Temel tüketim ürünlerine yapılan zamlar
nedeniyle, orta halli ve düşük gelirli insanların yaşamı katlanılmaz
hale gelmiştir. Nitekim temel malların ve hizmetlerin fiyatları,
sıradan insanların satın alma gücünün ötesine ulaşmıştır. Sözde
ekonomistler, politikacılar ve düşünürler gazete köşelerinde ve
televizyon programlarında gerçeklikten uzak çözümler ileri
sürerlerken, sıradan halkın ıstırâbı günden güne artmaktadır.
Şimdiki Fahruddîn Ahmed Hükümeti de dâhil, peşi sıra gelen
hükümetler bu sorunu çözme becerisi gösterememişler ve halka karşı
sorumluluklarını yerine getirmede büyük ihmâlkârlıklar
sergilemişlerdir. Artık insanlar için bu hükümetlerden,
politikacılardan ve ekonomistlerden medet ummayı bırakıp yeni bir
ekonomik alternatife yönelme vakti gelmiştir.
Fiyat artışları meselesine dönük tartışmalarda
pek çok neden öne sürülmektedir. Bunlar arasında, küresel piyasadaki
fiyat artışları, doğal âfetlerden ötürü meydana gelen üretim
eksikliği ve iş dünyası tarafından yapılan fiyat ayarlamaları ve
tekelcilik gibi faktörler vardır. Bunlara göre sorunun giderilmesine
yönelik birtakım çözümler ortaya atılmaktadır ki bunlar arasında,
pazarlardaki fiyatları izlemek üzere bir yasal yaptırım ajansı
görevlendirmek, peşin parayla ithâlat yapmak, BDR tarafından
işletilecek ucuzluk mağazaları açmak gibi şeyler vardır. Fakat
hiç kimse fiyat artışlarına yol açan gerçek nedenler hakkında
sorular sormamaktadır; Ekonomisi tarım ağırlıklı bir ülkede niçin
böyle bir yiyecek krizi vardır? Ülkedeki tarım sektörünün sistematik
olarak yıkıma uğramasının sorumlusu kimdir? Yiyeceğimizi neden
Hindistan’dan ithâl etmek zorundayız? Bangladeş ekonomisini, yabancı
ülkelere böylesine ağır bir biçimde bağımlı hale getiren kimdir? Tüm
bu soruların tek bir cevabı vardır: ülkede uygulanan küfür nizâmı ve
başındaki kapitalist yöneticiler!
Bangladeş’teki mevcut yönetim nizâmının gerçeği;
yönetici elitin çıkarlarını ve arzularını temel alan beşer mahsulü
bir küfür sistemi olmasıdır. Bu sistem sayesinde başımızdaki
yöneticiler, ekonomiyi bütünüyle kapitalist ekonomik prensiplere
dayandırmışlardır. Bu ise Gayri-Sâfi Millî Hâsılayı (GSMH) dikkate
almaktadır ki gerçekte bu ölçü, kendi servetlerini ve zengin
kapitalist hâmilerinin servetlerini artırdıklarını ifade eden bir
diğer ıstılahtır. Aynı zamanda bu yöneticiler, kendi ceplerini
doldurdukları kadar IMF, Dünya Bankası ve Kalkınma Ajansı gibi
sömürgeci kurumlara da serbest bir dizgin vermektedirler. Halkın
maslahatlarını hiçe sayarak bu kurumların talimatlarını ve
buyruklarını harfiyen uygulamaktadırlar. Yazıktır ki otuz yıldan
fazladır, başımızdaki bu yöneticiler, sömürgeci finans kurumları ile
birlikte ülkenin ekonomisini târumâr etmişlerdir.
