|
(Bölüm 1) GİRİŞ: Burada kamuoyu ile ilgili olarak bazı hususları, özellikle değiştirme konusunda onun etkisini ve değişmesini ele alacağız. Başta bunun tarifini ortaya koyarak kamuoyunun oluşturulmasının keyfiyetini, önemini ve tesirini tahkik edeceğiz. Onun ne kadar sabit olabilecek veya ne kadar devam edebilecek konusunu inceleyerek, bunu oluşturan ve değiştiren, güçler hakkında ve bunun yayma araçlarına değinerek bunun türlerinden bahsedeceğiz. Bu meselenin vuzuha kavuşabilmesi için konuyla ilgili bir takım sorular ortaya atıp bunlara cevap vermek suretiyle –böylelikle bunu işiten ve okuyan kimse cevaplarımızı değerlendirebilsin ve zihninde yeni sorular canlansın- aydınlatmaya çalışacağız. Şöyle ki; -Kamuoyu toplumları etkileyebilir mi ve onları değiştirebilir mi? Devletleri de etkileyebilir ve değiştirebilir mi? -Yerel kamuoyu, devletlerarası kamuoyu ve evrensel kamuoyu var mıdır? Bunun türleri nedir? -Kamuoyunda kamu uyanıklığının rolü nedir? -Kamuoyunu değiştirmek için nasıl çalışma yapılır? Fertler kamuoyunu değiştirebilir mi? Yoksa bu iş yalnız partilere, örgütlere ve devletlere mi bağlıdır? -Kamuoyunu değiştirme konusunda enformasyon ve yayın araçlarının rolü nedir? -Kamuoyuna nasıl hitap edebiliriz? Önsöz: Kamuoyunun öyle sihirli etkisi vardır ki; insanlar onu hissederler, düşünürler onu kavrarlar. Yönetim makamında oturan siyasetçiler ondan etkilenirler ve korkarlar. Yönetime ulaşmak için çalışan siyasi kimseler bunu kullanırlar. İnsanların işlerini güden ve yürüten siyasetçiler ile bu makama ulaşmak için fırsat kollayan siyasi kimseler arasında kamuoyunu oluşturmaya veya değiştirmeye veyahut onu yönlendirmeye yönelik bir yarış vardır. Bunlardan herkes kamuoyunu kendi lehine kazanmak üzere gayret sarf ederler. Düşünceler ise, kamuoyunun değişim ve yönelişleriyle beraber içinde egemen olan fikirleri ve bunu oluşturan güçleri araştırırlar. Bununla ilgili eleştiri ve yorum yaparlar. Zira onlar ezici akımla beraber yürürler! Ancak, bunlar siyasi düşünür kimseler olurlarsa faaliyet gösteren siyasi kimseler arasına girerler, teorik düşünürlerden sayılmazlar. Yeni fikir sunmaya çalışarak bu fikir için nasıl kamuoyu oluşturacaklarını düşünürler, pratik şekilde uygular ve toplumda onu yürürlüğe koymak için mücadele ederler. Pragmatizme inanan siyasetçiler ise; kamuoyuna göre yürümeye, onu istismar etmeye ve onun vasıtası ile aynî ve şahsi çıkarlarını elde etmeye çalışırlar. Kamuoyu ile karşı karşıya gelmekten kaçınırlar. Böyle davranmanın gerçekçilik olduğunu düşünür ve şartlara göre hareket etmenin gerekli olduğunu savunurlar. Nitekim bunlar akaidi ve ideolojik kimseler değillerdir. Bir akideye veya ideolojiye inansalar bile siyasi faaliyetler için esas olarak bu ideolojiyi ittihaz etmezler. Siyasi çalışma sahasında yerlerini ve çıkarlarını korumak maksadıyla geriye adım atıp dönmeye veya birden değişmeye hazır olurlar. İkiyüzlü (münafık) olmaya, aldatmaya, yalan söylemeye ve kandırmaya da hazırdırlar. Bu tür çirkin davranışta bulunmakta bir sakınca görmez ve hayâ etmezler. Nitekim hayâ için bir mana vermezler. Siyaseti bir meslek veya bir ticaret olarak edinirler. Bunu büyük dâhilik ve beceriklilik olarak ta addederler. İnsanların geneli ise kamuoyunu hisseder ve ona göre yürürler. Onlar kamuoyuyla kaynaşır ve ondan etkilenirler. Oysa kamuoyunda hedef edinen kimseler asıl kendileridir. Aynı anda onun tesiri ve egemenliği altına girende ta kendileridir. Kamuoyunun tarifi: Bazı bilginler şöyle diyorlar: Kamuoyu; yağmurlu, rüzgârlı havanın bir benzeridir. Aynı anda bir baskıya sahiptir, fakat onu göremezsin, büyük ağırlığa sahiptir, öyle ki; onu elle tutamazsın. Ancak ona itaat ederek boyun eğersin! Bazı kimseler şöyle dediler: Kamuoyu birbirini tamamlayan bir sistemdir. Bilgilerden başlıyor davranışlarda sona eriyor. Böylece bilgi, görüş, yöneliş, değer, inanç ve davranışlardan oluşmaktadır. Amerikan bilgin olan Lev Kump, “psikoloji” adlı kitabında kamuoyuna toplulukların yönelişleri olarak bir anlam vererek yönelişi şöyle tarif etti: Belli bir durum daha belirlenmemiş olduğu halde buna karşı muayyen bir icabet göstermek için yapılan bir psikolojik hazırlıktır. Böylece; bu yöneliş kamuoyunun bir şartı sayılınca potansiyel bir güce sahip olur. Felsefe ansiklopedisinde şu tarif geçmektedir: Kamuoyu; olaylara veya sosyal hayatın görüşlerine, sınıfların ve fertlerin faaliyetlerine karşı bir veya birkaç sosyal gurupların tutumlarını ifade eden fikir ve mefhumların toplamıdır. Webster sözlüğünde şöyle tarif edilir: Ortak görüştür; özellikle bunun insanların genelinin görüşü olduğunu ortaya çıkıcınca bu manaya sahip olur. Sosyal bilimlerin ıstılahlarının sözlüğünde şöyle tarif edildi: Bir müşkül veya belli bir tutum karşısında, belli bir zamanda muayyen bir topluluk arasında hâkim olan bakış açıları ve duygulardan ibarettir. Kurid King ise şöyle tarif getirdi: Açık ve yeterli münakaşalardan sonra genel itibara sahip olan bir mesele hakkında topluluğun vardığı hükümdür. Dr. Muhtar Et-Tuhamı şöyle tarif yaptı: Belli bir zamanda bir kanun üzerinde cedelleşme ve münakaşaların yoğunlaşıp halkın çoğununun başını meşgul eden veya çıkarına dokunan bir konu karşısında bu çoğunluk arasında hâkim olan görüştür. İşte, kamuoyu için yapılan birçok tariflerden bir kısmı bunlardır. Hepsi topluma veya halkın çoğunluğu arasında hâkim olan fikir üzerinde yoğunlaşmaktadır. Muhalif kanat ve insanların bir kesimi buna karşı susarlar veya bu görüşlere boyun eğerler. Kamuoyu aynı anda insanların ortak bir meselesine veya maslahatına yönelik ortaya çıkan karşıt gerçeklerdir. Yine de, onların duygularıyla, inançlarıyla ve hissettikleri konularıyla ilgili, tahakkuk eder. Şu var ki bu tarifler gibi birçok tariflerde dakik değildir. Hem kapsayıcı hem manayı sınırlandıran bir ifadeye sahip olmadığı için doğru, dakik, özet ve tam manayı ifade eden doyurucu birer tarif değillerdir. Mademki; biz kamuoyu ve değiştirme hususunda rolünü bahsediyoruz, öyleyse; onu dakik ve net bir şekilde tarif etmemiz kaçınılmaz olur. Kamuoyu hakkında derin inceleme ve kapsamlı araştırma yaptıktan sonra ortaya çıkan doğru tarif şöyle oluşmaktadır: Bir cemaatin atmosferinde egemen olan fikirdir. Bu tarifi açıklayacak olursak; rey insanın görüşüdür. Görüş ise bir vakıa veya olay hakkında verilen fikirdir. Cemaat ise aralarında daimi ilişkiler sürdüren iki kişiden fazla oluşan insan topluluğudur. Bir arada üç kişinin bulunması hiç bir cemaat oluşturmaz. Ancak aralarında ilişki bulunmayan birer kişiler olurlar. Onlarca, yüzlerce ve daha fazla fertlerin bir arada bulunup herkesin hedefi başka, görüşü başka ve aralarında hiçbir ilişkinin bulunmaması halinde bunlar hiç bir cemaat oluşturmazlar veya bir cemaat sayılmazlar. Nitekim hiç bir kimse diğer kimsenin başına geleni hissetmez. Bu nedenle aralarında bir atmosfer oluşmuyor ve onları belli bir fikir etkilemez. Fakat bir arada aralarında daimi ilişkiler bulunan üç kişi bir cemaat oluştururlar veya bir cemaat sayılırlar. Bunlar birbirlerinin varlıklarını hisseder ve birilerinin başına bir şey gelirse etkilenirler. Ortak sorun ve hedefleriyle kaynaşırlar, kendi topluluklarında gerçekleşen başarılardan dolayı sevinirler ve bunu gerçekleştiren kimselerden memnuniyet gösterirler. Başlarına bir musibet gelirse üzülürler, yenilgiyi ve hezimet olursa kızgınlık gösterirler ve bunun sebebi olan kişilere karşıda kızgınlıklarını gösterirler. Böylece, cemaat arasında fikri ve duygusal bağ vardır. Bu nedenle, üzerine muayyen bir atmosfer egemen olur. Cemaati oluşturan bütün kişiler bundan etkilenirler. Duygular ise normal halde fikirden doğmalıdır. Asıl olanda fikir duyguları yönlendirmelidir. Buna rağmen duygular içgüdülerden doğabilir. Böyle olunca, fikre muhtaç olur ki duyguları yönlendirsin ve hayvani tepkiler doğmasın. Aksi halde kargaşa ve kör taassup cemaatlere egemen olur. Cemaat veya topluluk atmosfere sahip olur; ancak cemaate egemen olan fikir atmosferi oluşturur. Bu şekilde, fikir kamuoyuna dönüşür. Fikrin atmosferlere egemen olmasıyla umumileşir ve kamuoyu haline gelir. Bu durumda filan grupta bir kamuoyu vardır. Bu gurubun sayısı az veya çok hiç fark etmez, herkes bu görüşe boyun eğer. Bu şekilde umumun veya kamunun sıfatını kazanır, etkileme ve yürütme gücüne sahip olur. Kamu arasında fikri yayan kimse istediğini yürürlüğe koyar. Ayrıca bunun oluşturduğu dalga üzerine yoğunlaşarak, bunu kendi lehlerine veya çıkarlarına yönelik istismar etmeye çalışanlar insanların işlerinin yürütme gücüne sahip olurlar. İlginç olan şudur ki, belli bir fikir belli bir cemaatin havasına (atmosferine) egemen olunca veya başka ifadeyle kamuoyu oluşunca insanların tümü bununla beraber yürür, buna boyun eğer veyahut ona karşı susarlar. İster buna karşı kanaatleri olsun veya olmasın, bunu kavramış olsun veya olmasınlar, buna razı olsun veya olmasınlar yinede bu duruma düşerler. Kamuoyunun sihirli gücü vardır. Bu fikre muhalif olanların karşısında durmaları kendilerine zor gelir. Bu kamuoyu ne kadar devam edebilir, geçerliliği ne kadar sürer ileriki bölümlerde bundan bahsedeceğiz. Kamuoyunun türleri: Kamuoyu bir gurup veya bir parti de oluşur, bir devlet ve bir bölgede bulunduğu gibi bir köyde veya bir şehirde bulunur. Halk çerçevesinde meydana geldiği gibi evrensel çapta da meydana gelir. Misal olarak; Amerika terörizme (!) karşı evrensel kamuoyunu oluşturabildi. Bu nedenle dünyadaki insanların büyük bir kesimi –bilinçli veya bilinçsiz, farkında veya farkında olmayarak, kanaat getirerek veya getirmeyerek- terörizme karşı durdular. Bu minval üzere ABD Afganistan’ı ve Irak’ı -terörizmle savaşmak bahsiyle- işgal edebildi. Başka bir misal: Hariri öldürdükten sonra, Lübnan’da -halk çapında- Suriye’yi oradan çıkartmak için kamuoyu oluştu. ‘Suriye Lübnan’da kalsın’ şeklinde bir ifadeyi hiçbir kimse söylemeye cesaret edemedi. Oysa Lübnan’da Suriye’nin birçok taraftarları ve destekleyicileri olduğu halde, güçleri fazla olmasına, sayıları da Lübnan’ın yarısından fazla olmasına rağmen bunu söyleyemeye cesaret edemediler. Hatta bu konuda ağızlarını dahi açamadılar. Medine’de İslam devletini kurmak için kamuoyu oluştuğunda da orada hiçbir kimse buna karşı çıkmaya cesaret gösterememişti. Oysa orada Yahudiler, Hıristiyanlar, müşrikler ve münafıklar vardı. Bunların sayısı az değildi ve güçleri de yeterli derecedeydi. Fakat onlar bir şey yapamıyor, İslam düşüncesi ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in peygamberliği konusu açıkça her yerde konuşuluyordu. Bunun için kamuoyunun oluşması ve kuvvet ehlinin Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘i desteklemesi o karşıt grup ve güçlerin susmasına, Nebinin Medine’ye gelişine ve ona boyun eğmesine sebep oldu. Lübnan’dan Suriye’nin çıkması için nasıl kamuoyu oluştuğu, Medine’de İslam için nasıl kamuoyu meydana geldiği zihinlerde tasavvur edilebilir. Başka bir misal: Geçen yüzyılın ellilerinde, Arap bölgesinde Cemal Abdunnâsır Arap milliyetçiliği ve sosyalizm için kamuoyu oluşturmuştu. Herkes o ezici kamuoyuna boyun eğip, oluşan akımla beraber yürüdü. Oysa bu bölgedeki insanların ezici çoğunluğu Müslümanlardan oluşmaktadır. Aynı anda milliyetçilik ve sosyalizm apaçık İslam’a zıttır. Nasır Allah’ın Şeriatını uygulamadı, İslam’a, fikirlerine ve İslam davetini yüklenenlere karşı idi ve onlarla savaşıyordu. Nasırın bu hareketine tek siyasi-akaidi bir parti karşı geldi. Bu hilafete çağırıda bulunan Hizb-ut Tahrir’dir. Hizip o senelerde kendisini şöyle vasıfladı: Dalgaları yukarıya yükselmiş bir deniz üzerinde bulunan ufak bir sandaldır. Dalgalar her an onu batırabilirdi. Zira ona dalgalar her tarafından vuruyordu. Aynı anda bu sandal dalgaların tersine yürüyordu. Ama parti; ideolojisi üzerinde sebatlığı ve akidesini muhafaza ettiğinden dolayı batmaktan veya ezici akımla beraber yürümekten kendi kendini koruyabildi. Fakat hizbinde ifade ettiği gibi azalarının % 75’i hasar gördü. Ancak akideye bağlılığı nedeniyle kaybettiği bu maddi güçünü bilahare telafi edebildi ve tekrar gücünü kazanabildi. -Geçen yüzyılın altmışlı yıllarının sonuna doğru, Filistin’de gerilla faaliyeti karşısında aynı vaziyet tekerrür edip bu yönde kamuoyu oluştu. Fakat hizip daha önceki etkilendiği gibi fazla etkilenmedi. Zira sırtı daha sert, gücü daha sağlam, kendi kendine güven daha fazla idi. İnsanların hizbe güvenleri fazlaca arttı. -Yetmişli yılların sonuna doğru Humeyni devrimi olunca aynı durum canlandı. Fakat Hizip ezici akım karşısında dik durdu, kendi görüşü üzerinde sebatlılık gösterdi ve bu devrim hakkında tutumunu muhafaza etti. Böylece bugünlere gelindi. İslam dünyasında onun düşüncesi olan Hilafet düşüncesi neredeyse egemen olmak üzeredir. -Geçen yüzyılın ellilerinde de Türkiye’de Menderes için kamuoyu oluştu. Bu nedenle üç defa arka arkaya, ezici çoğunlukla seçimi kazandı. Cumhuriyet Halk partisi güçlü olmasına karşın bu kamuoyu karşısında duramadı ve seçimi de kazanamadı. Çünkü Menderes için oluşan kamuoyu İslam düşüncesine dayalı idi. Halk bu nedenle Menderesi destekledi. CHP’liler ancak askeri darbe ve Menderesi asmakla kamuoyunu değiştirmeye kalkıştılar. Buna rağmen başaramadılar, ondan sonra Menderes’in hedef olarak kendilerini gösterenler seçimi kazanabildiler. Özet olarak; hiçbir kimse kamuoyu karşısında duramaz ve ona muhalefet edemez. Daha doğrusu, herkes onunla beraber yürütmekten başka çare bulamaz ve onun akımı içine düşmekten kendini koruyamaz. Ancak, akaidi veya ideolojik olup bunu misyon edinen siyasi kimseler müstesnadır. Yukarıda; hilafete çağıran akaidi, İslam’i olan siyasi partinin misalini göstermiştik. Bu hizip, Nasır için oluşan kamuoyu karşısında durup aynı anda hem halkın hem de yöneticilerin kızgınlığına uğramıştı. Bu parti diğer samimi olmayanlara da karşı gelmişti. Hâla ümmeti aldatmaya devam eden herkes bu hizbin karşısında durmaktadır. Dünyayı kapsayan kamuoyuna evrensel veya devletlerarası kamuoyu deriz. Terörizmle savaş veya Sovyetler Birliği döneminde sömürgecilikle savaş birer evrensel kamuoylarıdır. -Bölgesel kamuoyu vardır; Nasır, onun milliyetçiliği ve sosyalizmi için oluşan kamuoyu veya Avrupa’yı kapsayan Avrupa Birliği düşüncesi için oluşan kamuoyuna bölgesel kamuoyu denir. -Tek bir memleket içinde oluşan bir kamuoyu olur; Lübnan’da Suriye’ye karşı ve Türkiye’de Menderes için oluşan kamuoyu gibi. Memleket çapında veya yerel kamuoyu adlandırılabilir. -Yine bir şehirde veya bir köyde kamuoyu oluşabilir. Buna da mahalli kamuoyu denilebilir. Çünkü sınırlı ve küçük bir yerde oluşmasından dolayı bu ismi alır. -Bir cemaat veya bir parti için de kamuoyu oluşur. Buna dâhili kamuoyu denilebilir. Çünkü yalnız parti dâhilinde oluşur. Hülasa; herhangi bir cemaatin veya insan topluluklarının atmosferlerinde bir fikir egemen olduğundan dolayı hepsine de kamuoyu şeklinde ifade kullanılır. devam edecek... |