Anasayfa arrow Siyâsi Tahlil arrow İSRAİL, LÜBNAN VE ORTADOĞU MESELESİNE BİR BAKIŞ -2
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

2/268 Şeytan sizi fakirlikle korkutarak cimrilği ve hayasızlığı emreder; Allah ise kendisinden mağfiret ve bol nimet vaadeder. Allah'ın lütfu boldur, O her şeyi bilir.
Bir Hadis

"Şehitlerin efendisi Hz. Hamza ve zalim hükümdara karşı çıkıp ona doğruyu gösterirken öldürülen kimsedir."
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İSRAİL, LÜBNAN VE ORTADOĞU MESELESİNE BİR BAKIŞ -2 Yazdır E-Posta
Mahmut Gıtal
03 Ağustos 2006 Perşembe
ImageGeorge Bush iktidara gelince Suriye ile daha fazla ilgilenmeye ve ön plana çıkarmaya başlar. Bush, böylelikle İzak Rabin dönemindeki antlaşmaları yeniden canlandırmak istedi.

Bu noktada Yahudiler Rabin’nin öldürülmesinden (4 Kasım 1995- Başbakan İzak Rabin bir öğrenci tarafından öldürüldü) (4) sonra Golan Tepelerinden (İsrail tarafından işgal edilen ve halen hak iddiasında bulunmaya devam ettiği yerlerden biri de aslında Suriye toprağı olan Golan ve Golan Tepeleri’dir. 1.862 km2 büyüklüğündeki Golan’ın üçte ikisi 1967 yılındaki Arap-İsrail savaşlarında İsrail tarafından işgal edilmiştir.) (5) çekilmeyi reddetmişlerdir. İleri sürdükleri görüş ise; 1994’te imzalanan Vadi Araba antlaşmasına göre Golan Tepelerinde kalmayı, gerekirse kaldıkları sürece kira ödemeyi kabullenebileceklerini Amerikan Başkanı Bush’a ilettiler. Bunun üzerine Amerika Clinton döneminde yapılan bütün İsrail-Filistin antlaşmalarını dondurur. Bu konuyu zamana ve bir boşluğun doğmasına bırakır.  Bu dönem içerisinde yönünü Lübnan üzerine çevirir. Suriye üzerinden Lübnan meselesine yakınlık göstermeye başlar. Hedefi Lübnan’ı kontrolü altına almak ve oradaki Avrupa egemenliğine son vermektir. 2001 Eylül ayında Afganistan işgali akabinde Irak işgali bu meseleyi ikinci plana iter. Önceliği Afganistan ve Irak konularına vermek zorunda kalır.

Afganistan, Irak işgali doğrultusunda Amerika Ortadoğu meselesini “terörle savaş” başlığı altında birleştirir. 11 Eylül ve onunla doğan gelişmeleri ön plana çıkartarak Filistin-İsrail meselesinden dikkatleri bir müddet uzaklaştırmak istemiştir. Bundan dolayı da Filistin meselesi sürekli (işgaller döneminde) kenara itilmiştir. Mesele; bölgede Filistinlilerle Yahudilerin bir meselesi olarak lanse edilip öylece bırakılmıştır.

“Terörle mücadele” sürüp giderken Yahudiler bunu kendileri lehine kullanmayı planlayarak W. Bush’a daha çok yaklaşıp onu etkilemeyi planlamışlardır. Bu doğrultuda Amerika Yahudileri yoğun kulis yaparak yönetimde geçmiş dönemlerden daha fazla etkin olma yoluna gitmişlerdir. Bu ilişki sıradan bir ilişki değildi. “İsrail’in ABD ile olan ilişkisi sıradan bir ‘sırtını dayama ilişkisi’ değil. Mevcut Bush yönetimindeki dikkate değer atamalar Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi ve Büyük Amerikan Yahudi Kurumları Başkanları Konferansı gibi Washington lobilerinin etkisiyle gerçekleştirilmiş durumda. Richard Perle ve Douglas Feith isimleri ilk akla gelenler. Perle ve Feith’in 1996’da Benjamin Netanyahu’ya ‘barış sürecinden temiz bir şekilde ayrılmasını’ salık veren bir mektup yazdıklarını biliyor musunuz? Sadece bu değil, 1997 yılında Feith, ‘kanla ödenecek bedel yüksek olmasına rağmen Filistin yönetimindeki toprakları tekrar işgal etmesi’ için İsrail’e çağrıda bulunmuştu.” (6)

Amerika’nın, Afganistan ve Irak’ta çakılıp kalması onu diğer meselelerle uğraşmaktan alıkoymuştu. Bundan dolayı da İsrail’in isteklerine rağmen bir müddet bu meseleyi çözmek için uzak kalmayı yeğlemişti. Ta ki Filistin’de Mahmud Abbas yönetime gelene kadar bu durum böylece devam etti. Mahmud Abbas’ın (Mahmud Abbas, 1935 yılında, İsrail’in kuzeyinde bulunan Safed kasabasında dünyaya geldi. 1948’de bir mülteci olarak gittiği Suriye’de bir süre öğretmen olarak çalıştı. Daha sonra Şam ve Kahire üniversitelerinde hukuk eğitimi gördü. Moskova’da tarih alanında doktora yaptı. Mahmud Abbas, Yaser Arafat ile birlikte El Fetih’i kurdu. Arafat öldükten sonra iktidara geldi.) (7)

Mahmud Abbas daha çok Amerika’ya yakınlığı ile bilinir. Yahudilere karşı ise tavizkar tutumu ile tanınmaktadır. Yahudiler bu fırsatı değerlendirmek isterler. Abbas döneminde Amerikanın ilişkilendirdiği Filistin-Suriye meselesini tek mesele olmaktan ayrıştırarak Suriye meselesinden ayrı bir Filistin meselesi olarak ele alınması noktasında çaba içerisine girerler. Böylece Filistin konusunda daha rahat hareket alanı doğacağı düşüncesindedirler. Hatta Abbas’ın iktidara gelmesi ile Filistin’de İslami guruplara büyük darbeler vurulmuştur. Öyle ki; İsrail’le mücadele eden örgütler kendi aralarında çatışmaya sürüklenmişler. (Hamas lideri Halid Meşal’le Filistin Özerk Yönetimi Lideri Mahmud Abbas’ın karşılıklı açıklamaları yüzünden oluşan gerginlik, Hamas’la el-Fetih arasında kanlı bir çatışmayla noktalanmış oldu.) (8)

Mahmud Abbas’ın tavizkar tutumu Filistinliler tarafından hoş karşılanmamıştı. Bundan dolayı da âlimler birliği toplanarak bu topraklardan (Filistin) Yahudilere bir karış verilmesinin caiz olmadığını ve karşı çıkacaklarını açıkladılar. Bütün Müslümanları kendilerini desteklemeye çağırıp bu görüşlerini Abbas’a ilettiler. Bu gelişmeler başta Yahudiler, Amerika ve Batılılarda umutsuzluk oluşturmuştur. Filistin’de laik bir düzen olmadan bölgede çözüm gerçekleşmeyeceğine kanaat getirmişlerdir.    

Suriye’nin takip ettiği siyasete bakınca; Suriye’nin Filistin meselesinden yavaş yavaş uzaklaştığı görülür. Ne zaman Filistin konusu gündeme gelirse Suriye rahatlamakta idi. Sebebi ise Filistin meselesi diğer devletleri meşgul ederken kendi üzerindeki baskılar hafiflemekteydi. Fakat son dönemlerde Filistin’den çok Suriye üzerine yoğunlaşan baskılar Suriye’nin bu konuyu kenara itmesine neden olmuştur. Hamas konusunda sürekli başı ağrımakta ve üzerindeki baskılar artmaktadır.   
    

Kaynaklar:

4- http://www.sabah.com.tr/2004/06/13/cp/gnc106-20040606-102.html
5- http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=7300
6- http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=&trh=20060727&hn=316287
7- http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=3240
8- http://www.saafonline.com/haber_detay.php?haber_id=375

 

İSRAİL, LÜBNAN VE ORTADOĞU MESELESİNE BİR BAKIŞ -1 [-3]

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
08 Şubat 2012 Çarşamba
15 Rabi-ul Evvel 1433
Fikirlerden
İSLÂM İLE YÖNETMEYEN HERKES YA FASIKTIR YA KAFİRDİR

İslâm, kendisinden önce gelen yahudilik, hıristiyanlık ve diğer dinlerden farklıdır. Allahu Teâla İslâm'ı, kendisinden bütün beşeri hayatın tüm problemlerine çözüm içeren bir nizamın çıktığı aklî bir akide üzerine kurulu bir ideoloji kılmıştır. Nitekim Allah, müslümanlara hayatlarının bütün işlerinde onunla yönetmelerini ve onu yönetime getirmelerini/hakim kılmalarını zorunlu ve farz kılmıştır. Hayatlarının herhangi bir işinde dahi olsa İslâm dışında bir şeyle yönetmelerini ya da yönetime getirmelerini de onlara haram kılmıştır. İslâm'dan başkası ile yöneten veya İslâm'dan başkasını yönetime getireni/hakem kılanı Kıyamet günü azaba müstehak kılmıştır. Bu, yani günahkâr olması, eğer o kişi, İslâm'dan başkasının İslâm'dan daha üstün olduğuna inanmıyorsa geçerlidir. Eğer o kişi, İslâm'dan başkasının İslâm'dan daha üstün olduğuna inanıyorsa o zaman kafir olur. Allahu Teâla şöyle buyurdu: 

"Kim Allah'ın indirdiği ile yönetmezse, işte o kimseler kafirdirler." (Maide: 44)

Hizb-ut Tahrir Kültüründen

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |