Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esad Mansur arrow Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -4
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

22/76 O, geçmişlerini geleceklerini bilir. Bütün işler Allah'a döner.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Sirkat haddi Yüce Allah'ın; "Hırsızlık yapan kadın ve erkeğin ellerini kesiniz." (Maide: 38) ayetine göre elin kesilmesidir.
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -4 Yazdır E-Posta
Esad Mansur
06 Nisan 2007 Cuma

 

(Bölüm 4)

Şunu da söyleyebiliriz; Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem kamuoyunu hazırlamadan hiçbir iş yapmıyordu.

İşte, Rasulümüzün mübarek siyerinden bu kavrayışı çıkartabiliyoruz. Nitekim fikir amelden önce gelir, insanlar fikri kabul ettikten veya kanaat getirdikten veyahut ondan etkilendikten sonra amel yaparlar. İşte, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem insanların bir fikri uygulamadan kabul ve kanatlarını sağlamak istiyordu. Onun ameli istibatçılık veya diktatörlükten tam uzaktır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’in bu davranışlarının kesinlikle demokrasi ile bir alakası yoktur. Çünkü Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem vahiyle hareket ediyor ve buna göre şura yapıyordu.

Demokrasi ise; halkın hakimiyeti demektir, buradaki görüş insanların arzularına ve çıkarlarına göre ortaya atılır. Daha doğrusu demokrasi siyaset, hayat vakıası, toplum ve devlette dinin rolünü tanımıyor ve kabul etmiyor ve dini bütün bunlardan tamamen ayırıyor. Demokrasinin temeli dini hayattan ayırmaktır. Halk teşri edicidir ve teorik olarak kendi kendini yönetir. Oysa gerçekte halk ne teşri edici ne de yöneticidir. Teşri işi yapan, yöneticilik yapan nüfuz ve sermaye sahipleridir. Fakat bunu ‘halk adına diyerek’ belirli zümreler yapar.

Kamuoyunu oluşturmak için çalışan güçler: 

1-Siyasi parti ve Örgütler:

Bunlar kamuoyunu meydana getirmeye çalışan güçlerin başında olurlar. Siyasi düşüncesini yerine getirmek maksadıyla yönetimi ele geçirmek üzere toplumu kazanmaya çalışır. Bu, seçim, devrim, medeni isyan, grevler, askeri darbe yoluyla veya nusreti talep etmekle, kendi siyasi düşünceleri yürürlüğe koymak üzere mücadele ederler. Partiler belli siyasi düşünceye sahip olduğu için etkili güçler olup hem devlete hem ümmete tesir ederler. Zira, bir fikri ortaya atıp insanlara benimsettirmeye veya kabul ettirmeye çalışanlar etkileyici, aktif ve yönlendirici olur. Bu fikir, siyasi olup topluma egemen kılınacak, insanların işlerini yürütecek ve bütün kanunlar onunla yönlendirilecek hale getirilince etkin olur. Muhakkak ki siyasi fikir sahibi daha fazla etkileyici, aktif ve yönlendirici olacaktır.

Batı devletleri partilerin ehemmiyeti ve tehlikesini fark ettikleri için kendi kontrolleri altında tutmaya çalışırlar. Bu nedenle kendi kontrolleri altında kalmalarını sağlamak maksadıyla bütçelerinden belli meblağlar tahsis edip onları finans ederler. Böylece bu partiler devletin çizgisinden çıkmaz, genel siyasetinin çerçevesinde, devletin çıkarlarını gerçekleştirme dairesinde döner dururlar. Bu şekilde demokratik siyasi partiler demokratik devletlerin yarı kuruluşları haline gelir. Ve iktidarı elden ele dolandırırlar. Bakarsınız bir dönem yönetici rolü üslenenler bir dönem muhalefetçi rolü oynar. Yönetimde bulundukları süre içerisinde anayasa ve kanunları dörtdörtlük uygularlar. Muhalefete düştüklerin de ise yönetimde olanları anayasa ve kanunlara göre hesaba çeker ve onlara muhalefet ederler. Zira, muhalefet yapıp kamuoyunu oluşturma yöntemi ile yönetime geçmek için mücadele ederler.

İslam devletinde ise; İslam’a dayalı kurulan veya kurulacak partilerin siyasi faaliyet göstermelerine, benimsedikleri fikirler için kamuoyu oluşturmalarına müsaade edilir. Bu partiler, Halife’yi ve onunla birlikte yönetimde bulunan diğer yöneticileri muhasebe etmeye, bunlara karşı kamuoyunu oluşturmaya kalkışma girişimleri Halifeyi ve diğer yöneticileri etkileyecek, siyasetlerini tekrar gözden geçirmeye mecbur kılacaktır. Bu durumda halife gelen görüşü doğru görürse onu kabul eder, isabetli bulmazsa reddeder ve ona karşı çıkar. Örneğin; Bilal Radiyallahu Anh ve onunla birlikte bir grup sahabe Halife Hz. Ömer Radiyallahu Anh’ya, Irak topraklarını ganimet olarak Müslümanlar arasında dağıtmamakla ilgili siyasetine karşı gelip kendi görüşleri için kamuoyunu oluşturdular. Halife bundan etkilenip; ‘kim Bilal’i ve arkadaşlarını ikna edebilir?’ diye söylemeye mecbur kaldı. Zira Hz. Ömer kendi görüşünün doğru olduğunu görüyordu. Bilal’i ve arkadaşlarını ikna etmeye çalıştı. Sonunda kendi görüşünün doğru olduğunu Bilal’e ve arkadaşlarına gösterebildi ve onları ikna edebildi.

Başka bir misal: Abu Zerr Radiyallahu Anh Kenz (altın, gümüş ve parayı hedefsizce saklamak) konusunda Şam valisi olan Muaviye’ye karşı gelip kendi görüşü için kamuoyunu oluşturmaya yöneldi. Muaviye buna karşı gelemedi. Ancak, Halifeye Abu Zerr’i şikayet ederek onun buradan çıkartılmasını talep eden bir mektup yazdı.

Bugün Hilafetin tekrar geri gelmesi için kamuoyunu oluşturmak gerekir. Geri getirecek olan ancak onun kurulması için çalışan hiziplerdir. Zira hilafetin kurulmasının mümkün olabilmesi için o düşünceyi yaymak gerekir. Ki böylece insanlar onu benimsesin. Nitekim bir devlet toplumda ancak kendi düşüncesiyle var olabilir.

Devletin tarifi şöyledir: İnsanların benimsedikleri mefhum, ölçü ve kanaatların toplamını uygulayan, yürütücü cihaz (varlık)tır. İşte, devletin üzerinde kurulduğu düşünce bu mefhum, ölçü ve kanatların toplamından oluşur. Bu nedenle, bu mefhum, ölçü ve kanatları yaymak gerekli olur ki devlet kurulsun ve toplum değişebilsin.

Partinin işi ise, bu mefhum, ölçü ve kanatlar için kamuoyu oluşturmaktır. Böylece düşüncenin var olması, düşünceyi benimseyen, onun için çalışan partinin varlığının mevcudiyeti, bu düşünce için kamuoyunun oluşması, nusret ve kuvvet ehlinin bulunması devleti tesis ettiren birer unsurlardır. Öyleyse, devleti ikame etmek için kamuoyunun oluşturulması bir unsurdur. Başka bir ifadeyle, kamuoyu metodun bir parçasıdır. Parti ise düşünceyi ortaya atar, onun için kamuoyu oluşturur ve onun devletini kurmak için nusret ve kuvvet ehlini kazanmaya çalışır. Kısaca devleti tuğla tuğla bina eden partidir. Onu yürüten ve onun üzerinde titreyen, titizlik gösteren ve onun için uykusuz kalan da partidir.

2- Devlet:

Devlet yürütücü bir varlık olmasından dolayı kamuoyunu oluşturmaya veya kendi siyasetine, kararlarına ve icraatlarına destek sağlamak için kamuoyunu kazanmaya çalışan siyasi bir güçtür. Yukarıda söylediğimiz gibi; devlet insanların benimsedikleri mefhum, ölçü ve kanatların toplamını uygulayan yürütücü bir varlıktır. Bundan dolayı devlet, insan topluluklarını memnun ettirmeye, kendi kararlarının doğruluğu veya ittihaz edeceği kararların doğruluğuyla ikna etmek için çalışır. Onların kızgınlıklarından çekinir, bu kızgınlığın kendi aleyhine dönüşecek eylemden korkar. Çünkü böylesi bir durumda yönetimde bulunanlar düşeceklerdir. Kendisini eleştiren, kendisine muhalefet eden ve kendisini hesaba çekenlerden korkar. İnsanların toplanmalarını bir araya gelmelerini, toplulukların hareketini ve yürüyüşlerini hesaba katar. Hatta ruhsatlı partilere karşı tedbirli olur. Zira bu partiler ne kadar ruhsatlı olursa olsun iktidara geçmek istediği için ters bir harekette bulunabilir. Hatta demokrasiyi benimseyen, temel hürriyetleri esas kılan, bunları slogan olarak taşıyan ve bunun şarkısını söyleyen batı devletleri gibi geri kalmış üçüncü dünya devletleri de bu gibi partilerden korkar. Bunun delili ise; batı devletlerinin son senelerde terörizm adı altında çıkarttıkları kanunlar ve ittihaz ettikleri icraatlardır. Bu kanun ve icraatlar siyasi faaliyet gösterme hürriyetini daraltmıştır. Hatta kendi görüşlerine aykırı, barışçı yürüyüş ve protesto hareketlerini engellemeye başlamışlardır. Kendileri tarafından müsaade ve ruhsat verilen enformasyon ve medya araçlarının faaliyetlerini daraltıp kendi kontrolleri dışında çıkmalarını önlemeye başlamışlardır.

Çünkü bu devletler kendi lehlerine çekmek isterler. Amerika’nın Irak’a saldırıp onu sömürebilmek, servetini çalıp götürebilmek, gücünü kırıp parçalayabilmek için basını yanlarına almışlardı. Ki; böylece Müslümanları canlı kılacak, harekete geçirecek, ümmeti birleştirecek yönlendirici rolü üstlenmesinler. Nitekim, Şeriatı uygulamak ve dünyaya daveti yüklenmek için hareket noktası olan Hilafet düşüncesine karşı kamuoyunu nasıl şaşırtıp insanlara üst üste yalan söylediklerine her gün şahit oluyoruz.

Devam edecek…

< Önceki   Sonraki >
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |