Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esad Mansur arrow Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -3
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

18/33 Her iki bahçe de ürünlerini vermişlerdi, hiçbir şeyi de eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir de ırmak akıtmıştık.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"İşlerini bir kadının yönetimine bırakan hiçbir kavim felah bulmaz." (Buhari Fiten Bab-18, Tirmizi 2263)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -3 Yazdır E-Posta
Esad Mansur
30 Mart 2007 Cuma

 

(Bölüm 3)

Kamuoyunun tarihi:

Batılı tarihçilere göre her şeyin tarihi ya Romalılardan ya da yunanlılardan başlıyor. Bu nedenle kamuoyunun tarihinin başlangıcını Yunan şehirlerine dayandırdılar. Zira onların araştırmaları orada başlıyor ve orada sona eriyor. Bu şekilde; ‘kamuoyunu ilk tanıyan ve ona önem veren eski Yunan şehirleridir’ dediler.

Kur’an’ı Kerim’e baktığımız zaman; nebilerin kavimleriyle ve bu kavimlerin lideri ve ileri gelenleriyle ilgili kıssalarını anlatırken açıkça fikri mücadeleler üzerinde durur. Dönemin toplumları bu mücadeleleri duyar, gözetler ve neticeler beklerlerdi. Diğer görüş sahipleri ve liderler nebilerin ve rasullerin davalarına cevap vermeye çalışır, onları davalarından uzaklaştırmak, onlara iman edilmesini önlemek için kamuoyu oluşturuyorlardı. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı ki nebiler davalarını açığa vurmakla kamuoyu oluşuyordu. Bunun önüne geçmek için karşıt mücadele veriliyordu.

Demek ki kamuoyu oluşturma girişimi eski yunan şehirleri ile başlamamaktadır. Kamuoyunun tarihi beşerin varlığı ile ortaya çıkmıştır. Bu konuda Musa Aleyhisselam’ın kıssasına bir göz atalım:

Musa Aleyhisselam peygamberliğini ispatlamak için Allahu Teala’nın kendisine verdiği mucizelerle meydan okuyunca Firavun buna karşı mücadele etmeye ve cevap vermeye kalkıştı. Bu nedenle de sihirbazları çağırdı ve bütün insanları topladı. Çünkü Musa Aleyhisselam davası etrafında kamuoyu oluşturmuştu. Ayetlerde buna işaret vardı. Firavun bu hareketleriyle Musa Aleyhisselam’ın oluşturduğu kamuoyunu kendi lehine Musa Aleyhisselam’ın da aleyhine değiştirmeye gayret sarf ediyordu.

Bundan önce Nuh Aleyhisselam’ın kavmi ile ilgili kıssasını okuyalım: O, kavminin liderlerine meydan okuyordu.

Kur’an’ı Kerim bunu şöyle anlatıyor:

“Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz." (Hud 27)

Kehf ehli kıssasında fikri çatışmanın daha da sertleştiği görülür. Fikirleri galip gelenler istediklerini uyguladılar. Kur’an’ı Kerim o olayın neticesini şöyle anlattı:

“Rabbinin Kitab'ından sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur. O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın.” (Kehf 27)

Görüşlerini sağlam fikri temeller üzerine egemen kılanlar hayatta yer edindiler. Zayıf veya normal bir bina tesis etmek isteyenler ise hem fikren hem de hayatta gerilediler. Bu olay gerçekleşirken sayının azlığı ve çokluğu o kadarda önemli değildir. Burada önemli olan verilen fikirleri belli insan guruplarının benimseyerek o fikirlerle kamuoyu atmosferini oluşturmalarıdır.

Bazı hadis kitaplarında Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’den aktardığı Uhdud ehli ile ilgili rivayette şöyle geçmektedir:

Süheyb el-Rumî Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’den şöyle bir rivayette bulunmuştur:
"Bir Kral ve bir sihirbaz vardı. Sihirbaz çok yaşlandığı için bir gün Kral'a 'bana bir genç verin de onu yetiştireyim' diye arzeder. Bunun üzerine Kral da bu iş için bir genç görevlendirir. Ancak bu genç, sihirbazın yanına giderken, yolu üzerindeki bir rahibe uğrar.

Böylece ondan feyz alarak iman ehli olmuştu. Onun elinden körler ve cüzzamlılar şifa bulmaya başladılar. Fakat Kral'a bu gencin dininden döndüğü haber verilince, Kral öfkelendi ve ilk önce rahibi öldürdü, sonra da genci öldürmek istedi. Ancak gence hiçbir şey tesir etmiyordu. Sonunda genç Kral'a şöyle söyledi: "Şayet beni öldürmek istiyorsan, halkı topla ve bana ok atarken "Bu gencin Rabbinin ismiyle" de. Ben ancak o zaman ölürüm! Kral da böyle yaparak genci öldürdü. Halk tüm olanları gördükten sonra 'bu gencin Rabbine iman ettik' dediler. Bunun üzerine Kral'ın müşavirleri 'korktuğumuz husus başımıza geldi. Bu halk bizim dinimizi bırakarak, o gencin dinini kabul etti.' deyince Kral oldukça kızdı ve yolların kenarlarına hendekler kazdırarak, içinde ateş yakmalarını emretti. O gencin Rabbine iman edenlerden dönmeyenleri ateşe attırıyordu. (İmam Ahmet, Müslim, Neseî, Tirmizi, İbn Cerir, Abdurrezzak İbn Ebi Şeybe, Tabarânî, Abd bin Humeyd)

Bu genç akidesini yayma uğrunda kendini feda etti. Bu üslûpla da kendi akidesi için kamuoyu oluşturdu. Kral bu kamuoyu karşısında duramayınca hadiste de geçtiği gibi bir uhdud (çukur) kazdırdı ve içini de ateşle doldurdu. Dinini terk etmeyeni tehdit edip dönmeyen müminleri ateşe attırdı. İnsanlar yine de imanlarından vazgeçmediler ve sebatlık gösterdiler.

Bu olay hakkında Kur’anda şöyle geçmektedir:

“Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olan güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki, ateşle dolu hendeğe atılanlar (yakılarak) öldürüldü. Onlar (yakanlar) da başlarına oturmuşlar, müminlere yapmakta oldukları işkenceyi seyrediyorlardı.” (Bürûc 1-7)

Hadis ve ayetlerde geçen kıssalardan şu sonucu çıkartabiliriz: eğer bir fikir alenen tartışılamazsa, her yerde açıkça duyurulmazsa, sahiplenilen fikirlerle otorite sahibelerine karşı meydan okunmazsa ve diğer fikir sahiplerine karşı meydan okumazsa insan toplulukları üzerinde egemen olunamayacaktır. Başka bir ifadeyle; kamuoyuna dönüşmeyecektir. Böyle olunca da fikri kazanç sağlanamayacaktır.

İşte, fikrin zafere ulaşmasının unsurlarından biri bu fikrin aleni olması, her yerde tartışılması, diğer fikir sahibelerine ve otorite sahiplerine meydan okumasıdır. Böylelikle kamuoyuna dönüştürülmesidir.

Nebimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selem’in siyeri tarih değil ümmet için bir metot ve güzel örnektir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’in hayatını okurken çok açık bir şekilde kamuoyu oluşturmak için çalıştığını görüyoruz. Kamuoyu oluşturmak için gerekli olanları idrak ediyor ve uyanıklıkla çalışmasını sürdürüyordu. Ta ki, İslam devletini kurma işini sağlayıncaya kadar bu çalışma tarzı üzerinde devam etmiştir.

Davetini hiç gizlemiyordu, açıkça duyuyordu, diğer fikir sahiplerin ve Kureyş’in otorite sahiplerine meydan okuyordu. Kureyş ise boş durmuyor Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selem’e ve davetine karşı kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlardı. Hatta Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Selem’in davasının duyulmaması için ve kamuoyu oluşturmasını engellemek üzere bütün üslupları deniyorlardı. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’in oluşturacağı kamuoyunun tehlikesini idrak ediyorlardı. Bütün çabalarına rağmen buna engel olamadılar. Medine’de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’in daveti etrafında kamuoyu oluştu ve  böylece davet başarıya ulaştı.

Burada şunu da ekleyebiliriz: Bazı Şer’i hükümlerin insanlar tarafından kabul görmesi, sıkıntısız, tam içtenlikle ve mutlak teslimiyetle uygulanmasını sağlamak için kamuoyu hazırlanmıştır. 

Allah’u Teâla bu hususta şöyle buyurdu:

“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 65)

-İçkiyi ve faizi haram kılma yolu iddia edildiği gibi tedrici değildi ancak bunları haram kılmak için kamuoyu hazırlanıyordu. Bunların kötülük ve bozuklukları gösteriliyordu ve insanların lehine olmadıkları beyan ediliyordu.  Ondan sonra, onları haram kılan ayetler nazil oluyordu.

-Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem’in bir gazveye gitmeden önce hem Müslümanlar arasında hem de Arap yarımadası çapında kamuoyunu hazırlanmaya çalıştığını görüyoruz. Hatta düşmandan gazveye sebep teşkil eden hususları bekliyor ve hemen bunlar aleyhine kamuoyunu kışkırtıyor,  ondan sonra gazveye gidiyordu.

Devam edecek…

< Önceki   Sonraki >
19 Kasım 2008 Çarşamba

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |