41/6 Onlara söyle: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!"
Buhari Aişe (r.anha)'den şunu rivayet etmektedir: "(Hırsızın) eli, çeyrek dinar ve daha fazlası (değere sahip mallar) için kesilir. " (Buhari, K. Hudud, 6291)
Kitap
08 Eylül 2008 Pazartesi
İSRAİL, LÜBNAN VE ORTADOĞU MESELESİNE BİR BAKIŞ -7
Mahmut Gıtal
14 Ağustos 2006 Pazartesi
Bu savaşın neticesinde devreye girecek BM’lerden çıkacak karar mutlaka bölgede Yahudileri koruma amaçlı olacaktır. Bu kararlar, güvenli bölgeler oluşturulmasının yanında Yahudilerin hedeflediği (emniyet sınırı olarak da kabul ettikleri) topraklara kavuşmasını sağlamak amaçlıdır.
Projenin mimarlarına göre, eğer İsrail Tanrı Yehova'nın vaat ettiği kutsal topraklarda "Mesih Devletini" kurup da ebediyete kadar yaşayacaksa, kıyamete yakın Müslümanlarla yapacakları 'Armagedon' savaşını kazanmaları için Nil'den Fırat'a kadar tüm bölge ülkelerini parçalayarak atomize etmek şarttır. Bundan dolayı, İsrail'de devlet aygıtını elinde tutan ortodoks ve siyonist Yahudilere göre; Filistinlilerle ve bölgedeki Müslüman ülkelerle asla barış yapılamaz. Barışı düşünmek kutsal kitap Tanah-Tora'ya ihanettir. Hatırlanacağı üzere Yigal Amir -ki kendisi hahamlık eğitimi alıyordu- İzak Rabin'i barışı desteklemekle Yahudiliğe ihanet ettiği için öldürmüştü. İsrail eski Dışişleri Bakanı Moşe Dayan açıkça dünya kamuoyu önünde şöyle demişti; "hiçbir Yahudi Arz'ı Mev'ud'dan (Tanrı'nın vaat ettiği topraklar) taviz veremez." (33) Bundan dolayı bölgede asıl krizlerin çıbanbaşı yahudi varlığıdır. Her ne kadar Amerika politikası gereği Lübnan’dan Avrupa’yı uzaklaştırma hedefi gütse de Yahudilerin hedefi de Lübnan’da emniyet şeridi çizip bu toprakları kontrolleri altına almaktır. Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri (34) gibi.
Bütün dünyanın, Ortadoğu’nun asıl probleminin yahudi varlığı İsrail olduğunu gördüğü gibi Amerika’da bunu görmektedir. Onun hedefi en azından bölgedeki bazı meseleleri çözerek nefes almak istemesidir. Yoksa bütün dünya gibi o da Yahudilerin antlaşmaya yanaşacaklarına veya antlaşmalara sadık kalacağına inanmamaktadır.
Tarih buna şahit olmuştur ki; geçmişten günümüze değin Yahudiler hiçbir antlaşmalarına sadık kalmamıştır. Yakın tarihimizde; Oslo antlaşması, Camp Davit antlaşması, Vadi Araba antlaşması bunun açık örneklerindendir. Bundan sonrada bir antlaşma üzerinde sadık kalacakları beklenilmemelidir. İsyan, anlaşmaları bozmak, bozgunculuk onların karakteridir. Bunu Allah (cc) Kur’anda şöyle beyan etmektedir:
“Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah'ın ahdine ve insanların (müminlerin) himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur; Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.” (35)
Bu onların güçsüz ve korkak olduklarının alametidir. Kendilerini dünyanın hiçbir yerinde emniyette hissetmemektedirler. Bundan dolayı da hırçın ve saldırgandırlar. Adeta kendi gölgelerinden korkar vaziyettedirler. Dünyanın en gelişmiş silahlarına sahip olmalarına, başta Amerika olmak üzere batının desteğini arkalarına almalarına rağmen emniyet kaygısı içerisindedirler. Ve de olmaya da devam edeceklerdir. Çünkü o orada uydu (yansıma/orada işgalcidir) varlık olarak durmaktadır.
Ne yazık ki, bölgede bu kadar uzun süre ur olarak kalmasının ilk sebebi İslam ümmetinin başındaki hain, tasmalı köpek liderlerin yüzündendir. Onlar bölgelerine saldırı olduğu halde Yahudilerin zarar görmemesi için Amerika ve Avrupa’ya taleplerde bulundular. Yahudilerin işlediği vahşete sukut ediyor, onun işlerini kolaylaştırıcı işler yapıyorlar.
İşte, ümmetin en zayıf tarafı da burasıdır. Artık her şey alenen oynandığı halde hala başlarındaki liderlerin ve yönetimlerin varlığına göz yumuyorlar. Onlarla bu zillet içerisinde yaşamaya razı oluyorlar. Bu rıza gösteriş ve duruş sade bölgeyi değil tüm dünyayı yahudi ve küfrün fitnesine teslim etmektedir. Bu noktada Allah (cc) inananları uyarmaktadır:
“Kafir olanlar da birbirlerinin yardımcılarıdır. Eğer siz onu (Allah'ın emirlerini) yerine getirmezseniz yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.” (36)
Bütün bu problemlerin tek çözümü vardır. O da Allah (cc) emirlerini yerkürede uygulayacak bir otoritenin (hilafetin) varlığıdır. Ancak bu otorite Yahudilerin, Amerikanın, Avrupa’nın ve tüm küfür sistemlerinin oyunlarını bozacaktır.
“(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır.” (37)
Evet, kafirler Ortadoğu projesi çerçevesinde İslam beldelerine çöreklenmeye başlamışlardır. Bu projeyi hayata geçirmek için Amerika’sı olsun, İngiliz’i olsun, Fransız’ı olsun vb. ordularını bölgeye yığmaya, işgallere başlamışlardır. Lübnan olayı bu işin başka bir ayağıdır. Bu projenin hayat bulması ise uzun bir zaman isteyen bir olaydır. Bugünden yarına Ortadoğu projesinin gerçekleşmesi mümkün gözükmemektedir. Planı ve oyunları bozacak olan ise ümmetin kendisidir. Önlerine çıkan fırsatları iyi değerlendirmek zorundadırlar. Bu çerçevede başlarındaki yöneticileri alaşağı edip İslam devleti Hilafet'i kurmak için bütün güçlerini ortaya koymanın tam zamanıdır. Ancak o gün Yahudilerin evleri başlarına yıkılacak, ölen Müslümanların, namusu kirletilen bacıların intikamı Yahudilerden ve kafirlerden alınmış olacaktır.
“Allah'tan büyük bir lütfa ereceklerini müminlere müjdele.” (38)
“Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah'a sımsıkı sarılıp dinlerini yalnız onun için yapanlar başkadır. İşte bunlar (gerçekte) müminlerle beraberdirler ve Allah müminlere yakında büyük mükâfat verecektir.” (39)
Bu fikirleri müslümanlara taşıyan Hizb-ut Tahrir siyasî bir partidir. İdeolojisi İslâm'dır. Siyaset ise işidir. İslâm ideolojisidir. O, ümmetin İslâm'ı kendisi için dava edinmesini sağlamak, İslâm'ı ve bütün hükümlerini uygulama ve tatbik konumuna getirmesi için Hilâfet'in tekrar kurulmasına yönlendirmek için ümmet arasında ve ümmetle beraber çalışmaktadır.
Hizb-ut Tahrir'in kuruluşu, Allahu Teâla'nın şu sözüne icabeten olmuştur:
"İçinizden hayra davet eden, marufu emr edip münkerden nehyeden bir ümmet (kitle-parti) olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Âl-i İmran: 104)
Hizb-ut Tahrir; ümmeti, içine düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden kalkındırmak, küfür fikirleri, nizamları ve hükümlerinden, kafir devletlerin hegemonyası ve tasallutlarından kurtarmak ve Allah'ın indirdiği ile yönetimin tekrar gelmesi için Raşidî Hilâfet Devleti'ni kurmak için çalışmak gayesi ile kurulmuştur.