Anasayfa arrow Siyâsi Tahlil arrow Mescid-il Aksâ'ya Gidecek Heyet Yahudi İşgalini Ortadan Mı Kaldıracak?!
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
Haber - Yorum
HİLÂFET ÖZEL
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Hakan Bolat
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Necati Erdem
Salih Çelik
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Yasin İbn-u Ali
Zeynep Afra
Bir Ayet

31/10 Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yaratmış, sizi sallar diye yeryüzüne sabit dağlar koymuş; orada her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip orada her hoş çiftten yetiştirmişizdir.
Bir Hadis

"Hiç biriniz elinin emeğinden daha hayırlı bir şey yememiştir." (Buhari)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Mescid-il Aksâ'ya Gidecek Heyet Yahudi İşgalini Ortadan Mı Kaldıracak?! Yazdır E-Posta
Mahmud Gıtal
17 Şubat 2007 Cumartesi

Imageİşgalci, Yahudi varlığının sözde başbakanı Ehud 14 Şubat 2007 tarihinde Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulundu. Basının da içeriye alınmadığı Erdoğan-Olmert görüşmesi iki saat sürdü. Bu konuda basına hiçbir bilgi yansıtılmadı. İhanetlerle dolu anlaşmalar ve görüşmeler yapıldığı muhakkak. Ki bu izlenimi ta baştan ediniyoruz. Şöyle ki;

1- İslam beldelerinden biri olan Filistini, İslam’ın ilk kıblesi Mescidil Aksâ’yı işgal eden bir işgalci ile el sıkışmak,

2- Ümmetin servetlerini “ticari ilişkiler” adı altında Yahudi varlığının hizmetine sunmak,

3- Enerji kaynaklarının akışını İsrail üzerinden dünya piyasasına yönlendirmek.

Elbette ki ihanetler sadece bunlarla sınırlı değildir. Zillet içerisinde olanlar için ihanet sıradan bir şeydir. Dik duruşu gerçekleştirmekten aciz olanlar ancak hizmet için duruşu gerçekleştirirler.

Kuzey Irakta, İsrail varlığının yaptığı cürümler Türkiye yöneticilerince alenen bilindiği halde şişkin, şımarık yahudiyi resmen kabul etmek ne devlet politikasına yaraşır ne de siyasi devlet adamı anlayışına.

Basının önünde şımarık bir portre çizen Olmert karşısında ne diyeceğini bilemeyen ezilmiş bir başbakanın bu tavrı elbette zillettir.

Meselenin anlaşılabilmesi için ziyareti önemli kılan bazı noktalara değinmek gerekir.

Bu ziyaretin asıl amacı; son dönmelerde Kerkük meselesinin geldiği nokta ve Kuzey Irakta oluşturulması istenilen olası bir Kürt Devletinin ileri noktalarda dillendirilmesi meselesidir. İsrail Amerika gibi hiçbir zaman bu iki meselenin dışarısında kalmamıştır. Kalmadığı gibi doğrudan ikinci muhatap olmuştur. Geleceğin Kürt devleti Amerika ve Yahudi varlığının ellerinde büyütülmektedir. İşte buna delil olan bazı örnekler:

“İsrail'in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronot, aylar önce oldukça tartışılan iddiaları resmen ortaya çıkardı, soruşturma başlatılmasını sağladı... İsrail hükümetinin "Yasal izinler olmadan gizlice yapıldı" dediği olayda İsrailli üst düzey güvenlik yetkilileri ve işadamlarının Kuzey Irak'taki "iş" bağlantıları gözler önüne serildi. Gazete, "bazıları emekli üst düzey güvenlik yetkililerinin Kuzey Iraklı yetkililere askeri eğitim, silah ve ekipman sağladığını" ortaya çıkardı. Ayrıca Erbil'e havalimanı inşaatı da İsrailli büyük şirketlerce yapıldı.” (Sabah 23.06.2007)

“50 yıl önce terk ettikleri Kuzey Irak'a geri dönen Yahudi Kürtler, değerinin 5 katını verip, Kerkük'teki Araplar'dan toprak alıyor.

Yahudi Kürtler'in, Saddam'ın bölgeyi "Araplaştırmak" için bedava dağıttığı arsaları, silahlı peşmergeler yardımıyla yüksek bedelle aldıkları belirlendi.

Irak'ın "çifte pasaportlu" Iraklılar'a geri dönüş hakkını tanımasıyla, İsrail'den gelenlerin sayısı 5 bini buldu. Yeni yerleşimcilere ödenen aylıkları MOSSAD'ın verdiği iddia ediliyor.

Bu durum, dünya Yahudileri'nin 1897'den başlayarak geliştirdikleri bir plan çerçevesinde Filistin'den parayla toprak almalarına benzetiliyor. Bu sürecin sonunda Yahudiler, 1948 yılında İsrail devletini kurmuştu.” (Sabah 23.06.2004)

“Halen resmi görevi bulunmasa da İsrail politikalarına hâkimiyetiyle bilinen Liel'in sözleri, Irak'ın yakın gelecekte parçalanarak içinden bir Kürt devleti çıkarma ihtimaline dayanıyor. Liel, parçalanma halinde Kürt devleti kuruluşunun

İsrail çıkarlarına aykırı olmadığını, ancak Türkiye'nin itirazına önem ve değer verdikleri için şu anda destek olmadıklarını söylüyor. İsrailli uzman, bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda ABD ve AB tarafından destek bulabileceğini, Türkiye'nin de karşı çıkmak yerine sıcak karşılamasının çıkarlarına daha uygun olduğunu öne sürüyor.” (Radikal 24 Şubat 2004)

İşler artık söylemleri aşıp icraata dökülmeye başlanmıştır. Gümrük kapılarında, Türkiye Irak devleti ile değil Kürdistan ile muhatap olmaktadır. Geçişler Peşmerge’lerin kontrolündedir. Hatta, Bağdat yönetiminden Türkiye’ye Kürt yönetimi ile resmi ilişkilere geçilmesi istenmiştir.

“Irak Milli Petrol Şirketi'nin Türk firmalara gönderdiği 'Yeni kontratlar için bundan sonra Kuzey'deki (Kürt yönetimi) yetkililerle görüşün' şeklindeki yazıyla başlayan krizde Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen Irak yönetimi sert bir şekilde uyardı.” (Haber7 01 Şubat 2007)

Bütün bunların yanında Kerkük ve Musul konusu Türkiye için hassas olan konulardandır. Buraların Kürt yönetimine bırakılması Türkiye’nin tepkilerine maruz kalmaktadır. Bunun içinde Türkiye Kerkük’te yapılacak referandumun ertelenmesini istiyor.

“Başbakan Erdoğan, "2007 için (Kerkük'te) planlanan bir referandum var ve ben, bu referandumun sonuçlarının çok olumlu olacağını düşünmüyorum. Bana göre bu referandum ertelenmeli" dedi.” (Hürriyet 16 Şubat 2007)

Ortam, bu noktadan sonra gerilmeye başladı. Moldovalı Aeriantur şirketine ait uçak, Irak'ta su ve yol işleri ile ABD üssünde hangar inşaatı yapan Kulak İnşaat'ın sahiplerinden İsmail Kulak ile 28 Türk personeli ile birlikte Bağdat'ın 80 kilometre kuzeyindeki Balad kenti yakınında Anaconda üssündeki piste 200 metre kala Amerikalılar tarafından düşürüldü. Türkiye tarafından gönderilen inceleme ekibine iniş izni verilmedi ve kara kutuya Amerikalılar el koydu. Bu olay ortamı ateşlemişti.

Arkasında Amerika ve İsrail desteği olan Kürt yönetimi keskin çıkışlarda bulundu. Akabinde Süleymaniye ve çevresinde patlamalar meydana geldi. Bunun akabinde Kerkük karıştı ve birçok yerde patlamalar ve çatışmalar oldu. Bu olaylara Tayip Erdoğan’ın şu açıklamasını da eklersek rahatsızlığın hangi boyutlara taşındığını görürüz:

“Türkiye'nin Irak'taki gelişmelerden duyduğu rahatsızlık Ankara gündeminin ilk sırasında. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Irak'ta yaşanan karışıklık nedeniyle Amerikan yönetimini sert bir dille eleştirdi. Bölgeye demokrasi getireceğini söyleyen ülkelerin anti demokratik gidişe duyarsız kaldığını belirten Başbakan, "Türkiye bölgede, karmaşaya izin vermeyecektir" dedi. Devlet ciddiyetiyle adım atacaklarını kaydeden Erdoğan, "oradaki huzursuzluk bizim huzursuzluğumuzdur. Bizi huzursuz etmeye kimsenin hakkı yoktur" dedi.” (www.acizane.com)

Buna ek olarak gelişen olaylar;

