Yine Nebi (sav)'den rivayet edilen bir başka hadis ise şöyledir: "Sizden öncekiler, aralarında şerefli ve itibarlı biri hırsızlık yaptığı zaman onu bıraktıkları, zayıf biri hırsızlık yaptığında ise elini kestikleri için helak oldular." (Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensar, 24134) Aişe (r.anha) rivayet ediyor:
Kitap
20 Ağustos 2008 Çarşamba
İSRAİL, LÜBNAN VE ORTADOĞU MESELESİNE BİR BAKIŞ -5
Mahmut Gıtal
09 Ağustos 2006 Çarşamba
Amerika’nın bu olaylara destek çıkması ve Lübnan’daki barbarlığa ortak olmasının nedenleri vardır. Aşağıda sıralayacağımız nedenlerden dolayı da ateşkes sağlanmasını hemen istememektedir.
1- En önemli nedenlerden bir tanesi; Lübnan’dan kovuluşunun rövanşını almaktadır. Bilindiği gibi 14.02.2005 tarihinde Lübnan’ın başkenti Beyrut'ta bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda eski Başbakan Refik Hariri hayatını kaybetti. (23) Suriye bu olaydan sorumlu tutularak Suriye birliklerinin Lübnan’dan çekilmesi sağlandı. 29 yıl Lübnan topraklarında bulunan Suriye askerleri en son askerini 14 Nisan 2005 tarihinde çekti. (24) bu aslında Avrupa’nın (özellikle İngiltere ve Fransa’nın) Amerika’ya Lübnan’da vurmuş olduğu en büyük şamar idi. Bu olaydan sonra Amerika sürekli fırsat kolluyor ve bunun acısını almak istiyordu. Görünürde bu savaş Hizbullah meselesi olarak yansısa da Lübnan’da olup bitenler Avrupa ile ABD arasında çıkan sürtüşmenin bir eseridir. Kâfirler kozlarını İslam beldelerinde, Müslümanların vücutları üzerinde paylaşıyorlar. Aralarındaki menfaat çatışmasını masum siviller üzerinden gerçekleştiriyorlar.
2- Amerika ele geçirdiği üstünlükle çatışmaların sona erdirilmesini kendi liderliğinde oluşacak bir BM gücü oluşumuna bağlamıştır. Avrupa (başta Fransa) bu şartı kabul etmemekte ve Lübnan’a yerleşecek barış (!) gücünün Fransa veya Avrupa liderliğinde olmasını şart koşmaktadır. Bu sürtüşmeden dolayı Amerika BM’deki (varlığı ve misyonu/görevi tartışılır) bütün girişimleri bloke etmiş ve şu ana kadar ateşkes sağlanabilmiş değildir.
3- Amerika Vietnam’dan sonra Afganistan ve Irak işgali ile belki de tarihinin en zor günlerini yaşamaktadır. Bu bölgelerde bir türlü istediği neticeyi alamamakta, her türlü askeri üstünlüğüne rağmen yenilginin önüne geçememektedir.
4- Battığı bataklıktan kurtulabilmesi kendisine çok pahalıya patlayacaktır.
5- Özellikle Irak’ta battığı bataklıkta bocalamaktadır. Birçok ülke askeri yardımlarını çekerken bölge ülkelerinden de gerekli/istediği yardımları görememektedir. Adeta bölgede cehennemin içerisine çekilmiş gibidir.
İşte, Amerika düştüğü bataklıktan çıkmak için fırsatlar kollamaya, çareler aramaya yönelmiştir. Amerika bu durumda bölgede çıkışını kolaylaştıracak iki ülke görmektedir. Bu iki ülke İran ve Suriye’dir. Bu iki ülke ise bu işe bulaşmak istememektedir. Nedeni ise önce kendi müşküllerinin halledilmesidir.
ABD, Afganistan ve Irak’taki durumu, ayrıca Ortadoğu problemlerinin çözümü için kendisini zora sokacak olan şu şartları görmektedir:
1- Afganistan ve Irak'ta yapmış olduğu her şeyi kabullenmesi ve bu olaylardan ders alması gerekliliği,
2- Bölgede çözüm ve bataklıktan kurtulmak için Suriye’ye verdiği veya vereceği pay gibi İran’a da vermesi gerekiyor. (Bu noktada İran, yaptığı nükleer çalışmalara göz yumulmasını istiyor.)
3- Kendisini Irak'ta rahatlatması ve gelinen sert havayı yumuşatmak için Suriye Irak arasında bir koridorun açılması, Irak’ın ve kendisinin gereksinim duyduğu bütün yardımların yapılması ve Irak’tan kaçan mültecilerin geri dönüşünün gerçekleşmesi gerekliliği,
4- Filistin meselesinin Suriye meselesi ile birlikte ele alınması, Suriye’nin Yahudi varlığını tanıması, Filistin ve Suriye’deki İslami gurupların tasfiyesi.
Bütün bunların yanında kendi endişelerinin de giderilmesi için de bazı öngörülerde bulunmaktadır. Bunlar;
1- Kesin çözüm için kendi güvenliğinin sağlanması, 2- Bölgedeki petrolün güvenliğinin sağlanması, 3- Kendisine karşı oluşan kötü bakışların düzeltilmesi, 4- Bu kötü duruma sürükleyen Bush iktidarı ve cumhuriyetçilerin yönetimden uzaklaştırılması (bu doğrultuda, gelecek seçimde Bush ekibinin iktidardan uzaklaştırılması gerçekleşebilir.)
ABD gidişattan doğan nedenlerden dolayı bütün bunları görüyor fakat yalnızlığını da hissediyor. Yukarıdaki problemleri çözüp rahata kavuşma noktasında bölge ülkelerinin hiçbirine güvenmemektedir. Her ne kadar aralarında menfaat çatışmaları yaşansa da kendisine en yakın olarak Avrupa’yı görmekte, bu meselelerin çözümü için Avrupa’nın yanında olmasını istemektedir. Çünkü mücadele Müslümanlara karşı olan bir mücadeledir. Satılmış liderler her ne kadar kendisine sonsuz itaatte bulunsa da haklarının önüne geçemeyebilirler. Bundan dolayı tek dostu dindaşı olan Avrupalılardır. Nitekim Allah (cc) kâfirlerin ancak birbirlerini dost edineceklerini Kur’anı Kerimde şöyle bildirmektedir:
“… Zira onlar birbirinin dostudurlar (birbirinin tarafını tutarlar)…” (25)