|
3
Mart’tan Yine, Yeni, Yeniden Hilâfet’e
3 Mart 1924’te Büyük Millet Meclisi’nde cebren ve
hile ile alınan Hilâfet’in kaldırılması ve Hânedân-ı Âl-i Osman’ın
sürgünü kararı, yalnızca Osmanlı Hilafeti’nin merkez vilâyeti olan
Türkiye üzerinde değil, dahası devletlerarası boyutta sarsıntı
oluşturan korkunç bir gelişme idi. Bu karar sonucu yalnızca,
Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’in Medîne-i
Münevvere’de M. 622 yılında kurduğu 14 asırlık İslâmî Devlet
yıkılmış olmuyor, aksine bütün dünyanın, milyonlarca insanın ve
gelecek nesillerin mukadderatına ağır bir darbe vurulmuş oluyordu.
Genel olarak İslâm ile Küfür, özel olarak İslâm
Âlemi ile Batı Dünyası arasındaki ideolojik çatışmanın bir aşaması
olarak Osmanlı Hilâfet Devleti’nin yıkılması ile birlikte,
Müslümanlar ölümcül bir yenilgiye ve on yıllar boyunca sürecek elîm
bir ıstıraba uğratılmakla kalmıyor, dahası Batılı Kapitalist
ideoloji tüm çirkefliği ve iğrençliği ile Sömürgeci küresel
hâkimiyetini îlân etmiş oluyordu.
Müslümanlar devletlerini ve birlikteliklerini
yitirip onlarca kıytırık devletçiğe parçalandığı, başlarına Batılı
Sömürgeci Kâfirlerin ajanları dikildiği, üzerlerine Kapitalist Küfür
sistemleri uygulandığı, servetleri haramzadelerce yağmalandığı,
mukaddesleri, inançları ve değerleri ayaklar altına alındığı
sıralarda… Sömürgeci Kâfir güçler de, devletlerarası siyâsetin
dengeleyici bir unsuru ve küresel zorbalığa karşı caydırıcı bir güç
olarak Hilâfet Devleti’nin devletlerarası sahadan
uzaklaştırılmasının rahatlığıyla egemenlik ve nüfûz paylaşımında
birbirlerine karşı savaşıyorlardı. II. Dünya Savaşı sonrasında
şekillenen iki kutuplu yeni devletlerarası sistemde, Kapitalist Batı
Bloku’nun liderliğini Amerika alırken, Komünist Doğu Bloku’nun
liderliğini Sovyetler Birliği alıyordu. Bu iki küresel tâğut,
başlattıkları “Detant Süreci” sonrasında dünyayı aralarında ikiye
bölüyor, her biri kendi çiftliğinde dilediğince at koşturuyor,
mazlum halkları ve toplumları pervasızca sömürüyorlardı. İlkel
sömürgeciliğin öncüleri olan İngiltere liderliğindeki Avrupalı
devletler de ellerinde kalan güçleri, araçları ve imkânları ile
varlıklarını korumaya ve yeniden ayağa kalkmaya uğraşıyorlardı. Bu
arada Soğuk Savaş denilen bir biçimde birbirlerinin kuyusunu
kazmaya, birbirlerini zayıflatmaya ve birbirlerine egemen olmaya
çabalamaktan da vazgeçmiyorlardı. Müslümanların topraklarındaki
yönetimler ve yöneticiler ise İslâm’ı, Müslümanları ve topraklarını
korumak ve birleştirmek şöyle dursun, bu küstah Sömürgeci devletlere
var güçleriyle hizmet ediyorlar, politikalarını onların arzularına
göre şekillendiriyorlar, bu uğurda milyonlarca Müslümanın kanını
heder etmekten, kaynaklarını har vurup harman savurmaktan, her tür
zilleti, hezîmeti ve rezâleti bu Ümmet’in evlatlarına revâ görmekten
çekinmiyorlardı.
Soğuk Savaş’ın sona erip Sovyetler Birliği’nin
dağılmasından sonra, Amerika Birleşik Devletleri küresel
egemenliğini îlân ediyor, Batı Bloku kapsamındaki liderliğini dünya
çapına genişletiyor, Soğuk Savaş koşullarına paralel askerî
yerleşkelerini yeniden konuşlandırıyor, güçlerini rakiplerine ve
yeni düşmanlarına karşı topluyor, yeni düşman olarak da İslâm’ı ve
Müslümanları seçiyordu. Bu minvâlde II. Dünya Savaşı sonrasında
kurulmuş devletlerarası düzeni ve kurumları da hiçe sayıyor, kendi
kurduğunu, yenisini kurabilme projesi uğrunda kendi eliyle
yıkıyordu. İşte 11 Eylül sonrası barizleşen bu süreç, yalnızca
kurulu devletlerarası sistemi yıkmak ve toparlanan güçler olarak
Avrupa Birliği, Rusya ve Çin’i öne çıkarmakla kalmıyor, bilhassa
Irak’ta ve Afganistan’da uğradığı hezîmetler ve şimdilerde patlak
veren küresel ekonomik sarsıntı sonucu Amerikan liderliğinin sonunu
da işâret ediyordu.
Şu anda artık, gerçek anlamda ne bir
devletlerarası düzen vardır, ne de böyle bir düzenin mevcut güçler
tarafından kurulabileceğine dair bir emare vardır. Şimdiki durum,
tek kelimeyle kaostur! Sayıca ve teçhizatça az bir direniş
karşısında başarı kazanmaktan âciz kalan bir Amerika, parçalanmışlık
ve ulus-devlet belâsından kurtulamamışlığın sonucu olarak bir türlü
siyâsî-askerî bir birlik vasfı kazanamamış bir Avrupa ve
bünyesindeki İngiltere ve Fransa, eski imparatorluk günlerinin
özlemiyle kıvranan, Ümmetin aslanlarından bir avuç Çeçen ile bile
baş edemeyen bir Rusya, Batılı şirketlerin istilası altında balon
gibi şişen bir Çin… ne de bir başka güç, artık dünyayı düzene
getiremez. Hepsi de Sömürgeci Kâfir olan bu devletlerden zaten
zulümleri ve eziyetleri kaldırmaları beklenemez. Birleşmiş
Milletler’inden NATO’suna Arap Birliği’nden İslâm Konferansı
Teşkilatı’na kadar… Sömürgeciliğin hizmetinde oldukları, mazluma
karşı zâlimin tarafında bulundukları âşikâr olan tüm devletlerarası
ve bölgesel kurumlara da hiçbir ümit bağlanamaz. İşgâlciden işgâli,
sömürgeciden sömürüyü, talancıdan talanı kaldırmasını beklemek
abesle iştigâl değil de nedir?
Dünyanın en kritik jeostratejik coğrafyasının
kadîm sâkinleri ve sahipleri olan Müslümanlar, mahrum oldukları
siyâsî liderliğe yine kavuştukları, yeniden ayağa kalktıkları, yeni
bir çığır açtıkları an, hiç kuşkusuz insanlık Küfrün karanlıklardan
İslâm’ın aydınlığa çıkacak, yepyeni bir dünya düzeninin temelleri
atılacaktır.
Ey Müslümanlar! İşte bunun için diyoruz ki
yine, yeni, yeniden Hilâfet! Yine Hilâfet diyoruz, çünkü Hilâfet
daha bir asır öncesine kadar sizin devletinizdi, Allah’ın izniyle
yine sizin devletiniz olacaktır. Yeni Hilâfet diyoruz, çünkü
Hilâfet, Kâfirlerin Allah’ın izniyle bir daha yıkamayacakları
yepyeni ve taptaze Râşidî bir kuvvet olarak yükselecek, Allah’ın
izniyle karşısında hiçbir Sömürgeci Kâfir duramayacaktır. Yeniden
Hilâfet diyoruz, çünkü Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]
Müslümanların başına bugün musallat olmuş bulunan zorba diktatörlük
döneminden sonra Hilâfet’in yeniden kurulacağını müjdelemiş ve şöyle
buyurmuştur: ...ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا جَبْرِيَّةً فَتَكُونُ مَا
شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ
يَرْفَعَهَا ثُمَّ تَكُونُ خِلافَةً عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّة “…Sonra
zorba diktatörlük olacaktır. Allah’ın olmasını dilediği kadar
kalacak, sonra kaldırmayı dilediğinde onu da kaldıracaktır. Sonra da
Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır.”
Dost-düşman herkes bilsin ki 3 Mart 1924 günü
yürekler parçalayıcı, hileler ve desiselerle dolu alçak bir
Sömürgecilik plânı dâhilinde kaldırılan Hilâfet, hiç kuşkusuz
yeniden kurulacaktır. Zîra bu, Allah’ın vaadidir; فَانتَقَمْنَا مِنَ
الَّذِينَ أَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ
“Cürüm işleyenlerden mutlaka intikam almışızdır. Zaten
mü’minlere Nusret (zafer) vermek de üzerimize bir hak (borç)
olmuştur.” [er-Rûm 47] Zîra bu, Rasulü [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem]’in müjdesidir: بَشِّرْ هَذِهِ الأُمَّةِ
بِالسَّنَاءِ وَالرَّفْعَةِ فِي الدِّينِ وَالنَّصْرِ وَالتَّمْكِينِ
فِي الأَرْضِ، فَمَنْ عَمِلَ مِنْهُمْ عَمَلَ اْلآخِرَةِ لِلدُّنْيَا
لَمْ يَكُنْ لَهُ فِي اْلآخِرَةِ نَصِيبٌ “Bu Ümmet’i,
(dünya hayatında) dîni ile üstünlük ve egemenlik, yeryüzünde zafer
ve temkîn (istikrarlı iktidar) ile müjdele! Artık içlerinden her kim
uhrevî bir ameli dünya için işlerse, onun Âhiret’te hiçbir nasîbi
olmaz.”
Zîra bu, aydınlık geleceğin habercisidir. Nisan
2007’de Maryland Üniversitesi’nin World Public Opinion (Dünya
Kamuoyu) projesi kapsamında dört İslâmî beldede yaptığı araştırmanın
sonuçlarını, bilhassa güç sahiplerinin dikkatlerine sunuyoruz.
İslâmî coğrafyanın bir ucundan diğer ucuna uzanan çizgisinin dört
kritik ülkesi olarak Fas, Mısır, Pakistan ve Endonezya’nın seçildiği
araştırmadan aşağıdaki sonuçlar anlaşılmaktadır;
- Her İslâmî beldede Şeriat hukuku
uygulanmalı mı?
Mısır: (%78) / Endonezya: (%60) / Fas: (%82) /
Pakistan: (%93)
- Tüm İslâmî beldeler tek bir İslâmî
Devlet’te yada Hilâfet’te birleştirilmeli mi?
Mısır: (%72) / Endonezya: (%60) / Fas: (%79) /
Pakistan: (%89)
- Üsleri ve askerî güçleri ile Amerika tüm
İslâmî topraklardan çıkarılmalı mı?
Mısır: (%97) / Endonezya: (%84) / Fas: (%84) /
Pakistan: (%93)
- İslâmî Ümmet’in izzetini izhâr etmek
uğrunda Amerika’ya karşı çıkılmalı mı?
Mısır: (%95) / Endonezya: (%85) / Fas: (%91) /
Pakistan: (%89)
- Batılı değerler İslâmî topraklardan
çıkarılmalı mı?
Mısır: (%96) / Endonezya: (%88) / Fas: (%80) /
Pakistan: (%89)
Eminiz, böyle bir araştırma, hiçbir yönlendirme
olmaksızın, korkusuz bir ortamda doğru sorular sorularak Türkiye’de
de yapılmış olsaydı, en az bunlar kadar yüksek sonuçlar alınırdı.
Ey Müslümanlar ve Ey Güç Sahipleri, yine,
yeni, yeniden Nübüvvet Minhâcı üzere İkinci Râşidî Hilâfet
Devleti’ni kurmak için Hizb-ut Tahrir ile birlikte
çalışınız, çağrısına icâbet ediniz. O halde içinizden, Allah’ın
vaadine icâbet edecek, Dînine nusret verecek, böylece dünyanın ve
Âhiretin izzetine ve başarısına nâil olacaklar kimlerdir?
وَلَيَنصُرَنَّ اللَّهُ مَن يَنصُرُهُ إِنَّ
اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ “Muhakkak ki Allah, kendisine (Dînine)
Nusret verenlere, Nusret, Zafer verecektir. Şüphesiz Allah,
kesinlikle Kaviyy’dir, ‘Azîz’dir.” [el-Hacc 40]
|
 |