-Hrant Dink'in öldürülmesi; “Perinçek, mektubunda "Benim bilgili yurttaşım " diye hitap ettiği Mutafyan'ın Hrant Dink 'in gerçek katilini bildiğini iddia ederek "Dink'i ABD'nin öldürttüğünü biliyorsunuz. Sizi bu gerçeği açıklamaya davet ediyoruz" dedi.” (26 Ocak 2007, Kaynak : Cumhuriyet) Hatırlanacak olursa Dink'in öldürülmesinden önce Kerkük konusu şiddetli bir şekilde tartışılıyordu. Bu dönem içerisinde Türkiye Irak sınırına birliklerini kaydırmıştı. Hatta ‘özel birlikler’ Irak içlerine sızmıştı. Ki Hrant Dink öldürüldü. Amerika bununla içerde milliyetçilik ateşini yakmak istemişti. Türkiye (sözde) cinayeti işleyenleri yakalayarak olayı kapatma yoluna gitti.

-Trabzon meselesi; bu meseleyi Türkiye Hrant Dink olayı ile bağlantılı kılarak önlem almak için çıkartmıştır. Çünkü yıllardır Amerika Trabzon’da Kafkasları, Rusya’yı, Karadeniz’i denetleyecek bir üs istemekteydi. Bunun için de İncirlik üzerinden bölgeye Amerikan ajanları sık sık gidip gelmekte ve bölgede yerleşme yolları aramakta idiler. Türkiye ise o bölgede bir Amerikan üssünün açılmasını istememektedir. Bunun için de bölgede Amerikan karşıtı milliyetçiliğin bölgede hakim olmasına çalışmaktadır. Amerika içinse bölge çok önemlidir. Bu konudaki görüşlerini açıkça belirtiyorlar:

“Bulgaristan’ın Ankara Büyükelçisi’nin veda törenine katılan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson, sorulan bir soruya şöyle cevap veriyor: “Karadeniz uluslararası bir su. Biz bu çerçevede haklarımızdan yararlanmak istiyoruz. Karadeniz’de istihbarat alışverişini geniş bir alana yaymak istiyoruz.” (M. Bayraktar,08.03.2006, Yeni Mesaj)

Arkasından Abdullah Gül’ün Amerikan ziyareti gerçekleşiyor. Bu ziyaret sırasında Nato konusunda serpiştirilmiş haberler basında yer almaya başladı.

“İngiltere basınında bugün: 'Kıbrıs, NATO-AB ilişkilerinin geleceğini rehin aldı', 'Irak ve Ermeni tasarısı Türk-ABD ilişkilerini daha da kötüleştirecek' ve 'Kerkük'te Arapların isyanı'...” (BBC 09.02.2007)

Türkiye Dışişleri Başkanı Abdullah Gül’ün ziyaretinden sonra Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Amerikaya yolcu oldu. Orgeneral Büyükanıt, Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy ve eşi Gülgün Şensoy tarafından onuruna verilen resepsiyonda şunları söyledi:

"Bugün Türkiye, çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Daha önce de açıkça söyledim: Türkiye Cumhuriyeti, 1923'ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmadı. Hududumuzda Irak sorunu var.” (SKY Türk 14.02.2007)

Bu gelişmelerden sonra uzun süre Türkiye gezisi ertelen Yahudi varlığının sözde başbakanı Olmert geliyor. Olmert’in ziyareti öncesi yine sert demeçler veriliyor.

“Erdoğan, "Kudüs'te Harem-ü Şerif'te İsrail'in yaptıkları kabul edilemez, burası kutsal bir mekan" dedi.” (A.A. 14.2.2007)

Olmert bu konuya pek önem vermeyerek ziyaretini gerçekleştirdi.

Evet, bu izahlardan sonra ziyaretin asıl sebebi ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar basına petrol, doğalgaz, su ve elektrik hatları konusu yansısa da görüşme konuları bunlar değildi. Bunu hemen ziyaretin arkasından Tayyib Erdoğan’ın ve Iraktaki Kürt yönetiminin yaptığı açıklamadan anlıyoruz.

“Erdoğan, "Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt hükümeti ile ilişkileri geliştirecek adımlar atılabilir. Neden olmasın? Yeter ki; bu yakınlaşma huzur getirsin, barış getirsin, olumlu gelişmelere yol açsın. Eğer atacağımız her adım bizim için huzur getirecekse, onlar için huzur getirecekse biz buna her zaman varız" diye konuştu.” (CNN Türk 15 Şubat 2007)

“Kürdistan Demokratik Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Safin Dizayi, NTV’ye yaptığı açıklamada Başbakan’ın yaklaşımının doğru olduğunu söyledi. Dizayi, “Türkiye’nin adımı son derece önemli...”dedi. (NTV 16 Şubat 2007)

Olmert’le yapılan görüşme sonrası, verilen bu demeçlerden anlaşılan;

-Amerika’da Türkiye’nin Nato meselesini pazarlık konusu yaptığı, Kerkük konusunda uzlaşmanın istendiği ve yahudi varlığının da bu konuda masada yer alıp aracı olduğu anlaşılıyor. Önümüzdeki günler pazarlık konusu edilen hususları elbette gün ışığına çıkartacaktır. Fakat şu gayet açıktır ki; masada pazarlık konusu edilen hususlar kafirlerin canlarından, mallarından, kaynaklarından hiç biri değildir. İşgalle, sömürü ile ve çeşitli desiselerle ümmetten koparttığı kaynaklar üzerindedir.

Bu hatırlatmalardan sonra konumuzun başlığına geri dönüyoruz.

Zelil yöneticiler yapacakları sinsi anlaşmalar, görüşmeler için artık ümmetin önemli meselelerini, değerlerini kendilerine perde yapıyorlar. Yahudi varlığı ile yapılan görüşmede de bu yöntem kullanılmıştır. Ziyaret öncesi kamuoyu Mescidi Aksa’ya yönlendirilmiştir. Basın açıklamasında da Mescidi Aksa konu edilmiştir. Bu fırsatı değerlendiren Olmert aldığı cesaretle daha da ileri gitmiştir. Açıklamasında şöyle diyor:

“Biz birçok kez sayın Erdoğan'la görüştük. Ben İsrail'in Başkenti Kudüs'ün belediye başkanı ve Erdoğan da İstanbul'un Belediye Başkanı iken birçok kez görüştük.” (www.millethaber.com 15 Şubat 2007)

Olmert’in bu çıkışını görmezlikten gelen sözde yöneticiler heyet göndermekle işi halledeceklerini zannediyorlar.

“Erdoğan, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'e Mescid-i Aksa çevresindeki inşaat çalışması ile ilgili inceleme yapmak üzere bir teknik heyet göndermeyi önerdiğini, Olmert'in öneriyi kabul ettiğini bildirdi.” (AA 15.02.2007)

Bir işgalciye verilecek ödülde bu olsa gerek. Yahudi varlığı Türkiye devletinin eliyle İslam alemine yıkımı onaylatmak istemiştir. Bu işi büyük bir görev addetmek ise alçaklığın ta kendisidir. Şöyle ki;

-Yahudi varlığının işgalini bir kez daha onaylamış oluyorsunuz,

-Mescidi Aksa’nın her yıkılacak bölümleri için devlet onayı vermiş oluyorsunuz,

-Yahudi varlığının suçuna ortak oluyorsunuz,

-Yahudi varlığından sonra bu noktada ikinci işaret edilecek düşman konumuna düşüyorsunuz. Yani Yahudilerden fazla Müslümanların tepkisini üzerinize çekmiş olacaksınız.

-Çünkü heyet gönderen ve onaylayan konumundasınız. Yahudi varlığı sizin bu konumunuzu her halükarda kullanacaktır. Ne zaman görülmüş Yahudi varlığının Müslümanları gözettiği?!

Bunları göremeyenler ne devlet adamı olur ne de siyasetçi.

En önemli nokta ise; Mescidi Aksa’nın bugün heyetlere ihtiyacı yoktur. Çünkü o kutsal topraklar işgal altındadır. Mescidi Aksa işgal altındadır. Tali işlerle uğraşarak ümmetin gözünden bunu (Yahudi varlığının işgalini) silmeye ise hiç kimsenin hakkı yoktur. Sizler ihanetinizle görmemezlikten gelebilirsiniz ama ümmet asla…

Göndereceğiniz heyet taşların, toprakların resmini çekmekten başka ne yapabilir? Oysaki Kudüs’te T.C. Başkonsolosluğu bulunmaktadır. Şu ana kadar hangi olaylara müdahil oldunuz? Siz heyet gönderseniz de o yakmaya, yıkmaya, öldürmeye devam edecektir.

“Oysa İsrail’in, gizliden gizliye yıkıma devam ettiği bildirildi.
İsrail, dünya kamuoyunu aldatmayı sürdürüyor. Mescid-i Aksa ve çevresindeki tarihi mirası yok etmeye çalışan İsrail, İslâm âleminin tepki göstermesi üzerine "yıkımı durdurduğunu" açıklamıştı. Ancak bölgeden gelen haberler, İsrail’in gerçekleri gizlediğini ortaya koyuyor.”
(www.vakit.com.tr17.02.2007)

Türkiye’nin bu girişiminin altında yatan ana neden ise yaptıkları ihanetlerin üstünü örtmek içindir. Olmert’e; “İsrail'in Başkenti Kudüs” deme küstahlığını sağlayan ve bu demecinden sonra, dünyanın izlediği basın toplantısında tebrik eden Türkiye devletinin başbakanıdır. Bundan daha büyük ihanet olur mu?

Sizler taşlarla uğraşın onlar en büyük kutsallarınıza dokunmakla. Hiçbir Müslüman’ın kabul etmediği ve bunun için yıllarca kanın akıtıldığı, şehidlerin verildiği ne de çabuk unutuluverdi?

Bunları hatırlamıyorsanız Abdulhamid Han'ın Devlet adamı duruşunu hatırlayın:

“Ben onlara bir karış dahî toprak vermem! Zîrâ bu vatan bana değil, Osmanlı milleti’ne aittir! Benim milletim bu vatanı kanlarını dökerek kazanmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan, tekrar kanlarımızla örteriz!... Bu ülke ancak, bizim cesedlerimiz parçalanarak taksîm edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına aslâ müsaade etmem!..” buyurdu ve gönderdiği heyeti huzûrundan kovdu.” (Yaşar Kutluay; “Türkiye ve Siyonizm”, s.108)

İşte siyasi ve devlet adamı duruşu budur. Alçalmak değil dik duruştur.

Yahudilerin niyetleri bilindiği için Filistin toprakları Abdulaziz zamanında devlet arazisine katılmıştı.

“18 Receb 1287 (m.1871) târihinde neşredilen bir “İrâde-i seniyye” ile, Filistin topraklarının büyük bir kısmı “Mîrî arâzî”; yâni “Devlet arâzisi” kapsamına alınmıştı.” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi; İrâde Meclis-i Vâlâ, nr.: 20714.)

“İkinci Abdülhamîd Hân pâdişah olduktan sonra, yahudilere mülk satışını önlemek için, ilk olarak 25 Rebîulahir 1308 (m.1883) tarihinde bir “İrâde-i seniyye” neşredip, yahudilerin Filistin bölgesinden toprak almalarını engelleyecek yeni kânunî düzenlemeler getirmişti.” (Başbakanlık Osmanlı Arşivi; a.g.e., nr.: 33356)

Görüldüğü gibi heyetlerle değil yüksek hedeflerle meşguliyet vardı. Ürkek siyaset değil şerefli bir siyaset vardı. Kudüs bu siyasetin eseri olarak yıllarca korundu.

Bu gün Mescidi Aksa’yı kurtaracak heyetler değildir. Mahzun durumda olan Mescidi Aksa’nın böyle bir heyete de ihtiyacı yoktur. O gözleri ufuklara dikmiş, İslam ordularının gelişini beklemektedir. Bu cesareti gösterecekseniz işte sizi Mescidi Aksa bekliyor. Bu cesareti gösterecekseniz sizi Irak, Afganistan, Keşmir, Bosna… bekliyor.

< Önceki   Sonraki >
Paylaş Paylaş
08 Şubat 2012 Çarşamba
15 Rabi-ul Evvel 1433
Fikirlerden
HİZB-UT TAHRİR'İN KURULUŞU

Bu fikirleri müslümanlara taşıyan Hizb-ut Tahrir siyasî bir partidir. İdeolojisi İslâm'dır. Siyaset ise işidir. İslâm ideolojisidir. O, ümmetin İslâm'ı kendisi için dava edinmesini sağlamak, İslâm'ı ve bütün hükümlerini uygulama ve tatbik konumuna getirmesi için Hilâfet'in tekrar kurulmasına yönlendirmek için ümmet arasında ve ümmetle beraber çalışmaktadır.

Hizb-ut Tahrir'in kuruluşu, Allahu Teâla'nın şu sözüne icabeten olmuştur:

"İçinizden hayra davet eden, marufu emr edip münkerden nehyeden bir ümmet (kitle-parti) olsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Âl-i İmran: 104)

Hizb-ut Tahrir; ümmeti, içine düşmüş olduğu şiddetli çöküntüden kalkındırmak, küfür fikirleri, nizamları ve hükümlerinden, kafir devletlerin hegemonyası ve tasallutlarından kurtarmak ve Allah'ın indirdiği ile yönetimin tekrar gelmesi için Raşidî Hilâfet Devleti'ni kurmak için çalışmak gayesi ile kurulmuştur.

 

 
Hizb-ut Tahrir Kültüründen

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |