Anasayfa arrow Multimedya arrow Videolar arrow İSLAM ÜMMETİNE BİR HAYKIRIŞ
 [Detaylı_Ara]
Anasayfa
HİLÂFET ÖZEL
Beyanname
Siyâsi Tahlil
Kitaplar
Haber - Yorum
İktibas
Dünyada Dava
Multimedya
Fikir - İnceleme
Kavram
Sohbet
Soru-Cevap
Sizden Gelenler
Linkler
İletişim
Detaylı Arama

 Yazarlar

Editör
Esad Mansur
Esma Sıddık
Fuad Hamidoğlu
Mahmud Gıtal
Mehmed Aydın
Saliha Aydın
Sümeyye AVCI
Tahir Şanlı
Zeynep Afra
Bir Ayet

27/43 Melikeyi o zamana kadar alıkoyan, Allah'tan başka taptığı şeylerdi; çünkü kendisi inkarcı bir millettendi.
Kur'an'da Ara
Aranacak kelimeyi giriniz
  
Al-islam.com'a teşekkür ederiz.
Bir Hadis

Nafi'den rivayet edildiğine göre: Ömer bana dedi ki; Rasul (s.a.v)'i şöyle derken işittim: "Kim Allah'a itaatten elini çekerse kıyamet günü kendisi için hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın huzuruna çıkar." (Müslim: H. No: 1851)
Kitap

Siyasi Meseleler [İşgâl Edilmiş Müslüman Beldeler]

İSLAM ÜMMETİNE BİR HAYKIRIŞ Yazdır E-Posta
islamdevleti.org
10 Şubat 2007 Cumartesi
  
 Ne Zamana Kadar?

ImageİSLAM ÜMMETİNE BİR HAYKIRIŞ adında yapmış olduğumuz 45 dakikalık bir BELGESELİ izlemek için kıymetli vaktinizden sadece 45 dakikayı ayırmanızı rica ediyoruz.

Bu belgeselde tarihten ve günümüzden alıntılar ile İslami bir perspektiften İslam Dünyasının sorunları içinde tüm sorunların kaynağını oluşturan temel sorun bizim açımızdan teşhis, tahlil ve çözüm olarak sunulmuştur. Bu belgeseli dikkatli bir şekilde ve titizlikle incelemenizi ve hakkında görüş ve yorum yapmanızı rica eder, belgesel hakkında yapacağınız objektif ve ciddi eleştiri, tenkit ve yorumlara açık olduğumuzu bilmenizi isteriz.

Belgeselimiz 4 ayrı dilde yapılmış olup, Türkçe dilinde de izlenmeye müsait bir şekilde hazırlanmıştır.

Belgeseli alttaki adresten size uygun bağlantıyı seçerek izleyebilirsiniz.

http://www.khilafah.dk/ilamata.php

veya şu linkten indirebilirsiniz:

http://rapidshare.com/files/20086551/islam_ummetine_bir_haykiris.avi

Bilmeyenler için açıklama:

rapidshare1

Açılan sayfada Free butonuna tıklayın..

rapidshare2

Açılan sayfada sürenin bitmesini bekleyin..

Sonra download butonuna tıklatıp bilgisayarınıza kaydedin..

 

khilafah.dk

Image

 

TOPLUMDA MEYDANA GELEN ŞİDDETLİ İÇ SARSINTILAR

Toplumda meydana gelen şiddetli iç sarsıntılar, doğal olarak ümmette bir canlılığın doğmasını sağlar. Sonuçta ümmetin fertleri arasında ortak bir duyarlılık ve anlayış doğar. Bu uyanış, kurtuluşa götürecek bir çözümü doğuracağı gibi sarsıntının sebeplerinin derinlemesine tefekkürünü ve sebeplere ilişkin fikri incelemeyi de doğuracaktır.

Sonuçta karşılaştırmalar ve üstünlük mukayesesi ile birlikte, ümmetin geçmişini, bu gününü ve geleceğini, halk ve ümmetlerin tarihini ve kalkınma yollarını kapsayacak olan fikri çalışma; aklın doğruyu bulmasına yol açacak ve yapılan incelemelerden çare ve çözümler türeyecektir.

Müslümanlar; yüzyılın başında tüm varlıklarını derinden sarsan, ülkelerini paramparça eden, toplumları fırkalara ayıran, Hilâfet Devletini ortadan kaldıran çok şiddetli bir sarsıntı geçirdiler. Bu sarsıntı sonucu İslâm; hayat, devlet ve toplumda uygulama sahasından uzaklaştırıldı, Müslümanlar ruhlarını kaybederek adeta ceset haline geldiler. Hilâfet devleti yıkıldıktan sonra İslâm devleti çeşitli yeni oluşumlarla küçük devletçiklere bölündü. Bu devletçikler önce doğrudan doğruya küfür devletlerinin boyunduruğuna girdiler. Daha sonra kâfir devletlerle işbirliği halindeki Müslüman kökenli ajanların yönetimine geçtiler. Sonuçta bütün İslâm beldelerinde küfür rejimleri eliyle küfür hükümleri uygulanmaya başlandı.

Bu şiddetli sarsıntıyı bir başkası takip etti. Küfür devletleri ve işbirlikçileri Arap idarecilerle bir araya gelip Filistin aleyhine çevirdikleri entrika ve hilelerle İslâm toprakları üzerine İsrail Devletini kurdular.

Bu iki büyük sarsıntı Müslümanların nefislerinde büyük tesirler bıraktı ve her biri kendi dertlerine düştüler. Kurtulmak amacı ile İslâmi, hatta gayri İslâmi hareketlere giriştiler Ancak bu iki büyük beladan kurtulamadılar.

İkinci sarsıntıyı takiben Hizb-ut Tahrir teşkilatı kuruldu. Müslümanların içine düştüğü felaketlerin önemini hisseden bir kısım Müslümanlar İslâm ümmetinin bu gününü ve geçmişini gerçekçi bir şekilde ele alarak Müslümanların uğradığı felaketleri, komploları, yenilgileri ve bunların nedenlerini incelediler.

Bunlara ilaveten Müslümanların ve İslâm beldelerinde yaşayan toplumların durumunu, bu beldelerde yaşayan ümmetin idarecileri ile ve idarecilerin ümmetle olan ilişkilerini, bu coğrafyalarda uygulanan hükümleri, rejimleri, ve Müslüman toplumlarda hakim fikir ve duyguları tafsilatlı bir şekilde ele alıp incelediler.

Bütün bu hususları inceden inceye araştırdıktan ve Müslümanların kurtuluşu için girişilen İslâmi ve gayri İslâmi tüm hareketleri de gözden geçirip inceledikten sonra elde ettikleri tüm bilgileri İslâm'ın hükümleri ile karşılaştırdılar.

Tüm bu yoğun araştırma ve incelemeler sonucunda sınırları belli, açık ve anlaşılır bir fikre ulaştılar ve sonuçta Hizb-ut Tahrir hareketini oluşturdular.

Bu araştırma ve incelemelerden sonra Hizb-ut Tahrir; İslâm Ümmetinin ölüm kalım meselesinin; İslâm'ı hayata, topluma ve devlete tatbik etmek, davet ve cihad yolu ile İslâm risaletini tüm dünyaya taşımak olduğu sonucuna ulaştı.

Bu temelden hareketle Hizb-ut Tahrir amacını; İslâmi hayatı yeniden başlatmak ve İslâmi daveti yüklenme ilkesi ile sınırlandırdı. Ümmet içerisinde de bu amaca ulaşmak için çalışmalarına başladı.

İslâmi hayata yeniden başlamakla kastedilen, Müslümanların; tekrar akide ibadet, ahlak, muamelat, yönetim, ekonomi, eğitim, diğer halk, ümmet ve devletlere karşı takip edilecek olan dış politikada İslâm'ın tüm hükümlerin uygulanması, Müslümanların yaşadığı ülkelerin Daru'l İslâm'a, buralarda yaşayan toplumların da İslâmi toplumlara dönüştürülmesidir.

İslâmi hayata yeniden başlamak ancak, Allah'ın kitabı ve Rasulullah (SAV)'in sünneti üzerine itaat edilmek üzere biat edilen Müslümanların Halifesinin seçilerek Hilâfetin yeniden kurulması ile gerçekleşebilir.

İncelemeleri sonucunda Müslümanların ölüm-kalım meselesini belirleyen Hizb-ut Tahrir, Müslümanların bütün güçlerini harcayacakları hedefi ve bu hedefi gerçekleştirmelerindeki amacı da belirledi.

Aynı şekilde, amacını gerçekleştirmek ve hedefe ulaşabilmek için takip etmeleri gereken metodu da belirledi. Bu metod; Allahu Teâla'nın kendisini elçi olarak göndermesinden, Medine'de İslâm devletini kurmasına kadar Rasulullah (SAV)'in izlediği ve titizlikle üzerinde hareket ettiği yoldur.

İslâmi hayatı yeniden başlatmak amacıyla başlatılacak bir hareketin verimliliği için bu hareketin ferdi bir hareket olarak kalması caiz değildir. Aksine kitlesel bir çalışma olmalıdır. Zira ferdi çalışma İslâmi hayatı yeniden başlatma hedefini gerçekleştirme gücünden yoksundur. Ayrıca akli ve düşünsel kabiliyetleri ne kadar yüksek olsa da ferdin tek başına böyle bir hedefi gerçekleştirmesi mümkün değildir. İşte bu sebeplerden hareketle amacın bir cemaatle gerçekleştirilmesi gerekir.

Hilâfetin kurulup yönetimin tekrar Allah'ın indirdikleri ile olması için yapılacak çalışmanın bir kitle, parti ya da cemaat içinde kitlesel ve siyasi bir çalışma şeklinde yapılması gerekir. Siyasi olmaması caiz değildir. Zira Hilâfetin kurulması ve Halifenin seçilip atanması siyasi bir çalışmadır. Aynı şekilde Allah'ın indirdikleri ile hükmetmek de bir siyasi çalışmadır. Bu nedenle siyasi çalışma dışında bir çalışma ile bu amacın gerçekleşmesi mümkün değildir.

Hizb-ut Tahrir İdeolojisi İslâm olan siyasî bir partidir. Siyaset onun amelidir. Ümmet arasında ve ümmetle birlikte, İslâm'ı kendilerine dâvâ edinmeleri ve Hilâfet'in yeryüzünde tekrar ikamesi için; Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyi gerçekleştirmek gayesiyle ümmete önderlik etmeye çalışır.

Hizb-ut Tahrir; ne ruhaniyetçi, ne ilmî, ne akademik ne de hayır işleriyle uğraşan bir kitle olmayıp siyasî bir kitledir. İslâm düşüncesi, onun cisminin ruhu, nüvesi ve hayatının sırrıdır.

< Önceki   Sonraki >
19 Kasım 2008 Çarşamba
21 Zilkade 1429

Tarihin En Büyük Hilâfet Konferansı Gerçekleştirildi

.:: ALINTI ::.
 
Laik değerlerin kadınlara yeni eziyeti
Asma Saleem | 26.10
 
Kapitalizmin son aşaması: Birleşik devletçi devletler topluluğu
Kaan Benli | 24.10
 
İslam Medeniyeti ve Bilim
| 18.10
 
Halifeye ne kadar ödeme yapılır?
Abdul Kareem | 12.05
 
Filistin'in Tibet'ten eksiği ne?
| 23.04
 
FATİH SULTAN MEHMED'İN AYASOFYA VAKFİYESİ
| 15.04
Fikirlerden
İSLÂM'IN KÂMİL BİR ŞEKİLDE TATBİKİ BİR İSLAM DEVLETİ OLMAKSIZIN MÜMKÜN DEĞİLDİR
Allah'ın indirdiği ile yönetmek ve hayatın bütün işlerinde İslâm'ın hükümlerini hakim kılmak bir devlet olmaksızın mümkün değildir. İslâm, devleti şeriatın hükümlerinin tatbiki için bir metod kılmıştır. Nitekim Resül (sav) Mekke-i Mükerreme'den, Medine-i Münevvere'ye hicretinden itibaren devlet kurmuştur. Devlet kurulduktan sonra da teşrî ayetleri ve hayat problemlerine çözümler ard arda inmeye başlamıştır. Resül (sav) de kendisine inen hükümleri, inmesiyle birlikte hemen tatbik ediyordu. Ta ki Allah dinini tamamlayıp şu ayeti indiresiye kadar:

"Bugün size dininizi ikmal ettim/kemale erdirdim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'dan razı oldum." (Maide: 3)

Resülullah (sav), Rabbisinin risaletini/mesajını alıp insanlara tebliğ eden bir Resül'dü ve Allah'ın kendisine indirdiğini içinde tatbik ettiği bir devletin reisi ve yöneticisi idi.

Resül (sav)'in Yüce Dostu'na göç etmesinden sonra, Raşidî Halifeler Devleti geldi. Bu devlette, halifeler Allah'ın indirdiği nizamların, yasaların hepsini tatbik ediyorlardı. Allah'ın indirdiği ile yönetim onlardan sonra İslâm Devletinde devam etti. Ta ki 1. Dünya Savaşı'nın sonunda İslâm'ın, müslümanların düşmanı kafir İngiltere Devleti'nin emri ile yahudi asıllı kafir ve İngiliz ajanı M. Kemal'in eliyle İslâm Devleti yıkılasıya kadar...

 
Hizb-ut Tahrir Kültüründen

| Anasayfa :: Yazarlar :: Beyan /Bildiri :: Basın Açıklamaları :: Siyâsi Tahlil :: Kitap :: Haber - Yorum :: Linkler :: İletişim |