Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tahir Şanlı arrow İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

16/70 Allah sizi yaratmıştır, sonra öldürecektir, içinizden bir kısmı da ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, bilirken bilmez olurlar. Doğrusu Allah bilendir, her şeye Kadir'dir.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

"İşlerini bir kadının yönetimine bırakan hiçbir kavim felah bulmaz." (Buhari Fiten Bab-18, Tirmizi 2263)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İslâm, Her Mekân ve Zaman İçin Gelmiştir Yazdır E-Posta
Tahir Şanlı
24 Mart 2007 Cumartesi

1. Bölüm

İslam ve modernlik tartışması, geçen on yılın siyasi tartışmaların ilk sırasına taşındı. 11 Eylül olaylarından sonra düşünce kuruluşları, akademisyenler, politikacılar ve birçok kesim İslam’ın bu konudaki düzenlemeleri üzerinde araştırma ve görüşte bulundular. Böylece İslam’ın şu an hiçbir yerde hayatta olmadığı görüşü ön plana çıktı. Yani İslam günümüzde dünyanın hiçbir yerinde tatbik edilmemektedir. Vardıkları diğer nokta ise 21. yüzyılda İslam’ın tatbik edilebilirliğinin bulunmadığıdır. Bunun için de örnek olarak İran ve Taliban’ı gösterirler. Bunların uygulamalarının neticesinde; İslam’ın modern dünyaya dönüşünün mümkün olmadığı tezini ileri sürerler. Bu onların İslam'a karşı düşüncelerinin temelini oluşturmaktadır.

“Modern dünyada, batının değerlerini yalanlayan İslam’ın yeri yoktur.” diyerek batılılar kendilerini farklı bir zeminde görürler.

Modernliği kimseye kaptırmak istemeyen batı yüklediği anlamla modernliği tamamen kendi tekelinde görür. Onlara göre modernlik; aydınlık, hürriyet, dinden uzak yaşama anlamları taşır.   Bu misyon, laikliğin gelişmesi ve kilisenin dışlanması ile doğmuştur. Laikliğin benimsenmesi ile toplum için yeni idealler doğdu ve yükselişe geçildi. Yani insan baskıdan kurtuldu, eşitlik ve özgürlüğü yakaladı. Tarihi bu sürece de 'çağdaşlık' adı verildi.

Laiklik; laik değerleri benimsemek ve böylece modern hayatı yakalamak olarak adlandırılırken; bu değerlerle uyuşmayan herhangi bir şey ise geri kalmışlık, Orta Çağ'a özgü, kiliseye has bir yaşantı olarak nitelendirildi.

Aslında mesele İslam’ın modern olup olmadığı meselesi değildir. Modernlikten çok İslam’ın laiklik ile uyuşup uyuşmadığı meselesidir. Laiklikle uyuşmadığı müddetçe modernlik hasıl olmayacağı ileri sürülerek düşüncelerini ve amellerini bu çerçevede yoğunlaştırdılar.

Her dönem için uygulanabilirliği laiklik değerlere bağlı kılmak modernlik olarak görülmektedir.
İslam bu şekildeki bir modernlik anlayışını kabul etmez. Temelde laik değerlerle çatışır. Laiklik din ve devlet işlerini ayırmaktadır. İslam’da ise böyle bir ayrılık söz konusu değildir.

Aslında sorulması gereken soru: İslam her dönem ve mekânda meselelere çözüm getirebilir mi? Veya modern ve çağdaş olarak benimsenen günümüz dünyasında İslam’ın yeri, bakış açısı nedir? şeklinde olması gerekirdi. 

İslam’ın esaslarından sapmadan, Şeriatın gösterdiği doğrultuda her meseleye İslam’da çözüm getirilmiştir. Yeter ki mesele İslam akidesine ve akideden neşet eden fikirlere ters düşmesin.  

İslam’a derin bir bakış, İslam’ın insanların problemlerini çözmek için geldiğini gösterecektir. Yani İslam diğer nizamlar gibi insanlar arasında problem üretmek için değil insanların müşküllerini çözmek için gelmiş adalet ilkesine sahip bir nizamdır. 

Weber, Durkheim, Freud gibi batılı sosyologlar ve psikologlar insan problemlerinin nasıl meydana geldiği yaptıkları deneysel çalışmalarının neticesinde, tek bir noktada uzlaşarak ortaya koyarlar. Problemlerin kaynağında korku, zamanın etkisi, nesillerin devamı, hayatta kalma mücadelesi, içgüdülerin etkisi gibi etkenlerin bulunduğu neticesine varırlar.

Oysaki insan problemini tanımlamak için önce insan gerçeğini ele almak gerekirdi. Hangi asır olursa olsun zaman faktörü içerisinde insan gerçeğinin değişmediğinin bilinmesi gerekir. Yani yirminci yüzyıldaki insanla ilk insan arasında bir fark yoktur. İnsanın uzvi ihtiyaçları ve içgüdüleri geçmişte ne ise bugünde aynısıdır. Dış faktörler ne kadar zorlarsa zorlasın bunlar aynı kalırlar.

İnsanın yaratılışında mevcut olan uzvi ihtiyaçlar ve içgüdüler ilk insandan beri değiştirilemeyen gerçeklerdir. İnsan kendi cinsine karşı meyleder, hayatını ikame etmek için yer ve içer, neslinin devamını muhafaza etmek ister. Ayrıca insanda tapınma içgüdüsü vardır. Mutlaka herhangi bir şeye tapınır. Tapınma meylini doğru veya yanlış olsa da dışlaması mümkün değildir. Kimileri ağaca, puta, pop stara, aya, güneşe, Lenin’in putuna vs. tapar. Düşünen ve akleden insan ise eşyaya bakarak bir yaratıcının olduğunu bulur ve Allah’a tapar.    

devam edecek..

< Önceki
04 Aralık 2008 Perşembe

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |