkazının üzerine kurulmuş olması, Osmanlı Devleti’nin 600 sene birçok ırktan, renkten, dinden topluluğu bir arada huzur ve sükûnet içerisinde adaletle yönetmiş olması, hala dünyanın birçok ülkesinde Osmanlı Halifesi adına hutbeler okutulması, Türkiye’den eski Osmanlı topraklarına giden günün devlet ricali bu bölgelere yapmış oldukları ziyaretlerde Osmanlı’nın varisi olan bir devlet gibi karşılanması, laik tayfanın işine geldiği zaman (Osmanlı Devleti’ni katarak) 700. yıllık geçmişlerinin olduklarından söz etmesi, geçmişte bir arada yaşadıklarından, kız alıp kız verdiklerinden, akraba olduklarından, ortak tarihi, kültürel bağlardan söz etmeleri dahi Türkiye’yi Başkanlık Sistemin Amerika’nın çıkarları doğrultusunda uygulama merkezi haline getirmektedir. Amerika’nın işini kolaylaştıran söylemlerde vardır, “Militan Demokrasi”, “Militan Laiklik”, “Kamusal Alan” gibi vs, vs… Laikliğin, devlet binasında insan tuğlasını bir araya getirmede sağlıklı harç olma özelliğine hiçbir şekilde sahip olmaması da halkı ve entellektüelleri ciddi bir arayışa soktu. Zira laiklik belli bir zümrenin elinde devlet binasının toplum dokusunu bozduğu, despotik ve zalim uygulamaları topluma reva gördüğü bir silaha dönüştü, eline geçiren halkın tepesine biniyor. Halkın yanında olan aydın ile silah sahibinin yanında olan sözde aydın arasında laik despotizmi savunan-halkı sahiplenen odaklı bir iç çekişme ortaya çıktı. Bu manzara dahi Başkanlık Sistemini isteyenlerin haklı olarak kullanacağı malzemeyi sağlıyor, zira ortada büyük zulümler yaşanmaktadır. Sonuçta halk zulmü yapandan uzaklaşacaktır ki bu çok doğaldır, tek doğru çözüm (İslâm’ın Çözümü) halka gösterilmediği için halkın “Başkanlık Sistemi”ni bir rahatlama ortamı, bir nefes alma ortamı gibi ciddi ciddi çekici olarak görmesi kaçınılmaz olacaktır, Amerika’nın kullanma tehlikesine rağmen… Halk’ta kendince çok haklıdır… Zira her 10 yılda bir büyük bir krize girip patlayan, her bir iki yılda patlama sınırına ulaşan keşmekeşleriyle sistem sorunu, sistemin tıkanıklığı, ortalığı kaplayan kokuşmuşluğu ve çöküntüsüyle sisteme karşı başka bir sistem bulma noktasında halkı yeni bir sistem arayış içerisine sokmaktadır. Dolayısıyla halkı kendine bırakmamak için Amerika’nın ve Amerika’ya boyun eğen karşıt güçlerin [İslâm gelmesinde] anlayışıyla “Başkanlık Sistemi”ne sarılması olasılığı kuvvetle muhtemeldir. Bu ise İslâm karşıtları açısından yani onların makyavelist-pragmatist menfaat açılarından gayet normaldir. Dün dündür, bugün bugündür, yeni bir dünya kurulur bu beyler de içinde yerini alır… Başkanlık sisteminin altyapısını hazırlayanların uzun yıllardır bu fikre müstenit fikirleri pazarlamasına örnek olarak; Türkiye’de Amerika siyasetine uygun bir yayın siyaseti izleyen Mercek Dergisinin de aralarında bulunduğu grup özellikle Türk İslâm Birliği gibi ütopik bir teoriyi, projeyi pazarlamaktadır. Aynı grubun Türk-İslâm Birliğine Çağrı Dergisi’nde özetle şöyle demektedirler: “Türk İslâm Dünyası’nın birliği, Allah’ın izni ve lütfu ile, 21. yüzyılda yeryüzüne özlenen barışı ve huzuru getirecek olan bir birlikteliktir. Sevgi, kardeşlik, şefkat, hoşgörü, dayanışma ve muhabbet temeli üstüne kurulacak olan bu birlik, yaşandığı bölgeye ekonomik refahı, demokratik yaşamı, adaleti getirmeyi hedeflemektedir. Manevi değerlerin yüceltilmesini, sanatın, teknolojinin, bilimin en üst seviyelerine çıkmasını sağlayacak olan bu birlikteliğin adı Türk İslâm Birliği’dir.” Bu grup bir dergisinin içeriğinde yaklaşık 60’a yakın yazarın görüşleri ile bu ütopyayı yayınlandı. Daha sonra ise aynı yazarlar bu anlayışlarını başka gazete ve dergilerde de sürdürdüler. “Aynı Abdulhamid dönemindeki gibi bir Halifelik istiyoruz” şeklinde de vurgu yaptılar. Prof. Oktay Sinanoğlu ise birçok kitabında yeniden Osmanlı Modeli gibi bir yönetim gerekir şeklinde ifade etmektedir. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, PKK dağda kurşun atacağı yerde insin düz ovada siyaset yapsın açıklamasının ardından ciddi bir tepkiyle karşılanmıştı. Bu açıklamasının arkasından şu şekilde birlik beraberlik mesajları vermiş Kürt, Türk, Ermeni, Laz, Çerkez, Arap olarak yüzyıllarca birlikte yaşadığımızı vurgulamıştı. Daha sora ise asıl turpun büyüğü ise heybenin gözünde açıklamasını yaparak başkanlık sistemine, eyalet sistemine işaret etmiştir. Amerika, Başkanlık Sistemine Türkiye, de Turgut Özal ile geçmek istemiştir. Fakat Özal’ın ömrü buna kifayet etmedi. Türkiye’de İse AKP İktidarı ve AKP ile kapalı devre entegre sistem gibi çalışan şekli partiler ile AKP’yi takviye ederek Başkanlık Türkiye’de gerçekleştirilmesini istemektedir. Türkiye’de Recep Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa AKP ikici kez iktidara gelirse bunu gerçekleştirme fırsatını bulur, ikinci dönemde bu anayasa 12 Eylül malûlü anayasadır, özgürlükleri geliştirme adına komple değiştirilmelidir söylemi ile değiştirmeyi düşünmektedirler. Hatta anayasa değişimi ile sivil toplum kuruluşlarına görevde vermişler. Böylece de Recep Erdoğan Başkan olabilir, F. Gülen’i de Amerika’dan büyük bir törenle Türkiye’ye getirerek “Türk Dünyası” diye Amerikanın arka bahçesi olarak pazarlanan dünyanın Başkanlık Sisteminde Erdoğan’ın elini F. Gülen’in OrtaAsya’daki platonik gücü ile kuvvetlendirebilirler. Zira yıkılan Sovyetlerin hemen akabinde OrtaAsya’ya “Misyoner Okullar” vasıtasıyla girerek Müslüman Türk toplulukları ve Türkiye içerisinde, Dünya kamuoyunda F. Gülen’i bir model olarak hazırladılar. Arap karşıtlığı baki olmak üzere Yahudilere de, Hıristiyanlara da Vatikan menşeli Dinlerarası Diyalog çerçevesinde dostluk, hoşgörü, barış misyonu pazarlamacılığı, sunuculuğu ve savunuculuğunu yaptırdılar. Türkiye’de Amerika’nın siyasetini izleyen kurum ve kuruluşlar da Dinlerarası Diyalog mevzuunu işlemekteler. Önümüzdeki süreç içerisinde imkânları dâhilinde bu projenin yansımalarını görebiliriz, kısmen kimi cüzlerini de uygulamaya koyabilirler. Hatta uygulamanın ön coğrafyasından şu şekilde söz ediliyor. Hatırlarsanız Amerika, müteveffa Özal’ın eline verdiği onunda diline pelesenk ettiği Türkiye’nin bölgesel etkin siyaseti “Adriyatik’ten Çin seddine” Amerikan güdümünde bu coğrafya üzerinde Amerika’nın hedeflerini gerçekleştirme misyonuna koşulduğu coğrafyanın da bakışlarını yönelttiği merkez olması düşünülen Türkiye üzerinde test edilmek isteniyor. Dünya büyük satranç tahtasında şahlar mücadelelerini vermektedir. Bakalım kim kazanacak. Ey Müslüman Milletim! Sömürgeci kâfirlerin ipi ile kuyuya inmeyelim. Onların projelerini uygulamada; onların hain emellerine ulaşmalarına onlara yardımcı olmayalım. Bugüne kadar bu sömürgeci kâfirlerden Müslümanlara zerre kadar bir iyilik dokunmamıştır. Dünyada büyük bir fitne ateşi yaktılar ve bu ateşin içerisine Müslümanları attılar. Başlarına da oturdular ve bizlerin ateşin içerisinde yanışımızı zevkle izlemektedirler. Bu planlarını ise İslâm’ı anlamada bir zafiyet içerisinde olan Müslümanların elleri ile gerçekleştirmektedirler. Bunlar bu tehlikeli planların içerisinde yer alırken de kimisi zafiyetinden kimisi de hainliğinden yer almaktadır. Müslümanlar İslâm’ı gereği gibi anlamaya ve kavramaya başladıkça da bu kâfirler planlarını ve projelerini uygulayacak işbirlikçiler bulamayacaklardır. İslâm’ı doğru bir şekilde anlayan kavrayan yaşayan Müslümanlara Allah Azze ve Celle basiret kazandırır. Kâfirlerin Müminlerin aleyhinde kurdukları bubi tuzaklarını anında görürler. Bu güne kadar sömürgeci kâfirlerle birlikte hareket eden, onlarla işbirliği içerisinde olanlar ancak ve ancak zillet damgasını yemişlerdir. Ahirette de Allah Azze ve Celle’nin azabına çarpılacaklardır. Tarihini anlayan, İslâm’ı anlayan İslâm’ın izzeti ile izzetlenmiş bir topluluğun çalışmaları ve Allah Azze ve Celle’nin yardımı ile dünyanın dört bir yanında ciddi bir uyanışa sebebiyet vermiştir. Sömürgeci kâfirler tarafından da bu uyanış ve İslâm’a dönüş olayı hissedilir bir duruma gelmiştir. Muhakkak ki sömürgeci kâfirlerin planlarını gerçekleştirme kabiliyeti, sömürgeci zekâsının kıvraklılığından ve iş bitiriciliğinden kaynaklanmıyor. Onların bu noktada ki en büyük başarıları müslümanların arasından devşirdikleri işbirlikçi ve saptırıcı uşak-ajan yöneticiler vasıtası ile olmaktadır. Sömürgeci kâfir İngiltere ve Amerika müslümanların arasından bu işbirlikçi yöneticileri bulamasalardı, başımızda, topraklarımızda ve servetlerimiz, petrollerimiz üzerinde bir kene gibi, bir sülük gibi yapışıp kalamayacaklardı. Allah Azze ve Celle’nin izni ile İslâm Ümmetinin bu fetret devri uzun sürmeyecektir. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Kimler nerede durduklarına ne işler yaptıklarına çok dikkat etsinler. Zira son pişmanlık kimseye fayda vermez. Sömürgeci kâfirlerle birlikte olabilmek için ya ajan ya da gafil olmak gerekir. Zerre kadar akıl sahibi ve düşünme ameliyesine sahip olan ve akidesini kaybetmemiş bir müslüman onlarla birlikte hareket edemez. Sömürgeci kâfir İngiltere ve Amerika ve kuyrukları olan devletler, İslâm Ümmetinin topraklarını işgal etmişler, namuslara tecavüz etmişler, kutsal mekânları yıkmışlar, Allah Azze ve Celle’nin beşeriyeti yolladığı İslâm sisteminin hayata hâkim olmasının önüne geçiyorlar ve Müslümanlar ile Hıristiyanlar/Nasranîler arasında ebedi, kıyamete kadar bir düşmanlık varken nasıl onlarla dostluk kurulabilir ki. Bütün bu olan bitenler, olaylar bu yöneticilerin tarihine kara bir leke olarak geçecek, bugünün karanlık günleri Allah Azze ve Celle’nin yardımı ile yarın aydınlığa kavuşacaktır. Tarih Allah Azze ve Celle’nin müminlere melek ordularının yardımı ile doludur. Bizler inşallah Allah Subhanehû ve Teâla’nın yardımını hak edersek Allah Azze ve Celle’de yardımını seçkin Müslüman liderliğe gönderecektir, bu yardım ile tüm İslâm Ümmeti sevinecektir. Bu korku dönemleri güvene dönüşecek, yönetim müslümanlara geçecektir. Çünkü Allah Azze ve Celle iman edenleri yeryüzünde iktidara getireceğini vaad etmektedir. Kuruluşunun arefesini yaşadığımız şu günlerde, Sömürgeci Amerika ve yardakçıları ikinci Raşid-i Hilâfeti geciktirmek için ne kadar engellemeler çıkartılırsa çıkartsınlar. Ne kadar saptırıcı planlar kurarlarsa kursunlar. Allah Azze ve Celle’nin izni ve yardımıyla gümbür gümbür gelişine kimse engel olamayacaktır. Kâfirler, zalimler, fasıklar ve azgınlar bir tuzak kuruyorlarsa Allah Azze ve Celle’de onların tuzaklarına bir tuzak kurmaktadır. Muhakkak ki Allah Azze ve Celle tuzak kuranların en güçlüsüdür. Irak’taki Amerikan Katliamı Beşinci Yılına Girdi: Sömürgeci kâfir Amerika’nın Irak’a saldırısı 5. yılına girdi. Dünyanın Haydut Devleti Amerika Irak’a saldırırken dünya üzerinde hiçbir yasa, kanun, örf tanımadan alçakça Irak’a saldırdı. Demokrasi havariliğini yapan özgürlüklerin savunuculuğunu kimseye bırakmayan, devletlerarası teşkilatları[IMF, BM, DB]’yi kovboy çetesi gibi kullanan Amerika ve avenelerinin sahte ve karanlık yüzü artık apaçık ortaya çıkmıştır. Amerika yetmiyormuş gibi, şeytani planlarının öncülüğünde birde haçlı ordu teşekkül ettirmiştir. Dünya’nın mızmızlanan devletlerine küstahça meydan okumuştur. Ya benimle olursunuz. Ya da teröristlerin (Müslümanların) safında diyerek safları belirlemiştir. Kuyruğu İngiltere ise Amerika’nın Irak’a girmesini engelleyemeyince onunla birlikte hareket ediyormuş gibi yaparak Irak petrollerini yalnız başına Amerika’ya yedirtmemenin hesabı içerisinde olmuştur. Terörist Amerika BOP Projesi çerçevesinde Ortadoğu’ya tamamıyla kendisi hâkim olmak istemektedir. Oradaki İngiliz varlığını tamamıyla söküp atmak ve yerine ise kendisi yerleşmek istemektedir. Yahudi varlığı “İsrail”in mesnetsiz bir şekilde Lübnan’a saldırmasının arkasında da bu gerekçe vardır. Yani Amerika “İsrail”e şu mesajı vermek istedi. Bu savaş benim istediğim sürece kadar devam edecektir. Ben ne zaman antlaşma istersem savaş o zaman biter. Sen boşuna efelenme “İsrail” demek istedi. Onun içinde savaş bir ay devam ettirildi. Amerika Irak’a niçin geldi sorusunu biraz irdeleyelim. Amerika eğer doğrudan petrol için gelmiş olsaydı. Niçin ciddi bir savaş masrafı yapsın. Çünkü Amerika’nın Irak saldırı için yapmış olduğu masraf elde edeceği gelirden çok çok fazladır. Diğer taraftan da Irak’a saldırmadan da OPEK aracılığı ile Irak petrolleri üzerinde egemenliğini sürdürüyordu. Peki, o zaman asıl maksadı nedir? Amerika Irak’ı işgal etmekle doğrudan Irak petrollerinin başındaki vanaya sahip olmak istedi. Vananın başında kendisinden başka bir kimsenin oturmasını istememektedir. Onun için ajanlarına bile güvenmemektedir. Çünkü bugün kendisine ajanlığı yapan bir kimse yarın bir başkasına yapar anlayışı ile hareket etmektedir. Eğer petrol vanalarının başında doğrudan kendisi oturursa istediği zaman vanaları kapatacaktır. Bu şekilde de Avrupa’yı terbiye edecek. Tamamıyla kendisine bağımlı bir hale getirmek istemektedir. İstediği zaman Avrupa’yı soğukta bırakacak. İstediği zamanda sanayisini felç edecektir. Avrupa ülkeleri başlarına gelecek bu durumu gördükleri için savaş başlamadan önce birçok savaş karşıtı gösterilerde bulundular. Her yıl işgalin yıldönümünde de savaş karşıtı gösterilerin düzenlenmesinin arkasında da bu gerçek yatmaktadır. Amerika’nın Irak’ı işgal etmesinin diğer bir gerekçesi ise şudur. Ortadoğu da Amerika’nın güdümüne girmeyen iki ülke kalmıştı. Bunlardan birisi Irak, birisi ise Türkiye’dir. Irak’ı işgale karar verine elli yıllık müttefiki olan Türkiye’den topraklarını açmasını istedi. Kendi siyasetini yürüten AKP’ye de güvenerek. Eğer ki Türkiye 1 Mart tezkeresine hayır demeseydi. Amerika Türkiye’ye 60. bin asker yerleştirecekti. Bu şekilde de Türkiye’yi yasal olarak işgal etmiş olacaktı. Hatırlar mısınız? 2003 yılının Mart ayını tezkerenin geçmesi için Türkiye’de ki ver kurtulcular, Amerika’dan çok Amerikancı kesilenler, efendilerini memnun etmek için çok methiye düzdüler. “Biz bu savaşta müttefikimizin yanında olmazsak çok şeyler kaybedeceğiz” dediler. Özal’da Körfez savaşında bir koyup on alma iddiasıyla Amerika’nın yanında yer almış, fakat koyduğu biri de kaybetmişti. Özal dönemli Türkiye, savaşa destek olmanın bedelini yıllarca bu ülkenin insanı çektirmiştir ve hala çektirmektedir. Metal Fırtına romanları gibi çeşitli romanlar yazıldı, Amerika karşıtlığını içeren ve yok satan, en çok okunan kitaplar arasında yer alan üsluplarıyla Türkiye’de İngiliz siyasetini izleyen güç odaklarını propagandası daha ağır bastı. 1 Mart Tezkeresine parlamentodan hayır oyu çıktı. Türkiye sınırlarını bu şekilde Amerika’ya açmamış oldu. Fakat İncirlik üslerinden zaman zaman askeri mühimmat sevkıyatı yapıldı. Bu konuda basına sızdırıldı. Türkiye’nin bu tavrından hoşnut olmayan Amerika birçok platformda bu konuyu Türkiye’nin önüne koydu. Amerika Irak’ta karşısında güçlü bir ordu olmamasına rağmen kalleşçe katliamlar ile Müslümanları yok etmeyi sürdürmektedir. Bu vahşi katliamların sonucunda her gün oluk oluk Müslüman kanı akmaktadır. Dünya devletleri ise bu katliamı izlemektedirler. Sanki bir gün kendilerine sıra gelmeyecekmişçesine. Ortadoğu’daki ajan-uşak yöneticiler ise efendileri olan Amerika’yı kızdırmamak için ellerinden gelen her türlü yardımı yapmaktadırlar. Müslümanların haksızca akıtılan bu temiz kanları bir gün tüm insanlığı boğacaktır. Damarlarında zere kadar insanlık kalan bir kimse bu vahşete seyirci kalamaz. İşte dünyaya Demokrasi, özgürlük, insan hakları dağıtan bu sömürgeci kâfir Amerika, İngiltere ve işbirlikçiler bütün bunları bir avuç sömürgecinin vahşi ihtirasları için yapmaktadırlar. Amerika nezdinde bu sömürü çarklarının dönmesi ve devamı için insanlarını mallarının, canlarının, namuslarının hiçbir değeri yoktur. Sadece Irak’ta Amerika’nın çıkarları ve menfaatleri önemlidir. Bunu için ölen Amerika askerlerinin de hiç bir değeri yoktur. Nasıl olsa onlar paralı askerlerdir. Alaska’da dolar basacak ağaçlar çok, galonlar dolusu mürekkep ve matbaalar da var, Amerika’da dolar için savaşacak robotlaşmış insanlarda dolu… Amerikalı bir avuç çıkar-dolar şebekesinin menfaatleri uğrunda ölen askerlerine kanı da-canı da bir değer ifade etmemektedir. Öte yandan bugün herkes güçlüden yana saf tutmaktadır. Adaletten, haktan ve haklıdan yana değil. Allah Azze ve Celle’nin izniyle bu vahşet döneminin uzun sürmeyeceğine iman edenlerdenim. Bu sömürgeci kalleşlik, kahpelik, vahşet dönemi nasıl uzun sürebilir ki? Allah Subhanehû ve Teâla’ya samimi bir şekilde iman eden ve O’nun kelimesini, İslâm’ı dünya’ya hâkim kılmak isteyen seçkin dava adamları olduğu müddetçe. Köklü Değişim Dergisi, Nisan, Sayı 31 |