Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir -2
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

22/13 Kendisine zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Yalvardığı şey ne kötü yardımcı ve ne kötü yoldaştır!
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"Nebi (sav) hırsızlık yapan bir kadının elini kesti. Aişe der ki: Daha sonra bu kadın, Rasulullah (sav)'e gelerek ihtiyacını söyledi, tevbe etti ve tevbesini en güzel bir şekilde yaptı." (Buhari, K Hudud, 6302)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir -2 Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
02 Nisan 2007 Pazartesi

2. Bölüm

İslam, insanın uzvi ihtiyaçlar ve içgüdülerini düzenleyen ve tatmin eden bir yapıya sahiptir. Bunlardan doğan problemleri de çözmeye muktedirdir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de insan ve insan problemlerinin benzerlik arzettiği ve asla değişmediği gerçektir. Geçen zaman boyunca uzvi ihtiyaçlar ve içgüdülerin varlığı bilinmektedir. Burada keşfedilmesi gereken içgüdüsel olup olmadığı hususudur. İçgüdülerin tezahürü olan veya yönlendirilmesi gerekenler bilindiğinde zaman konusu da çözüme kavuşacaktır. Burada yeni bir içgüdü olduğunu iddia edecek değiliz. İnsanda dördüncü beşinci içgüdü gibi bir yöne de gidecek değiliz. İnsanda mevcut olan içgüdüler varlığını sonuna kadar koruyacaktır.

-Tapınma içgüdüsü insanın ilk yaratılışından günümüze kadar aynı kalmıştır. İnsan var olduğu müddetçe varlığını sürdürecektir. Farklı olan ise insanın neye tapındığıdır. Yani insanlar tapınma içgüdüsünü farlı şekillerde yerine getirmektedirler. Kimisi Allah’a taparken kimileri de ağaca, güneşe, ineğe tapmaktadır. Bazıları da tapınma içgüdüsünü dinini değiştirerek tatmin etmeye yönelir.

-Beka içgüdüsü doğrultusunda insan hayatını devam ettirebilmek için yaşamında gerekli olan mal edinmeye eşyaya olan ihtiyacını tedavi etmeye yönelecektir. Bunun geçmişte farklı eşya, günümüzde farklı eşya olması durumu değiştirmez. İnsan herhangi bir şekilde mal edinmeye yönelecektir. Zaman ne olursa olsun insan eşyadan kopuk yaşayamaz. Her dönemde eşyaya olan ihtiyacını gösterir ve mal edinmek ister. 

-Cinsiyetine meyletmesi de böyledir. İnsan canlılar içerisinde cinsinden olana meyletmiştir. Bu tarihte böyle olmuş günümüzde de böyledir. Bir kısım insanların hayvanlara meyletmesi, sapık ilişkiye girmesi içgüdüsel değil sapıklıklarından kaynaklanmaktadır. Şahsi hürriyetler altında canavarlaşan bir zümrenin olması insanın cinsine karşı meylini ortadan kaldırmaz.

Görüldüğü gibi asıllar değişmemiştir. İnsan ve onun uzvi ihtiyaçları, içgüdüleri varlığını korumuştur. Zamanla değişen veya gelişme gösteren eşyadaki özelliklerdir. Özellikler diyoruz çünkü eşyanın aslı yine eşya olarak vardır. Çeşitli keşiflerle eşyadaki özellikler ortaya çıkartılmış ve insanın kullanımında kolaylıklar meydana getirmiştir. Yoksa yeni bir dünya veya yeni bir eşyanın yaratılması da söz konusu değildir. Bilinenin ve bildirilenin dışında da dünyada bir değişiklik meydana gelmeyecektir. Bilinen örneğin; suyun varlığı, karanın varlığı, havanın varlığı gibi. Bildirilen ise gelecekte eşya üzerinde olacaklar konusunda vahiyle bizlere ulaşanlardır.

Kur’anı Kerimde bu konu ile alakalı şöyle bahsedilir:

“Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökkubbe yarıldığı, dağlar ufalanıp savrulduğu ve peygamberlerin (ümmetleri hakkında şahitlik) vakti tayin edildiği zaman (artık kıyamet kopmuştur).” (Mürselat 8-11)

Zamanı gaip olan bu olayların dışında peygamberlerin gösterdikleri mucizelerden bahsedilebilir. Yani peygamberler Allah’ın onlara verdiği mucize özelliğini kullanarak eşyada bazı değişiklikler gösteriyorlardı. İnsan aklını şaşkına çeviren mucizeler zamanlarındaki kavimlere gösterilmiş ve o nebi veya Rasulle sonuçlanmıştır. İşte bu noktada insanlık yenilik arıyorsa bütün zamanlara meydan okuyan Kur’an mucizesine bir baksın! Her dönem için bir yenilik, her dönem için bir canlılık onda nurunu gösterir.   

İslami metinlerin incelenmesi sonucunda görülecektir ki; kadın olsun erkek olsun bütün insanlık için her zamanda onlara hitap etme gücüne sahiptir. İslam’ın gelişi insanlığın önünü görmesini sağlamıştır. İslam öncesi ve günümüze bir bakın! İslam’ın olmadığı yerde hayat yoktur. O gün kızlarını diri diri toprağa gömenlerle günümüzde kız çocuklarını öldürüp hastane bahçesine gömenler arasında ne fark vardır? Zamanı insanlığa karanlık kılan düzenler çağdaşlıkla kendilerini vasıflarken bunu neye dayandırarak söylüyorlar! Kendilerini üstün kılma sevdasında olanların dünyayı ne hale getirdikleri ortada değil mi! İslam’ın zamana uygulanabilirliğini inkar edenler öyle ise neden önünde engel olup ona karşı vahşice mücadele ediyorlar!

İslam özel bir zamana veya özel bir kavime hitap etmek için gelmedi. O her dönem için gelmiştir. 7. yüzyılda çölde cahiliyet içerisinde boğulan Arapları nasıl etkiledi ise bugünde demokrasi ve laiklik sapıklığına saplanmış insanlığı değiştirme gücüne sahiptir. Çünkü o insanı insan olarak ele alır ve onun ihtiyaçlarını düzene koyar.

İslam’ın 1400 yıl önce insana bakışı ne ise bu günde aynıdır. Çünkü İslam insanın değişmediğini görür.

Bu konuda Allahu Teala şöyle buyuruyor:

“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” (Fatır 43)

Allah Subhanehu Ve Teala’nın 1400 yıl önce Rasulü Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem yolu ile insanlığa sunduğu en son din İslam o gün nasıl tefeciliği yasaklamış ise bugünde aynı hitapla insanlığa tefeciliği yasaklamaktadır.

Allahu Teala şöyle buyurdu:

“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların "Alım-satım tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helal, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (Bakara 275)

Yıllar öncesine bakan, sonra dönüp hayatına ve yaşadığı ortama basiret gözü ile bakan insan varlığının öz ve değişmez bir varlık olduğunu görür ve okur. Yaşam ve ölüm arasında geçen sürede hayattaki sürecini devam ettiren insanın bazen yersiz korkulara kapılıp veya evhamların peşinden yürüyerek kendi hayatını kararttığını da görür. Öyle ki hayattan ve yaşamaktan korkar ve nesline karşı çok acımasız olur. Çünkü insanı insan olmanın dışına, bambaşka bir şekle veya aleme gönderme gücü hiçbir zaman kendisinde olmamıştır. Fakat nefsine yenik düşen insan, insan olmayı kendisine çok görür. Hayatta yaşam korkusu, rızk endişesi yüzünden yaşamını paylaştığı, neslinden olanlara dahi acıma hissi duymaktan uzak kalır.

Allahu Teala bu konuda şöyle buyurdu:

“Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.” (İsra 31)

İnsan fıtratını en iyi bilen Allahu Tealadır. Bunun gibi fıtrata ters düşen fiilleri bu yüzden de haram kılmıştır.

 

Devam edecek..

< Önceki   Sonraki >
20 Kasım 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |