Harçlar,
Vergiler ve Haram İhtikâr Yoluyla Fiyatları Yükselten Bizzat
Devlettir
50 kiloluk bir çuval unun fiyatı, %23 artarak 90 Cüneyh’ten 117
Cüneyh’e yükseldi. Böylece bir ton unun ekmek fırınlarına teslim
fiyatı 2.340 Cüneyh olacak, bu da insanların temel besin maddesi
olan ekmeğe yansıyacaktır. Buna bir de öteki temel gıda maddelerine
yapılan zam da denk gelince, hayat daha da sıkıntılı bir hale
gelmiştir. Devlet ise bu zamlara gerekçe olarak dünya piyasalarında
buğdayın ton fiyatının 700 Dolar’a yükselmesini gösterdi. Bu vakıa
hakkında aşağıdaki hususları açıklama gereği duyuyoruz:
Birincisi: Dünya piyasalarında buğdayın,
“Mart 2008 teslim” ton fiyatı 470 Dolar’dır, devletin belirttiği
gibi 700 Dolar değildir.
İkincisi: Buğdayın fiyatını yükselten;
devletin buğdaya koyduğu masraflar, harçlar, vergiler ve gümrük
giderleridir. Mevcut gelir vergileri, özel harçlar, üretim, stok ve
liman engelleri, damga vergisi, katma değer vergisi, gümrük
gelirleri ve benzeri pek çok masraf ve vergi, maliyeti daha da
artırmaktadır. Öyle ki bütün bunların toplamı, bir ton buğdayın
gerçek fiyatına %90’ı aşan bir yük getirmektedir. Nitekim buğdayın
dünya çapında ton fiyatı 968,2 Cüneyh’tir, buna 110 Cüneyh nakliye
bedeli eklendiğinde, bir ton buğdayın un fabrikalarına teslim fiyatı
1.078,2 Cüneyh olmaktadır, ama ekmek fırınlarına 2.340 Cüneyh’ten
satılmaktadır ki bu, un fabrikalarının kendi kârlarını almalarından
sonra devletin ton başına yaklaşık 1.000 Cüneyh (!) aldığı anlamına
gelmektedir.
İşte mallardan ve hizmetlerden alınan tüm bu
vergiler, harçlar ve masraflar, fiyatların yükselmesine doğrudan
etki etmektedir ki bu, Rasulullah [SallAllahu Aleyhi ve
Sellem]’in şu kavlinden ötürü şer’an haramdır:
مَنْ دَخَلَ فِي شَيْءٍ مِنْ أًَََسْعَارِ الْمُسْلِمِين
لِيَغْلِيهِ عَلَيْهِمْ كَانَ حَقاً عَلَى اللهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى
أَنْ يَقْعَدَهُ بِعُظْمٍ مِنَ النَّارِ يَوْمِ الْقِيَامَة “Her
kim Müslümanların fiyatlarından bir şeyde onlara pahalılaştırmak
için müdâhalede bulunursa, Kıyâmet Günü’nde ateşten kemikler üzerine
oturtması Allah Tebârake ve Te’alâ üzerine bir haktır.”
Ayrıca devletin tebâsına yönelik mallardan ve
hizmetlerden aldığı gümrük vergileri de Rasulullah [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem]’in şu kavlinden ötürü şer’an haramdır:
لاَ يَدْخُلُ الْجَنّةَ صَاحِبُ مَكْسٍ “Meks sahibi
Cennet’e giremez.” Meks ise gümrük vergisidir.
Yine devlet, halkın temel gıda maddelerini
belirli sektörlerin tekeline terk etmektedir ki bu da Rasulullah [SallAllahu
Aleyhi ve Sellem]’in şu kavlinden ötürü haramdır: لاَ
يَحْتَكِرُ إلاّ خَاطِئ “Hatâen olmadıkça ihtikâr
yapılmaz.” Yine İbn-ul Museyyeb yoluyla şöyle buyurduğu
rivâyet edilmiştir: المُحْتَكِرُ مَلْعُون، وَالجَالِبُ
مَرْزُوق “Muhtekir (ihtikâr yapan, stokçu) melundur
(lânetlenir), câlib (ihtikâr yapmayan) merzuktur (rızıklandırılır).”
Ziraata elverişli 200 milyon feddândan
[Mısır, Sudan ve Suriye’de kullanılan ve 4047 m2'’ye eşdeğer bir
arazi ölçü birimidir.] daha geniş arazilere ve dünyanın en
büyük nehirlerinden birinin yanı sıra 85’ten fazla akarsuya sahip
olduğumuz halde yıllık ihtiyacımız olduğu söylenen 2 milyon ton
buğdayı temin etmekten âciz kalmamız ve gıda güvenliğimizin başlıca
düşmanları olan Amerika’ya, Kanada’ya ve Avustralya’ya rehin
bırakılmamız bir utanç değil midir?
Gerçek şu ki bizleri güçlü kılacak şey, ne sahip
olduğumuz imkânlar ve mallardır, ne enerji ve tarım uzmanlarıdır, ne
de Sudan’ın dünyanın en büyük tahıl ambarı haline getirmektir.
Aksine muhtaç olduğumuz kudret; esâsı üzere insanların siyâset
edileceği dosdoğru ve adâletli bir siyâsî fikirdir. Bu da ancak
İslâm’ın devlete dayalı muazzam metodundan başkasıyla varlık
bulamaz. İşte o devlet, ancak ve sadece İslâmî Akîde’yi hayatın
esâsı, helâli ve harâmı da amellerin ölçüsü haline getirecek,
Allah’ın kullarına adâlet ve ihsân ile muâmele edecek, Allahu
Te’alâ’yı râzı etmeyi hayatın gâyesi haline getirecek olan gerçek
gözetim devleti, Râşidî Hilâfet Devleti’dir. Allah [Azze
ve Celle] şöyle buyurmaktadır: فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلا
يَضِلُّ وَلا يَشْقَى وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ
مَعِيشَةً ضنكاً “Her kim benim hidayetime uyarsa o asla
sapmaz ve bedbaht olmaz. Her kim de Zikrimden (Dînimden) yüz
çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olur.” [Tâ-hâ
124-125]
