Artık Ordunun ve
Hükümetin Hesap Verme Vaktidir
Türk Ordusu’nun Kuzey Irak’a yönelik askerî
operasyonu sona erdirildi. Operasyonun maksadına, mahiyetine ve sona
erme biçimine bakıldığında; Amerika ve uşakları için bir zafer, AKP
Hükümeti için bir başarı, Türk Ordusu için bir hezîmet ve Türkiye
halkı için bir utanç tablosu olduğu görülür.
Amerika ve uşakları için zaferdir, çünkü
operasyon Amerika’nın bilgisi, izni ve gözetimi dahilinde
gerçekleştirilmiş, yine Amerika’nın aşağılayıcı talimatı ile sona
erdirilmiştir. Irak’taki Amerikan uşakları da operasyonun zaman ve
mekân açısından sınırlı kalmasından büyük bir memnuniyet duymuşlar,
Türkiye yetkililerine sıcak mesajlar göndermişlerdir. AKP Hükümeti
için bir başarıdır, çünkü Türk Ordusu, PKK bahanesiyle AKP
Hükümeti’ni sıkıştırmayı alışkanlık haline getirmişti. Nitekim geçen
yıl kendi lehine Meclis’ten geçirdiği sınır ötesi operasyon
tezkeresini ustalıkla kullanan AKP Hükümeti, başörtüsü
tartışmalarının yoğun olduğu ve çetin kış koşullarının yaşandığı bir
sırada, muhtemelen Milli Güvenlik Kurulu’nda orduyu her nasılsa
Kuzey Irak’a sokmayı başarmıştır. Geçen ay Türkiye’ye gelen Yahudi
Savunma Bakanının peşinde olduğu mazarrat bu olsa gerek! Ayrıca bu
sürpriz son ile Türkiye ile Iraklı Kürt liderler arasındaki
diyalogun önü de açılmıştır.
Türk Ordusu için hezîmettir, çünkü onlarca
askerin canına ve bir helikopterin düşürülmesine, bir de milyonlarca
dolar masrafa neden olan bu operasyon neticesinde hiçbir somut
başarı sağlanamamıştır. Amerikan Savunma Bakanı Ankara’ya geldiğinde
operasyonun “kısa sürede” bitirilmesini söylediğinde Genelkurmay
Başkanı şöyle diyordu: “Kısa süre izafidir. Bazen bir gün
olabilir, bazen bir yıl olabilir… Terörle mücâdelemiz sürecek…
Amerika Birleşik Devletleri de terörle mücadele ediyor, altı yıldır
Afganistan’dalar.” Bu sözlerin ardından, okyanus ötesinden
somurtarak köpüren Bush’un, operasyonun bitirilmesini istemesinin
üzerinden 24 saat geçmemişken öğrendik ki operasyon bitivermiş!
Operasyonun başladığını ve bittiğini yabancı
medyadan öğrenen, evlatlarını karın kışın içinde dağlara “vatan
hizmeti” diye gönderen zavallı Türk halkı ise gerek evlatlarını
teslim ettiği ordunun ileri gelenleri, gerekse oy verdiği hükümet
tarafından acılara ve hayâl kırıklığına uğratılmıştır. Artık
Türkiye’de birilerinin çıkıp bu orduyu, bu hükümeti ve sorumlu
herkesi hesaba çekmesinin vakti gelmiştir. Daha ne zamana kadar,
evlatlarımızın kanlarını, politik hesapları ve efendilerine hizmet
karşılığında heder eden, bu mazlum halkın paralarını çarçur eden bu
despotlara karşı susacağız?
Sürekli söylüyoruz; terör denilen şey, Sömürgeci
kâfirlerin siyâsî bir aracıdır ve ancak Sömürgeci kâfirin üzerine
gitmekle çözülür. Bunun için yapılacak en öncelikli şey, devlet
yetkililerinin, yaklaşık -20 derece soğukta askerleri dağ başlarına
kovuk aramaya göndermeleri değil, Ankara’da Amerikan, İngiliz,
“İsrail” büyükelçiliklerini abluka altına alıp şerir faaliyetlerini
açığa çıkarmaları ve bütün sorumluları âdil bir hesaba çekmeleridir.
Yazıktır ki meydan ajanlara, uşaklara, hâinlere kalmış!
أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌ رَّشِيدٌ
“İçinizde hiç dosdoğru bir adam yok mu?” [Hûd 78] Umulur
ki vardır; bu Ümmet’in Allah’tan korkan, Rasulü’ne sadâkat gösteren,
İslâm’ına düşkün ve Ümmeti’ne vefâkâr evlatları, kendilerine nusret
verecek güç sahipleri ile birlikte Râşidî Hilâfet Devleti’ni
kurdukları vakit, âdil hesap nasıl sorulurmuş göstereceklerdir,
İnşâAllah.