IMF ve Dünya Bankası’nın talimatlarını
uygulayarak ülkenin ekonomisi çökme noktasına gelmiştir. Bu müfsit
yöneticiler, gıda maddelerinde ve temel tüketim ürünlerinde kendi
kendine yeterliliği başarmaya hiçbir önem vermemişler, tarım
sektörüne yönelik herhangi bir etkisi olacak uzun vâdeli plânlamalar
yapmaktan aciz kalmışlardır. Dünya Bankası’nın dayatmalarına boyun
büken bu yöneticiler, bu sektöre oldukça dar kapsamlı destekler ve
teşvikler sağlamakla yetinmişlerdir. Tarımın GSMH’ya etkisi %20
dolaylarında iken, bu sektöre bütçeden %5 gibi cüzi bir pay
ayırmışlardır. Üstelik modern tarımın ve sulama yöntemlerinin
geliştirilmesi veya çiftçilere tarım teknolojisinin sağlanması
doğrultusunda hiçbir girişimde bulunmamışlardır. Hatta bu
hükümetler, ekim döneminde dahi onlara gübre desteği vermekten âciz
kalmışlardır.
Tarım sektörüne yönelik böyle bir ihmâlkârlık ve
kötü yönetim sonucu Bangladeş, temel tüketim maddelerinde bile
ithâlâtlara bağımlı hale gelmiştir. İşte bunun için küresel
piyasadaki fiyat artışlarının doğrudan bizim fiyatlarımıza
yansıdığına şahit oluyoruz. Üstelik yerli gıda ürünlerinin
üretimindeki eksiklik nedeniyle, neredeyse tüm temel tüketim
kalemlerinde Hindistan’a daha fazla bağımlı hale geliyoruz.
Hindistan da bunu, Bangladeş halkı için korkunç sonuçları olan kendi
çıkarlarına göre istismâr etmektedir. İşte Bangladeş halkının en çok
ihtiyaç duyduğu pirincin fiyatını artırmaya yönelik Hindistan’ın
aldığı karar tam da bunun sonucudur.
Ey İnsanlar! Fiyat artışlarının nedenleri ve
kapitalist ekonominin korkunç sonuçları işte bunlardır. Pejmürde bir
bencilliğin esiri olmuş bu yöneticilerin, yaşamlarımızı nasıl
katlanılmaz hale getirdiklerini görüyorsunuz. Mevcut iktidarın
herhangi bir ilerleme kaydettiğini, kendi yaşamınızda somut olarak
hissedebilir misiniz? Heyhat, Nerede! Muhakkak ki bu hükümet, önceki
hükümetler gibi, iktidara geldiğinden beri, göstermelik ve aldatıcı
istatistikler dışında, halkın geçimini kolaylaştıracak hiçbir adım
atmış değildir. Dahası her defasında insanların hayatını mahvetmeyi
bir meslek haline getirmişlerdir. Piyasaları altüst etmişler,
fakirleri kanun zoruyla evlerinden etmişler ve insanları işlerinden
çıkartmışlardır. İşte böylelerinin fiyat artışı sorununa
önerebildikleri tek çözüm, Hindistan’ın kapılarında dilenmek
olmuştur! Aynı zamanda maliye müsteşarı olan, kapitalist teknokrat
ve Dünya Bankası kölesi Mirza A. B. M. Aziz, kapitalist ekonomi
politikalarını sürdüregelmektedir. Ekonomimiz kapitalist ilkelere ve
yabancı kurumların dayatmalarına göre işletilmeye devam ettiği
sürece, fiyatlar da artmaya devam edecek ve ıstırâbımız sürecektir.
Dolayısıyla bu hayatın zorluklarından kurtulup kendimizi bütünüyle
yaratılış gâyemize verebilmemiz için Allah [Subhânehu ve Te’alâ]’nın
inzâl ettiği Hidâyet’in tatbîkine dönmemiz kaçınılmazdır. Allah [Subhânehu
ve Te’alâ] Kur’ân-il Kerîm’de şöyle buyurmaktadır:
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ
لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا
“Her kim Zikrimden [Şeriatımdan] yüz
çevirirse, onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır.” [Tâ-Hê
124]
Muhakkak ki Allah [Subhânehu ve Te’alâ]
daha iyi bir hayat yaşasınlar ve detaylı bir iktisat nizâmı da dâhil
hayatın tüm işlerine yönelik kapsamlı bir nizâma sahip olsunlar diye
insanlara hidâyet etmek üzere Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve
Sellem]’i göndermiştir. İslâm’ın iktisat nizâmı, Allah’ın
emirlerine ve yasaklarına dayalıdır ve beşer mahsulü kapitalist
sistemin yanlışlarına, bozukluklarına ve gediklerine kapalıdır.
İslâmî Hilâfet tarafından tatbîk edilmiş olan İslâmî iktisat nizâmı,
gerek fiyat artışları sorununu hızlı ve etkin bir biçimde
çözebilecek, gerekse ekonomik refâhı sağlayabilecek yegâne iktisat
nizâmıdır.
Bangladeş’in mevcut vâkıası ve İslâmî şer’î
hükümler ışığında, fiyat artışı sorununu çözmek ve insanlara yeterli
bir geçim sağlamak üzere Hilâfet Devleti’nin atacağı
adımlardan bazılarını aşağıda sunuyoruz:
1. IMF ve Dünya Bankası gibi sömürgeci finans
kurumları derhal ülkeden kovulacaktır. Nitekim bu kurumlar
ekonomimizi mahvetmiş ve ekonomimiz üzerinde yabancı kapitalistin
kontrolünü dayatmıştır. Başımızdaki yöneticilerin iddialarına
rağmen Bangladeş, yabancı yardıma ihtiyaç duymayacak kadar
servetler ve kaynaklar bakımından zengin, oldukça verimli bir
ülkedir. Üstelik İslâmî Şeriat, Müslüman Ümmet’in ekonomisi
üzerinde sömürgeci tahakkümün bulunmasını haram kılar.
2. Temel ihtiyaç kalemlerinde kendi kendine
yeterlilik kazanmak üzere Hilâfet Devleti, aşağıdaki
şekilde tarım sektörüne öncelik vererek yeniden düzenleyecektir:
- Hilâfet Devleti, ülkedeki tüm
ekilebilir arazileri işletmeye açacaktır. Bangladeş’in mevcut
vâkıasında ise muazzam miktarda arazi, bunu işletmeyen toprak
ağaları tarafından sahiplenilmiştir. İslâm, böyle arazi
genişletilmesini haram kılar. İslâmî Devlet, arazisini üç yıl
ekmeyenin bu arazisini elinden alır ve ondan faydalanabilecek
başka birine verir. Bu hüküm, muhaddislerin toplayıp üzerinde
ittifâk ettikleri, Umer [RadiyAllahu Anh]’e isnâd edilen
birçok rivâyete dayanmaktadır:
فَإِنْ تَرَكَهَا حَتَّى تَمْضِي ثَلاَثَ سِنِينَ فَأَحْيَاهَا
غَيْرَهُ فَهُوَ أَحَقٌّ بِهَا “Her kim üç
sene geçinceye kadar (araziyi) ihmâl eder de başkası gelip onu
ihyâ ederse, o (ihya eden o arazi üzerinde) daha hak sahibidir.”
[Kenz-ul Ummâl]
-
Hilâfet Devleti, toprağın
verimliliğini ve üretkenliğini artırmaya yönelik en gelişmiş ve
en modern tarım yöntemlerini ve teknolojilerini geliştirip
sağlayacaktır. Bu da yerli gübre sanayi inşâ ederek ve
çiftçilere ekim dönemlerinde gübre desteği sağlayarak kronik
gübre krizi sorununu çözecektir.
-
Fakir çiftçilere bağışlarda
bulunarak ve faizsiz teşvikler vererek topraklarını daha verimli
işletebilmelerine imkân tanıyacaktır.
3. Hilâfet Devleti, temel gıda maddelerini
sağlayacaktır. İslâmî iktisat nizâmının temel ilkelerinden biri de
yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçlarının herkes için
sağlanmasıdır ve bu, Hilâfet Devleti’nin, devletin tüm
tebâsının bu temel ihtiyaçlarını güvence altına alan politikalar
benimsemesini gerektirir. Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve
Sellem] şöyle buyurmuştur:
حسب ابن آدم بيت يؤيه وقطعة قماش تستر عورته وكسرة خبز وشربة ماء
“Oturacağı bir ev, avretini örteceği bir parça kumaş ve bir
lokma ekmek ile bir içim su Âdemoğluna yeter.” İşte bu
sorumluluk şuuru ile Halîfe Umer [RadiyAllahu Anh]
Medîne’de baş gösteren kıtlık [Ramâde] sırasında Beyt-ul Mâl’in
[devlet hazinesinin] kapılarını halka açmıştı.
4. Hilâfet Devleti, tüccarlar, esnaflar ve
diğer meslek erbapları arasında İslâmî değerleri kökleştirecek,
hileli malları ve satışları, fiyat manipülasyonlarını ve
tekelcilikleri durduran önlemler alacaktır. Nitekim İslâm, ticâret
ehlini böylesi fasit uygulamalardan men etmiştir. Nebî Muhammed [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem] şöyle buyurmuştur:
مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا
“Her kim bizi aldatırsa, bizden değildir.” [Muslim
rivâyet etti] Ve şöyle buyurmuştur:
مَنْ اِحْتَكَرَ فَهُوَ خَاطِئٌ “İhtikâr yapan
(stokçu) hata eder. (haddini aşar)” [Muslim rivâyet etti]
5. Hilâfet Devleti, âdil bir biçimde
servetin dağıtımını sağlayacak, böylelikle insanlar yeterli bir
gelire ve temel giderlerini karşılayabilme imkânına kavuşacaktır.
Mevcut kapitalist sistem ise serveti, bir grup mutlu azınlığın
elinde tutmakta, bu da sistemin meydan verdiği faizci bankacılık,
özelleştirme, yolsuzluk, stokçuluk ve tekelcilik yoluyla
olmaktadır. Oysa İslâmî iktisat nizâmı, servetin toplum
içerisindeki küçük bir kesim arasında tedâvülünü haram kılar.
Allah [Subhânehu ve Te’alâ] Kur’ân-il Kerîm’de şöyle
buyurmuştur: كَيْ لا يَكُونَ
دُولَةً بَيْنَ الْلأَغْنِيَاء مِنكُمْ “İçinizden yalnız
zenginler arasında dolaşan bir güç olmasın diye.” [el-Haşr 9]
Ey Müslümanlar! Şimdiki hükümet de dâhil, peş
peşe gelen nice hükümetler gördünüz ki hepsi de halkın işlerini
gözetme sorumluluklarını yerine getirmede başarısız olmuşlardır.
Oysa Hilâfet yönetiminin aslî vazîfesi, insanların işlerini
gözetmektir. Âişe [RadiyAllahu Anhâ]’dan şöyle dediği rivâyet
edilmiştir: “Şu evimde Rasûlullah [SallAllahu Aleyhi ve Sellem]’i
şöyle derken işittim: اَللَّهُمَّ
مَنْ وُلِيَ مِنْ أَمْرِ
أُمَّتِي شَيْئًا فَشَقَّ عَلَيْهِمْ فَشُقَّ عَلَيْهِ، وَمَنْ وُلِيَ
مِنْ أَمْرِ أُمَّتِي شَيْئًا فَرَفَقَ بِهِمْ فَأَرْفِقْ بِهِ
“Allahım, her kim Ümmetimin işlerinden bir şeye (yönetime)
vekil kılınır da onlara sert davranırsa, Sen de ona sert davran. Her
kim de Ümmetimin işlerinden bir şeye (yönetime) vekil kılınır da
onlara yumuşak davranırsa, Sen de ona yumuşak davran.” [Muslim
rivâyet etti.] İşte bu sorumluluğu hakkıyla yerine getirdiğinden
ötürüdür ki Mü’minlerin Emîri Halîfe Umer [RadiyAllahu Anh]
şöyle demiştir: والله لو أن شاة عثرت
بأرض العراق لكنت مسؤولا عنها ولخشيت أن يحاسبني الله عليها يوم
القيامة “Vallahi, bir koyun Irak arazisinde (suya)
düşecek olsa, mutlaka ondan mesul olurum ve ben muhakkak Allah’ın
Kıyâmet Günü beni bunun için hesâba çekeceğinden korkarım.”
Şimdi üzerinizde âcilen yerine getirmeniz gereken
bir farz vardır, Ey Müslümanlar, bu da on yıllardır sizleri ezmekte
olan bu zâlim yöneticileri başınızdan atıp yerine sizleri adâlet ve
ihsân ile gözetmek için bütün gücünü harcayacak bir Halîfe
seçmektir. Allahu Te’alâ şöyle buyurmuştur:
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا
اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ
“Ey îmân edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verene dâvet
ettiği zaman icâbet edin!” [el-Enfâl 24]