Anasayfa arrow Yazarlar arrow Esad Mansur arrow Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -2
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

92/5-7 Elinde bulunandan verenin, Allah'a karşı gelmekten sakınanın, en güzel söz olan Allah'ın birliğini doğrulayanın işlerini kolaylaştırırız.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Ebu Hüreyre'den. Rasulullah (sav) şöyle dedi: "Zani bir kimse, zina yaptığı sırada mümin olarak zina yapmaz. Hırsız da hırsızlık yaptığı sırada mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçkici içki içtiği sırada mümin olarak içki içmez. İnsanların, onun yüzünden gözlerini kendine kaldıracakları kadar nazarlarında kıymetli olan bir şeyi mümin olarak yağmalamaz."(Buhari K. Hudud: 6274; Müslim K. İman: 86)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

Kamuoyu ve Kamuoyunu Değiştirmenin Yolu -2 Yazdır E-Posta
Esad Mansur
24 Mart 2007 Cumartesi

(Bölüm 2)

Kamuoyunun devamlılığı:

Küçük veya büyük cemaatlerin fikirleri egemen olunca, bu fikirler etrafında oluşan atmosferle kısa vadede veya uzun bir dönem içerisinde kamuoyu oluşur. Süre bazen kısa bazen de uzun sürebilir. Batının Müslümanlara karşı ürettiği Terörizmle savaş (!) düşüncesi gibi. Bu düşünce etrafında kamuoyunu yıllarca sürecek bir etki altında tutma planları yatmaktadır.

Bir fikrin, herhangi bir cemaatin atmosferleri ile egemen olması bunun sabit kalıp hiç değişmeyeceği veya hiç ortadan kalkmayacağı anlamına gelmez.  Daha doğrusu; o düşünceyi koruyacak ve sürdürecek güçler kalmayınca hızlı bir çöküşe geçer ve yok olabilir. Bunun yanında bu güçlerden daha kuvvetli bir güç ortaya çıkarsa o kamuoyu kalmaz.

Kamuoyu kısmi veya sınırlı bir değişim meydana getirir. Bunun misali; Suriye’ye karşı Lübnan’da olup bitenlerdir.

Kamuoyu büyük bir değişim gerçekleştirebilir. Bunun misali Avrupa Birliği konusunda Avrupa’da olup bitenlerdir.

Kamuoyu köklü bir değişim de gerçekleştirebilir. Bunun misali; Medine’i Münevver’de olduğu gibidir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem Medine’ye hicret edip Mus’ab bin Ümey’rin İslami düşüncelerle oluşturduğu kamuoyu ile tarihte ilk İslam devletini kurdu.

Kamuoyunu korumak ve devamlılığı için güce ihtiyaç vardır. Yoksa zail olur ve yerine başka kamuoyu oluşur. Özellikle; başka güçler ortaya çıkıp farklı veya zıt bir fikir ortaya atınca eski kamuoyu kalkar. Sovyetler Birliği çökünce onunla birlikte sömürgeciliğe karşı savaş düşüncesi de çökmüştür. Zira Sovyetler Birliği evrensel çapta sömürüye karşı mücadele düşüncesini besliyor ve yürütüyordu.

Bir kamuoyuna karşı gelenler bu kamuoyunu sürdüren güçlerin zayıflığını veya bunun parlaklığını kaybetmeye başladığını hissedince açıkça muhalefet etmeye başlar. Kamuoyunu koruyup sürdürmek isteyen güçler ise çöküntünün önüne geçmek için yeniden parlatmak, tazelemek gereğini duyar.  Yeni üsluplarla, düşünceyi değişik bir şekilde anlatmaya ve cazibeli şekilde sunmaktan geri dururlarsa kamuoyu önceki özünden uzaklaşıp değişmeye ve parlaklığını kaybetmeye başlar. Düşüncenin başarısızlığı belli olursa veya bunun sahipleri başarısız kalırsa kamuoyu değişikliğe uğrar. Misal;  Nasır, Mısır ile Suriye arasında gerçekleşen birleşmeyi koruyamayınca, kamuoyu onun aleyhine dönüşmeye ve ona muhalefet edenlerle hareket etmeye başlamışlardı. 5 Haziran 1967 de, Yahudi varlığı karşısında yenilince kendi lehine oluşan kamuoyundan tek bir eser kalmamıştır.

Ümmetin akidesine dayalı kamuoyu daha sebatlı ve kalıcıdır. Bunun arkasında cesur ve uyanık güçler durup onu korumaya çalışmazsa zaafa uğrar ve ondan sonra yok olur. Bunun örneği; Nasır’ın milliyetçiliği ve sosyalizmi kolayca yok olmuştu. Çünkü ümmetin akidesine dayalı değildi.

Hilafet düşüncesi ise İslam akidesinden neşet eden Şer’i hükümlerdendir. Hilafete karşı evrensel ve yerel güçlerin birleşmesi ve Hilafete çağıran kimseler zalim yöneticilerin baskı ve büyük eziyetlerine rağmen gün geçtikçe gelişiyor ve yayılıyor. Eğer bu düşüncenin önünde engeller oluşmasaydı bu düşünce için kamuoyu çoktan oluşmuş olacaktı.

Kamuoyu konusunda kamu uyanıklığının rolü:

Kamuoyu kamu uyanıklığına dayanabilir veya dayanmayabilir de. İnsanlar kamuoyuna yalnız duygusallığın canlı olduğu anda uyabilirler. Bu duygular yatışınca insanlar çakılıp kalırlar.  Ya ananelerine, yanlış fikirlerine ya da yanıltıcı fikirlere geri dönerler. Bunun manası kamu uyanıklılığının bulunmamasıdır.

İnsanlar benimsedikleri fikirlerden kaynaklanan, samimi duygulardan veyahut idrak ettikleri fikirlerle birleşmiş duygulara göre hareket ederlerse durum farklı olup kamu uyanıklığı hâsıl olur. Bu halde insanların hareketi devam edecek, belirlenen hedef gerçekleşinceye kadar hiç durmayacak ve cahiliye konumuna ve ananelerine geri dönmeyeceklerdir. Zira benimsedikleri muayyen fikirlere göre hareket etmiş olurlar. İşte, uyanıklık ve idrakle yürüyüp hareket etme budur. Böylesi durumda geçici ve acil maslahatları gerçekleştirmek için hareket etmezler. Zira bu hareket geçici olup çıkarlar gerçekleşince yatışırlar ve memnuniyet gösterirler. Nitekim külli maslahat veya ölüm-kalım meselesini hedef edinerek kısmi maslahatlar gerçekleştirmek için hareket etmeleri yanlış değildir. Yine ani, geçici veya acil maslahatları gerçekleştirmek için işleri yürütenlere baskı yapmak, bu hususta otoritenin kusurlarını açığa çıkartmak, fasit rejimleri vurmak için geçici ve acil menfaatler tahakkuk ettirmek için halkı uyanıklıkla harekete geçirmek yanlış değildir. Fakat göz önünde bulundurulması gereken yalnız bunlar için hareket etmesinler, bunları gerçekleştirmekle yetinmesinler ve ölüm-kalım meselesinden kopuk düşünmesinler. Başka bir ifadeyle meselenin; hilafet veya İslam nizamının tatbik etme konusuna bağlanmasıdır.

Geçici ve acil maslahat ile cüzi veya kısmi maslahat arasında fark vardır. Kısmi maslahatlar ümmetin sorunlarından birer parçalardır. Ümmetin asıl sorunu ölüm-kalım meselesidir. Kısmi maslahatları sorun veya merkezi veyahut nihai aranan hedef haline getirmek yanlıştır. Ancak bu kısmi maslahatlar ümmetin büyük maslahatlarının birer cüzleri haline getirilir.

Geçici ve acil maslahatlar; halkın günlük maişetleri için lazım olan çabalarıdır. Buna misal; halkın ekmeğini ve günlük ihtiyaçlarını sağlamak, rızklarını temin etmek için insanlara işler temin etmek, çocuklarını öğretmek için okullar tesis etmek, evlere ulaşmak için yollar yapmak vb.

Kısmi maslahatların misali ise; Filistin’i kurtarmak, Kıbrıs’ı Türkiye’ye ilhak etmek, Amerikan üslerini kapattırmak, NATO’dan ayrılmak, İslam beldelerinde ağır sanayi tesis etmektir vb. 

Filistin’i kurtarma meselesi bazı kişiler tarafından nihai bir hedef görülür, Filistin devletinin ikamesini nihai bir gaye olarak hayal edilir. Bu görüş ve hayal; vatancılıktan kaynaklanmaktadır. Vatancılık ise, geçici bir duygu olup sahibini dar görüşlü kılar. Oysa Filistin meselesi ümmetin ana veya ölüm-kalım meselesinden bir kısımdır veya kısmi bir meseledir. Ana mesele çözülünce kısmi meseleler kolayca çözülür.

Ümmetin ana veya ölüm-kalım meselesi ise; Hilafet yoluyla Allah’ın şeriatını uygulamaktır. Allah'ın şeriatı uygulanınca İslam devleti Filistin’le ilgili Şer’i hükmü uygular. Bu ise; Filistin’i gasp edenlerin ellerinden kurtarmak için cihadı ilan etmektir.

İdeolojik olmayan parti ve örgütlerin adetlerinden olan özelliklerden bir tanesi insanları sadece duygusal yönüyle ele alıp bu yönde sevk etmektir. Zira bunlar, acil veya kısmı çıkarları gerçekleştirmeye çalışırlar. Bu çıkarlar, kendileri için kader veya merkezi sorunlar olarak sayılmaktadır. İnsanları idare ederken vakıaya göre yürürler. Hedeflerinden veya sloganlarından vazgeçip insanların istek ve arzularına, ani şartlara uymaktan çekinmezler. Zira, bu tür parti ve örgütler toplumu değiştirme, ümmeti kalkındırma veyahut ölüm-kalım meselesini gerçekleştirme konusunda endişe duymaz ve bu hususta hiç dert edinmezler. Nitekim böyle bir gayreti hayali sayar veya imkânsız bir şey olarak görürler. Allah’a veya gaibe havale ederler. Ancak, vakıada gerçekleştirilmesi mümkün olanı gerçekleştirmeye çalışırlar.  Onlara göre bunun adı da gerçekçilik veya pragmatizmdir.

İdeolojik parti ve hizipler ise halkın arzularına uymaz, insanların hissiyatıyla oynayarak idare etme veya kandırmaya çalışmaz. Şartlara göre yürümez, vakacıya uymaz ve emri vakıayı kabul etmez. İdeolojisi ve görüşü üzerinde sebatlıktan dolayı ne zarar görürse görsün dayanır ve taviz vermez. Ancak kendi ideolojisini egemen kılmak ve insanlara benimsetmek için mücadele eder. Kendi fikirlerini kamuoyu haline getirttikten sonra kamuyu bu noktada örfe dönüştürmeye gayret sarf eder. Bu durumda hiçbir kimse ona muhalefet edemez ve karşı gelemez. Daha doğrusu herkes ona teslim olur ve boyun eğer. Bu nedenle kamuoyunu yerleşik kamu örfüne çevirmeye çalışır. Aynı anda kamuoyu kamu uyanıklılığına dayandırmak için cehd sarf eder. Bunun için atmosferi oluşturur. Bu yönelişiyle kalabalıkları kendi ideolojisi ile kültürleştirmeye ve ümmeti ideolojisinin potasında eritmeye gayret gösterir. Bu yönde eritme operasyonu gerçekleştirmeye çalışır.

Değişimi sağlamak için gerekli olan en önemli hususlardan biri kamuoyunu değiştirmektir. Ancak bu kamuoyunun daha güçlü, daha dayanıklı, daha uzun ömürlü ve daha başarılı olabilmesi için onu kamu uyanıklılığına dayandırmak ve kamu örfü haline getirmek gerekir. Bunu başarılı kılmak için bütün üslup ve araçlarla sürekli şekilde, topluca insanları kültürleştirmek, atmosferi oluşturmak, muhalif olan bütün fikirlerle aleni fikri çatışma ve siyasi mücadele yapmak lazımdır.

Siyasi mücadele; işleri yürüten güçlere karşı olur. Bununla beraber ümmetin sorun ve davalarını benimsemek gerekir.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem Medine’de İslam davetini yüklenmek, kendisinin oraya gelmesi için atmosferi hazırlamak, sonra İslam devletini kurmak maksadıyla kamuoyunu oluşturmak üzere çalışması için Mus’ab bin Ümeyr’i gönderirken ona şöyle demiştir:

"Onlara Kur’anı okut, İslam’ı öğret ve dinde fakih kıl (dini kavrat)."

Bu iş Müslümanlar nezdinde uyanıklığı sağlamaya yöneliktir. İslam düşüncesini insanları kabul etmeyle yetinmedi. Daha doğrusu bununla beraber kamu uyanıklılığını oluşturmasını talep etmiştir. Değişimin bütün unsurları tamam oluncaya kadar bundan ne kadarı gerçekleştirilirse hayırlıdır.

Bu asır da hilafet’i yeniden kurmak için çalışanların değişimin bütün unsurlarını tamamlamak üzere, kamuoyu oluşturmanın yanında kamu uyanıklılığını da icat etmek için gayret sarf etmeleri kaçınılmazdır. Aynı anda köklü değişimi sağlamak için fırsat kollayarak bu gayretleriyle köklü değişim yolunda bir mesafe kat etmiş olurlar. Bu ise, uzun vadeli olsa da garantili ve daha başarılıdır. Aynı anda kamuoyunun sebatlılığı ve devamlılığını oluşturma yönüyle de daha faydalıdır.

Böylece geçmişte yaşanan olaylardan uzak kalınılır. Suriye’nin Mısır’la birleşmesi konusunun Nasır’la hâsıl olan darbeyle her şeyin yıkılması gibi olmaz. Nitekim ajanlardan ufak bir gurup Suriye’de darbe yapınca birleşme planları kolayca çözüldü. Zira birleşme konusu kamuoyu uyanıklılığına dayalı değildi. Sırf duygulara dayalı idi. Ümmetin akidesine de dayandırılmamıştı, geçici olan milli ve milliyetçi duygulara dayandırılmıştı. Ümmetin inancına/İslam akidesine dayandırılmış olsaydı aynen Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem ‘in halifesi olan Hz. Ebu Bekir Radiyallahu anh‘ın başardığı gibi başarı elde ederlerdi.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Selem vefat edince insanlardan bir kısım mürtet oldu ve bir kısım zekât vermekten vazgeçti. Raşidi halife Hz. Ebu Bekir Radiyallahu anh kısa bir müddette bu iki kısma galip gelip onları İslam’a döndürdü ve aynı anda zamanın en büyük imparatorluğu olan Rum devleti ile savaşmaya başladı. Rum İmparatorluğu başkenti Dimejk (Şam) olan Şam diyarları dahil dünyanın batısı ve doğusuna egemen idi. Raşidi halifenin ordusu Yermük savaşında bu imparatorluğun ordularını yenip Dimejk’e yürüdü ve orayı fetih edinceye kadar kuşatmıştı.

İşte, İslam Hilafet devletinin dahilinde mürtetleri ve zekatı vermekten vazgeçenleri ve Rum imparatorluğunun ordularını yenmek yalnız iki buçuk sene içerisinde gerçekleşmişti.

İşte, Suriye-Mısır birleşmesinin yıkılması, Yahudi devleti karşısında Nasır’ın yenilgileri ile içeride ayrılıkçı hareketlere ve dışarıda dünyanın en büyük şer imparatorluğuna galip gelmek gibi Raşidi halifenin zaferleri arasındaki farkı gördünüz mü! Bunun sebebi Raşidi halifenin döneminde kamuoyu hem İslam akidesi üzerine dayandırılmıştı, hem de kamu uyanıklığı gerçekleştirilmişti. Nasır’ın oluşturduğu kamuoyu ise ümmetin akidesine değil, sırf geçici olan milli ve milliyetçi duygulara dayandırılmıştı.

devam edecek...

< Önceki   Sonraki >
03 Aralık 2008 Çarşamba

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |